Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Tatlı Aşkım Forumları »»-(¯`v´¯)-» > ŞiirLer > Edebiyatcılar ve Yazarlar
Kayıt ol Sohbet Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Uyarılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 07-28-2006, 17:52   #1 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart ARİF NİHAT ASYA

Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya , 1804 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyün'nde dünyaya gelmiştir.İlköğrenimine köyünde başlamış, daha sonra İstanbul'a gelir. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam eder.
Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarılır. Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulunur. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni olarak mezun olur ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yapar.
1948 yılında Edirne'ye tayin edilir. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yapar. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden emekli olur.
Arif Nihat Asya, Türklük ve Türk Dünyası sevdalısıdır. Şiirlerinde bu dünyalardan da sesler getirmeye çalışır. Kimi zaman oradan uzak kalışımızın hüznünü yansıtır, kimi zaman da oralarda yaşanmış Türk kahramanlıklarını anlatır.
5 Ocak 1974 tarihinde Ankara'da vefat etti.

Şiir Kitapları
• Heykeltraş (1924)
• Yastığımın Rüyası (1930)
• Ayetler (1936)
• Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946)
• Enikli Kapı (1964)
• Kubbe-i Hadrâ (Mevlana üzerine, 1956)
• Kökler ve Dallar (1964)
• Emzikler (1964)
• Dualar ve Aminler (1967)
• Aynalarda Kalan (1969)
• Kanatlar ve Gagalar (1946)
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:53   #2 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart

Bayrak
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kızkardeşimin gelinligi, şehidimin son örtusü.
Işık lşık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
Yer yüzünde yer beyen:
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:54   #3 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart

Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor...
Ve bir göğüs nefes almak için
Rüzgar bekliyor
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
Yattığı toprak belli,
Tuttugu bayrak belli,
Kim demiş Meçhul Asker diye?
Destanını yapmış , kasideye kanmış...
Bir el iki ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer
Öpsün diye faniler.
Öpelim temizse dudaklarımız...
Fakat basmasın toprağına
Temiz degilse ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasln
Nutuklar, kasideler!
Geri gitsin alkışlar geri...
Geri gitsin ellerin
Yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan
Dilekler yeter...
Yazln sarl, kışın beyaz
Çiçekler yeter.
Söyledi söyleyenler demin...
Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar,
Şimdi sen söyle, söz senin!
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor...
Ve bir bayrak dalgalanmak için
Rüzgar bekliyor.
Destanı öksüz, sükutu derin
Meçhul Askerin
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli...
Kim demiş Meçhul Asker diye?
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:55   #4 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart

KUBBELER
Dün başlar seferber, eller seferber,
Kurşun eritildi, mermer çekildi.
Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
Akçayla olacak şeyler değildi.
Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh.
Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
Abide haline koydu sevinci.
Gergefle işleyip bir inci sultan
Ki çiçek verirdi saksıya koysan.
Bulabildinse ey yolcu yerini,
Hepsinin altında altından bir ay.
Seyret İstanbul’un camilerini
Minare minare, kubbe kubbe say!
Açılır masmavi burada gökyüzü
Gümüşten sütunlar üstünde durur...
Kiminin gölgesi dinlenir yerde,
Kiminin beyazı sulara vurur.
Allah’a giden yol buralardadır
Kapılar açılır şerefelerden.
Buradan uğurlanır mübarek aylar,
Bayram burda başlar arefelerden.
Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
Sultanı, çerisi, piri, veziri.
Nesilden nesile götürsün diye
Kanatlar üstünde şanlı tekbiri.
Nice başbuğların açtığı yolda
Biri yardan geçmiş, öteki serden.
Yolcular gidiyor yarına doğru,
Kafile kafile bu köprülerden.
Kuşun uçuş, gülün açış saati,
Tanrı’nın fermanı yüce kubbede,
Duyulur, uyanık Fatih’in “Uyan’
Dediği uzaktan Sultan Ahmed’e..
Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
Şamdanlar, şamdanlar, ulu şamdanlar...
Ki aydınlığiyle asırlar boyu,
Yolunu bulurdu yolda kalanlar.
Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
O kıvrak şekil ki serhatte yaydı;
Atlas bayrakların dalgalarında
Rüzgarla öpüşen ince bir ay’dı.
Kimi yıkanırken şadırvanlarda,
Tekbir’e hu hû’lar katıyor kimi:
Beyazıt önünde güvercinlerin incidir yemi,
Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
Tuna boylarından müjde geldi mi?
Uzaklarda kırık minarelerden
Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
Bir gün açılacak o büyük kapı
Ve kanatlar yere inmeyecekler.
Taraf taraf, kol kol şu yamaşlardan
Aktıkça fetihler tarihi Türk’ün
Kubbeler erecek bir gün murada;
Ve minareler dal verecek bir gün.
Geçersen altından bu loş kemerin
Menekşe menekşe gül güldür içi...
Kapanmaz kapısı Allah evinin,
Ki beş vakit gürül gürüldür içi.
Çiniler, çiniler, taze çiniler;
Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
Ey sanat, kuruyan dallarımıza
Bir yeşil yaprak ver! demeye geldik.
Biri hattın, biri mermerin, tuncun,
Kurşunun sırrını aramış bulmuş
Yesârî elinde Lafza-i Celal
Sinan’da kubbeyle minare olmuş.
İşte bu kubbe ki, söyler saati
Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
Mavidir çinisi, Yeni’dir adı
Mermerini sisler karartmadı.
Şehzâde, Laleli, Haseki Sultan
Hepsinin üstünde Süleymaniye...
Süleymaniye’den, Ayasofya’dan
Yollar iner dal dal Yeni Cami’ye
Yelken yelken, seren seren gemiler;
Yamaçta, kıyıda, yolda camiler.
Bu horasan, mermer, kurşun dağları
Omuzunda taşıdığı çağları
Taşıyacak daha çağlar boyunca
Ve yer çekmeyecek yere koyunca.
Yolları arkada bırakan hızla,
Kanatlarımızla, atlarımızla
Aşarken toprağı, taşı denizi
Bu kurşun memeler emzirdi bizi.
Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh.
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:56   #5 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart

FETİH MARŞI
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:57   #6 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart

Anne
İlk kundağın
Ben oldum, yavrum;
İlk oyuncağın
Ben oldum.
Acı nedir
Tatlı nedir... bilmezdin
Dilin damağın
Ben oldum.
Elinin ermediği
Dilinin dönmediği
Çağlarda, yavrum
Kolun kanadın
Ben oldum
Dilin dudağın
Ben oldum.
Belki kıskanırlar diye
Gördüklerini
Sakladım gözlerden
Gülücüklerini...
Tülün duvağın
Ben oldum!
Artık isterlerse adımı
Söylemesinler bana
'Onun Annesi' diyorlar...
Bu yeter sevgilim bu yeter bana!
Bir dediğini iki
Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
Ve seni öyle sevdim sana
O kadar ısındım ki
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
Gün oldu kırdın...
İncinmedim;
İlk oyuncağın
Ben oldum.. Yavrum
Son oyuncağın
Ben oldum...
Layık değildim
Layık gördüler
Annen oldum yavrum
Annen oldum!
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:58   #7 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart

Naat
Seccaden kumlardı..
................................
................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!.
Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi!..
Günler ne günlerdi, ya
Muhammed!..
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında,
Abdullahın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı..
Hatice’nin goncası
Aişe’nin gülüydün..
Ümmetin göz bebeği
Göklerinresulüydün..
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan;
Medine’ye göçerdin..
Biz,
Bu dünyadan nereye
Göçelim ya muhammed!
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“ebu leheb öldü” diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya muhammed!
Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi ey nebi!
Adına alışkın dudaklarımız..
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız
Kabene siyahlar
Yakışmamıştır ya muhammed!
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur; kaf dağında derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği..
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi..
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya muhammed yarına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına...
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi taiftir, kimi hayberdir...
Fethedemedik ya muhammed
Senelerdir...
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği..
Bayram yaptı yabanlar
Semave’yi boşaltıp;
Save’yi dolduranlar
Atını hendeklerden – bir atlayışta –
Aşırdı aşıranlar..
Ağlasın yesrib!
Ağlasın selmanlar...
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti ey nebi!
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Ne oldu ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar....
Uçsuz bucaksız çöllerde
Yine izler gelenlerin;
Yollar gideceklerindir....
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada
Ne suda, ne yerdeydi
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi
Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
Şu yuva ki bilinmez;
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
Kumru mu..
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu..
Ey abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran uyusun çöllerin,
Ilık kumlarıyla örtülü..
Dinleyene hala
Çöller ses verir....
Yaleyl, susar,
Uğultular gelir...
Mersiye okur uhud,
Kaside söyler bedir;
Sen de bir hac günü
Başta muhammed, yanında
Ebu bekir,
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
Destan yap ey şehir!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya muhammed yarına!
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına...
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun kur’anlar..
Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade osmanlar...
Na’tını galib yazsın, mevlidini
Süleymanlar..
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin sinanlar..
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel ey muhammed!
Bahardır
Dudaklar ardında saklı
“amin”lerimiz vardır..
Hacdan döner gibi gel..........
Miraçtan iner gibi gel...........
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
Hızır kanat, cibril kanat,
Nisan kanat, bahar kanat;
Ayetlerini ezber bilen,
Yapraklar kanat...
Açılsın göklerin kapıları
Açılsın perdeler, kat kat..
Çöllere dökülsün yıldızlar,
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar..
Çöl gecelerinden yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i habeşi sustuysa;
Ezanlarını davud okusun!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...

