![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Sohbet | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Uyarılar |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Adını Bilmeden Sevdim Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü... Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ve, “yar”lığa süzülüşünü. Ben seni, sesini duymadan sevdim... Ve duymadan nefesini. Ben seni adını bilmeden sevdim... Ama; sevdim!.. Üşüyüşünü sevdim... Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü; “Gel, ısıt” deyişini!.. Bekleyişini sevdim beşinci mevsimin gün bitimlerinde, bilerek gelmeyeceğimi... Akşam alacalarının gönlüne yürüyüşünü sevdim... Ve, kıpırtısız, karanlığa gömülüşünü sevdim. Bir de; “Gel, ışıt” deyişini!.. Ben seni, adını bilmeden sevdim. İhtiyacım... Cevabım... İsimler koydum sana; bahar yelim, çiçek tarlam... Gökkuşağım, ışığım... Kuşkanadım, pembe rüyam, çiy tanem... Seni, adını bilmeden sevince öğrendim; seni sevmek için gerekmiyordu ismini bilmem... ...Sevdim işte! Ben, seni; yaşını bilmeden sevdim... Yani bilmeden sevdim deden yaşında mıyım, torununla akran mı! Ben seni, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ben seni, sesini duymadan sevdim. Ve hatta öğrenmeye korkarken, bilmeye kıyamazken seni... ...seni sevdim. Seni sevdim. İçime salıncaklar kurdum gönlümün ipleriyle... Oturdun, sallayamadım; dokunurum diye korkumdan! Dolaştın boynuma bir sarmaşık gibi; okşayamadım. ...Koklayamadım! Dalgalarını taramamış olan parmaklarım yabancı saçlarına... Ve hâlâ bilmiyorum, gözlerin ne renk?.. Hangi yıldızlar mahpus içinde? Ve ben sana hâlâ seni sevdiğimi söyleyemedim!.. Ama ben seni; adını bilmeden, yaşını bilmeden... Yüzünü bilmeden, sesini bilmeden... ...seni bilmeden sevdim. Seni, “bilmeden” sevdim! Senin olmadığın ve benim olmadığım bir sokaktaki köşebaşında çarpıştı duygularımız! Döküldü içindekiler ve döküldü içimdekiler... Sen yoktun orda ve ben de yoktum; Ama sevda vardı! Ve, ben; seni adını bilmeden sevdim Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Biliyor musun? Düşler dökülür... Düşler üşüşür... Düşler doluşur kulaklarıma gülüşlerinden... Üstüme yağan düşler ile Başıma üşüşen düşler ile Ve içime doluşan düşler ile serpilirim ben, Bahara dokunmuş bir filiz gibi... Biliyor musun? Denizler bile düşlerimin rengidir... Dalgalar, gülüşlerindir yani düşlerimin üzerinde oynaşan! Biliyor musun? Düşler saçılır başıma gülüşlerinden... Ve düşlere savrulur başım Tırmanıp gülüşlerine... Dinlenen bir nefes gibi yayılır kumsalıma, köpüklü dalgaların... Bunlar; düşlerimin üzerinde oynaşan Gülüşlerindir ya, hani adına “dalga” denen... Biliyor musun? Bütün bu denizler, düşlerimin rengidir Ve işte sen o yüzden Kendini seyreder gibi olursun baktığında denizlere. O yüzden gözlerini lacivert sanırsın... Saçlarını mavi... Hatta canını, camgöbeği... Canının göbeği bunun için köpürür düşlerimin ortasında! Biliyor musun? Düşler üşüşür başıma gülüşlerinden. Masmavi düşler... Ve buseleri çağıran dişler gibi sıralı düşler... Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Söylenemeyen Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? .. Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! .. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? .. Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden! .. Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana... Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her zaman hayıflandım; Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? .. Kendi karanlığında; güneşe görünmek için karar veren bir tohum gibiydim... Zordu çıkmak gömüldüğüm çamurdan; Ama güzeldi!.. Sen güzeldin ve ben, güzelleşiyordum seni düşündüğümde!.. Kendi karanlığında; güneşe görünmeye karar verip yeşillerini giyen bir tohum gibiydim... Boyutları değişiyordu hayatımın... Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum, gelişiyordum, genişliyordum... Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim; bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!.. Sığdıramadığım her duygu; iki kelimemin arasındaki boşlukta gizli... O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,, ve işte yine o yüzden söyledikçe dilim topallıyor!.. Toparlayamıyorum zihnimi... Seni özlüyor, ve terliyorum özledikçe; Seni koklamak için... İçimdesin! Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Düşler dökülür gülüşlerinden Biliyor musun; Düşler dökülür... Düşler üşüşür... Düşler doluşur kulaklarıma; Gülüşlerinden! .. Üstüme yağan düşler ile, başıma üşüşen düşler ile, ve içime doluşan düşler ile serpilirim ben, bahara dokunmuş bir filiz gibi! .. Biliyor musun; Denizler bile düşlerimin rengidir... Dalgalar, gülüşlerindir yani; düşlerimin üzerinde oynaşan! .. Biliyor musun; Düşler saçılır başıma, gülüşlerinden... Ve düşlere savrulur başım; Tırmanıp gülüşlerine!.. Dinlenen bir nefes gibi yayılır kumsalıma, köpüklü dalgaların!.. Bunlar, düşlerimin üzerinde oynaşan gülüşlerindir ya, hani adına “dalga” denen!.. Biliyor musun; Bütüün bu denizler, düşlerimin rengidir; ve işte sen o yüzden “kendini” seyreder gibi olursun baktığında denizlere... O yüzden gözlerini lacivert sanırsın... ...saçlarını mavi... ...hatta canını, camgöbeği!.. Canının göbeği bunun için köpürür düşlerimin ortasında!.. Biliyor musun; Düşşşler üşüşür başıma gülüşlerinden; Masmavi düşler... Ve buseleri çağıran dişler gibi sıralı düşler!. Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Kapatma Gözlerini, Kesilmesin Işığım! .. Kapatma gözlerini; Korkuyorum karanlıktan! .. Kapatma gözlerini; Ki, ışık vursun yüzüme! .. Kapatma gözlerini; Kesilmesin aydınlığım... Kirpiklerinin gölgesiyle oynayayım; bazen elime, bazen koluma, bazen de kucağıma düşürerek! .. Kapatma gözlerini; Ki, korkmayayım! .. Kapatma gözlerini; Çünkü sen kapattıkça gözlerini, ben gökyüzünü göremiyorum... Ve ışık dökülmüyor başıma; Korkuyorum... Ve her korktuğumda, yüreğine yaslayıp kulağımı; Adımı dinliyorum!.. Parmak uçlarımın ve avuçlarımın dokunuşunu hissettin mi, geçende?.. Sildim ya hani, dört bir yönüme attığım çiziklerin hepsini... Şimdi ben; Zamandan da bîhaber... Bilmiyorum, ne zamandır burdayım!.. Kapatma gözlerini; Karanlıkta kalmayayım!.. Kapatma gözlerini; Kesilmesin ışığım!.. Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Adı Ne; Olmadığın Mevsimin? Üşüdükçe, uzuyor gece... Sis çöküyor içime! .. Uzadıkça, üzüyor gece! .. Mevsimleer, dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı! .. Topraktan kök... Ve çeneden diş sökülür gibi koptu elin avucumdan; bir beyaz güvercin gibi oturuyorken parmaklarımın arasında! .. Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi boomboş avuçlarım... Korkuyorum; İçime bakmaktan! Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını? .. Üşüdükçe, uzuyor gece... Üzüyor üşüdükçe ve içimi sis bastıkça, hatırlıyorum; sen ve ben 'bir' olurduk... Bir 'bütün'lüktü bu birlik, çokluktu; yokluk değil... Az değildik bir iken; fazlaydık, ve yoğunduk... Çoğulduk, ve zengindik... Çoktuk bir'ken! Ya şimdi?.. Topluyorum, topluyorum, toplayıp duruyorum kendimi yalnızlığımla... Ben, bir... Ve bir de yalnızlığım, asla "iki" etmiyor!.. Lokmamı kırsam bile paylaşmak için; avucumda kalıyor... Sözüm, dudağımda kalıyor ve gözüm; kucağında kapanıyor yine, yalnızlığımın!.. Toplanmaya çalışsam da olmuyor... Doksandokuz parçamın her biri bir köşede; boncuklarım saçılmış bir araya gelmiyor!.. Üşüyorum... Üşüyor gece... Üşüdükçe, uzuyor; uzadıkça üzüyor ve sis çöküyor içime!.. Mevsimler dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı, ve savruk sarı bir yel esiyor içimde!.. Fırınlar tutuşmuyor çırasız, kaynamıyor tencereler ocaksız... Ben, üşüyorum; şöminede kül gibi... Bilerek, yokluğundan soğuk mevsim olmadığını!.. Adı var da her şeyin; ne deniyor olmadığın mevsime?.. Bilmiyorum... Yokluğundan daha soğuk bir mevsimi tanımadım ki... Bilmiyorum sensizlikten daha soğuk bir mevsim... Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Sevdalar Böyle mi Yaşanmalıydı? Öksürmeli miydi vapur dumanlarından, şarkılardan çıkmış martılar? .. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı? .. Köşe başındaki esmer kadın şaşkın; bir çiçek alamayacak kadar” vakitsizliklere! Kırda salınan gelincikler şaşkın... Ve hatta kiraz çiçekleri de şaşkın. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı? .. Çiçeği koparılmayan... Yare sunulmayan kiraz ağaçlarında artık “tek sapta iki kiraz” olmuyor! Vermesi gereken meyveleri vermiyor dallar! Gelincikler usanıyor beklemekten ve soruyorlar hep birlikte; Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı?.. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı yahut yaşanan böyleliklerin adı “sevda” olmalı mıydı?.. Hem sevdalı hem yalnız nasıl oluyor insan? Hem sevdalı hem ürkek, hem sevdalı hem karanlıklara tutsak?.. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı?.. Bir priz ve fiş varsa.. Bunlar buluşmuşlarsa... Ve ortalık hâlâ aydınlanmıyorsa; bu nasıl sevda?.. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı?.. Çiçekler yapraksız... Kelebekler kanatsız... Gündüzler güneşsiz... Gözler yıldızsız!.. Dudaklar şiirsiz... Kağıtlar mektupsuz Ocaklar ateşsiz!.. Gerçekten... Sormalı ama sormuyor sevdalılar; “Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı?..” Eğer sevdalar böyle yaşanacaksa, yaşanmakta olan böyleliklerin adı “sevda” olmalı mıydı? Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Sen İstanbul Olsaydın Sen İstanbul olsaydın; Ben, sende konacak bir dal bulamayan martı gibi çığlık çığlığa atardım kendimi denizlere! Sen İstanbul olsaydın... Sen İstanbul olsaydın, aşka doğru... Bürünüp sevda rengine, dursaydın gurubun önünde akşam vakitlerinde. Ve ben... Bense bir güneş gibi yakmaya gelirken seni; saplansaydım kirpiklerine, tam kalbimden... Düşseydim ufkuna, kan-revan içinde!.. Sen İstanbul olsaydın, ve sorsaydın halimi kanatsız güvercinlere! Sen İstanbul olsaydın; Ve zindânım olsaydın!.. Sen İstanbul olsaydın; Saçların, Ekim’in yirmialtısındaki çınar yaprakları tonunda...Ve gözlerin Marmara Denizi renginde olurdu, değil mi? Ve sen İstanbul olsaydın; Bir pembe ibrişim gibi akardın gönlüme doğru. Değil mi?.. Sen İstanbul olsaydın; Henüz gözden deryalar, güllerden kan damlamadan!.. Ve bilip dağlardan kalyonlar geçireceğimi; önüme surlar dikmeden ve yoluma zincirler çekmeden... O ilk... Altından güllem, düştüğünde tam kalbinin üstüne, açardın bana kapılarını, değil mi; Sen İstanbul olsaydın?.. Sen İstanbul olsaydın; Bir beyaz güvercinin, şahbazdan korkuşu gibi ürkerdin benden... Sen, İstanbul olsaydın... Ama sorsaydın halimi de, kanatsız güvercinlerden! Sen İstanbul olsaydın; Ve zindânım olsaydın!.. Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #9 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Düşmemiş Yağmur Damlası Husule gelmiş; Ama orda... Bir bulutun “hayalden beden”ine tutunmuş... Ve bırakmak için ellerini en küçük ısı farkını bekleyen, düşmemiş bir yağmur damlası gibi bakıyordun ya bana; Pırıl pırıl titreyerek! .. Hani koşuyordum ya, yağmur altında sırılsıklam; ve bir yandan da ağırlaşan giysilerimden kurtulmaya çalışarak... Hani seni görmeye çalışıyordum ya zaten, yere düştüğümde; Başım havadaydı, gözüm yukarıdaydı, ve canım avucumdaydı hani! .. Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
| | #10 (permalink) |
| Aktif Üye ![]() | Sevmenin Kuytusunda Sensiz Yaşamak Sevda; Sanki bir coğrafî harita gibi önümde! .. Hiç denilmemiş sözler misali, Hiç değilmemiş “köz”leriyle! Tepeleriyle, dereleriyle; çölleriyle, ormanlarıyla; körfezleriyle, yarımadalarıyla... Ve “ada”larıyla! Yalnızım... Yar; sızım! Bunun adı; Sevmenin kuytularında sessiz yaşamak. Veya; Sevmenin kuytularında sensiz yaşamak! Gün karardı... Gün karardı bir daha. Yıldızlar beklendi... Yıldız beklendi bin daha! Umut battı, umut doğdu... Umut doğdu, umut battı... Yine... Yine... Yine sis! Dağıtacak bir deli yel arandı. Bu avuca bir ılık sıcak el arandı... Gelecek bir yar... Gelecek bir yüz... Duyacak bir kalp... Diyecek bir dil... Tutacak bir el... Öpecek bir ten aramak... Ve sevmenin kuytusunda sessiz yaşamak. Ahh!.. Sevda kuytularında sensiz yaşamak Muammer Erkul
__________________ ![]() |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|