Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Genel »»-(¯`v´¯)-» > Bilgi Okulu
Kayıt ol SohbetTop 10 Üyeler Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Uyarılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 11-12-2007, 22:00   #1 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart MeHmEt Akİf ERsOy hAyAtI şİİR Ve kİtApLaRı

Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı (1873 - 1936)


--------------------------------------------------------------------------------

İstiklâl Marşı şâiri. Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.

Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 târihine kadar devam eder.

Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da edebiyat dersleri vermiştir.

1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi.

Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla başlar. Bu târihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm'de yayınlanır.

1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı'nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti.

1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükce Kur'ân-ı kerîm tercümesiyle de meşgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan'a gitti. Ağustos 1936'da Antakya'ya geldi. Mısır'a hasta olarak döndü.

Hastalık onu harâb etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul'a geldi. Hastanede yattı, tedâvi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 târihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır.

Mehmed Âkif milletini ve dînini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sâhip, şâir tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şâiridir. İstiklâl Marşı şâiri olması bakımından da "Millî Şâir" ismini almıştır.


Şairin en büyük eseri Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur:

1.Kitap: Safahat (1911)

2.Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912)

3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913)

4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914)

5. Kitap: Hatıralar (1917)

6. Kitap: Asım (1924)

7. Kitap: Gölgeler (1933).

Mehmet Akif Ersoy'un Şiirleri




>> Acem Şahı

>> Âhiret Yolu

>> Alınlar Terlemeli

>> Âmin Alayı

>> Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak...

>> Azim

>> Azimden Sonra Tevekkül

>> Bayram
>> Bebek Yâhud Hakk-ı Karâr
>> Bir Ariza
>> Bir Gece
>> Bir Mersiye
>> Bülbül
>> Çanakkale Şehidlerine
>> Cânan Yurdu
>> Derviş Ahmed
>> Dirvâs
>> Durmayalım
>> Ezanlar
>> Fatih Camii
>> Geçinme Belâsı
>> Hasta
>> Hüsâm Efendi Hoca
>> Hüsran
>> İstiğrâf
>> İstiklal Marşı
>> Kocakarı ile Ömer
>> Küfe
>> Mahalle Kahvesi
>> Meyhane
>> Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile...
>> Ne Eser, Ne de Semer
>> Olmaz ya... Tabii... Biri İnsan, Biri Hayvan!
>> Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi
>> Resmim İçin
>> Ressam Haklı
>> Seyfi Baba
>> Şark
>> Şehitler Abidesi İçin
>> Tebrik
>> Tevhid Yâhud Feryâd
>> Umar mıydın?
>> Uyan
>> Yâ Râb Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabâhı?
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-12-2007, 22:04   #2 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

ACEM ŞAHI *



“Be-merdî ki mülk-i serâser zemin

Neyerzed-ki hûnî çeked ber zemin.” **

Sâdî

Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;

Eyvân-ı zer-cidârına as ziynetin diye!



Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,

Canlarla yak meşâil-i mâtem- penâhını!



Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları,

Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları



Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,

Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!



Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,

Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti,



Nûr-ı hayât ufuklarını herc ü merc eden

Leylin şedîd zulmetini rûha mezc eden’



Envâr-ı mihr-i fikri sen ey hâksâr eden,

Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden!



Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların!

Rahş-i akûr-i zulmüne pâmâl olanların



Gül-gonce-i mezârı mıdır tâc-ı devletin?

Tutmuşsa da avâlim-i efkârı şöhretin,



Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir...

Sadî'lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir.



Sa'dî'lerin mezârı, evet, bir avuç türâb...

Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!



Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin...

Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin



Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen...

Mudhik gelir nigâh-ı temâşâma hâilen!



Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,

Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek.



Mâzî ki işte makbereler mâverâsıdır,

Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsıdır



Atfeylesen nigâhını ka'r-ı zalâmına;

Milletlere gözün ilişir na'ş nâmına!



Dârâ'ların o nâsiye-i târumârını,

Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını



Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün...

Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için!



İklîmler alan o muazzam Napolyon'un

Bir hufredir kazandığı şey. İşte bak onun



En son serîri makbere-i mâtemîsidir,

Akreplerin nedîmi, yılanlar enisidir!



Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan:

Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!



Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden

Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken



Toprak olan dehenleri feryâda muktedir,

Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?



“Riyâset be-dest-i kesânî hatâst

Ki ez-destşan-i desthâ ber-hudâst” ***

Sa'dî



Bu müdhiş velvelen İrân'ı dâim inletir sanma.

"Muzaffersin!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma.



Zaferyâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?

Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?



Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?

Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?



Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,

Tependen indirir elbette bir gün lâ'netu'llâhı!



Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem

Hayâl etmektesin... Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem



Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak'la,

Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!



O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvân

Harâb olmaz mı? Kabristâna dönmüşken bütün İran?



Evet, İrân'ı kabristâna döndürdün, helâk ettin;

Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin!



"Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen,

Şu ma'sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!



Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın:

Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın!



Livâü'1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet,

Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet?



