Adını DOSTLUK Koydum!!!! Neden gerekmişti bunca çözümsüzlüğe sürükleyen yabancılık? Kimler yaratmıştı güvensizliği, duygusuzluğu, kimler sokmuştu? Fitnelikle, namussuzluğü, yabansı dilleri, anlayışsızlığı hatırlar gibiyim. Sanırım sıradanlığa bürünesi aşkımızın ilk yolcusu sen olmuştun, benden önce. Bir akşam üstüydü sana geldiğimde, anlatacaklarımla dolu dolu olmama rağmen senden onca zaman göremediğim anlayışı ve sevgiyi görmüştüm. Ne var ki; itici alaycı gülümseyişin anlamsızlığı frenlemişti beni. Gitmek istemiştim, o an gidememiş yüzündeki o ifadeyi silecek sözler bulmayı denemiştim. Zoraki de olsa aslında kendi mahcubiyetimi ortadan kaldırmanın bir taktiğiydi tasarladığım plan. "Zamanım yoktu sana gelmeye" filan diyebilmiştim sadece.
Silinmemişti yüzünden o alaycı ifade hala. Ağlamak istemiştim boynuna sarılıp "Aşkın gururu olmaz" felsefesine fazlaca inanamadığımdan yine de sarılamamıştım. Birden fark etmiştim renkten renge giren suratımı, yine de anlatamamıştım anlatacaklarımı.
Evlerimizdi ayrı olan, yataklarımızdı. Kavlimiz, inançlarımız, umutlarımızsa hep birdi. Sigaranın, içkinin, politik çıkarların, kısaca düzeysiz bir yaşamın zararlarını da anlatıp, tasarlayamadıklarımızı konuşacaktık.
Planladıklarımız bizden başkalarına öyle bir yaşam, hayat buyurduk ki biz bize isteklerimiz ve kurallara bağlı olmaktan öte gidemiyorduk. Başta sigarayı bırakıyorduk. Kendimizle mutlu olmak, kendi varlığımızdan zevk almak, kişiliğimize değer vermeye ve sevilmeye değer bulmak, aşkımızın büyümesi için birinci koşuldu.
Şimdi ayrıyız. Kentler, sapa yollar, uzun bir zaman girmişti aramıza. Büyüdüğümüzün mü küçüldüğümüzün mü kanıtıdır bu ayrılığımız; hala anlayamadım. Hangi yüzümüzdü tanımadığımız da iki yabancı olduk şimdi? İki düşman gibi neydi yaşlanan? Duygularımız, hayallerimiz miydi bedenimizde ağır ağır yok olarak birbirimizden ayrı koyup, tutsaklığa sürükleyen, yoksa korkaklığımız mıydı?
Aşklar kolay kazanılmıyor, sevmek, dokunmak, inanmak da emek istiyor. Zaman içerisinde kolaylıkla mı yakınlaşmıştık, kolaylıkla mı kazanmıştık bu zaferi. Yıllar devirmiştik. Kaç dağ devirmiştik, ne sözler, ne övgüler, ne küfürler işitmiştik.
Arkadaşımın içine bir şeyler doğuyordu, ne olduğu meçhul, habire ısrar ediyordu, kalayım diye. İçindeki tarifsiz eksikliği benim gidişimin daha da fazlalaştıracağını söylüyordu, gözlerimin içine manalı ve anlamlı bakarak. Hiç hesapsız. Arzular, istekler, hevesler, ön yargılar bir yana arkadaşımı eksikliğiyle bırakmaya mecburdum. Birisinin beni sevmesini doğal mı karşılıyordum, yoksa bu benim için gerçekleşemeyecek, gerçekleşse bile uzun sürmeyecek bir yol muydu.
Sabah erkenden söyleştiğimiz adreste teslim ettim arka daşımın kimliğini kendine.
alıntı...
__________________ gözler bile seni arar olmuş SEVDİĞİM.... |