![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Sohbet | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Uyarılar |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| ~Haftanin Üyesi~ ![]() Üyelik tarihi: 10-21-2007 Bulunduğu yer: N/A Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 6.266
Konular: 679
Ruh Halim: Rep puanı:34930 | RİSALE-İ NURDA TAKVA BAHSİ Dördüncü Vecih: Amelin en iyi suretini taharriden neş"et eden bir vesvesedir ki, takva zannıyla teşeddüd ettikçe hal ona şiddetlenir. Hatta bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlasını ararken, harama düşer. Bazan bir sünnetin araması, bir vacibi terkettiriyor. "Acaba amelim sahih oldu mu?" der, iade eder. Bu hal devam eder. Gayet ye"se düşer. Şeytan şu halinden istifade.eder, onu yaralar. (Sözler 276) Sekizincisi: Kur"an-ı Kerim"i tefsir eden bir allamenin Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam"ın sünnetine ittiba" etmiş olması ve ehl-i sünnet ve cemaat mezhebi üzere ilmiyle amil olması ve a"zami bir zûhd ve takva ve a"zami ihlas ve dine hizmetinde a"zami sebat, a"zami sıdk ve sadakat ve fedakarlığa, a"zami iktisad ve kanaata malik olması şarttır.(Sözler 751) Bediüzzaman"ın bu hali de, bütün İslam mücahidlerine ve umum Müslümanlara bir örnektir. Yani, cihad ile ubudiyet ve takvayı beraber yapıyor; birini yapıp, diğerini ihmal etmiyor. Hem o kendi zatında bütün ihlasıyla ve takvasıyla ve ciddiyetiyle ve emanetiyle ve sair bütün ahval-ü etvarıyla gösterir ki; o kendi namına, kendi fikriyle demiyor.. belki Halîkı namına konuşuyor. (Mektubat 192) Biri: Masiyetten kendini çekip sabretmektir. Oysabir takvadır,** sırrına mazhar eder. (Mektubat 280) Şimdiki Hristiyanlık dini ise; "Velediyet Akidesi"ni kabul ettiği için vesait ve esbaba tesir-i hakiki verir. Din namına enaniyeti kırmaz, belki Hazret-i İsa Aleyhisselam"ın bir mukaddes vekili diye o enaniyete bir kudsiyet verir. Onun için, dünyaca en büyük makam işgal eden Hristiyan havasları, tam dindar olabilirler. Hatta Amerika"nin esbak Reis-i Cumhuru Wilson ve İngiliz"in esbak Reis-i Vükelası Loid George gibi çoklar var ki, mutaassıb birer papaz hükmünde dindar oldular. Müslümanlarda ise öyle makamlara girenler, nadiren tam dindar ve salabetli kalırlar. (Çünki gururu ve enaniyeti bırakamıyorlar. Takva-yı hakiki ise, gurur ve enaniyetle içtima edemiyor. (Mektubat 437) Hususan fesad-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyenin küçük bir adabına müraat etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur"an tezgahında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam"in Sünnet-i Seniyyesidir. Ve silahınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı ilahiyeye ilticadır. Üçüncü Netice: Hırs ihlası kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. (Çünki bir ehl-i takvanın hırsı varsa, teveccüh-ü nası ister. Teveccüh-ü nası müraat eden, ihlas-ı tammı bulamaz. Bu netice yok ehemmiyetli, çok cay-ı dikkattir. (Lemalar 146) Kastamonu"da ehl-i takva bir zat, şekva tarzında dedi: "Ben sükut etmişim. Eski halimi ve zevkleri ve nurları kaybetmişim." Ben de dedim: Belki terakki etmişsin ki, nefsi okşayan ve uhrevi meyvesini dünyada tattıran ve hodbinlik hissini veren zevkleri, keşifleri geri bırakıp, daha yüksek makama, mahviyet ve terk-i enaniyet ve fani zevkleri aramamak ile uçmuşsun. Evet bir ehemmiyetli ihsan-ı İlahi;-ihsanını, enaniyetini bırakmayana ihsas etmemektir.. ta ucb ve gurura girmesin. (Şualar 317) Bedi" manasında olan Celcelûtiye kasidesinde İmam-ı Ali"nin (ALLAHIN rahmeti üzerine olsun.) çok cihetlerle Risale-i Nur"a sarahat derecesine yakın işaratı içinde; Bediüzzaman ismini Risale-i Nur"a vermesinden bana emaneten verilen o ismi, Risale-i Nur"a iade ettiğimi yazmışım. Bununla beraber ben de manevi Al-i Beyt"ten sayılabilirim demekten maksadım; bir kısım müçtehidlerin duasında, "Seyyid olmayan fakat ehl-i takva bulunanlar, o duada dahildirler" dediklerinden, o umumi duada benim de bir hissem bulunması için ricakarane bir tevildir. Yoksa o hatakarane mana hiç hatırıma gelmemiş. (Şualar 414) ** ile *** arasındaki münasebete gelince: Bunların biri tahliye *** , diğeri tahliye **** dir. Tahliye *** tathir etmek ve temizlemektir. Tahliye *** ise, tezyin etmek ve süslendirmek manasınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup burada olduğu gibi, daima birbirini takib ediyorlar. Onun için kalb, takva ile seyyiattan temizlenir temizlenmez hemen O nun, ardında iman ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir (İşarat-ül İ"caz 40) Yani: "Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vasıl olasınız. (İşarat-ül İcaz 83) İbadetin hilkat-ı beşere terettübü iki şeyden ileri geliyor: Ya insanlar ilk yaratılışında ibadete istidadlı ve takvaya kabiliyetli olarak yaratılmışlardır. Ve o istidadı ve o kabiliyeti onlarda gören, onların ibadet ve takva vazifelerini göreceklerini kaviyyen ümid eder. Veyahut insanların hilkatinden ve memur oldukları vazifeden ve teveccüh ettikleri kemalden maksad, ibadetin kemali olan takvadır. ***** Şu cümle, her iki noktaya da tatbik edilebilir. Yani istidad ve kabiliyetinizde ekilen veya vazifeye hilkatinizden kasdedilen takvanın kuvveden fiile çıkarılması lazımdır. (İşarat-ül İ"caz 94) *****i kelimesi ümid ve recayı ifade ediyor. Fakat bu mana, -hakikatıyla- Cenab-ı Hak hakkında istimal edilemez. Binaenaleyh ya mecazen istimal edilecektir. Veya muhatablara veyahut sami" ve müşahidlere isnad edilecektir. Mana-yı mecaziyle Cenab-ı Hak hakkında isnad edilmesi şöyle tasvir edilir: Nasılki bir insan bir iş için bir adamı teçhiz ettiği zaman, o işin o adamdan yapılmasını ümid eder. Kezalik -bila teşbih- Cenab-ı Hak insanlara kemal için bir istidad, teklif için bir kabiliyet ve bir ihtiyar vermiştir. Bu itibarla Cenab-ı Hak insanlardan o işlerin yapılmasını intizar etmektedir, denilebilir. Bu tesbih ve istiarede, hilkat-i beşerdeki hikmetin takva olduğuna ve ibadetin de neticesi takva olduğuna ve takvanın da en büyük mertebe olduğuna işaret vardır. (İşarat-ül İ"caz 98) Ey muhatab olan insanlar ! Havf u reca ortasında bulunmakla takvayı reca ederek Rabbinize ibadet ediniz. Bu itibarla insan, ibadetine itimad etmemelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır. (İşarat-ül İ"caz 99) Ey müşahidler ! Arslanın pençesini gören adam, o pençenin iktizası olan parçalamayı arslandan ümid ve reca ettiği gibi; siz de insanları ibadet teçhizatıyla mücehhez olduklarını gördüğünüzden, onlardan takvayı reca ve intizar edebilirsiniz. Ve keza ibadetin fıtri bir iktiza neticesi olduğuna işarettir. (İşarat-ül İ"caz 99) **** : Takva, tabakat-ı mezkürenin ibadetlerine terettüb ettiğinden, takvanın bütün kısımlarına, mertebelerine de şamildir. Mesela: Şirkten-takva, kebirden masivaullahtan kalbine hıfzetmekle takva, ikabdan içtinab etmekle takva, gazabdan tahaffuz etmekle-takva. Demek *** kelimesi bu gibi mertebeleri ,tazammun eder. (İşarat-ül İcaz 99) ****: Kuvve-i şeheviye ile Arz"da fesad hasıl olur, kuvve-i gazabiyenin tecavüzüyle katl ü kıtale mahal olur. Halbuki Arz, takva üzerine tesis edilmiş bir mescid hükmündedir.(İşarat-ül İ"caz 203) Bugünlerde hatırıma geldi ki: Hayat-ı içtimaiyeye giren hangi şeye temas etse, ekseriyetle günahlara maruz kalıyor. Her cihette günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. Bu kadar günahlara karşı insanın hususi ibadet ve takvası nasıl mukabele edebilir diye me"yusane düşündüm. (Kastamonu Lahikası 96) Risale-i Nur"un hakiki ve sadık şakirdlerinin mabeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a"mali uhreviye kanunuyla ve samimi ve halis tesanüd sırrıyla her bir halis, hakiki şakird bir dille değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar ederek bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder. Bazı