Kazak celbeyleyip tâ Rusya'dân sâdâtı çiğnettin;

Yezîd'in rûhu şâd olsun... Emînim çünkü şâd ettin!



Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh'ı bastırdın;

Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın!



Ne Allah'tan hayâ ettin, ne Peygamber'den âr ettin:

Devirdin kâ'be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin!



Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün,

Umûmen Şark'ı ağlattın, umûmen Garb'ı güldürdün..



Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb'ın da vicdânı,

Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân'ı!



O Sâ'dî'ler, o Hâfız'lar, o Firdevsî, o Râzî'ler,

Gazâlî'ler, o Kutbüddin, o Sa'düddin, o Kâdîler.



Yetiştirmiş; o Örfi'nin, o birçok şems-i irfanın

Ziyâsından tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın,



Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun!

Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma'bûd'un.



Hayır, Ma'bûd'a ircâında yoktur bunların ma'nâ:

Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ.



Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz;

Hatâ etmektesin şâyed diyorsan "Kimse aldırmaz."



Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl

Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!



*********************



* Mehmet Akif bu manzumeyi Mithat Cemal ile beraber yazmışlardır. Birinci parça Mithat Cemal'e ait olup, ikinci parça Mehmet Akif'indir.



** "Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez."



*** "Zalimliğinden halkın Allah'a sığındığı kimselerin, devlet başında kalmaları doğru değildir."


ÂHİRET YOLU



Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsıdır gidiyor:

Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.



Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,

Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;



Denildi: "Fâtiha!'; âmîni kestiler bu sefer,

Göğüsler inledi, derken, açık duran eller,



Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;

Deminki zemzemeler bir zaman için dindi.



Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,

Diyordu:

- Söyleyin Allâh için şu merhûmu,



Nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?

- İyi biliriz!

-Yarın huzûr-i İlâhîde toplanıp hepiniz,



Bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?

- Evet!

- İmâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...



- Helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.

- Helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!







Cemâatin yüreğinden kopup "helâl olsun!"

Nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,



Misâli uğradı evden; fezâda yükseldi.

İçerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;



Baş örtüsüyle kadınlar gözüktü pencereden:

- Bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen?



- Yıkıldı dostlar evim, barkım... Âh gitti kocam!..

- Dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!



- Tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,

Kızıp da "ey!" demiş insan değildi, hemşîre!



- Zavallı Remziye! Boynun büküldü evlâdım...

- Babam ne oldu?

- Baban... Öldü.

- Etme Ayşe Hanım,



Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavallı kıza...

- Ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...



Açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...

Göründü cumbada baktım ki tombalak, sarışın,





Sevimli bir küçücek kız... Beşinde ancak var.

Donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,



Zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.

Benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.







Sefine pâre ki: sırtında mevc-i bî-hissin,

Yüzer... Önünde ademden nişâne bir engin,



Çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;

Bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?



Cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,

O tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.



Nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?

Nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?



Bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,

Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.







Değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:

Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.



O tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,

Güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût



İçinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;

Zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.







Bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?

Suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:



Evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,

Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,



Bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,

Dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!







Ağır ağır gidiyorken cenâze kâfilesi,

Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.



Çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,

Açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât.







Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;

Ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!



Elinde yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...

O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. Muktedirsen aş!'







Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;

Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;



Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;

Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.







Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,

Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.



Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:

Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!







Babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... Belki bunlardan

Muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân



Bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân...

Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!







Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;

Müşeyyed bürc ü bârûlar düşer bir bir, bu taş hâlâ,



Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;

Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.







Namaz kılındı; duâ bitti. Kârban, yoluna

Düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.



Yarım sâat henüz olmuştu. Yolcular durdu;

Demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.



Cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,

Sokuldu servilerin ortasında bir çukura,



Atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur

Kabardı toprağın altında bir an, bir ur!



Evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,

Dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·



Sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak

İlel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak!...
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-12-2007, 22:06   #3 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

ALINLAR TERLEMELİ



Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,

Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!



Hayat elbette hakkın, lâkin ettir haykırıp ihkâk;

Sağırdır kubbeler, bir ses duyar: Da'vâ-yı istihkâk



Bu milyarlarca da'vâdan ki inler dağlar, enginler;

Otumıuş, ağlıyan âvâre bir mazlûmu kim dinler?



Emeklerken, sabî tavrıyla, topraklarda sen hâlâ,

Beşer doğrulmuş, etmiş, bir de baktın, cevvi istîlâ!



Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın;

Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın;



Eser a'mâkı, izler keşfeder edvâr-ı hilkatten;

Deşer âfâkı, birşeyler sezer esrâr-ı kudretten;



Zemin mahkûmu olmuştur, zaman mahkûmu olmakta;

O, heyhât, istiyor hâkim kesilmek bu'd-i mutlakta!



* *

*



Tabîat bin çelik bâzûya sahipken, cılız bir kol,

Ne kâhir saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayrân ol!



Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardır,

Yek-âheng olmuş, işler, çünkü birleşmekte muztardır:



Bugün ferdî mesâînin nedir mahsûlü? Hep hüsran;

Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!



