![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Sohbet | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Uyarılar |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya , 1804 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyün'nde dünyaya gelmiştir.İlköğrenimine köyünde başlamış, daha sonra İstanbul'a gelir. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam eder. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarılır. Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulunur. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni olarak mezun olur ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yapar. 1948 yılında Edirne'ye tayin edilir. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yapar. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden emekli olur. Arif Nihat Asya, Türklük ve Türk Dünyası sevdalısıdır. Şiirlerinde bu dünyalardan da sesler getirmeye çalışır. Kimi zaman oradan uzak kalışımızın hüznünü yansıtır, kimi zaman da oralarda yaşanmış Türk kahramanlıklarını anlatır. 5 Ocak 1974 tarihinde Ankara'da vefat etti. Şiir Kitapları • Heykeltraş (1924) • Yastığımın Rüyası (1930) • Ayetler (1936) • Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946) • Enikli Kapı (1964) • Kubbe-i Hadrâ (Mevlana üzerine, 1956) • Kökler ve Dallar (1964) • Emzikler (1964) • Dualar ve Aminler (1967) • Aynalarda Kalan (1969) • Kanatlar ve Gagalar (1946) |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | Bayrak Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kızkardeşimin gelinligi, şehidimin son örtusü. Işık lşık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar! Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düşürdüğü gün Gölgene sığındık. Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim; Yer yüzünde yer beyen: Nereye dikilmek istersen Söyle seni oraya dikeyim! |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor Şehitler tepesi boş değil, Biri var bekliyor... Ve bir göğüs nefes almak için Rüzgar bekliyor Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye, Yattığı toprak belli, Tuttugu bayrak belli, Kim demiş Meçhul Asker diye? Destanını yapmış , kasideye kanmış... Bir el iki ahretten uzanmış, Edeple gelip birer birer Öpsün diye faniler. Öpelim temizse dudaklarımız... Fakat basmasın toprağına Temiz degilse ayaklarımız. Rüzgarını kesmesin gövdeler Sesinden yüksek çıkmasln Nutuklar, kasideler! Geri gitsin alkışlar geri... Geri gitsin ellerin Yapma çiçekleri! Ona oğullardan, analardan Dilekler yeter... Yazln sarl, kışın beyaz Çiçekler yeter. Söyledi söyleyenler demin... Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar, Şimdi sen söyle, söz senin! Şehitler tepesi boş değil, Toprağını kahramanlar bekliyor... Ve bir bayrak dalgalanmak için Rüzgar bekliyor. Destanı öksüz, sükutu derin Meçhul Askerin Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye, Yattığı toprak belli, Tuttuğu bayrak belli... Kim demiş Meçhul Asker diye? |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | KUBBELER Dün başlar seferber, eller seferber, Kurşun eritildi, mermer çekildi. Bunlar, bu kubbeler, bu minareler Akçayla olacak şeyler değildi. Böyle bir gemide yendi suyu Nuh. Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh. Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci Abide haline koydu sevinci. Gergefle işleyip bir inci sultan Ki çiçek verirdi saksıya koysan. Bulabildinse ey yolcu yerini, Hepsinin altında altından bir ay. Seyret İstanbul’un camilerini Minare minare, kubbe kubbe say! Açılır masmavi burada gökyüzü Gümüşten sütunlar üstünde durur... Kiminin gölgesi dinlenir yerde, Kiminin beyazı sulara vurur. Allah’a giden yol buralardadır Kapılar açılır şerefelerden. Buradan uğurlanır mübarek aylar, Bayram burda başlar arefelerden. Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış, Sultanı, çerisi, piri, veziri. Nesilden nesile götürsün diye Kanatlar üstünde şanlı tekbiri. Nice başbuğların açtığı yolda Biri yardan geçmiş, öteki serden. Yolcular gidiyor yarına doğru, Kafile kafile bu köprülerden. Kuşun uçuş, gülün açış saati, Tanrı’nın fermanı yüce kubbede, Duyulur, uyanık Fatih’in “Uyan’ Dediği uzaktan Sultan Ahmed’e.. Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu, Şamdanlar, şamdanlar, ulu şamdanlar... Ki aydınlığiyle asırlar boyu, Yolunu bulurdu yolda kalanlar. Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş, O kıvrak şekil ki serhatte yaydı; Atlas bayrakların dalgalarında Rüzgarla öpüşen ince bir ay’dı. Kimi yıkanırken şadırvanlarda, Tekbir’e hu hû’lar katıyor kimi: Beyazıt önünde güvercinlerin incidir yemi, Söyleyin ey nazlı haber kuşları: Tuna boylarından müjde geldi mi? Uzaklarda kırık minarelerden Gökte bir kapıyı vurur leylekler; Bir gün açılacak o büyük kapı Ve kanatlar yere inmeyecekler. Taraf taraf, kol kol şu yamaşlardan Aktıkça fetihler tarihi Türk’ün Kubbeler erecek bir gün murada; Ve minareler dal verecek bir gün. Geçersen altından bu loş kemerin Menekşe menekşe gül güldür içi... Kapanmaz kapısı Allah evinin, Ki beş vakit gürül gürüldür içi. Çiniler, çiniler, taze çiniler; Boyası göz nuru, fırçası kirpik... Ey sanat, kuruyan dallarımıza Bir yeşil yaprak ver! demeye geldik. Biri hattın, biri mermerin, tuncun, Kurşunun sırrını aramış bulmuş Yesârî elinde Lafza-i Celal Sinan’da kubbeyle minare olmuş. İşte bu kubbe ki, söyler saati Yolcu ilk, dalgalar son cemaati, Mavidir çinisi, Yeni’dir adı Mermerini sisler karartmadı. Şehzâde, Laleli, Haseki Sultan Hepsinin üstünde Süleymaniye... Süleymaniye’den, Ayasofya’dan Yollar iner dal dal Yeni Cami’ye Yelken yelken, seren seren gemiler; Yamaçta, kıyıda, yolda camiler. Bu horasan, mermer, kurşun dağları Omuzunda taşıdığı çağları Taşıyacak daha çağlar boyunca Ve yer çekmeyecek yere koyunca. Yolları arkada bırakan hızla, Kanatlarımızla, atlarımızla Aşarken toprağı, taşı denizi Bu kurşun memeler emzirdi bizi. Böyle bir gemide yendi suyu Nuh. Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh. |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | FETİH MARŞI Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ? Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden.... Senin de destanını okuyalım ezberden... Haberin yok gibidir taşıdığın değerden... Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın... Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini... Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ? Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın; Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır. Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır.! Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.! Delikanlım, işaret aldığın gün atandan Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan ! Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan .... Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın; Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin ! Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın... Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ? Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.! |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | Anne İlk kundağın Ben oldum, yavrum; İlk oyuncağın Ben oldum. Acı nedir Tatlı nedir... bilmezdin Dilin damağın Ben oldum. Elinin ermediği Dilinin dönmediği Çağlarda, yavrum Kolun kanadın Ben oldum Dilin dudağın Ben oldum. Belki kıskanırlar diye Gördüklerini Sakladım gözlerden Gülücüklerini... Tülün duvağın Ben oldum! Artık isterlerse adımı Söylemesinler bana 'Onun Annesi' diyorlar... Bu yeter sevgilim bu yeter bana! Bir dediğini iki Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki Ve seni öyle sevdim sana O kadar ısındım ki Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim Gün oldu kırdın... İncinmedim; İlk oyuncağın Ben oldum.. Yavrum Son oyuncağın Ben oldum... Layık değildim Layık gördüler Annen oldum yavrum Annen oldum! |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | Naat Seccaden kumlardı.. ................................ ................................ Devirlerden, diyarlardan Gelip, göklerde buluşan Ezanların vardı!. Mescit mümin, minber mümin... Taşardı kubbelerden tekbir, Dolardı kubbelere “amin”.. Ve mübarek geceler dualarımız; Geri gelmeyen dualardı... Geceler ki pırıl pırıl Kandillerin yanardı.. Kapına gelenler ya muhammed, - uzaktan, yakından – Mümin döndüler kapından... Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi... Konsun – yine - pervazlara Güvercinler, “hu hu” lara karışsın Aminler, Mübarek akşamdır; Gelin ey fatihalar, yasinler... Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın Yoksulların sahibi.. Nerde kaldın ey resul, Nerde kaldın ey nebi!.. Günler ne günlerdi, ya Muhammed!.. Çağlar ne çağlardı; Daha dünyaya gelmeden Müminlerin vardı... Ve bir gün ki gaflet Çöller kadardı, Halime’nin kucağında, Abdullahın yetimi, Amine’nin emaneti ağlardı.. Hatice’nin goncası Aişe’nin gülüydün.. Ümmetin göz bebeği Göklerinresulüydün.. Elçi geldin, elçiler gönderdin; Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin, Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan; Medine’ye göçerdin.. Biz, Bu dünyadan nereye Göçelim ya muhammed! Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar “ebu leheb öldü” diyorlar; Ebu leheb ölmedi ya muhammed! Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor... Neler duydu şu dünyada Mevlidine hayran kulaklarımız; Ne adlar ezberledi ey nebi! Adına alışkın dudaklarımız.. Artık yolunu bilmiyor, Artık yolunu unuttu Ayaklarımız Kabene siyahlar Yakışmamıştır ya muhammed! Bugünkü kadar! Hased gururla savaşta; Gurur; kaf dağında derebeyi.. Onu da yaralarlar kanadından Gelse bir şefkat meleği.. İyiliğin türbesine, Türbedar oldu iyi.. Vicdanlar sakat Çıkmadan ya muhammed yarına! İyilikler getir, güzellikler getir Adem oğullarına... Şu gördüğün duvarlar ki Kimi taiftir, kimi hayberdir... Fethedemedik ya muhammed Senelerdir... Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi; Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği.. Bayram yaptı yabanlar Semave’yi boşaltıp; Save’yi dolduranlar Atını hendeklerden – bir atlayışta – Aşırdı aşıranlar.. Ağlasın yesrib! Ağlasın selmanlar... Gözleri perdeleyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti ey nebi! Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun – yine - pervazlara Güvercinler, “hu hu” lara karışsın Aminler,... Mübarek akşamdır; Gelin ey fatihalar, yasinler... Ne oldu ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar, taşlar Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar.... Uçsuz bucaksız çöllerde Yine izler gelenlerin; Yollar gideceklerindir.... Şu tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir. Örümcek ne havada Ne suda, ne yerdeydi Hakkı göremeyen Gözlerdeydi Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu, Şu yuva ki bilinmez; Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi Kumru mu.. Kuşlarını bir sabah, Medine’ye uçurdu mu.. Ey abva’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hatıran uyusun çöllerin, Ilık kumlarıyla örtülü.. Dinleyene hala Çöller ses verir.... Yaleyl, susar, Uğultular gelir... Mersiye okur uhud, Kaside söyler bedir; Sen de bir hac günü Başta muhammed, yanında Ebu bekir, Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü, Destan yap ey şehir! Konsun – yine - pervazlara Güvercinler, “hu hu” lara karışsın Aminler,... Mübarek akşamdır; Gelin ey fatihalar, yasinler... Vicdanlar sakat Çıkmadan ya muhammed yarına! İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Adem oğullarına... Yüreklerden taşsın Yine imanlar! Itri, bestelesin tekbirini; Evliya okusun kur’anlar.. Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın Kayışzade osmanlar... Na’tını galib yazsın, mevlidini Süleymanlar.. Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin sinanlar.. Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel ey muhammed! Bahardır Dudaklar ardında saklı “amin”lerimiz vardır.. Hacdan döner gibi gel.......... Miraçtan iner gibi gel........... Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat, ruzgar kanat; Hızır kanat, cibril kanat, Nisan kanat, bahar kanat; Ayetlerini ezber bilen, Yapraklar kanat... Açılsın göklerin kapıları Açılsın perdeler, kat kat.. Çöllere dökülsün yıldızlar, Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar.. Çöl gecelerinden yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilal-i habeşi sustuysa; Ezanlarını davud okusun! Konsun – yine - pervazlara Güvercinler, “hu hu” lara karışsın Aminler,... Mübarek akşamdır; Gelin ey fatihalar, yasinler... Dua Biz,kısık sesleriz...minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım! Mahyasızdır minareler...göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım! Bize güç ver...cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allahım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım! Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah'ım! Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah'ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım! Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız; Ve vatansız bırakma Allah'ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım! BEDDUA Gitsin, ne demek, edeb... edebsiz kalsın Göçsün de nesebliler, nesebsiz kalsın! Takdir, olamaz böyle... ilâhî, bu işe Her kim sebeb olduysa sebebsiz kalsın! SEVAB "Olmaz bana kimsenin, diyordum zararı. Gördün, lâkin, geçirdiğim korkuları: B ir akşam, ellerim sevâb işlerken Arkamdan bir ses, dedi: "Eller yukarı!" TARAFSIZLAR Yaptıkları, uğraşıp didinmek., ancak, Sağ-sol savaşında hep tarafsız kalmak.. Cennetle Cehennem'de -demek-yerleri yok Tanrı'm, sen A'râf'ı genişletmeye bak! SALLANAN VATAN Yangın, su, kaza alsa da -sık sık-kurban; Defnetse de bin hayâtı debrem, toptan; Arif -yine- der, secde edip toprağına: "Altiyle ve üstiyle bizimdir bu vatan" BEYAZ ATLI Kıvrak atı deryada köpüklerle savatlı, Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı... Hayran sana ceddin ki, dedim, kaldı Fırat'da. "Oldu Fırat'lı." Tarihte bir resmi geçit şimdi alınlar, Yüzler ve göğüsler ki zaferlerle beratlı. Göklerde Sinan, onlar için kendi eliyle Asude saraylar hazır etmiş yedi katlı. Gördükleri rüyada bu imanlı yürekler Allarla mübeşşerdi, yeşillerle muratlı.. Hiddetleri, şiddetleri, savletleri korkunç; Sohbetleri tatlı. Yüzlerce fetih destanının