Kes sesini yüreğim,sus,sus işte...
Karanlıklar,öksüzlükler duyamaz seni...
Onlara hitap edemez artık cümlelerin...
kes sesini!...
Matemlere,yaslara,onulmaz acılara gömülü bu omuzlar taşıyamaz senin tek bir heceni!...
kes sesini!...
"Anı"denilen geçmiş vakitlerine mahkum şimdi,kendi kendini yiyip bitiren biri şimdi,sahiplenen bu omuzları...
Kendi kendine "sus"demekten usanan bir canlı "cansız" şimdi...
yorma daha fazla bu mahkumu,
kes sesini!...
Gözyaşından başka ıslaklık görmemiş gözleri,titremekte elleri,üşüyor dayanılmazlıkların girdabına tutulmuşluğun soğukluğunda,karanlıklara mahkum gibi...
Aydınlanmayacak gibi,soğuk bir duvara çarpmış,sendelemiş,bir daha kapıyı bulamayacak gibi şimdi...
sadece mahkum...
işit bunun sözlerini,tut istediklerini,kes sesini!
Sus işte,sus...
Sus ki kabuslara esir olmayayım henüz kendi esaretimden kurtulamamışken!..
Kuyulara atmayayım,alışılmadıkların eline bırakmayayım ruhumu,sendelerim..
kes sesini!...
Çöl gibi ya da hayır,hayır,kutup gibi,buz gibidir o yerler.
Karanlıktır,korkarım.Ruhum istemez,kaçıverir...
O yerler ki birer seraptır aslında vahalarda belirmiş olan.
Cezbetmesin oralar seni,aldanma seraplara.
kes sesini!...
__________________ Aynalarda aradığımız ve bulduğumuz, yalnız aşktır. Yeryüzüne düşünce sendeleyip yitirdiğimiz o büyük sır… Siz aynayı sadece bir cam ve sırdan mı ibaret sandınız? |