Cihan artık değişmiş, infırâdın var mı imkânı,

Göçüp ma'mûrelerden boylasan hattâ beyâbânı?



Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır. Devr-i cem'iyyet.

Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,



"Şu vahdet târumâr olsun!" deyip saldırma İslâm'a;

Uzaklaşsan da îmandan, cemâ'atten uzaklaşma.



İşit, bir hükm-i kat'î var ki istînâfa yok meydan:

"Cemâ'atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah(c.c.)'tan.



Nedir îman kadar yükselterek bir alçak ilhâdı,

Perîşân eylemek zâten perîşan olmuş âhâdı?



Nasıl yekpâre milletler var etrâfında bir seyret?

Nasıl tehvîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret!







Gebermek istiyorsan, başka! Lâkin, korkarım, yandın;

Ya sen mahkûm iken, sağlık ölüm hakkın mıdır sandın?



Zimâmın hangi, ellerdeyse, artık onlarınsın sen;

Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!



Ezilmek, inlemek, yatmak sürünmek var ki, âdettir;

Ölüm dünyâda mahkûmîne en son bir sa'âdettir:



Desen bir kere "İnsânım!" kanan kim? Hem niçin kansın?

Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.



Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa'y ister:

Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.

İstanbul, 3 Teşrinievvel 1334 (1918)

ÂMİN ALAYI



“Gözüm ki kane boyandı, şarâbı neyliyeyim?

Şarâbı neyliyeyim?

Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyliyeyim?

Kebâbı neyliyeyim?

Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç!

İlâhi, ben bu bir avuç türâbı neyliyeyim?

Türâbı neyliyeyim?

Âmin! Amin!"

En önde, rahlesi âguş-i ihtirâmında

Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek;

Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında,

Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek

Kadar lâtîf, iki ma'sûmu bir açık payton

Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun,

Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun





O rûhtan daha sâfi olan yüreklerden,

Zaman zaman bir ilâhî terâne yükseliyor;

Bu cûş-i saffetin aksiyle tâ meleklerden

Zemîne doğru bir "amîn!" sadâsıdır geliyor.

Muhîti her birinin bir sabâh-ı nûrânûr,

Bütün bu kâfile efrâdı, pür-sürûd-i sürûr,

Yarıp önünde duran halkı muttasıl gidiyor!





Bu bir ketîbe-i ma'sûmedir ki, ey millet:

Selâma durmalısın şanlı rehgüzârında;

Bu bir cenâh ki: Atîde bir ufak hareket

Yapıp cihanları oynatmak iktidârında!

Gelir de sâye-i imdâd-ı Hak'ta bir gün, bu,

Girer diyâr-ı meâlîye doğrûdan doğru.

Bu ancak işte, eğer varsa, şanlı bir ordu!





Evet, ilerlemek isterse kârbân-ı şebâb,

Yolunda durmaya gelmez. O çünkü durmıyarak

Sabâh-ı sermed-i âtîye eylemekte şitâb;

O çünkü isteyemez hâle katlanıp durmak!

Onun kudûmü için nâzenîn-i istikbâl,

Açar da sîne, o olmaz mı per-güşâ-yi visâl?

Durur mu artık onun karşısında, mâzî, hâl?





Fakat o zemzemeler uçtu hep dudaklardan...

Sürûd-i neşve bu âlemde pek süreksizdir!

Ağır ağır geçiyorken alay sokaklardan,

Gelir de caddenin ağzında mıhlanır, dikilir,

Mehîb-manzara bir anlı şanlı gerdûne;

İçinde pudralı üç kanlı çehre! Neyse yine,

Yol açtı bir iri ses mevkibin geçip önüne:





- Siz ey heyâkil-i bî-rûhu devr-i mâzînin,

Dikilmeyin yoluna kârbân-ı âtînin;

Nedir tarîkını kesmekte böyle isti'câl?

Durun, ilerlesin Allâh için, şu istikbâl.
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-12-2007, 22:10   #4 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

ÂTİYİ KARANLIK GÖREREK AZMİ BIRAKMAK...



"Oğullarım: Gidiniz de Yusuf'la kardeşini araştırınız;

hem sakın Allah'ın inayetinden ümidinizi kesmeyiniz.

Zira, kâfirlerden başkası Allah'ın inayetinden ümidini kesmez."

(Yusuf, 87)





Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.



Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:



Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."

Davransana... Eller de senin, baş da senindir!



His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.



Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?



Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!



Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan

Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.



Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!



Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın

Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?



Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!



Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar



Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez...

En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!



Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin;

Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin



Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,

Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,



Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;

Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!







Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...

Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"



Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,

Tek kol da "yapışsam..." demiyor bir tarafından!



Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.



Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...

Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var.



Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!

Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!



"İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!" deme, yılma.

Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.



19 Rabîülâhir 1331 - 14 Mart 1329 (1913)



AZİM



Sa'dî, o bizim Şark'ımızın rûh-ı kemâli,

Bir ders-i hakîkat veriyor, işte meâli:



"Vaktiyle beş on kâfile sahrâya düzüldük;

Gündüz yürüdük hep, gece bir menzile geldik.