Dua
Biz,kısık sesleriz...minareleri,
Sen,ezansız bırakma Allahım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allahım!
Mahyasızdır minareler...göğü de,
Kehkeşansız bırakma Allahım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allahım!
Bize güç ver...cihad meydanını,
Pehlivansız bırakma Allahım!
Kahraman bekleyen yığınlarını,
Kahramansız bırakma Allah'ım!
Bilelim hasma karşı koymasını,
Bizi cansız bırakma Allah'ım!
Yarının yollarında yılları da,
Ramazansız bırakma Allah'ım!
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız;
Ve vatansız bırakma Allah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah'ım!
BEDDUA

Gitsin, ne demek, edeb... edebsiz kalsın
Göçsün de nesebliler, nesebsiz kalsın!
Takdir, olamaz böyle... ilâhî, bu işe
Her kim sebeb olduysa sebebsiz kalsın!

SEVAB

"Olmaz bana kimsenin, diyordum zararı.
Gördün, lâkin, geçirdiğim korkuları: B
ir akşam, ellerim sevâb işlerken
Arkamdan bir ses, dedi: "Eller yukarı!"
TARAFSIZLAR

Yaptıkları, uğraşıp didinmek., ancak,
Sağ-sol savaşında hep tarafsız kalmak..
Cennetle Cehennem'de -demek-yerleri yok
Tanrı'm, sen A'râf'ı genişletmeye bak!
SALLANAN VATAN

Yangın, su, kaza alsa da -sık sık-kurban;
Defnetse de bin hayâtı debrem, toptan;
Arif -yine- der, secde edip toprağına:
"Altiyle ve üstiyle bizimdir bu vatan"
BEYAZ ATLI
Kıvrak atı deryada köpüklerle savatlı,
Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı...
Hayran sana ceddin ki, dedim, kaldı Fırat'da.
"Oldu Fırat'lı."
Tarihte bir resmi geçit şimdi alınlar,
Yüzler ve göğüsler ki zaferlerle beratlı.
Göklerde Sinan, onlar için kendi eliyle
Asude saraylar hazır etmiş yedi katlı.
Gördükleri rüyada bu imanlı yürekler
Allarla mübeşşerdi, yeşillerle muratlı..
Hiddetleri, şiddetleri, savletleri korkunç;
Sohbetleri tatlı.
Yüzlerce fetih destanının en güzelinde
Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı.
.........................
Dağdan aşarak indi Donanma-yı Hümayun
Kalyonları durgun suya yelkenli, halatlı..
Gülsün kıyı, açsın suda bakir nilüferler:
Zincirli Haliç artık azatlı!
Bir dil konuşur Kayser'e toplar topu Şahi
Dev lehçeli, tehdit lugatlı.
Şarkî Roma'nın burcuna tırmandı Hasan'lar;
Yoldaşları, "Şahin", "Ali", "İsa", "Hızır" adlı..
Ellerde kılıçlar, yatağanlar ki su içmiş
Seyhun'dan, Aral'dan; Kızılırmak'lı, Murat'lı.
Onlardı gelenler karadan çığ gibi ani;
Onlardı kopan her köşeden atlı, pusatlı.
Atlar var, o yıllar yılı göçlerde sabırmış;
Atlar var, akınlarda kanatlı.
Türk ırkı bu.. Genç Osman açar Bağdad'ı orda;
Bayrak diker İstanbul'a burdan Ulubat'lı!
Fethin yüce serdarı gelip girdi Bizans'a..
Bir yüz ki güzel, taze., fakat bârika hatlı.
Yüzlerce fetih destanının en güzelinde
Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı!
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2006, 17:59   #8 (permalink)
Foruma Alışıyor
 
