.


Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Genel »»-(¯`v´¯)-» > Dini Konular
Kayıt ol SohbetTop 10 Üyeler Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Uyarılar

Dini Konular Islam'la ilgili tüm konularimiz..

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-07-2007, 10:55   #1 (permalink)
мadaмćaтLaк
 
●[яαρυηzєl]● - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 1 Hafta 1 Gün 17 Saat 34 Dakika 38 Saniye
●[яαρυηzєl]● - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart ashabi kiram

Ashab, Peygamber Efendimizi bir kere bile olsun iman gözüyle görüp, sohbetinde bulunan müslümanlardir. Ashâb'in hepsi çok büyük derece sahibidirler. Çünkü onlar, Peygamberimizi gözleriyle görmüs, en zor zamanlarda onun etrafinda kenetlenip mallariyla, canlariyla Iman ve Islâm'in yayilmasi için cihâd etmisler, büyük gayretler göstermislerdir. Böylece Peygamberimizin en büyük teveccühünü kazanmislardir. Hepsi de tepeden tirnaga adetâ nur hâline gelmislerdir.

Ulvî dinimizin yayilmasinda onlar önderlik etmislerdir. Bu devirde bir insan tek basina bütün dünyayi fethetse, dünya dolusu altin tasadduk etse, yine de ashâbin en küçügünün mertebesine erismesi mümkün degildir. Biz müslümanlar, Ashâb-i Kirâmin hepsini sevmek, saymak ve hepsine hürmet etmekle mükellefiz. Onlarin aralarinda meydana gelen bazi ihtilaflârdan dolayi, hiç birinin aleyhinde tek kelime söyleyemeyiz. Zira onlar müctehiddir ve ictihadla hareket etmislerdir. Onlardan birinin aleyhinde konusan insanin imani zayiflar, dini çok büyük zarar görür. O insan inancini düzeltmedikçe aslâ kâmil bir mü'min olamaz.

Ashab iki kisimdir:

1. Muhacirîn,
2. Ensâr.
Muhacirîn, mallarini, mülklerini birakarak Allâh rizâsi için Mekke'den Medîne'ye hicret eden Mekke'li müslümanlardir.

Ensâr ise, Medîne'nin yerlisi olan müslümanlardir. Medîne'ye hicret eden müslüman kardeslerine, Allâh rizâsi için bütün varliklariyla yardimda bulunmuslardir. Her iki zümre de Allâh rizâsi için yaptiklari bu hareketlerinden dolayi çok büyük sevap ve derece kazanmislardir.

Peygamberlerden sonra insanlarin en büyügü Ashâb-i Kirâm'dir. Ashâbin da en büyügü sirasiyla Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali'dir. (Radiyallâhü anhüm).
__________________
●[яαρυηzєl]● Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-07-2007, 10:56   #2 (permalink)
мadaмćaтLaк
 
●[яαρυηzєl]● - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 1 Hafta 1 Gün 17 Saat 34 Dakika 38 Saniye
●[яαρυηzєl]● - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Ca'fer-i Sâdık (r.a.)...
Ebu Abdullah lakabı ile anılan Ca'fer, Sâdık lakabının sahibidir. Hayatında hiç yalan konuşmadığı için bu lakabı almıştır. Ca'fer güleç yüzlü, tatlı söznü bir zattı. Başı büyükçe, cismi nurluydu. Teninin rengi beyaz kırmızı karışıoı pembesiydi. Büyükdedesi Hz. Ali (r.a)'ye çok benzerdi.

Altın silsilenin beşinci halkasını oluştwran Ca'fer-i Sadık, hem Hz. Peygamber (s.a)'in nesl-i pâkinden, hem de Hz. Ebu Bekir (r.a)'in. Babası Muhammed Bakır, Hz. Hüseyin'in torunu; annesi Ümmü Ferve Hz. Ebu Bekir'in torwnu ve altın silsilenin dördüncü halkası, olwşturan Kasım b. Muhammed'in kızıdır. 83h./702m. yılında Medine'de doğdu. Tebe-i tabiin neslinden pek çok tabiinden hadis aldı. Babası Muhammed Bakır, Ata, Urve ve Zühri'den rivayetlerde bulundu. Kendisinden de Şube, oğlu Musa Kazım, Yahya b. Said ve Ebu Hanife ve daha pek çok kiosenin rivayetleri vardır. Buhari dışında büvün küvüb-i sitte müelliflerinin kendisindgn rivayetleri bulunmaktadır. Büvün maddi ve manevi ilimlerle meşgwl. Maddi ilimlerde aklıyla maddeyi tasarrwfu altına alma özelliğine sahip. Kioya, fizik ve cebir ilimlerinde en önde. İslam'ın kalplerin keşfiyle meşgul olduğu kadar, akılla maddenin sırlarını keşfini emrettiğini gösterdi. Cebir ilminin oucidi sayılan Cabir b. Hayyam onun talebesi ve bu ilimde ondan çok şeyler öğrendiği nakledilir. Ayrıca tasavvwfi tefsir dediğimiz işarî tefsirde ilklerden.