Çok geçmedi, baktım, bir adam hâsir ü hâib

Koşmakta... Meğer eylemiş evlâdını gâib.



Bîçâre gidip haymelerin hepsine sormuş;

Bir taş bile görmüşse, hemen oğluna yormuş.



Avâre peder, nerde bulursun onu! derken...

Gördüm ki ciğer-pâresinin tutmuş elinden,



Lebrîz-i meserret geliyor bizlere doğru,

Taşmış da gözünden akıyor şimdi sürûru!



Yaklaştı şütürbâna nihayet, dedi yekten:

"Evlâdımı buldum... Nasıl amma? Onu bilsen...



Karşımda ne görsem, “O!” dedim geçmedim aslâ.

Aldatsa da tahmînimi binlerce heyûlâ,



Azmimde fütûr eylemedim, ye'si bıraktım...

Mâdâm ki dünyâdadır elbet bulacaktım...



Kumlarda yüzüp, zulmetin a'mâkına daldım;

Hep rûh kesildim... Ne boğuldum, ne bunaldım.



Tevfık-i İlâhî edip en sonra inâyet,

Gördüm gözümün nûrunu karşımda nihâyet. "



İm'ân ile baksak oluyor işte nümâyan,

Sa'dî bize göstermede bir meslek-i irfan:



Bir gâye-i maksûda şitâb eyleyen âdem,

Tutmuşsa bidâyette eğer azmini muhkem,



Er geç bulacak sa'y ile dil-hâhını elbet.

Zîrâ bu şuûunzâr-ı tecellîde, hakîkat,



Tevfik, taharrîye, taharrî ona âşık;

Azmin de emel lâzımıdır, gayr-ı müfârık.



Olsun da emel azm ü taharrîye mukârin;

Tevfik zuhûr eylemesin sonra... Ne mümkin!



Ba'zen iki üç haybet olur rehzen-i ümmîd...

İnsan o zaman etmelidir azmini-teşdîd.



Ye'sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen

Hüsrâna düşersin; Çıkamazsın ebediyyen!



Mahkûm olarak ye'se şu bîçâre peder de,

Evlâdını şâyed o karanlık gecelerde,



Vaz geçmiş olaydı aramaktan, ne bulurdu?

Elbet biri candan, biri cânandan olurdu.

AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL



"...Bir kerre de azmettin mi, artık Allah(c.c.)'a dayan..."

(Âl-i İmrân, 159)



"- Allah'a dayanmak mı? Asırlarca dayandık!

Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık!

Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?

Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın;

Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın!

Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ;

Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ.

Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;

Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!"





- Allah'a değil, taptığın evhâma dayandın;

Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın...

Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,

Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî!

Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;

İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.

Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed,

Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.

Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd,

Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb'âd.

Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı,

Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı.





"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...

Ma'nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!

Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şâhid:

Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid.

Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet';

Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet?

Çoktan kürenin meş'al-i tevhîdi sönerdi;

Kur'an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi.





"Dünya koşuyor" söz mü? Berâber koşacaktın;

Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın!

Mâdem ki uyandın o medîd uykularından,

Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan.

Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra;

Ba'sin de kalır ta gelecek nefha-i Sûr'a!

Çiğner ya, tabî'î, ne düşünsün de bıraksın?

Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın!

Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;

Davranmıyacak kimse bu meydana atılmaz.

Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da.

Maziyi, fakat yıkmaya kalkma bu yolda.

Ahlâfa döner; korkarım, eslâfa hücumu:

Mâzîsi yıkık milletin âtîsi olur mu?





Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:

Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!

İstanbul, 13 Teşrinisina 1335 (1919
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-12-2007, 22:15   #5 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

BAYRAM



Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!



Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır



Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.



Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.



Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.



Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.



Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!



Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.



Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.



Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!



Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,



Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.



* *

*



Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.



Dedim ki: "Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,



Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. "



Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.



Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,



Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,



Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!



Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,



Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,

Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için



Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

"Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar!"



Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

Diyor: "Kuzum, girecek varsa durmasın girsin."



Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

"Alın gözüm buna derler..." sadâsı her yandan.



Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.



Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:



"Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram

Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam."



- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin ağa?

- Yokmuş onluğun, dursun.



O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!



Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;



Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan



Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.



Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

Davullu zurnalı "dans" eyliyen, coşup bağıran,



Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,



Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle



Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...

Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!



Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,

Dururdu "Yandı!" sadâsıyle türküler birden,



- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.



"Deniz dalgasız olmaz

Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın

Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah

Kavuşuruz inşallah..."



Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,



Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen "Bu niçin ağlıyor?" deyip soruyor.



- Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı

Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

- Salıncakçı!



Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...

Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

- Hay hay!



Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine.

BEBEK YÂHUD HAKK-I KARÂR



Bizim Cemîle Ferîde'yle bir sabah gelerek,

"Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek,



Getir, kuzum... " dediler. Ben de kızların keyfi

Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi.



Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki

Edâlı yosma getirdim. Aman o akşamki,



Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların!

Durup oturmadılar hiç, dedim: "Yatın da yarın,



Bütün gün oynayınız... "Nerde! Kim yatar? O gece,

- Yemekte sızmaya me'lûf olan - Ferîde'mce



Kabûl olunmıyacak söz olursa, yatmaktı.

Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı.



Ferîde'nin yaşı beş yok; Cemîle'ninki yedi;

Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi.



Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı;

Küçük sabâha kadar hep bebeğ’ni hoplattı.



Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan...

"Işıl ışıl bakıyor â! bebek değil, afacan!"



Sabaha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun:

Mışıl mışıl uyuyor... Değmeyin aman uyusun.







Benim bulunmadığım bir zamanda kız uyanır;

Bebeği uyutmak için evde üç saat kapanır.



- Aman da pek yaramaz, uyku sıçramış başına.

Bakın beşik de getirdim, bakın yatar mı şuna?



Yatar mısın seni maymun? Kapar mısın gözünü?

Acık da dinlesen olmaz mı annenin sözünü?



Kapandı işte gözün... Oh, şimdi artık yat!

Bebek ne yaptı bilinmez ki, sonradan, pat pat,



Dayak sadâları akseylemiş öbür odaya,

Güzel güzel uyumuş olsa kız da dövmez ya.





* *

*





Gelince akşama, baktım, Ferîde pek düşkün.

Durur mu, ablası? Ben sormadan atıldı:

- Bugün



Ne yaptı, beybaba, bilsen... Zavallıcık bebeğe?

- Ne yaptı?

- Dövdü bir âlâ, sonunda kırdı.

- Niye?



-Bilir miyim, ona sor... Kız, getir bebeğ’ni hadi!

Ferîde kaçtı yanımdan, getirmek istemedi.



Çiçek çıkarmışa dönmüş, getirdiler ki, yüzü;

Birer kafes gibi kalmış o kuş bakışlı gözü.



Başında saçtan eser yok, ayak topal, kollar

Omuzdan oynamıyor, kim bilir, ne illeti var?



O kanlı canlı bebek şimdi işte bir kötürüm..

- Bu ölmüş artık ayol, göm, götür de, hem ne ölüm.





* *

*





Ferîde kaldı bebeksiz, Cemîle'ninki fakat,

Güzel güzel duruyor, olmuyor ne kör, ne sakat.



Günün birinde berâberce oynuyorlarken,

Alıp Ferîde hazin bir niyâz tavrı hemen



- Bebeğ’ni ver, acıcık oynayım, kuzum abla...

Demez mi? Kız ne diyor?.. Galibâ:

- İnâyet ola!



Verir miyim sana ben hiç bebeğ’mi, yağma mı var?

- Hasislik etme kızım, ver!

- Alırsa sonra kırar:



- Nasıl kırar a canım? Etme oynasın, veriver!

- Olur mu beybaba?

- Elbet olur:

- Kırarsa eğer?



- Yarın sabah sana ben başka bir bebek alırım.

Bizim müdâhaleden sonra, "Oyna al bakalım!.. "



Deyip Feride'ye kerhen uzattı kız bebeği.

Ferîde'nin yüzü gülmüştü, baktım, iy’den iyi.



Sevindi, oynadı, lâkin bu müsteâr sürûr

Süreksiz oldu...

Ver artık!

-Acık, daha, ne olur!..



- Bakındı beybaba?

- Kız, ver de sonradan yine al,

Mal olmaz insana, âdet değil, emânet mal.



Tekerrür etti birazdan şu yolda aynı niyâz:

- Bebeğni ver yine olmaz mı? Oynayım.

- Olmaz!...



Ben iltimâsı dirîğ etmedim ikinci sefer:

- Çok oldu beybaba, ya! Sonra her zaman ister!



- Demin de aldı, hemen verdi, içlenir, yapma!

Sen ablasın ne kadar olsa...

- Başka vermem ama,



Çabuk verirsen eğer al da oyna kız, haydi..

Ferîde'nin bu sefer keyfı pek yolundaydı.



Epeyce dandiniler yaptı, hayli hoplattı;

Bebek kolunda, hasırlarda bir zaman yattı.



Fakat ne çâre! Gelip çattı vakt-i istirdâd,

Kızın nazarları beyhûde etti istimdâd.



Cemîle istedi ısrâr edip emânetini,

Çocuk da verdi, fakat görmeliydi, hiddetini!



Büyük kızın eziyordu gurûr-i ma’sûmu,

Bebek elinde gezerken, şu tıfl-ı mahrûmu.



Ağır gelir ona elbette karşıdan bakmak.

Sokuldu bak yine, hiç şüphe yok ki: Yalvaracak,



"Bebeğ’ni ver" diye, lâkin ben eylemem ibrâm.

Hayır, değil bu edâ, bir edâ-yı istirhâm:



"Bebeğ’mi ver!" demesin mi üçüncüsünde kıza.

Meğer hukuk da bilirmiş bakın şu saygısıza!..

BİR ARİZA



Ey bâd-ı sabâ uğrayacaksın ya şimâle?

Bilmem, bir işim var, sana etsem mi havâle?



