Yarım ekmeğe karışık ruh hali... Cem Karaca ne de güzel dile getirmiş değil mi? ÇOK YORGUNUM
BENİ BEKLEME KAPTAN
SEYİR DEFTERİNİ BAŞKASI YAZSIN
ÇINARLI KUBBELİ MAVİ BİR LİMAN
BENİ O LİMANA
ÇIKARAMAZSIN...
Sizin de böyle yalnızlıklarınız oldu mu hiç?
Hani bir şarkı duyarda insan; İŞTE ÖYLE BİRŞEY.
Oldum olası içerimde garip tartışmalar yaşarım. Yalnızlık nedir acaba? İnsan nasıl yalnız olabilir? Hoş bazen ben de kendimi yalnız hissederdim Yaşamın gayesini boş olarak görmek bazen istem dışı gerçekleşiyor. Kavuşmanın olmadığı eski bir türk filmi ne de çok etkiliyor insanı istediği zaman. Dünden hazır ruh halimiz en basit bahane ile yenilmeye hazır hal alıyor. Hele de müziğe girerse filmimiz;
Hani eski bir resme bakarken
Hani yılları sayar da insan
Hani gözleri dolar ya birden
İŞTE ÖYLE BİRŞEY.
Eski bir Eminönü-Galata manzarası alıyorsa bazen sizleri devam edelim...
Eski... Meğer ne de güzel ne kadar ağır bir cümleymiş.
Hayatınızda eksikler olduğunda başvurduğumuz kişiler. ''Eskiler derdi...'' diye başlayan bir cümle kurmak nasip olmadı daha bana. Ama bu cümlelere çok tanık oldum. Gerçekten anlatılanlar doğruysa zamanın fakiri olmaya bile razı oluyor insan. Yama ile dolu pantolonunuzla kol uçları yırtık gömleğinizle kimseyi takmadan gezmek tozmak ve eğlenmek herhalde şimdi size uçarılık geliyordur. Bilmem bana çok cazibeli geliyor.
Bi hikaye vardı. Eskiler anlatır. (sayfa sağolsun ilk kez kullandım eskinin dediğini )
Köyün padişahı çok malvarlığına rağmen mutlu değilmiş. Ama sadece yiyecek ekmeğine parası yeten ayakkabı boyacısı çok mutlu bir halde dolaşırmış. Kral davet etmiş birgün bu çulsuz adamı. Sormuş biçareye ;
Hiç bişeyin yok nasıl böyle mutlusun? diye. Cevabı verir gibi olmuş boyacı;
''azıcık aşım ağrısız başım'' demiş. Kral ilginç bulmuş biçare boyacıyı ve 5 torba altın akçe vermiş. biçare boyacı haliyle çok sevinmiş.
Akşam eve geldiğinde yeni bir ruh hali almış boyacıyı. Bu zamana kadar hiç aklına gelmeyen düşünceler meşgul etmiş beynini. ''Bu altını nereye saklasam? Acaba çalarlar mı? Duyan, gören var mı?'' derken uykusuz kalmış boyacı. Sabah şarkı söylemeden ve güler yüzünü bir köşede bırakmış halde geziyormuş sokakları. Herkes şaşırmış bu duruma ama boyacının beyninde düşünce fırtınası. Potansiyel suçlu görmeye başlamış herkesi. Gel zaman git zaman boyacı artık sıkılmış bu işten. Uykusuz geçen geceler delirtmiş boyacıyı ve altın akçeleri geri vermeyi düşünmüş. Vermişte. Kralım bir bak hele bu biçareye demiş; ''Benim uykularımı,huzurumu, güler yüzümü kaçıran bu akçeleri istemem'' demiş. Altın senin huzur benim. Azıck aşım ağrısız başım demiş krala.