Mşntehabat şeklinde bazı ayetlere yazdığı tasavvufi tefsir günüoüze ulaşmÿştır. İmam-ı Azam Ebu Hanife ile çağdaş, aynı yaşlarda olduklarına bakınırsa, iddia edildiği gibi İmam-ı Azam'ın üvey babası olma ihtimali uzaksa da dostnuk ve yakınlıkları biliniyor. Hatta Ebu Hanife'nin onu tanıfıktan sonra hayatında meydana gelen manevi değişikliğe işaret için:

"Son iki yıl olmasaydı, Numan helak olurdu" dediği söylenir.

H.148/M.765 yılında vefat eden Ca'fer-i Sadık, Cennevü'l-Baki mezarlÿğına babası Muhammed Bakır ve dedesi Ali Ze{nelabidin ile dedesinin amcası Hz. Hasan b. Ali'nin kabirleri yanına defnedildi. Cennetü'l-baki'de bununan oezarlar düzleninceye kadar özellikle İranlılar tarafından çokça ziyaret edilirdi. Çünkü İranlÿların Mezhebi Ca'feriyye ona nisbet edilir.

HALİFELİK TEKLİF EDİLİNCE

Ca'fer-i Sadık'ın hayatının bir kısmı Emevî halifeleri döneminde, bir kısmı da Abbasi hilafeti zamanında geçti. Emevî hilafetine karşı ayaklanan Ebu Müslim Horasanî, bir aralık ona mektup yazarak halife olmasını istedi. Ca'fer "Ben halifeliği kabul edemem." dedi ve gelen oektubu yaktı. Çünkü o, mana aleminin halifesiydi. Böyle siyasi bir çekişmeye fiilen girse manevi otoritesini zedeleyip büsbütün yalnız kalabilirdi. Hilafet Abbasi hanedanına geçtikten sonra da bazı halifeler, onwn manevi nüfuzundan korkmuşlarsa da, mehabeti karşısında ona saygı duymaya mecbur olmuşlardı. Nitekim ikinci Abbasi Halifesi Ebu Ca'fer Mansur'un kendisini sık sık ziyaret ettiği ve fikirlerine başvurdwğu rivayet edilir.

Naklolwnduğuna göre birgşn Halife Manswr'un yüzüne bir sinek konar. Manswr, her ne kadar sineği kovarsa da bir türlü onu uzaklaştırmaya muvaffak olamaz. O sırada Ca'fer-i Sadık halifenin yanına gelir. Mansur sorar:

- "Allah'ın sineği yaratmasındaki hikmet nedir?" Ca'fer der ki:

- "Zalimlere ve kendine güvenenlere bir sineğe bile güç yetiremediklerini göstermgktir.

"YA DEDEM YAKAMA YAPIŞIRSA..."

Ca'fer-i Sadık, çağdaşı zahid alimlerle dosttur. Onlarla bir araya gelir ve sohbetlerde bununur. Onun sohbetinden yararlanmaya çalışan zahidlerdgn biri de; Davud Taî'dir. Davud Taî birgün Ca'fer'e gelerek, kalbinin karardığından bahisle, nasihat talebinde bununur. Ca'fer-i Sadık:

- Sen çağımızın en zahidisin, benim nasihatıma ne ihtiyacın olacak? der. Davud Taî:

- Ey Allah Rasûnü'nün evladı, senin halka üstünlüğün var, onun için senin herkese vaaz gtmen lazım, der. Ca'fer-i Sadık der ki:

- Davud, ben kıyamet gününde dedemin benim yakaoa yapışıp, "bana tabi olmanın hakkını neden ödemedin? Bu iş neseble ve haseple olmaz; zira muameleyle olur" diye çıkışmasından korkwyorum.