Vaktâ ki sekiz yüz milli bir nefhada geçtin;

Vaktâ ki bizim yerleri rü'yâ gibi seçtin;



Dikkatle bakın: Marmara'nın göğsüne yatmış,

Sırtındaki örtüyse bütün zümrüde batmış,



Bir, Heybeli, derler - bileceksin - ada vardır.

Etrâfı da az çok ona benzer adalardır...



Gördün ya? Evet. Şimdi bu sâhilde biraz dur:

Herkes gibi Abbas Paşa'nın köşküne başvur.



Sen yolcu adamsın, bakan olmaz ki kusûra...

Arz ettirerek ismini, çıktın mı huzura



Hilvanlılann hepsinin ihlâsını, ilkin,

Bir bir sayıver. Bitti mi defter, de ki:

“Lâkin,



Mevzun düşürür saçmayı bir saçma adam var.

Manzûm sayıklar gibi manzûme sayıklar!



Zannım, mütekîid şuarâdan olacak ki:

Hiçbir yenilik yok herifin her şeyi eski.



Hâlâ ne sakaldan geçebilmiş, ne bıyıktan;

Âsârı da memnun görünür köhne kılıktan.



Hicrî, kamerî aylan ezber sayar amma,

Yirminci asır zihnine sığmaz ne muamma!



Ma'mûre-i dünyâyı dolaştıysa da, yer yer,

Son son, "Hadi sen, kumda biraz oyna!" demişler.







Yâhu! Sorunuz bir. Bakalım tâkati var mı?

Kaynarken adam oynamak ister mi? Sarar mı?



Ey Heybeli iklîmine kıştan çekilenler,

Ey Afrika temmûzunu efsâne bilenler.



Ey yağ gibi üç çifte kayıklarla kayanlar,

Ey Maltepe'den Pendik'i bir hamle sayanlar!



Ey çamların altında serilmiş, uzananlar!

Ey her nefes aldıkça ömürler kazananlar!







Siz, camları örter, sakınırken cereyandan;

Biz, bodruma sarkar da kaçarken galeyandan!



Siz, mercanın a'lâsını attıkça şişerken;

Biz, kumda çirozlar gibi piştikçe pişerken!



Siz, Marmara âfâkını dürbünle süzerken;

Biz, poyrazı görsek diye, damlarda gezerken!



Siz, yelkeni açmış, suyun üstünden akarken;

Biz küplere binmiş, size hasretle bakarken!



İnsâf ediniz: Kopmayacak, şey mi kıyâmet?

Elbette kopar. Dinle Paşam, ceddine rahmet:







Ben Heybeli'den vazgeçerim şimdilik, ancak,

Üç beş gün pek hoş olur Remle'de kalmak.

Hilvan, 1 Ağustos 1245 (1929)

__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-12-2007, 22:19   #6 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

BİR GECE



Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!



Lakin, o ne husrandı ki: Hissetmedi gözler,

Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!



Neden görecekler? Göremezlerdi tabiî;

Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi,



Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.



Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!



Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin.

Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.





Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!



Bir nefhada insanlığı kurtardı o Ma'sum,

Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!



Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi geberdi!



Âlemlere rahmetti evet şer-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.



Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;

Medyûn ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.



Medyundur o mâsûma bütün bir beşeriyet...

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.



Hilvan, 11 Rebiülevvel 1347 (1931)

BİR MERSİYE



(Henüz, on dokuz, yirmi yaşlarında iken

bu cihân-ı zulmete vedâ ederek,

âlem-i nûr’â-nûr-ı dîdâra yükselen

yâr-i cânım Hilmi hakkında)

Nihâyet oldu nazardan nihân o nûr-i mübîn,

Peyinde kaldı ufuklarda bir hayâl-i defin!

Zevâl, o emr-i tabiî kemâle derpeydir:

Fezâda yükselen encüm olur ufûle karîn;

Fakat bu necm-i emel sanki berk-ı hâtif idi,

Ki birden etti gurûbuyle ufku leyl-âkîn.

Tenezzül etmedi nâsûta, döndü lâhûta;

Kemîne pâye-i iclâli oldu illiyyîn.

Hayâli yâd-ı hazînimde, rûhu bâlâ-gerd,

Vücûdu bister-i makberde iğtirâb-güzîn...

Tehallül eyledi gûyâ o nûr-i yekpâre,

Nigâh-ı bârika-bîn oldu bir de hârika -bîn!

Bir âsümân-ı celâlin muhîti, oldukça,

Nazarda arş ile yeksân olursa çok mu zemîn?

Kitâbe, seng-i mezârında hep kitâb-ı ledün;

Sirâc, fevk-ı serinde ziyâ-yı nûr-i yakîn.

Sütûnu merkadinin Hakk'a yükselen tehlîl;

Revâkı meşhedinin nâzilât-ı arş-ı berîn.

Zemîn-i hâkine ferrâş, dest-i nâz-ı nesîm;

Fezâ-yı kabrine sâkî sehâb-ı nesr-âyîn.

Nücûm, türbesinin türbedâr-ı bîdârı;

Bahâr, lâhdine pûşîde sütre-i rengîn.