en güzelinde Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı. ......................... Dağdan aşarak indi Donanma-yı Hümayun Kalyonları durgun suya yelkenli, halatlı.. Gülsün kıyı, açsın suda bakir nilüferler: Zincirli Haliç artık azatlı! Bir dil konuşur Kayser'e toplar topu Şahi Dev lehçeli, tehdit lugatlı. Şarkî Roma'nın burcuna tırmandı Hasan'lar; Yoldaşları, "Şahin", "Ali", "İsa", "Hızır" adlı.. Ellerde kılıçlar, yatağanlar ki su içmiş Seyhun'dan, Aral'dan; Kızılırmak'lı, Murat'lı. Onlardı gelenler karadan çığ gibi ani; Onlardı kopan her köşeden atlı, pusatlı. Atlar var, o yıllar yılı göçlerde sabırmış; Atlar var, akınlarda kanatlı. Türk ırkı bu.. Genç Osman açar Bağdad'ı orda; Bayrak diker İstanbul'a burdan Ulubat'lı! Fethin yüce serdarı gelip girdi Bizans'a.. Bir yüz ki güzel, taze., fakat bârika hatlı. Yüzlerce fetih destanının en güzelinde Fatihlerin en gencini gördüm beyaz atlı! |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Foruma Alışıyor Üyelik tarihi: 07-24-2006 Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 163
Konular: 28 Rep puanı:0 | Arif Nihat Asya gençlik çağında başladığı şairliği yetmiş yıllık ömrünün sonuna kadar devanı ettirebilen nadir sanatkârlardandı. Onunla beraber yola çıkanların çoğu bir noktada kalmışlardır. Çünkü yetiştikleri devir ve sosyal çevre herkesi buna zorluyordu. Düşününüz : Savaştan yeni kurtulmuş fakir ve dertli bir millet. Ha rap ve perişan bir vatan.. Arkadan köklü ve hoyat bir kültür ihtilâli. Millî kültürün red ve inkâr edilmesi. Türk şiir sanatının hor görülmesi. Bütün mazinin kötülenmesi. Dokuz asırlık muhteşem yazı dilinin -değiştirilmeye kalkışılması. Bizde hiçbir geleneği olmayan Batı San'at anlayışının devlet eliyle kabul ettirilmesi Sonra tepeden inme ihtilâller inkılâplar, darbeler. Tek partili baskı rejimleri: Saldırgan yabancı ideolojiler. Yıkıcı ve bölücü akımlar. Mukaddes ve yüce bildiğimiz bütün milli değerlerin yok edilmesi. Milliyetçiliğin ayıp, Türkçülüğün suç ülkücülüğün çağ dışı sayılması Maddecilikle, Hümanizmin en itibarlı görüş olması. Şiir zevk ve seviyesinin sıfır noktasına yaklaşması... İşte rahmetli Arif hoca hayatının tam elli yılını böyle bir cemiyette geçirmiştir. Ama bu kötü şartların hiç biri Onu şairlikten vazgeçiremedi. Onun şiirlerinin san'at seviyesini düşüremedi. Duygu coşkunluğunu durduramadı, ilhamını kurutamadı. Hayal dünyasını daraltamadı. Ümitlerini kırıp heyecanını sınırlayamadı. Gerçekten, edebiyat meraklıları kabul etmektedirler ki, geçen yarım asırda şiir telakkisi defalarca değiştiği halde, Arif Nihat beğin eserleri hem san'at değerini hem de şahsiyetini aynen muhafaza etmiştir. Rahmetli şair, elli yıl boyunca, tekrara düşmeden devamlı yazmış ve eskimeden kendini yenilemiştir. Dil ve üslupta olsun, tem ve konuda olsun tamamıyla milli kalmış fakat çağın değer ölçülerinin de üstüne çıkmıştır. Bilhassa, pek az san'atkâra nasip olan şekil - muhteva ahengi ile milliyetçilik ve şairlik şahsiyetini en güzel tarzda telif edebilmiştir. Arif Nihad Asya'nın şiirleri iki tarafı da keskin kılıç gibidir. Yalnız milli heyecan duymak için okuyanlarda aynı lezzeti alırlar. Dozu çok iyi tayin edilmiş her terkipte görüldüğü gibi. Arif hoca Türkçeyi çok iyi biliyor ve yerli yerinde kullanıyordu. Her sözün hakikî, mecazî tarihî ve mahalli mânâsından istifade ederdi. İkinci Meşrutiyetten sonra gelişip Cumhuriyetin ilk on yılında zirvesine ulaşan Türk edebiyat dilinin bütün incelik ve zenginliği Arif Nihad Asyanın eserlerinde sergilenmiştir. Bu sayede, bir haçlı zihniyetiyle üst üste saldırıya uğrayan güzel