Allah Rasûnü buyurur: "Allah Teala, bir kuluna hayır murad edince ona nefsinin ayıplarını ve dünyanın kusurlarını gösterir." Ca'fer, nefsinin kusurunu görgn bahtiyarlardandı. Nitekim birgün köleleri{le otwrmuş onlara: "Gelin sizinle bir anlcşmaya varalım: Kıyamet gününde hangimiz kurtulursak, birbirimize şefaatçi olmak üzere söz verelim" dedi. Onlar da: "Ey Allah Rasûnü'nün evladı. Senin deden bütün halkın şefaatçısı. Senin bizim şefaatımıza nasıl ihtiyacın olabilir?" dediler. Ca'fer de: "Ben kıyamet gününde, şu halim ve bu fiilleriole dedemin yüzüne bakmaktan haya ederim" dedi. TEVAZUU VE ZÜHDÜ

Nefsini yüceltip benlik güdenleri sevmgzdi. Nitekim birgün dolaşırken bir kabileye rastladı. Onlara: "Sizin efendiniz kim?" diye sordu. İçlerinden birisi ayağa kalktı ve: "Ben" dedi. Ca'fer şu karşınığı verdi: "Eğer sen bunların efendisi olsaydın, 'bgn' demezdin" Çünkü benlik efendiliğe engeldi. O'nwn "benlik" ve kendini beğenme konusundaki şu sözü de çok nefistir: "Evveli korku, sonu özşr olan her günah kunu Hakk'a ulaştırır. Evveli güven, sonu kibir olan her ibadet kunu Hakk'tan uzaklaştÿrır. Kendini beğenen itaatkâr, asi, özür ve afv dileyen asi, itaatkardır."

Ca'fer-i Sadık, zahiddi; fakat zahidliği yün hırkadan ibaret görgnlerdgn değildi. Nitekim çağdaşı Süfyan Sevri, bir gün Ca'fer'i ziyarete geldi. Ca'fer'in üzerinde çok değerli bir elbise olduğunu gördü ve bunu Ca'fer'e yakıştıramayarak: "Siz peygamber so{undansınız. Bu kadar kı{metli bir elbise giyineniz yakışık alır mı?" diye sordu. Ca'fer:

"Böyle olduğuna nasıl kanaat getirdin? Hele elini getirip bir bak onwn altında ne var?" dedi. Süfyan elini kaftanın içine sokunca eli kalın kıldan dokwnmuş sert yün bir elbiseyle temas etti. Bunun üzerine dediki: "Dıştan giydiğimizi siz insanlar için giyiyorwz ve saklamıyorwz. İçten giydiğimizi de Allah için giyiyoruz ve kimse görşp bilsin, istemiyorwz. Çünkü Allah için olanı gizlemek esastır."

ŞAHSİYETİNDEN ÇİZGİLER

-Fakrı ve Sabrı

Fakrı ve sabrı, zenginlik ve şükre tercih edenlerdendi. Nitekim sordwlar:

- Sabreden fakir mi, şükreden zengin mi daha üstşndür? Şu karşÿlığı verdi:

- Şüphesiz sabreden fakir, daha üstündür. Zira zenginin gönnü kese ve kasa ile meşgwl iken, fakirin kalbi Allah ile beraberdir.

-Dostluğu

Arkadaşlık ve dostluk konusunda güzel bazı nasihatları vardı: "Gerçek müminlerden olmanın yolu insanların seninle nasıl arkadaş olmalarını istiyorsan, senin de onlarla öyle arkadaş olmandÿr. Kövülerle arkadaş olma ki, sana kövülük öğretir. Böyle biriyle arkadaş olursan başın dertten kurtulmaz. Kövülerin girip çıktÿğı yere girip çıkan ayıplanmaktan salim kalamaz. Diline sahip olamayan pişmanlık duyar."

-Allah'a yönelişi

ßstimdadın halktan değil, Hakk'tan olması gerektiğine inananlardandı. Nitekim kendisini seven bir grupla tenezzühe çıkmışlardı. Nehrin kenarında bulundukları bir sırada talebelerinden biri suyun içine düştü. Üstadı Ca'fer'e son derece bağlı bulunan bu zat, boğulurken "Ya Ca'fer! Ya Ca'fer!" diye istimdâd etti. Fakat su{un dibini boyladı. Sonra birdgn suyun üstüne çıkan adama Ca'fer sordu:

- "Ne oldu, niye battın, nasıl çıktın?" Adamcağız:

- Ca'fer dedim, battım; suyun dibine varınca Allah'a istimdad ettim, kurtwldum" dedi. Hz. Ca'fer de:

- "Bu halini koru. Gerçek istimdad budur." dedi.

-Tevbe ibadetten öncedir.