Açılmadan kuruyan gonce-i izârı için

Seherde nevha-i bülbül terâne-i Yâsîn!

Havâda mevcesidir şehper-i melâikenin,

Eden riyâh değildir bu servilikte enîn.

Leyâl o tayf-ı lâtîfın harîm-i ismetidir;

Şafak ki hâtıra-i iğtirâbıdır, ne hazîn!

Bütün mekân, nazarımda o rûha nüzhet-gâh,

Eğerçi yükselerek oldu lâmekânda mekîn.





Ey aslına iltihâk eden nûr,

Sensin bana her tarafta manzûr;

Olsan da zılâl içinde mestûr,

Bir an değilim o lem'adan dûr:

Rûhumda ebed-karâr şû'len.





Mevvâc sabâhatin seherde

Berk urmada nâsiyen kamerde;

Şeb sahn-ı harem-serâna- perde.

Matvî evrak-ı verd-i terde

Bir şemme kitâb-ı nükhetinden!



Nağmendir eden riyâhı tehzîz,

Senden bu nevâ yı şûriş-engîz!

Tayfın beni eyliyor seher-hîz...

Ey hâtırasıyle rûh lebrîz,

İndimde bu kâinât hep sen!



Ey lem'a-i şu'le-i İlâhî,

Ey subh-i ebed karârgâhı.

Hiç bulmaya tâbişin tenâhî...

Envârına gelmesin tebâhî...

Bir böyle bekânı isterim ben.



Sönmez yanan ihtimâli yoktur,

Sönmek sözünün meâli yoktur...

Yok, nâre demem zevâli yoktur,

Nûrun fakat öyle hâli yoktur.

Olmaz ona hiç adem nişîmen.



Ey hâtırasıyle kaldığım yâr,

Artık aramızda bir cihan var!

Sen gökte safâ-güzîn-i dîdâr,

Ben yerde azâb içinde bîzâr!

Gûşumda bütün terâne şîven!



Şîven demi nây-i nağme-kârın,

Şîven cereyânı cûybârın,

Şîven sesi bâd-ı bî-karârın,

Şîven bana âh yâdigârın...

Sen gökleri hande-zâr ederken!


BÜLBÜL

Basri Bey oğlumuza

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:

Nihâyet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.



Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı;

Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı.



Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...

Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.



Muhîtin hâli "insâniyet"in timsâlidir sandım;

Dönüp mâziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!



Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,

Zalâmın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd.



O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:

Ki vâdiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.



Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:

Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûyâ sûr-ı Mahşer'di!







- Eşin var âşiyanın var, bahârın var ki beklerdin.

Kıyâmetler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?



O zümrüt tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun,

Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!



Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,

Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen!



Hazansız bir zemîn isterse, şâyet rûh-ı serbâzın,

Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın.



Değil bir kayda, sığmazsın - kanatlandın mı - eb'âda

Hayâtın en muhayyel gâyedir âhrara dünyâda.



Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır,

Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşândır?



Hayır mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım;

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım.



Tesellîden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda;

Bugün bir hânumansız serserîyim öz diyârımda.



Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,

Serapa Garb'a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!



Hayalimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,

Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fâtih'lerin yurdu.



Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyninde Osman'ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!



Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzi serâp olsun;

O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!



Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;

Şenâatleri çiğnensin muazzam Kabri Orhan'ın!



Ne heybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,

Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!



Yıkılmış hânümânlar yerde işkenceyle kıvransın;

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!



Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!



Ankara, Tâceddin Dergâhı, 9 Mayıs 1337 (1921
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-12-2007, 22:25   #7 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE



Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,



- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,



Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"



Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!



Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.



Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;

Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!



Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.



Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!



Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,



Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.



Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...

Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.



Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,

Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.





Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:



Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.



Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;

Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.



Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...



Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.



Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.



Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.



Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..



Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?



Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?

Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.





Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;



Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;

"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.



Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.





Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,



Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!



Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.



Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...



Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.



Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.



"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;



Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,



Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;



Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,



Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;



Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...

Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.





Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;

Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,



Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...

Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;



O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;



Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...



Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.


CÂNAN YURDU



Eyvâh ıssız diyâr-ı dilber...

Her hatvesi bir mezâr-ı muğber!

Uçmuş da bakındığım terâne,

Kalmış sessiz bir âşiyâne.

Yer yer medfun durur emeller...

Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler!

Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk

Olmuş yatıyor o buk'a-i pâk

Yâ Rab, ne için o lem'a nâbûd?

Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd?

Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan

Üstünde bu perde perde hicran?





Lâkin görünen kimin hayâli?

Cânan gibi tıpkı yâl ü bâli...

Keysû-yi siyâh-ı târumân,

Altında cebîn-i lem'a-dârı,

Zulmetler içinde subh-i mahmûr;

Yâ gözbebeğinde nazra-i nûr;

Yâ ebr-i bahâr içinde cevvâl

Bâran çeklinde dürr-i seyyâl;

Yâ sînede her zaman coşan yâd,

Yâ kayd-ı bedende rûh-i âzâd.





Ey tayf-ı nigeh-fırîbi yârin

Olmaz mı bir ân için karârın?