İşte böyle dostlar. Bazen mutluluğu başka şeylerde aramak lazım deriz ya en güzel örneği bu olsa gerek. İnsan karnını doyurduktan sonra gerisi fazla olan para değil, gönüle ve göbeğe sığmayan sevgi olmalı. Üstünde taşıdığın yamalığın ne önemi var içini boş koduktan sonra. Hey gidi eskiler hey...Ne diyor şair; Ayakkabıyı sefaletten çok sonraları tanıdım
Öyle ufuklarda mı olurmuş? Allahım giyer giyer koşardım
Toprağın dostluğundan oyuncaklar yaptım çamurdan
Tenimin rengini aldım topraktan
Sen bakma esmerliğim sonradan
Bir ömüre sığmayan mutlulukları yaşatan bir ayakkabınız oldu mu hiç? Binbir marka ve model sunulmuş önümüze. Nike'lar, Adidas'lar, ucu bucağı gelmez. Hangisi yukarıdaki dizelerde bulunan mutluluğu yaşattı sizlere? Belki de bu yüzden bir hasret bir özlem var içimde. Çok sever çok iç geçirim eskilere. Ama olaylara tek taraflı bakmamak lazım. Çilesini de dinlerim büyüklerimden eski zamanların. İnsanı nasıl ters köşe yapar hayat, nasıl evire çevire pataklar bunları duymadım sanmayın. Garibim hadi gül biraz
Bu bahar dallar kiraz
Yaşamak Hep böyledir
Su biter seller durmaz
Ne garibanlık varmış eski zamanlarda. Vay be! Ne kadar zor günler geçirip sunulmuş bizlere bazı şeyler. Bunları unutmak asla ve asla olamaz. Bunun kıymetini bilmek gerekir. Biz bu kadar derde gelemezdik herhalde. O sebepten unutmamalıyız yaşanan dertleri. Bizler için yaptıklarınıza binbir teşekkürler eski insanlar. !!! Her ne kadar layık olamasak da... Eski manzara ve insan resimlerine gözünüzle değil de gönlünüzle baktınız mı?
Şahsen ben o siyah beyaz resimlere bakınca renkler asla aklıma gelmez. Bana o zamanlar gerçekten siyah beyazmış gibi gelir herşey. Acaba bunu yaşayan hisseden tek insan mıyım? Bunun nasıl bir ruh hali olduğunu çözemedim -gerçi çözmekde istemem ya, ama o otantiği bozmak da hiç işime gelmezdi sanırım.
Şimdi eskiyi hafif hafif çalan bi gitar tınısında bulma lüksümüz de var. İlk başta bahsettiğimiz ruhun buna meyilli olması gibi bi olay bu. Eğer insan hazırsa bişeye düşünmek isterse bahanesi çok olur.
Murat Yılmaz Yıldırım'ın gitarında bulurum ben eski fotoğrafların büyüsünü Hafifce ısırılmış bir dünyanın ucundayım
Hmmmm hmmmm
Ellerim uzanmış düşüyormuşum
aaaaa aha
Acılar yalnızlığımızın ortak aynası olmuş
Düşlerde gördüğümüz hep o derin anlam
Ben nerdeyim,hangi düş benim
Sen nerdesin hangi roldesin ?
Deniz kıyısı kadar güzel bir koku tatmadık daha.
Karadeniz özgürlüğünün yaşanamaması mı acaba bu? Her neyse ne, ama bir şekilde içimizdeki özgürlük duygusu bizleri aldı götürdü biryerlere. Denizkıyısında oturduğunuzda yaşadığınız zamanı düşünün bazen. Bundan 50 yıl sonra tarih kitaplarında sizin yaşadıklarınızı okuyacak ufacık çocuklar. Ne kadar ilginç ve bir o kadar da derin. Tarih olacağımız fikri ilk köyümden Karadenizin çarşaf gibi serilmiş olduğu zaman geldi aklıma. Eski fotoğraflara dönmek şimdi daha bir zor. Meğerse renk hep varmış ama ya görmemişiz ya da görmek istememişiz.
Sevgilerimle,
Burak |