UzakLık ve Aşk...
Uzaklık klasik aşkı çoğaltır. Gerçek aşk, yakınlık ve
uzaklıktır. Birbirimizi her an özleyecek kadar uzak,
terimiz aşkımızın terinden ayırt edemeyecek kadar yakın
olmaktır aşk.
İnsan uzaklaştıkça özler. Tabiatta da öyle değil midir?
Çiçek sudan uzaklaştıkça solup ölmez mi? Toprak sudan
uzaklaştıkça çatlamaz mı hasretten?
İnsan uzaklaştıkça sever.
Sevgi uzaklaştığında çiçeklenip meyve verir. Yakınlık
göz bozar. Yakınlık köreltir. Akıl ise zor çözer yakınlığı.
Yakınlık bazen aklı da bunaltır.
Anne çocuğundan ayrı kaldıkça kokusunu hisseder;
kokusu ile teselli bulur ve özlemle tekrar koklamayı
bekler.
Gözden uzak olan gönülden uzak olmuyor. Gönül daha
da koynuna giriyor uzakta olanın…
Uzaklık bir değer ölçerdir. Bir sevginin kaç gramlık
değeri olduğu uzaklaşınca anlaşılır. Uzaklaştığında hala
seviyorsa ve özlemin yoğunlaşıyorsa bu asil bir sevgidir.
Yakınlık sabah pusudur. Gece ise üretmenin ve özlem
doruğunun tatlı rahmidir…
Gece hayal kurdurtur.
Gece özletir.
Gece rüyaları ve hülyaları demler tıpkı uzaklık gibi…
Gece tek başınalık ve uzaklıktır.
Gece gözün içe döner; gündüz gördüklerini dimağına
serer.
Ve ruh gündüz gözün gördüklerini yeni yeni içerek
esrikleşir…
Uzaklık esrikliktir.
Esriklik doğurtur.
Uzaklık doğurgandır; aşkı, gerçeği ve özü doğurur.
Mecunun aşkını doğurtan Leyla’nın uzaklığıdır.
Yahudi’nin vatan susuzluğu bin yıllarca yaşadığı
sürgünlüktür.
Yakınlık köreltir, uzaklık çoğaltır.
Toprak hasretiyle yanan gurbetçidir; uzak olup yakın
olan da o’dur.
Uzaklık ağlatır.
Yakındayken yeterince sevmeyip uzaklaştıktan sonra
sevgilisinin değerini bilmediği için ağlatır. Hayıflar
yakındayken sevmediğine. Pişman ettirir: ah neden daha
fazla anlamdım, göremedim diye.
Uzaklık sordurtur. Kış gelip yazdan uzaklaştıkça neden
yazla sevişmedim.
Ayrıldıktan sonra neden üzdüm, neden sevmedim,
neden sevgiyi göremedim, neden bunu yaptım, neden
aşkı sattım, neden gözyaşına mahkum ettim, neden
sığlaştım bir hiç uğruna diye sorular dizdirtir uzaklık…
Aynı nefesi paylaşıp uzak olanlar, birbirlerinden
uzaklaştıktan sonra yakınlaşırlar.
Aynı nefesi paylaşıp uzak olanlar olduğu gibi uzak olup
aynı nefesi paylaşanlar da vardır.
Uzaklaşınca hüzünden ağlarız. Uzaktaki ile kucaklaşınca
sevinçten ağlarız. Hüzün ve sevinç uzaklığın gözyaşı
olan ruhumuzda oynaşır…
Hiç özgürlük denizi görmemiş olsak da ütopya adasının
kıyısına vuran dalgalar içimizin kıyılarına vurur.
Uzak dalgalar gözyaşımız kadar yanaklarımızı ıslatır.
uzak sevdirir.
Uzak özletir.
Uzak olan bağlatır.
Uzaklık bizi gerçeğe ***üren hakikat dalgasıdır.
Uzaklık sevgililerin gözyaşını aynı gözbebeğinde
dalgalandırır.
Pepuk kuşu kardeşini öldürür. Uzaklaşır. Geri
dönmemecesine ayrılır. Pepuk kuş olup öter.
Uzaklaştıkça; ‘ pepuk, pepuk !’ diyerek ömrü boyunca
yas tutar. Pepuk kardeşinden uzaklaştıktan sonra daha
çok sever. Pepuk’un ötüşü ağlamadır. Ağlamak ise
ruhun mührüdür. Ağlamak aşkın- sevginin mührüdür.
Özlem uzak olanın mavi rengidir. İnsan güzelliğin
içindeyken güzelliği anlamaz, gençliğini heba eden bir
yaşlının pişmanlığı gibi…
Yakınlık köreltir.
Uzaklık klasik aşkı çoğaltır. Gerçek aşk, yakınlık ve
uzaklıktır. Birbirimizi her an özleyecek kadar uzak,
terimiz aşkımızın terinden ayırt edemeyecek kadar yakın
olmaktır aşk… Uzak kadar yakından da özletinceye
kadar sevgi ve yaşam için paylaşmak, emek vermek ve
üretmek gerek…
Uzaklık kadar yakınlık da çoğaltmalı, aşkınlaştırmalı
sevgimiz…! |