05-08-2007, 00:05
|
#1 (permalink)
|
| Deneyimli
Üyelik tarihi: 12-02-2006
Mesajlar: 2.409
Konular: 76 Rep puanı:25 Toplam Online: 19 Saat 21 Dakika 24 Saniye | ***...Deniz GEZMİŞ,Yusuf ASLAN ve Hüseyin İNAN...*** [sup:8e6618af7c]Siteye FazLa GiremediĞim için Bu BaşLığıda açMadıM... Kusura Bakmayın ArkadaşLar... 06.05.2007 Pazar Günüü... Deniz GEZMİŞ'i anMa Gunuyduu...hayatı pahasına davasını savunmuş,68 döneminin devrim lideri,6 mayıs 72 de idam edilmiş 3 türk gencinden biri. [/sup:8e6618af7c] [sup:8e6618af7c]
Bir 6 Mayıs sabahıydı.
3 fidan yaşasaydı 30'lu yaşlarının henüz başlarında olacaklardı o sabah. 'Gençtiler. Ama büyük gibiydiler. Kollarına giren askerler kadardılar belki' diye düşündü.
Henüz çok erkendi. Sokakta kimsecikler yoktu. 3 fidanı ilk tanıdığında orta okul öğrencisiydi. Duvarlardaki afişlerden, gazetelerdeki ilanlardan tanıyordu Deniz'i. Mahcup bakışlarını sevmişti Hüseyin'in. Yusuf, sokakta gördüğü bin kişiden binine de benziyor gibiydi; tam bizden.
Tam altı yıl geçmişti bu güne o kara günden.
Sonra tekrar eve girdi. Bir kova ilaçlı tutkal, bir uzun saplı fırça, birkaç kağıt afiş tekrar çıktı yola.
'Tanımalı' diyordu içinden heyecanla. 'Tüm gençler tanımalı önce yüzlerini bu üç cesur insanın.'
Bir süre yürüdüler gözleri duvarlarda. Kulaklarında çınladı mahpushane avlusunda haykıran gür sesler; Tam Bağımsız Türkiye.
Ve hatırladı o uğursuz celladı. Hani ölüm uzun sürsün diye ilmeği ustaca bağlayan o sırtlanı. Ve avluda ölüme alkış tutan o satılmış ruhları. Türklük postuna bürünmüş o Amerikan soytarılarını.
Bir bir gözünün önünden geçti 'İdam' diye ayağa fırlayan Washington memurları.
Hızla sokakları geçip ana caddeye çıktı. Öyle yerlere asmalıydı ki afişleri, dost düşman tekrar görmeliydi Deniz'leri.
Durdu. Tutkalı ustaca duvara sürdü. Sonra tüm gece uğraşıp ipek baskıyla ürettikleri afişi fırçaya kıvırıverdi, ta yükseklere kaldırmak için Deniz'leri.
Sabah henüz erkendi. Bir, iki derken çoğalıverdi Yusuf’lar duvarlarda. Yanında Hüseyin. Hüseyin’ler.
İdam sehpasına yürürken bu gençler, şaraplarını şerefe kaldırıyordu okyanus ötesindeki şefler. Henüz belki daha küçüktü bu günkü büyükler; Erdoğan'lar, Gül'ler.
Şefler kadehlerini tokuşturdular. 'Türkiye bu pembe yanaklıların, badem bıyıklıların olmalı' diye düşündüler.
Afişi hırsla bastırdı duvara bir daha hiç çıkmasın diye tıpkı 30 yıl önceki gibi.
'Ve', diye düşündü. 'Ne güzel. Yeniden ve daha çok doğuyor Yusuf’lar, Hüseyin’ler, Deniz’ler. Birer birer ölürken şefler.' [/sup:8e6618af7c] [sub:8e6618af7c]
Denizin Son Mektubu
Tutsam şu karanlığı, tutsam da yırtsam
Deniz Gezmiş
Baba;
Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi, abimi, kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.
Oğlun Deniz Gezmiş [/sub:8e6618af7c] |
| |