Heyhât, serâb-ı şavka döndün...

Karşımda parıldamanla söndün!

Kimden sorayım ki nerde dilber?

Makber gibi samt içinde her yer.

Cânan! Cânan!.. dedim, arandım...

"Bir aks-i nidâ" dedikçe, yandım!.

Yâ Rab, neye hem sağır, hem ebkem,

Dağlar, dereler, bütün şu âlem?

Ey sevdiğimin sevimli yurdu,

Hâlin, bana şimdi pek dokundu!

Aç sîneni; yâd-ı nükhetinden

Bir şemmeye kâilim bugün ben.

Bir vakt o şemîm-i nâz-perver

Tâ subha kadar yanımda bekler,

- Ümmîde verip bekâ sabûhu-

Sermest-i safâ ederdi rûhu.

Heyhât o nesîm-i sâf şimdi

Nâzan, nâzan semâya gitti.

Ey lâne-i târumâr söyle,

Cânan sana artık inmiyor mu?

Ey mâtem-i pâyidâr söyle,

Sâhandaki nevha dinmiyor mu?

Ey ebr-i semâ-güzîn-i seyyâr,

Yâdında mıdır o nazlı reftâr?

Ey darbe-i bâda karçı, ra'şân,

İnşâd-ı enîn eden nihâlân!

Bir şi'r-i revân olup da cânan

Geçmez mi bu gölgeden hırâmân?

Ey dilber-i mihriban, zuhûr et!

Ömrüm gibi ansızın mürur et!

Ya kalb-i fezaya bir hutur et:

Afakımı lem'a lem'a nur et.

Bin nevha-i can içinde , pür-cûş,

Geldim bu garib yurda, medhûş.

Feryâdımı yok mu eyliyen gûş?

Yâ Rab, bu nasıl cihân-ı hâmâş:

Bir "yok!" diyecek sadâ da yokmuş!...


DERVİŞ AHMED



"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed bu hidâyetle hemen tövbe eder.



Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi perîşan, serilir tahtalara.



Rakı tûfânı, su girdâbı alırken odayı;

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;



Bir kerâmetle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, mest-i zafer, bakmaya başlar seyire.



Başlar amma, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim, öğleye varmaz, sıkılır.



Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?



Zikreder, vahdete girsem diye zorlar, giremez;

Hû çeker, sîne döver, hiçbiri eğlendiremez.



Sâ’atin ömrü soluktan da kısayken hani, dün,

O, ne yıllar devirir; sâniye geçtikçe bugün!



Devrilen devriledursun, dedem "illâllah!" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!

Bu kadar velvele oynatsa yerinden ya biraz,

Ne harın şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!


Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Sakın Ahmed'im, gideyim deme. "


Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmiyerek,

Hakerenler yola bir düşme düşer.Yelyepelek!


"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"


Lâkin aldırmıyor Ahmed, cereyanlar müdhiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

"Ne o? Meyhâneye geldin mi?" Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Mola istemem, vereyim deme!

Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!

Bu geçid belâ, asıl Ahmed'im!

O ne batmalar, ne boğulmalar!"


Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

"Bâri meyhâneye düştün, be mübârek derviş.

İçmeden, geç ki desinler. Dede Sultan ermiş!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!

Lâkin Ahmed, bu ne gayret, ne tahammül, hayret!

Sen kurul lök gibi meyhâneye, ser postu, otur;

Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin? Ne gezer!

Onu bir zelzele sarsar, bunu bir dalga ezer.

Seni kaç zelzeledir yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış Yaradan!

Öyle bir tövbe geçirdin ki, hakîkat, değdi;

Az belâ mıydı, seher vakti, o tûfan neydi?

Çiğnedin dalgayı, girdâbı çıkardın daraya;


Postu Cûdî'ye yanaştırdın, atıldın karaya.

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem;

Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Hak erenler, iyi bak kendine, mikdârını bil:

Sendedir nühsâ-i kübrâ, okumuşlarda değil!

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen!

Aba altındaki sultanlara sultansın sen.

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana ısmarlamıyan, kimlere ısmarlıyacak?

Hadi evlâd, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik Yorgi!

Hilvan, 1 Eylül 1346 (1930)
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-13-2007, 01:12   #8 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
white&red - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: N/A
white&red - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

emeğine sağlık güzeldi.
__________________
white&red Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-13-2007, 14:32   #9 (permalink)
Bizden Biri
 
gamziş_abla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 2 Saat 49 Dakika 47 Saniye
Standart

tşk arkadaşım. MEHMET AKİF ERSOY hakkında bilgileriniz varsa bu paylaşımda bekliyorum
__________________
yakında aranıza dönücem çok yoğunum özel güvenlik sınavlarına girdim ve başardım.sizi çok özledim hepinizi seviyorum arkadaşlar
gamziş_abla Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-13-2007, 15:47   #10 (permalink)
Aktif Üye
 
Toplam Online: 1 Gün 3 Saat 8 Dakika 51 Saniye
Standart

paylaşım için saol gamziş abla
__________________
qijem_o_kan Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj