Tekil Mesaj gösterimi
Alt 02-03-2008, 22:57   #3 (permalink)
aa_şş_kk
a {a}_ş {ş}_k {k}
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 3 Gün 11 Saat 9 Dakika 22 Saniye
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

eleştiri

MUSTAFA OĞUZ’UN ÇOCUK ŞİİRLERİ
RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR


Çocuk şiiri yazmak maharet ister. Çocuk duyarlığını yakalayabilmek ister.
Çocuk şiiri, çocuk öyküsü, çocuk romanı… bu sıfatlar ne kadar geçerli tartışıladursun, Ebubekir Hazım Tepeyran’ın Küçükpaşa’sından, Fikret’in Şermin’inden başlayıp Zarifoğlu’nun Yürekdede ile Padişah’ı ve Gülücük’üne kadar uzun, sağlam bir geçmişi var çocuk edebiyatımızın. Batılılaşma öncesini hesaba katacak, masalları, ninnileri söyleyecek olursak, çocuk edebiyatı diğer türler kadar geçmişe sahiptir.
Bu çizginin yeni sürdürücülerinden bir dil adamının şiirlerinden söz edeceğim: Mustafa Oğuz’un çocuk şiirlerinden. Cahit Zarifoğlu gibi basit görünümlü katmanlı şiirler yazıyor. Hem büyüklere hem de çocuklara sesleniyor.
Mustafa Oğuz şiirlerinde hem ahenge hem de duygusal etkileşime ulaşmış bir şairdir. Onun çocuk duyarlığını yansıttığı şiirlerinde bir “hal” vardır. Bu da Oğuz’un şiirini bir basamak yukarı çıkarmıştır.
Yer yer maddeden ruha, ruhtan maddeye geçiş yaparak çocuğu (okuyucuyu) yelpazeleme düşünmeye sürüklüyor. “Çıkardım çatı katına/ Kaybolurdum/ Oynardım bir başıma/ Kedimiz tekirle”
Dil adını verdiğimiz o büyük atmosferin içinde kendine özgü bir sesle olay anlatıyor Oğuz. Çünkü çocuk dili olay dilidir.
Yakarış dilini öğretiyor çocuğa. Bu, çocuk duyarlığında oylumlu bir açılımdır.
Düz ve doğru bir çizgide düşünme biçimi anlatıyor. Çocuk/çocuk gibi düşünür/düşündürürken bakış açısı olumludan yana. Olumluyu görüyor, olumluyu anlatıyor.
Taklit çağının çocuklarına o büyük hayal dünyasının düş ülkesinden hayat/ımsı parçalar sunuyor. Bu duyarlığın gelişmesine, hayalin büyümesine, daha özgür bireylerin yetişmesine hizmet ediyor.
İmgelerle boğuşturmadan bir şiir dili oluşturuyor Oğuz. az da olsa imge kullanmayı ihmal etmiyor. “Balkonda bir anne/ Güneşi emziriyor çocuğuna/ Ve sabahı yudumluyor/ Işıltılı bir kahvaltı üstüne” soyutla somutu yan yana getirip, somutu soyut içinde, soyutu da somut içinde okuma imkanı sunuyor. “Omuz başlarım bir gül ormanı”.
Zarifoğlu namazı, kuşları konuşturarak anlatıyor; Oğuz da ırmakla çocuğu konuşturarak anlatıyor.
Oğuz buzlu camların arkasında gizlenmiyor. Flu görüntüler vermiyor. Her mısrası meydanda, her sözü apaçık. Anlamı gizleme derdi gütmüyor. Buradan hareketle Oğuz’un şiirlerinde bir sosyal faydanın olduğunu söylemek mümkündür.
Toplumu, genç kuşağı yetiştirme düşüncesini okumak mümkün. Şairin sosyal çevresi, dünya görüşü elbette şiirine de yansır. Mustafa Oğuz, idealist bir sosyal ortamda, romantik bir çevrede bulunuyor. Bunu şiirlerinde görebiliyoruz. “Ey bizi/ Emziren hayat çeşmesi/ Annemiz/ Büyük bir başak oldum ben/ İşte tanelerim/ Tohum olup düşüyorum/ Toprağa”
Bu sözleri söylememize vesile olan iki şiir kitabı Salıncak yayınlarından art arda çıktı: Tarifsiz Gökyüzü, Güzel ve İnce. İlgi çekici kapağı ve çok tatlı resimlerle süslenmiş sayfaları çocukların aradığı/ ilgilendiği türden.
On birinci kitabını okur huzuruna çıkaran Mustafa Oğuz toplumcu yaklaşımından ödün vermeden şiirle/yazıyla yolculuğunu sürdürüyor.
Şair Mustafa Oğuzla çocuk edebiyatı ve şiiri üzerine kısa konuşma gerçekleştirdik:
Çocuk edebiyatı ne anlam ifade ediyor?
Çocuk edebiyatı, çocuğun o alabildiğine hür dünyasında çıkarsız ve beklentisiz meydana getirilen bir edebiyattır. Edebiyatın en doğal ve yalın halidir diyebilirim. Çıkar ilişkilerinin gözetilmediği, kaprislerin olmadığı, kapalı ve karışık imgelerin kullanılmadığı bir edebiyattır. Sözü hem doğal ve yalın hem de sanatlı söylemektir çocuk edebiyatında amaç. Özellikle de çocuk şiirinde. Onun için birçok çocuk şiirinde “sehl-i mümteni” söz konusudur. Çocuk edebiyatı, yazarın kendini en özgür ve en çocuk hissettiği, alabildiğine yaratıcı olduğu bir edebiyattır. Sınırları çocuksulukla çizilmiş bir edebiyattır.
Çocuk şiirinde olmazsa olmaz nedir?
Çocuk şiirinde olmazsa olmaz olan çocuksuluktur. Çocuğa konuşmak değil, çocuğu konuşturmaktır. İçimizdeki haşarı, haylaz, uçuk çocuğu sözcüklerle kanatlandırmaktır. Ufuk açmaktır olmazsa olmazlardan biri. Bunları yaparken de gerilimi diri tutabilmektir. Çocuğun karşısında değil de yanında; hatta kalbinde durabilmektir. Yalın ve çarpıcı olmaktır.
Tarifsiz Gökyüzü ile Güzel ve İnce’yi yazarken neler hissettiniz?
İçimdeki çocukla gökyüzünün tarifsiz güzelliğinde güzel ve ince bir yolculuk yaptım. Bütün şiirler bu yolculuktan bir iz taşır. Taşımaması da mümkün değildir. İçimdeki çocuk konuştukça sözcükler yan yana, alt alta dizildi. Yunus’un deyimiyle “Ete kemiğe büründüm / Çocuk diye göründüm.” Her bir şiir benim. Benden bir parça. Özleyen, seven, bekleyen, uçmak isteyen, kaplumbağalara konuk olmayı düşleyen, uçan kuşlara imrenen benden bir parça. Bütün bunlar içimdeki geveze ve haylaz çocukla dile geldi ve şiir diye göründü. Hepsi bu.
__________________

(Dilimize sahip çıkalım)

aa_şş_kk Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla