Size göre islam ne? İnternetteki o resme siz de rastlayıp öfke duymuşsunuzdur mutlaka. Amerika’da bir ilkokulda küçük öğrencilerine ders veren öğretmenin tahtaya yazdığı yazı, “İslam=Terörizm.” Bu ürpertici ırkçılık ve fanatizm karşısında şaşırmışsınızdır. Söyler misiniz biz ilkokuldan beri bir başka dini hakir görerek yetiştirildik mi? Değil bir başka dini aşağılamak hep saygılı olmayı öğrendik. Fakat Milli Eğitim sistemimiz bu konuda kendisini o kadar aştı ki değil diğer dinlere herhangi bir saygısızlıkta bulunmayı, abartılı bir tazimi hep çok elzem gördü
Fakat aynı Milli Eğitim çatısı altında alay edilecek, hafife alınacak, tehlikeli görülecek bir din yok değildi. Halkın yüzyıllardır kutsalları olan değerlere pervasızca hakaret edildi. “Boş verin siz bu safsataları, din afyondur” denildi. Dışarıda ezan okunurken pencereleri örten öğretmen;” bu da ne diyor anlayabilen var mı, kafamız şişiyor” diyecek kadar milleti millet yapan değerleri keyfince alaya aldı. Medyada İslam düşmanı eğitimcilere müthiş yardımda bulundu. “İlahi Mucize “diye pay hep Hıristiyanlığa çıkarıldı. Edebi eserlerde Müslüman tipler karalandı. Başörtüyü ancak evin hizmetçisi takar anlayışının hakim olduğu tasvirler romanlara girdi. Dizi bombardımanına uğradığımız televizyon kanallarında evin yaşlı kadınları bile başı açık gösterilerek topluma o ayarlanmış, çizgisi çekilmiş yol gösterildi. Birkaç eşli olarak gösterilen çember sakallılar aşağılandı. Bu karalama etkisini gösterdi çember sakallar tarihe karıştı. Kuma olayı abartıldı. Hangi köyde bir saf buldularsa kılıçlarını çekip saldırdılar. Adam bu ateş pahası devirde ikinci eş gibi bir hatada bulunmuştur ama bu hatasını telafi için, ya da geleneğinden aldığı terbiye ile birinci eşini sokağa atamaz ona da bakacaktır. Fakat yaptığı hatayı ikinciye de ödetmek istememektedir. Onu da toplumda metres gibi düşük bir statüde tutma kabalığını göstermek istememektedir. Yüz üstü bırakmak gibi bir ihanet de içine sinmemektedir. Fakat öfkeli feministlerin ağlarına bir balık gibi takılmıştır. İşitmediği hakaret kalmamıştır. Oysa çok para kazanan ünlü ve evli erkeklerin kurduğu haremi yayınlamam için bir araştırmacı uzunca bir liste gönderdi. Bana ne bu listeden, dedikodu yazarı mıyım diye elime bile almadım. Fakat kimler yok ki o listede. Büyük köşeleri işgal edip kadın hakları hususunda ne kadar da bilgiç olan ünlü gazetecilerin genç sevgililerinin isimleri ve yaşları beni dehşete düşürdü. Kız babası Peygamberimize karşın, en modern insanlarda bile erkek çocuk üstünlüğü çok fazla. Öyle olmasa, Hülya Avşar onca şöhretine karşın; ultra beyaz kocası tarafından terk edilmez, bir kuma yüzünden yuvası yıkılmazdı. Ünlü gazetecilerin hanımları da kuma bile değil, daha aşağı bir statü olan eşlerinin metreslerini bilmekteler. Ama susmaktalar. Nasıl olsa onlar kuma payesi bile almayacak kadar toplumun en düşük kadınları diye kendilerine teselli vermekteler. Oysa Peygamber Efendimiz, kızı Fatıma’nın üzerine evlenmek isteyen damadı Hz. Ali’ye izin vermeyerek; “Fatıma’yı üzen, beni üzer” diyerek İslami ölçüyü tek eş olarak idealize etmiştir.
Türkiye son asrını neyle heba etmedi ki. “Başı açık-başı kapalı” kavgası ayyuka çıktı. Cumhuriyetle birlikte başı açık kadınlar okumuş, tahsil görüp aydınlanmış kesimi temsil etti. Okumamış, cahil, köylü kalmışlığın göstergesi olarak baş örtüsü bir sembol olarak kabul gördü. Ne ki Türkiye toplumunda açıklıkla özdeş tutulan tahsil görmekten toplumun sadece belli kesimlerinin faydalanmasının hiç hakça olmadığını gören dindar kesim; hızla kızlarını okutma kararı aldı. Başlarındaki örtülerle üniversitelerde görülmeye başlayan bu öğrenciler müthiş bir etkileşim sağlamış, arkadaşlarında da kapalı okumak arzuları, Türkiye’deki İslam karşıtlarını ziyadesi ile üzmüştü. Ne oluyordu? Kurtların su içtiği yerin en alt ucundan kuzular su içmeye başlamış,” suyu bulandırdın bahanesine” sığınan kurtları çok kızdırmışlardı. Büyük yasaklar çıkmıştı sonunda. Kara cüppeliler sokaklara dökülmüş el kadar kızların şerrinden rejimi koruyabilmek adına temizlik operasyonuna girişilmiş, çocuklar okullarından kovulmuşlardı. Fakat kazanan taraf olmamıştı kurtlar. Bütün o yüzyıllık eğitim seferberliğinde karalanan İslami değerlerin ışığı gençlerin yüreklerine ulaşmış, annelerinin örtüsünden utanan kızların kuşağı geçip gitmiş, üstelik yeni nesil annelerinden önce dinlerini yaşamaya başlamışlardı.
Fakat huylu huyundan vazgeçmiyor. Her taşın altında İslam’la ilgili kavram arayışında olan kötü niyetli medya; son olarak edebi klasiklerin değişen dilini kendisine dert ediniyor. “Tanrı” kelimesi kalkmıştır, “Allah” her yere hakim olmuştur. Tercümelerde İslami hassasiyet rahatsız edici bir boyuta ulaşmıştır. Elbette eserin orijinalliğine zarar vermek affedilir bir hata değildir. Ama çocuklarımızı yavan bir tanrı kelimesi yerine sıcacık, sevgi dolu Allah kelimesi ile eğitmek; çok daha soylu ve onurlu bir eylemdir.
Gençler artık güzel şeylerle ilgilenmekteler. Bir zamanlar elitlerin yobazca ve cahilce yaktıkları sanat eserlerini yeniden diriltmekteler. Hat, tezhib, minyatür, ebru çalışmaktalar. Kendilerinden çalınan ışığı geri alıp, yurt dışındaki üniversitelere gidip mezun olup gelmekteler. Alternatif üniversitelerle bilgiye, aydınlığa, özgürlüğe talip olduklarını göstermekteler.
Mine Alpay Gün
-------------------------------------------------------------------------------- |