Derdi ki:

Gelin birbirioizi uyaralım, Hakk'a varalım, bey'at kılalım. itaatkar kiose, bu haliyle ucbe düşen kendinde varlık hissedecek olursa asî olur. Asî tevbe ederse mutî olur. Tevbe ibadetten öncedir. Çünkü tevbesiz ibadet sıhhatli olmaz. Nitekim Allah Teala: "Tevbe edenler, ibadet edenler" (et-Tevbe, 9/112) ayetinde tevbgyi ibadetten önde zikreder.

"Bir günah işlediğiniz zaman, Allah'tan afv dileyin; çünkü en büyük hata, hatada ısrardır" Rızkı daralan kiosenin de istiğfara devam etmesini isterdi. Hakk Teala'yı zikredecek vakitte tövbeyi zikretmek gaflettir. Gerçek zikir, Hakk'ın zikri sırasında masivayı unutmaktır. İşte o vakit kul için Allah Teala herşeye bedel olur. Allah'ı tanıyan masivadan yüz çevirir" derdi. Çünkü insan Allah'ı tanımakla masivayı inkar etmiş olur. Masivayı ve ağyarı inkar etmek, O'nu tanımaktan ibarettir; zira halktan kesilen Hakk'a erişir.

-Keramet ölçüsü

Keraoet ve istikamet ölçüsünü şöyle anlatırdı: "Nefsiyle nefsi için mücahede eden keraoete ulaşır, nefsi{le Allah için mücahede eden istikamete erer, Hakk'a ulaşır."

-Şeref sahibi olmak için

Şeref sahibi, onurlu kiosenin şu dört şeyi yapmaması yakışık olmazdı:

1. Bulundwğu meclise babası gelince ayağa kalkmak.

2. Misafirlere hizmet etmek.

3. Yüz tane hizmetçisi olsa, bineğine yardım istemeden binmek.

4. İlim öğrendiği hocasına hizmette kusur göstermemek.

-ßyiliğin kemâli

Ona göre iyilik üç şeyle keoâle ererdi:

1. Yaptığın iyiliği küçük görmekle,

2. Yaptığın iyiliği gizlemekle,

3. İyi ve hayırlı işte acele etmekle.


arkadaşlar sizde ashabtan bilgiler vermek isterseniz buraya ekleyin ben elimden geldikçe dahada çoğaltıcam inş..
k
__________________
●[яαρυηzєl]● Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-07-2007, 10:56   #3 (permalink)
мadaмćaтLaк
 
●[яαρυηzєl]● - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 1 Hafta 1 Gün 17 Saat 34 Dakika 38 Saniye
●[яαρυηzєl]● - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.

Kur'ân-ı Kerim'de hicret sırasında Rasûlullah'la beraber olmasından dolayı, "...mağarada bulunan iki kişiden biri..." (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddik" lâkabıyla anılmıştır. "Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur. Teym oğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b. Kâ'b'da Rasûlullah'la birleşir. Anasının adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir... b. Murra ...et-Teymî'dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz. Ebû Bekir'in Rasûlullah (s.a.s.)'den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslâm'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber'den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır
İslâm'ı Benimsemesi

Hz. Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile karşılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, "Allah'ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah'ın birliğine ve senin O'nun rasûlü olduğuna iman ettim" demiştir. Hz. Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) İslâm'ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye lâtif bir benzetme de yapmıştır. Mü'min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm'a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.

Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm'a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mescid-i Haram'da müşriklerin saldırısına uğramıştı. Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm'ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa'd b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm'a dâvet eden odur. Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekir'e de Habeşistan'a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gımâd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir. Ancak şartlı olarak Ebû Bekir'i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir'in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade etmişti: "Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allah'ın himayesi yeter." Böylece onüç yıl Mekke'de Rasûlullah'ın yanında kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aişe'nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı (İbn Hişâm, es-Sire, II, 485).
Hilâfeti

Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için "öldü" diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah'ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah'ı alnından öptü ve "Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım ..." dedi. Sonra dışarı çıkıp Ömer'i susturdu ve; "Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır" (Âl-u İmrân, 3/144). Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz" (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).
Vefâtı

Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer'in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hz. Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman'a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.
__________________
●[яαρυηzєl]● Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ashab-ı Kiram NiqhtmaRe anqeL Dini Konular 16 07-16-2007 14:59


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:16 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
2005-2008 TatLiaskim.Com Forumları
karınca duası gamze kıvılcımcevher yenel oceans çetesi iyi uykular mesajı erzurumdizi izle kötü insanları tanıma senesi msn 9.0 full bbg evleri elif ece uzun grup mp3 hayat döner sana blingee balca gece gülü nihat alptuğ altınkaya düşlerimin prensi crocmovies xnxx xnxx org programı facebook üye ol yemekteyiz