Konu
:
Aristo'nun Hayatı Eserleri Ve Arito Hakkında Herşey...
Tekil Mesaj gösterimi
07-04-2007, 21:18
#
1
(
Link Al
)
minik microp
Yeni Üye
Üyelik tarihi: 05-04-2007
Mesajlar: 14
Konular: 8
Rep puanı: 1
Aristo'nun Hayatı Eserleri Ve Arito Hakkında Herşey...
M.Ö. 384 veya 385' te
günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da
Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. M.Ö. 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon' un Atina' daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde
okuma tutkusuyla tanınır; (Platon
belki de bir tür tenezzülle
ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akadmeia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren
hatta zaman zaman da Evdamos yada Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi
bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.
Aristo'nun Hayatı Eserleri Ve Arito Hakkında Herşey...
Platon M.Ö. 347'de öldüğünde
Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aritoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl
belki de ustasının teşvikıyle
Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada
özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında
belki de Theophrastos'un daveti üzerine
komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına
oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir
anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem
gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u
yada diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu yada galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit
aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı
dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles
Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle
Atinalılar'a "felsefeye karşı ikekşi bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de
altmış üç yaşında ölür.
Yapıtları
Aristoteles'in yazıları iki kümeye ayrılır: 1. Aristoteles tarafından yayımlanan
fakat bugün yitmiş yazılar; 2. Aristoteles tarafından yayımlanmamış
hatta yayına yönelik de kaleme alınmamış
buna rağmen de toplanıp muhafaza edilmiş yazılar.
"Yitik Aristoteles"
İlk kısım yazılar
"dışrak yapıtlar" olarak adlandırılırlar. Dışrak
yani ἐξοτeρiκά terimini Aritoteles kendisi Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanıyor. Bu yapıtlar
diğer birçok Eskiçağ metni gibi Milâd'ı izleyen ilk asırlarda yitirilmiştir. Gerçi bu yapıtların en azından başlıklarını
Aristoteles'in yapıtlarının adlarını mahfuz listelerden biliyor
muahhar eski yazarların yazdıkları taklit yapıtlardan ve yaptıkları alıntılardan da içerikleri hakkında muğlak da olsa bir fikir edinebiliyoruz.
Bu yapıtlar
yazınsal biçimleri itibariyle
Platon'unkilerle mukayese edilebilir nitelikteler ve aralarından birçoğunun diyalog biçemleri takip edilerek yazılmış olduklarını düşünmemize yol açacak nedenler var. Cicero
Aristoteles'in stilinin "pürüzsüzlüğü"nü övüp yazısının akışını "altın bir ırmak"a benzetirken (Topikler I
3; Acad.
II
38
119) hiç kuşkusuz bu yapıtlara göndermede bulunuyordu. Ne var ki bir asırdır belli bir ölçüde yeniden oluşturulmaya çalışılan içeriği felsefe tarihçileri için sorun teşkil etmeye devam ediyor. Bunun en temel nedeni
"Yitik Aristoteles" külliyatının
korunan metinlerden anladığımız Aristotelesçilik'le yakından uzaktan bir ilgisi olmaması; büyük ölçüde Platoncu temaları geliştiriyor
hatta bazen de ustasının çalışmalarıyla aynı doğrultuda kalmak kaydıyla daha öteye giden savlar sunuyor (Bu çizgide
örneğin Evdemos yada Ruh Üzerine diyalogunda
ruhla beden arasındaki bağları doğa karşıtı bir birliktelik olarak nitelendirip
Tyrrhen korsanlarının tutsaklarına diri diri bir cesede bağlayarak yaptıkları işkenceye benzetiyor). Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde eski Platoncu dostlarını eleştirdiğini fark ettiğimizde
acaba iki ayrı hakikat mi güttüğü sorunu depreşmeye başlıyor: bir büyük kitlelere yönelik "dışrak" (eksoterik) hakikat rejimi
bir de Lykeionlu öğrencilere münhansır "içrek" (esoterik) bir rejim. Ancak bugün yaygın kanı olarak bu yapıtların bir yerde Aristoteles'in hâlen Akademeia'ya mensup
yani Platon etkisi altında olduğu döneme ait gençlik yazıları olduğu da düşünülüyor. Hatta bu fragmanlar örneğin Jaeger gibi genetik Aristoteles okumaları yapan yorumcular için Aristoteles'in düşüncesinin evrimleşmesinin ilk noktasını tayin etmeğe kullanılmıştır.
Bu yitik yapıtların başta gelenleri şunlardır: Evdemos yada Ruh Üstüne (Platon'un Phaidon'unun izinde)
Felsefe Üzerine (Metafizik'in kimi temalarının ayırdına varabildiğiimiz bir tür tutum ibrazı yazısı)
Protreptik (felsefî hayata teşvik)
Gryllos yada Retorik Üzerine (Isokrates'e karşı)
Adalet Üzerine (Politika 'nın bazı temaları burada kendilerini belli ediyorlar)
Asalet Üzerine
bir Şölen
vb.