melaikenin kırkbin dil ile zikrettikleri gibi; halis, hakiki müttaki bir şakird dahi, kırkbin kardeşinin dilleriyle ibadet eder;.necata müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebair derecesiyle o ulvî ve kulli ubudiyete sahib olur. Elbette bu büyük kazancı kaçırmamak için takvada, ihlasta, sadakatta çalışmak gerektir. (Kastamonu Lahikası 96) Bugünlerde Kur"an-ı Hakim"in nazarında imandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nefa racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan def-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüçhaniyet kasbetmiş. (Kastamonu Lahikası 148) Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azime içinde amel-i salihin ihlasla muvaffakiyeti pek azdır. Hem az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. (Kastamonu Lahikası 148) Hem takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünki bir haramın terki vacibdir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takva, böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacib işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta niyetiyle, takva namıyla ve günahtan kaçınmak kasdıyla, menfi ibadetten gelen ehemmiyetli a"mal-i salihadır. (Kastamonu Lahikası 148) Risale-i Nur şakirdlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir. (Kastamonu Lahikası 148) Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takva ile ve niyet-i içtinab ile yüz amel-i salih işlemiş hükmündedir. Malumdur ki; bir adamın bir günde harab ettiği bir sarayı, yirmi adam yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lazım gelirken; şimdi binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadir. Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun tamirinde mu"cizevari muvaffakiyet ve fütuhat görülecekti. (Kastamonu Lahikası 149) Aziz kardeşlerim! İşte böyle bir zamanda, bu dehşetli hadisata karşı, ihlas kuvvetinden sonra bizim en büyük kuvvetimiz; iştirak-i a"mal-i uhrevi düsturuyla birbirimize kalemler ile, herbirinin a"mal-i saliha defterine hasenat yazdırdıkları gibi, lisanlarıyla herbirinin takva kal"asına ve siperine kuvvet ve imdad göndermektir. (Kastamonu Lahikası 149) Risale-i Nur"un hakiki şakirdleri, neşriyat-ı diniyelerinde ve ittiba-ı sünnetteki ibadetlerinde ve içtinab-ı kebairdeki takvalarında, Kur"an hesabına vazifedar sayılırlar. İnşaallah riya olmaz. Meğer ki, Risale-i Nur"a başka bir maksad-ı dünyeviye için girmiş olsa.. (Kastamonu Lahikası 185) Evet her mü"minin kendine mahsus bir huzur huşu", tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrak hali vardır. Ve herkes iman ve irfanı, salah ve takvası, feyiz ve maneviyatı nisbetinde bu İlahi hazdan feyizyab olabilir. (Asa-yı Musa 259) Vicdanın anasır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan irade, zihin, his, latife-i Rabbaniye, herbirinin bir gayat-ül gayatı var: İradenin ibadetullahtır. Zihnin-marifetullahtır, Hissin muhabbetullahtır Latifenin müşahedetullahtır. Takva denilen ibadet-i kamile; dördünü tazammun eder. Şeriat şunları hem tenmiye hem tehzib hem bu gayat-ül gayata sevkeder.(Hutbe-i Şamiye 135) İşte bu iki zat, benim itikadımca, on senelik bir takva ile elde edilecek bir kazanç kadar bir kar buldular. Eğer ikisi, bir kısım gençler gibi sıhhat ve gençliğine güvenip, gaflet ve sefahete atılsaydılar; ölüm de onları tarassud edip tam günahlarının pislikleri içinde yakalasaydı; o nurlar definesi yerine, kabirlerini akrepler ve yılanlar yuvası yapacaklardı (Zühref-ün Nur 22) aLintidir ![]()
__________________ ![]() ELiSa'm <'3.. |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bir takva örnegi | K-éxcèptiionél | Dini Konular | 3 | 12-17-2007 11:44 |
| Takva Müminin Libasıdır | edanaz | Dini Konular | 1 | 12-13-2007 16:13 |
| Takva sahibi Kadın ve Erkeğin özellikleri | ĄhMêT | Dini Konular | 5 | 07-08-2007 12:38 |
| TAKVA | ĄhMêT | Dini Konular | 4 | 06-02-2007 20:27 |