Standart ARİF NİHAT HOCA

Arif Nihat Asya gençlik çağında başladığı şairliği yetmiş yıllık ömrünün sonuna kadar devanı ettirebilen nadir sanatkârlardandı. Onunla beraber yola çıkanların çoğu bir noktada kalmışlardır. Çünkü yetiştikleri devir ve sosyal çevre herkesi buna zorluyordu. Düşününüz : Savaştan yeni kurtulmuş fakir ve dertli bir millet. Ha rap ve perişan bir vatan.. Arkadan köklü ve hoyat bir kültür ihtilâli. Millî kültürün red ve inkâr edilmesi. Türk şiir sanatının hor görülmesi. Bütün mazinin kötülenmesi. Dokuz asırlık muhteşem yazı dilinin -değiştirilmeye kalkışılması. Bizde hiçbir geleneği olmayan Batı San'at anlayışının devlet eliyle kabul ettirilmesi Sonra tepeden inme ihtilâller inkılâplar, darbeler. Tek partili baskı rejimleri: Saldırgan yabancı ideolojiler. Yıkıcı ve bölücü akımlar. Mukaddes ve yüce bildiğimiz bütün milli değerlerin yok edilmesi. Milliyetçiliğin ayıp, Türkçülüğün suç ülkücülüğün çağ dışı sayılması Maddecilikle, Hümanizmin en itibarlı görüş olması. Şiir zevk ve seviyesinin sıfır noktasına yaklaşması...
İşte rahmetli Arif hoca hayatının tam elli yılını böyle bir cemiyette geçirmiştir. Ama bu kötü şartların hiç biri Onu şairlikten vazgeçiremedi. Onun şiirlerinin san'at seviyesini düşüremedi. Duygu coşkunluğunu durduramadı, ilhamını kurutamadı. Hayal dünyasını daraltamadı. Ümitlerini kırıp heyecanını sınırlayamadı.
Gerçekten, edebiyat meraklıları kabul etmektedirler ki, geçen yarım asırda şiir telakkisi defalarca değiştiği halde, Arif Nihat beğin eserleri hem san'at değerini hem de şahsiyetini aynen muhafaza etmiştir. Rahmetli şair, elli yıl boyunca, tekrara düşmeden devamlı yazmış ve eskimeden kendini yenilemiştir. Dil ve üslupta olsun, tem ve konuda olsun tamamıyla milli kalmış fakat çağın değer ölçülerinin de üstüne çıkmıştır. Bilhassa, pek az san'atkâra nasip olan şekil - muhteva ahengi ile milliyetçilik ve şairlik şahsiyetini en güzel tarzda telif edebilmiştir. Arif Nihad Asya'nın şiirleri iki tarafı da keskin kılıç gibidir. Yalnız milli heyecan duymak için okuyanlarda aynı lezzeti alırlar. Dozu çok iyi tayin edilmiş her terkipte görüldüğü gibi.
Arif hoca Türkçeyi çok iyi biliyor ve yerli yerinde kullanıyordu. Her sözün hakikî, mecazî tarihî ve mahalli mânâsından istifade ederdi. İkinci Meşrutiyetten sonra gelişip Cumhuriyetin ilk on yılında zirvesine ulaşan Türk edebiyat dilinin bütün incelik ve zenginliği Arif Nihad Asyanın eserlerinde sergilenmiştir. Bu sayede, bir haçlı zihniyetiyle üst üste saldırıya uğrayan güzel Türkçe ayakta kalabilmiştir. Bin yıllık tarihi olan şiirimiz de son kırk yıl içinde aynı tehlikeyle karşılaşmıştı. Cemiyet zorla maddeci dünya görüşüne itilince günün edebiyatı da buna uydu. Kuru, soğuk, kaba ve laubali bir sür modası ülkemizi istila etti. Manasız, cansız, çirkin ve cılız uydurma kelimeler edebiyatımızın baş köşesinde yer buldu. Daha sonra bunu, tamamıyla batıdan aktarılan taklitçi ve ihtilalci şiir takip etti. Böylece şiirden uzak şairler, san'atla âlâkası kesilmiş romancı ve hikayeciler türedi. Bunlar bir merkezden emir alıyormuş gibi, yularca, aynı dağınık üslup ve uydurma dil ile üç beş konuyu: yazıp durdular. Genç nesilleri bu tipi sahte edebiyata ve yalancı san'ata şartlandırmağa çalıştılar. Ayrıca şiir ve edebiyatın halisine, millî, yerli ve kendi köküne bağlı olanına insafsızca saldırdılar. San'atını bu vadide devam ettirenleri, ağır bir suç işliyormuşçasına, ayıpladılar, karaladılar.
İşte, Arif Nihad beğ, böylesine saldırgan bir çevrenin ortasında dahi milli ve halis san'at anlayışını değiştirmedi. Dilini bozmadı. Türk'ün tarihine, kahramanlığına zengin kültür hazinelerine ve bin bir çilesine sırt çevirmedi. Eski ve uzak vatanımızı, bir gün efsaneleşen Turan İllerini ve yaslı yaralı Türkleri hiç unutmadı. Tabii Türkiye'nin cennet köşelerini, buralarda yatan dünkü yiğitleri, gazileri, Alperenleri ve yanımızda - yöremizde yaşayan dertli insanlarımızı da ihmal etmedi. Savaşı, zaferi, şehit ve gazileriyle bütün milli tarihimiz Ona ilham kaynağı oldu. Camilerimiz, Kervansaray, türbe, çeşme ve köprülerimizle bütün milli san'at yadigarlarımız Onu coşturdu. Atımız, pusatımız, kopuzumuz, davul, zurna ve halaylarımızla bize ait olan her değer Onun mısralarında ebedileşti. Büyük başbuğlardan adsız kahramanlara kadar nice yiğit Onda yepyeni hüviyetler kazanarak geçit resmi yaptı. Ve O, elinde, en kutsal varlığımız olan Bayrakla Şehitler Tepesinde ebedileşti ....
akoca Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-23-2007, 03:44   #9 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}sın sen
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

AĞIT



Ağlayın, parmakları nur

Sularından kınalı kızlarım

Ağlasın Meraga göklerinden

Meraga'ya bakıp yıldızlarım



Yollara Kürşadlar uzanmış ölü

Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü

Yiğitlerim uyur gurbet ellerde

Kimi Semerkant'ta bekler beni

Kimi Caber'de



Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok

Ben nasıl varım?

Ağla ey Tanrı dağlarıdan

İndirilmiş Tanrım



Şu yakın suların

Kolu neden bükülmez

Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin

Benden doğar, bana dökülmez?



Ben ki ataeşle konuşurdum.selle konuşurdum

İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum

''Sangaryos''u ''Sakarya'' yapan

''İkonyom''u ''Konya'' yapan

Dille konuşurdum
__________________
(Dilimize sahip çıkalım)
Tatlıaşkım "TÜRKÇE SEVDALILARI TOPLULUĞU" yeni Türkçe dostlarını bekliyor
(Üstteki mavi linke tıklayınız)
aa_şş_kk Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-23-2007, 03:45   #10 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}sın sen
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

AĞRI



Bir âbide istersen eğer, Ağrı'ya git!

Yükseklerden gelen büyük çağrıya git!

Çıkmışken yolcu, Ağrı'nın zirvesine,

Dönmek ne demek? Kanatlanıp Tanrı'ya git!
__________________
(Dilimize sahip çıkalım)
Tatlıaşkım "TÜRKÇE SEVDALILARI TOPLULUĞU" yeni Türkçe dostlarını bekliyor
(Üstteki mavi linke tıklayınız)
aa_şş_kk Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Asya - pi$manım... YαnLızßαяon ResimLi ŞarkıLar 1 01-10-2008 23:51
asya kıtası evleri kartalorhan Resimler & Güzel Resimler 9 05-19-2007 15:55
Asya-Beni Aldattın musanmaz Şarkı Sözleri 1 04-04-2007 01:24
ASYA AĞLIYOR' zuzuBS Paylaşmak istediklerim 5 07-12-2006 15:09


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:07 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
2005-2008 TatLiaskim.Com Forumları
karınca duası gamze kıvılcımcevher yenel oceans çetesi iyi uykular mesajı erzurumdizi izle kötü insanları tanıma senesi msn 9.0 full bbg evleri youporn elif ece uzun grup mp3 hayat döner sana blingee gece gülü nihat alptuğ altınkaya