Türkçe ayakta kalabilmiştir. Bin yıllık tarihi olan şiirimiz de son kırk yıl içinde aynı tehlikeyle karşılaşmıştı. Cemiyet zorla maddeci dünya görüşüne itilince günün edebiyatı da buna uydu. Kuru, soğuk, kaba ve laubali bir sür modası ülkemizi istila etti. Manasız, cansız, çirkin ve cılız uydurma kelimeler edebiyatımızın baş köşesinde yer buldu. Daha sonra bunu, tamamıyla batıdan aktarılan taklitçi ve ihtilalci şiir takip etti. Böylece şiirden uzak şairler, san'atla âlâkası kesilmiş romancı ve hikayeciler türedi. Bunlar bir merkezden emir alıyormuş gibi, yularca, aynı dağınık üslup ve uydurma dil ile üç beş konuyu: yazıp durdular. Genç nesilleri bu tipi sahte edebiyata ve yalancı san'ata şartlandırmağa çalıştılar. Ayrıca şiir ve edebiyatın halisine, millî, yerli ve kendi köküne bağlı olanına insafsızca saldırdılar. San'atını bu vadide devam ettirenleri, ağır bir suç işliyormuşçasına, ayıpladılar, karaladılar. İşte, Arif Nihad beğ, böylesine saldırgan bir çevrenin ortasında dahi milli ve halis san'at anlayışını değiştirmedi. Dilini bozmadı. Türk'ün tarihine, kahramanlığına zengin kültür hazinelerine ve bin bir çilesine sırt çevirmedi. Eski ve uzak vatanımızı, bir gün efsaneleşen Turan İllerini ve yaslı yaralı Türkleri hiç unutmadı. Tabii Türkiye'nin cennet köşelerini, buralarda yatan dünkü yiğitleri, gazileri, Alperenleri ve yanımızda - yöremizde yaşayan dertli insanlarımızı da ihmal etmedi. Savaşı, zaferi, şehit ve gazileriyle bütün milli tarihimiz Ona ilham kaynağı oldu. Camilerimiz, Kervansaray, türbe, çeşme ve köprülerimizle bütün milli san'at yadigarlarımız Onu coşturdu. Atımız, pusatımız, kopuzumuz, davul, zurna ve halaylarımızla bize ait olan her değer Onun mısralarında ebedileşti. Büyük başbuğlardan adsız kahramanlara kadar nice yiğit Onda yepyeni hüviyetler kazanarak geçit resmi yaptı. Ve O, elinde, en kutsal varlığımız olan Bayrakla Şehitler Tepesinde ebedileşti .... |
| | |
| | #9 (permalink) |
| a {a}_ş {ş}_k {k}sın sen ![]() | AĞIT Ağlayın, parmakları nur Sularından kınalı kızlarım Ağlasın Meraga göklerinden Meraga'ya bakıp yıldızlarım Yollara Kürşadlar uzanmış ölü Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü Yiğitlerim uyur gurbet ellerde Kimi Semerkant'ta bekler beni Kimi Caber'de Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok Ben nasıl varım? Ağla ey Tanrı dağlarıdan İndirilmiş Tanrım Şu yakın suların Kolu neden bükülmez Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin Benden doğar, bana dökülmez? Ben ki ataeşle konuşurdum.selle konuşurdum İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum ''Sangaryos''u ''Sakarya'' yapan ''İkonyom''u ''Konya'' yapan Dille konuşurdum
__________________ (Dilimize sahip çıkalım) ![]() Tatlıaşkım "TÜRKÇE SEVDALILARI TOPLULUĞU" yeni Türkçe dostlarını bekliyor (Üstteki mavi linke tıklayınız) |
| | |
| | #10 (permalink) |
| a {a}_ş {ş}_k {k}sın sen ![]() | AĞRI Bir âbide istersen eğer, Ağrı'ya git! Yükseklerden gelen büyük çağrıya git! Çıkmışken yolcu, Ağrı'nın zirvesine, Dönmek ne demek? Kanatlanıp Tanrı'ya git!
__________________ (Dilimize sahip çıkalım) ![]() Tatlıaşkım "TÜRKÇE SEVDALILARI TOPLULUĞU" yeni Türkçe dostlarını bekliyor (Üstteki mavi linke tıklayınız) |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Asya - pi$manım... | YαnLızßαяon | ResimLi ŞarkıLar | 1 | 01-10-2008 23:51 |
| asya kıtası evleri | kartalorhan | Resimler & Güzel Resimler | 9 | 05-19-2007 15:55 |
| Asya-Beni Aldattın | musanmaz | Şarkı Sözleri | 1 | 04-04-2007 01:24 |
| ASYA AĞLIYOR' | zuzuBS | Paylaşmak istediklerim | 5 | 07-12-2006 15:09 |