Korunan Yapıtları
İkekşi küme Aristoteles'in bütük olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan ibaret bir yığın elyazmasından oluşuyor. Bu yapıtlara esoterik (içrek) hatta daha doğru bir anlatımla akroamatik (yani sözel öğretime yönelik) adı veriliyor. Eskiçağ'dan itibaren bu elyazmalarının ahlafa nasıl intikal ettiği üzerine romansı bir anlatı yayılmış (Plutarkhos
Sylla'nın Yaşamı
26; Strabon
XII
1
54). Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları
Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil vârisleri Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler metinleri
elyazmalarını Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden kurtarmak için; uzun zaman sonra
İ.S. birekşi yüzyılda
bunların torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar. Apellikon bunları Atina'ya götürmiş. Son olarak
Mithridates'le savaştığı sırada Sylla Appellikon'un kitaplığını ele geçirip Roma'ya taşımış. Orda da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış: Lykeion'un son skholarkh'ı (okul yöneticisi) Rodoslu Andronikos İ.Ö. 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akroamatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almış.
Bu anlatı kısmen tutarlı gözükmüyor. Zira Aristoteles’in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğine devam eden Lykeion’un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Herhâlükârda Aristoteles’in yapıtlarının ilk önemli yayımı –bu yapıtların önemini vurgulamak için yukarıda aktardığımız söyleni yayan kişi olmasına karşın- Andronikos’unki. Aristoteles’in yapıtları ancak Andronikos’la beraber
yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra
asıl mesailerine başlayacak
üzerlerine sayısız şerh yazılacaktır. Bugün Aristoteles’in metinlerini
Andronikos’un onlara verdiği biçimde ve yaygın olarak da yine Andronikos’un koyduğu başlıklar altında okuyoruz.
Bu olguların yapılan yorumların akıbetiyle olan ilişkisi gözardı edilemez nitelikte. Nitekim
bundan şu çıkıyor ki
bugün Aristoteles’in kitapları olarak tanıdığımız yazıların hiçbiri Aristoteles’in kendisi tarafından neşredilmemiş. Aristoteles
örneğin “Metafizik”in değil; felsefe tarihinde nedenler teorisi
temel felsefî güçlükler
çokanlamlılık
edim ve güç
varlık ve öz
tanrı gibi konular üzerine yazılmış bir düzine kadar kısa incelemenin yazarı. Editörler daha sonraları bu risaleleri biraraya getirip
Aristoteles de bu konuda istemli bir ipucu vermediği için
kısmen keyfî Metafizik –yani Fizik’ten sonra okunacak inceleme- başlığı altında toplamışlardır. Bundan ötürü hem Metafizik’in ve hem Aristoteles’in diğer yapıtlarının çoğunlukla birbirinden az çok bağımsız
açıkça kavranabilir bir ilerleme sunmayan
kimi yinelemeler ve hatta bazen de çelişkiler içeren bir etütler topluluğu olarak ortaya çıkmasına şaşırmamalıyız. Yalnız tabiî ki
bu yazıları bitmemiş halleriyle umuma muhtemelen hiçbir zaman sunmayacak olan Aristoteles’e bu yüzden serzenişte bulunmak isabetsiz olur.
Öte yandan
Andronikos’un
sözü geçen risaleleri
hem lojik bir sıra
hem de didaktik kaygılar güden bir dizim içinde düzenlediğini görüyoruz (örneğin mantığın
yani bilgiye yazılmış propedötiğin
kendiliğinden bilimsel olarak nitelendirebileceğimiz incelemelerden; fiziğin de metafizikten önce gelmesi gibi...) Bu sistematik sıralamayı
eleştirellik kaygısı taşımaksızın kabul ettiğimizde bir takım terslikler de ortaya çıkmıyor değil: risalelerin –zaten farklı dönemlerde yazılmış disertasyonlarının tek bir başlık altında toplanmasıyla evvelden maskelenmiş olan- kronolojik
yani kaleme alınma sırasının kaçılınmaz olarak yerine geçen bu sıralamanın
Aristoteles külliyatının -Aristoteles adında bir filozofun varlığıyla ilişkisi erkenden unutulan- gayri şahsî bir bütün olarak tespitine az katkısı olmadığını gözlemliyoruz. Aristoteles felsefesine yorumcular tarafından sıklıkla atfedilen sistematik karakter
büyük ölçüde eserlere bütünüyle dışlak bir neşrî keyfiyetten doğmuş oluyor
bir taraftan da bu fikri saklanmış yapıtların eğitselliği kuvvetlendiriyor.
Bir yorum çalışması
bu metinlerin yalnız didaktik maksadını değil
aynı zamanda Aristotelesçi eğitimin
örneğin Sokratesçi gelelenekteki monologlu değil de diyaloglu eğitiminden ayrışan
kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aristotelesçi eğitimde karşımızdaki yazarın tutumu
çömezleriyle diyalog halinde bir ustanınki olmasa da
gene de bir ustanın zihninde ve eserinde diyalog halinde olan
çoğu zaman geçmiş filozoflardan alıntılanmış
düşüncenin huzuruna çıkartılmış tezler. Böylelikle
Aristoteles’in yapıtlarında
bir doktrinin dogmatik sunumuna değil
güçlükler ve çelişkiler arasından kendine yol açan
zaman zaman büyük zahmetle yolunu arayan bir hakikatin oluşumuna tanık oluyoruz. Aristoteles’in incelemelerinde oldukça az sayıda tasımla karşılaşmamıza
bu incelemelerin silojistik üslupta değil de Aristoteles’in de dediği gibi “diyalektik” bir strüktürle tertiplenmiş olmasına öyleyse şaşmamalı: “diyalektik”
yani bir diyalog misali terakki eden
pro ve kontra argümanlar arasında gidip gelen.
minik microp
Açık Profil bilgileri
minik microp - Daha fazla Mesajını bul
Sponsor Reklamlar