Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Tatlı Aşkım Forumları »»-(¯`v´¯)-» > ŞiirLer > Edebiyatcılar ve Yazarlar
Kayıt ol SohbetTop 10 Üyeler Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Uyarılar

Edebiyatcılar ve Yazarlar Tüm Sairlerimizin yazarlarimizin eserleri..

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02-25-2007, 23:25   #11 (permalink)
||SαкℓıмSıN ||
 
»¦«ReBell»¦« - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 1 Hafta 5 Gün 22 Saat 52 Dakika 20 Saniye
Standart


Yanılıp Yakana Bakışımı Taktığında

nedir senin yerin
şiir uzamımda benim
kurtulamadığım bir imge misin,
duraksadığım bir dize
bir şiirde mi tutuklu kaldım ya da yüreğinde




Lale Müldür
__________________
»¦«ReBell»¦« Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-25-2007, 23:25   #12 (permalink)
||SαкℓıмSıN ||
 
»¦«ReBell»¦« - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 1 Hafta 5 Gün 22 Saat 52 Dakika 20 Saniye
Standart




Yosun Tutan Yürek

yeşil / siyah seviyorum çok tropik
bir daha gülümsediğini görmeyeceğim
kedi gözleri mağaralarda
yüzlerimiz en eski topografya

başsız bir leopar... sürünür geçer yanımdan...
dokunuşların... 'hüzünlü tropik' bakışların...
sürünür geçer yanımdan...

kanıyorum diyorum sana kızıl / kara
çiziklerim... yarıklarım... yaralarım ölümcül tropik...
adam-atacağından bir adam tepetaklak yukarı çıkıyor
antik bir intiharın silüeti




Lale Müldür

__________________
»¦«ReBell»¦« Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-25-2007, 23:26   #13 (permalink)
||SαкℓıмSıN ||
 
»¦«ReBell»¦« - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 1 Hafta 5 Gün 22 Saat 52 Dakika 20 Saniye
Standart

Üzünç, Sevgilim ya da Nane Otları

gençken renkli bir cepken sevgilim
çift bıçaklı bir sevinç
unuttum diye bir şarkı
gençken renkli bir cepken sevgilim
önüne çıkan her ata binme

doğudan gelen kimsesiz tekne
ona hüzün demeyi artık öğrendin
ya da kuzeyden gelen çift bıçaklı sevinç
karıştırma daha fazla bu otları
bak öğle güneşi
şapkanı indir




Lale Müldür
__________________
»¦«ReBell»¦« Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-26-2007, 23:38   #14 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 4 Gün 14 Saat 39 Dakika 23 Saniye
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Teşekkürler rebell.

harikasın

__
PİRİNÇ

pirinç ülkesi
pervazlarda beliren ilk
bir erik yeşili gibi dağılan tepelere
güneş nasıl kayarsa
gölge-tarlaların üzerinden
kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle
bu sabah yatağımın kenarında
bütün günahlarımın silindiğini gösteren
bir işaret buldum:
kayık şeklinde bir leğenin içinde
yüzen bahar dalları...
ah evet, uzak okuyucu,
günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı
bizim için...
hiç kimsenin göndermediği

artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım
bundan sonra da göndermeyeceği
cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı
evimizin önünden geçen beyaz boneli
Hollandalı bir kız olmalıydı
ki elindeki kumral köy ekmeği bana daima
güzel şeyler hatırlatır
veya ne bileyim ben sarışın spiral
bulut halinde saçlarıyla Rapuntzel
ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş
duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima
koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü
bir Pan olmalıydı...
bizim için...


herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı
üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce
mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra
enteresan bir durum gözlemise hemen hiç çekinmeden

arkadaşlarını arayabilmeliydi
hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar
kendini gizlemeliydi
tam gece yarısı olduğunda birdenbire
Mona Lisa çalmalıydı...
gümüş kapların içinde bir tadımlık
yiyecekler olmalıydı...
ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda
sana bu derece yabancılaşmam...
o kadar yakındık ki...
ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda
yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında
sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam
sana tutunamamam ki katiller bile geride
el izi bırakır, ne acı...

şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş
lacivert kadife eşofman olmasından son derece
memnun olmama karşılık bütün bunları
ve başka birçok şeyi bırakıp
çiçekli ince elbiselerle
kafamda hasır üçgen bir şapkayla
sulak pirinç tarlalarında
seninle yan yana dolaşamayacağımızı
bilmek ne kötü...

ah senden bir işaret
en ufak bir işaret gelse...
ama belki de o zaman sen Napoli’ye, Sicilya’ya
hatta Korsika’ya gitmek isterdin de yine bu
pirinç tarlaları ideası suya düşerdi...
hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz
Mısır’a gitmek istemiştik de
ben kendimi Salzburg’da sense evde bulmuştun...
senin benimle hiç konuşmadığın gnlerdi

sanki aramızda bir çatlak açılmıştı
Salzburg’da seni unuttuğum söylenemezdi
unutmadığım da...
hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de
sonrasında da geriye dönülmez haerketlerin...
ben şimdi Paris’te bir Çin lokantasında oyalanıyor
olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık
çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki
pirinç tarlaları projesi asla gerçekleşmeyecek
ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil
olamaz da
seninle ayrıldığımız günden beri
bunun için yatak odalarımızda
başuçlarımızda su dolu bardakların yanında
mumların yanması gerekmiyo

artık sözcüklerle sonsuza dek
oynamak istemiyorum
bazan gri-mavi bulutların içinden
sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor
bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi
bütün sözcüklerin ötesinde
birden açıklıyor sanki
bunu bilmek bana yetiyor.
__________________

(Dilimize sahip çıkalım)

bir süre yokum
aa_şş_kk Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-01-2007, 02:36   #15 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 4 Gün 14 Saat 39 Dakika 23 Saniye
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

SENİ BIRAKIYORUM



seni bırakıyorum semender ellerimle

seni bırakıyorum

seni bırakıyorum

duvarlarda kurutulan anemon ellerimle



içimdeki sulara

içimdeki sazlıklara

içimdeki bataklıklara



seni bırakıyorum



seni bırakıyorum kendine kapanmış

kollarımın anarşik güzelliğiyle



içimdeki yosun yeşili sulara

içimdeki tehlikeli kıyılara

içimdeki siyah ışığa



seni bırakıyorum



seni yatıracağım ellerimde

bir ıhlamur yaprağı gibi

seni yatıracağım göğüslerimde

menekşeler gibi

seni yatıracağım gözlerimde

bir yağmur suyu gibi...



UZAK FIRTINA / 1988
__________________

(Dilimize sahip çıkalım)

bir süre yokum
aa_şş_kk Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-19-2007, 01:52   #16 (permalink)
SeN KaLßiMiN NAZARboncuğu
 
ßαнα∂iяєм - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 7 Saat 53 Dakika 33 Saniye
Standart

ilk kez duyduğum bir isim paylaşım için tşkler
__________________
ßαнα∂iяєм Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-21-2007, 00:39   #17 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 4 Gün 14 Saat 39 Dakika 23 Saniye
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

SU



Firuze rengi suların önünde diz çökmüş

bir okçu, elinde altın yayıyla.

Karalarla kaplanlarla oynuyordu,

kemanıyla oynadığı gibi.

Firuze rengi sularda yüzen

sarı güller...lerin yansıttığı

yanılsamalar...içindeyim...

O uzun siyah eldivenimle

yürüyorum sularda.

sularla evlilik akuatik yeşillerle

gri gözlerle bir anima-kadın

soluk alıp verişi

karanlık yaprakların ardında

Bir yıldız gümüş notalar fısıldıyor

onun da kulağına... dolendo...

Seslerin ve notaların gümüş

ağırlığıyla dalıyor sulara, dalıyoruz.

bir denizaltı konuşması gibi

artık kimsenin dinlemediği iki insan arasında

boğulmamak için denizin dibinde konuşmaya çalışan

İki insan gibi neredeyse

dolendo

O uzun beyaz eldivenimle

tekrar çıktığımda sulara Miras'ım,

alnıma saplanacak altın bir ok olabilir.

Erden kızların önünde eğilmiş

oturuyor olabilirim alnımda altın bir okla.

Aramızda belirli uzaklıklarla eğilmiş

şarkı söylüyor olabiliriz gri sulara.

Aramızda kristal uzaklıklarla

göğe çekilmiş olabiliriz, ağlayan ünikornlar gibi.

Orion çekimi belki de yalnızca…
__________________

(Dilimize sahip çıkalım)

bir süre yokum
aa_şş_kk Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-04-2007, 13:29   #18 (permalink)
[[ // eRtanımm \\ ]]
 
edanaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 22 Saat 28 Dakika 22 Saniye
edanaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

paylaşım için tşk
__________________


aRanıyOr saHißi RuhUmUn...
edanaz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-03-2008, 22:01   #19 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 4 Gün 14 Saat 39 Dakika 23 Saniye
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

[Yorum - Sadık Yalsızuçanlar]

Lale Müldür'ün Leyla Halleri


'Benim sigaramdan al, süperlayt ama' demişti, bişey anlamamıştım. Gittim pahalı bir sigara aldım. Görünce, 'hayır' dedi, 'bu benim sigaram değil!' 'Hangisi senin peki?' 'Ayol L&M işte Lale Müldür... Ama yaşlandım artık, süper laytlaştım.' Antakya'dayız.



Kadim bir kentte. Kaç yıl oldu? Üç sanırım. 'Uzak Fırtına'yı çekiyoruz, Lale Müldür belgeseli. Lale Müldür'ün belgeselini çekmeye karar verdiğimde Heidegger'in İnşa Etmek, Oturmak yazısını henüz görmemiştim ama, Bediüzzaman'ın başyapıtı Ayetü'l-Kübra'yı defalarca okumuş ve 'göğün altında olma'nın anlamını biraz olsun biliyorum. Heidegger şöyle diyordu: "Yeryüzünde olmak, 'Göğün altında olmak' demektir. Bunların her ikisi beraber "Tanrısal olanların önünde kalmak" demektir ve bir "insanların birbirlerine ait olma" durumunu içerirler.

Ölüm olarak ölebilmek...

Gökyüzü, Güneşin arabasını sürdüğü yoldur, bir evreden diğerine geçen Ay'ın yoludur, Yıldızların gezinen ışıltıları, Mevsimler ve değişimleridir, Günün ışığı ve kararması, Gecenin karanlığı ve aydınlanmasıdır, Havanın yumuşaklığı ve sertliği, Bulutların göçü ve mavileyen Esirin derinliğidir. Gökyüzü dediğimizde, diğer üçünü de düşünürüz zaten, ama Dört'ün sadeliğini hiç dikkate almayız. Ölümlüler, insanlardır. Onlara Ölümlü denir, çünkü ölebilirler. Ölmek, ölümü ölüm olarak ölebilmek demektir. Sadece insan ölür; yani Yeryüzünde, Göğün altında ve Tanrısal olanların önünde kaldığı sürece o sürekli ölür. Ölümlüler dediğimizde, diğer üçünü de düşünürüz zaten, ama Dört'ün sadeliğini hiç dikkate almayız. Ölümlüler oturduklarında, bu Dörtlü içindedirler. Ama oturmanın temel niteliği korumaktır. Ölümlüler, Dörtlü'yü kendi özünde korudukları tarzda otururlar. Bundan ötürü oturan koruma dörtkatlıdır. Ölümlüler Yeryüzünü kurtardıklarında kelimeyi Lessing'in de bildiği eski anlamında kullanırsak otururlar. Kurtarma sadece bir şeyi bir tehlikeden sakınmak değildir, kurtarmak aslında, bir şeyi kendi özünde özgür bırakmaktır. Yeryüzünü kurtarmak, onu sömürmekten ve sonuna dek kullanmaktan ibaret değildir. Yeryüzünü kurtarmak, onun efendisi olmak ve onu boyunduruk altına almak değildir, böyle bir şey onun yıkımına yol açacak son adım olacaktır." Lale Müldür'ü aslında tanıyordum. Uzak Fırtına'sına aşinaydım. O da görkemli kaybedenlerdendi. Cohen'i aşk derecesinde sevmesi bundandı. Aynı topraktandı onunla. İbn Arabi, Fütuhat-ı Mekkiye'den nefis bir yorum bağışlar bize: 'Efendimiz miraçta sidreye varınca birden Refref durur, ürker ve geriler. Efendimiz de ürperir, bir heybete düşer. Son sınır artık burası. Sonrası? Sonrası bizce meçhul. Hz. Musa'ya ateş suretinde göründü, O'nun ateşe ihtiyacı vardı. Allah, herkese ihtiyacı suretinde görünürmüş. İbn Arabi'nin yalancısıyım. Şeyh der ki, Allah'ın Seçkin Elçisi ürperince, kendisine Ebubekir'in sedasıyla seslenilmiştir. Zira Efendimiz'le Ebubekir aynı topraktan yaratılmıştır.' Demek ki bütün ruh akrabalıkları bu sırdan doğar. Lale Müldür, Cohen'le akrabadır, Bob Dylan'le, Ece Ayhan'ın gençlik ateşiyle, Meryem el-Basriyya ile... ki Rabiatü'l-Adeviyye'nin müridesidir, bir zikr seansında aşktan ölüvermiştir. Bunun şiirini de Lale yazmıştır Buhurumeryem'de. Adana'da hava limanında karşıladık onu. Minibüse aldık. Antakya'ya, kadim bir kentin sırlarına doğru yola çıktık. La Luna'yı, Elois'in acısını yazan bu kadındı işte. İçin için yanan bir volkan, bir epope görüntüsü, kumru olamayacak bir eş, aşkın imkansızlığını Edip Cansever'den daha güzel anlatan bir şair, kendine kıyan ama ölmeyen bir Nilgün Marmara, bir cennet kaçkını, bir cehennem düşü, bir araf seçkini, Lale Müldür işte... Bu o. Başında siyah, saçaklı bir takke, simsiyah, topuklarına dek uzayan bir giysi, sarı saçlı, deniz gözlü, bakınca insanın gözbebeğine oradan kalbine bakan bir derviş, bir çılgın, bir meczup.

Wittgenstein haklıdır, 'insan filozoflardan daha çılgın olmalı ki çözebilsin onların sorunlarını...' Lale böylesi bir çılgın işte. En çok şoförümüzle ilgilendi. Koyu bir muhabbete başladı. Şoför ağbimiz Yozgatlı, delikanlı, Lale'ye ilkin abla, sonra yenge, daha sonra hanımefendi derken Lale Hanım ve kente vardığımızda Lale deyiverdi. Arada şen kahkahalar. Derin suskunluklar. Lale Müldür'ün dediği gibi, 'sonuçta her güzel söz/doğanın yanında hafif kalıyor', sessizlik en iyisi. Öğretmenevine yerleştik. Gece çekim planları yaptık, saat üçe dek sohbet ettik. Uyuduk uyandık. Yaşamın ucuna doğru yolculuk başladı. Kahvaltı salonu yaşlı, idealist Cumhuriyet öğretmenleriyle dolu. Çoğu kadın. Lale hemen fena halde sıkılmaya başladı tabii. Yüksek sesle ve rahatsız ederek konuştu, yer yer tahrik etti onları... Bir kez daha gördüm, şair, bir çocuğun hayretiyle bakıyor yaşama, dünyaya. Neyse Katolik kilisesine vardık. Alman bir rahibe. Gitar çalıyor. Muhafazakarların aksine, Yunus Emre ilahileri söyletiyor barış ayinlerinde. Kur'an'dan da okutuyor birkaç ayet, İncil'den sonra, sonra Claudel'den bile birkaç dize, hatta Cat Stevens'tan bir şarkı. Bu 'diyalog' sorununa akılalmaz komplo teorileriyle yaklaşan ve dünyanın en 'büyük' meseleleriyle üzerine vazife olmaksızın ilgilenen gereksiz stratejist ve analistler bir anda Müldür'ün bu dolaysız tutumuyla anlamsızlaşıverdi gözümde. Lale, 'İsa esmerdi.' diye başladı. Rahibe onayladı. 'Öyle sarışın mavi gözlü filan değildi sanıldığı gibi.' 'Evet, haklısınız.' dedi rahibe. Lale, 'Ben onu gördüm' deyince rahibenin gözleri açıldı. Lale sakin, 'Vizyon olarak canım...' diye ekleyince biraz rahatladı. 'Esmerdi, dalgalıydı saçları, erkek güzeliydi...' Dokunaklı bir suskunluktan sonra, 'Biliyorsunuz...' dedi, 'Hakkında en az bilgi olan peygamberdir o. Hatta yaşamadığına ilişkin tezler de var.' Rahibe, 'Sizin kitabınız, Kur'an, onun yaşadığını söylüyor.' deyince, Lale, 'evet' dedi, 'Biz onun yaşadığına inanıyoruz.' Böyle uzayıp gitti. Buhurumeryem'den şiirler okudu, çekimler üç gün olaysız sürdü. Şoför ağbimizle Müldür'ün derin sohbeti nihayet, St. Simon manastırından dönerken Samandağ'da, Samandağ kıraathanesinin önünde, hafif çiseleyen yağmur altında, iskemlelerde gerçekleşti. Samandağlı bir vatandaşla sohbet ediyor gibi konuşacaklardı. Kamerayı kurduk, ışıkları yaptık. Hayli uğraştık, güzelim bir çerçeve ayarladık, başlayın diye komut verdim. Lale başladı, 'Samandağ'dayız güneyde yani, bir dostumuzla birlikteyiz, yağmur yağıyor, gök gürlüyor, gök gürlemesi bana Tanrı'nın dili gibi gelir, ne dersiniz, ben korkarım, ürperirim?' Şoför ağbimiz, 'Evet, gök gürlemesi beni de zaman zaman ürpertir.' 'Güzel... ben, güneye gelince daha çok fark ettim bunu, Baudelaire'nin spleen'ini yani, ruh sıkıntısı, yaşama hastalığı da diyorlar, sizin de ruhunuzda zaman zaman bir sıkıntı olur mu?' Şoför ağbimiz, 'evet' dedi: 'Bazı ortamlarda insanın canını sıkan şeyler olmuyor değil.' 'Hayır hayır ben ondan söz etmiyorum, ben insanın nedensiz ruh sıkıntısından bahsediyorum...' Şoför ağbimiz anlaşılan yaşama hastalığından habersiz.

Kem küm etti. Ve İonesco'yu, Beckett'i, Oğuz Atay'ı aratan bir monolog başladı, sürüp gitti.

O gün, St. Piere'de, ilk Hıristiyan kilisesinde, o güzelim mağarada, 'şiirin bazısı kuşkusuz hikmettir' hadisinin yorumunu yaptı Lale. Muhteşem bir konuşmaydı. Kırk Hadis şerhi yazabilir diye düşündüm. En absürt anımız ise son günün akşamı gerçekleşti. Meğer yirmi üç nisanmış ve öğretmenevinde bir balo veriliyormuş. Çekimden döndük. Öğretmenevinin kapısında kentin tüm erkanı orada, sıralanmış, gelen konukları karşılıyorlar. Minibüs durdu. Lale, rahibeleri andıran inanılmaz tuhaf giysisiyle, dağılmış sarı saçlarıyla, elinde sigara protokole doğru ilerledi. Geriden izlemeyi tercih ettim. Ama dondum kaldım, sonra Lale'nin ağır ağır gidip protokoldeki herkesle tokalaşıp sonra dönüp bana bakarak gülmesiyle birlikte yere yattım. Odaya çıktığımızda hâlâ gülüyordu. 'Baloya gidiyorum, gelir misin?' diye aradı telefonla, 'yorgunum' dedim ama kahkahaya boğulduk der demez. Kaçırır mı, döndüğünde hemen aradı, odasına gittim, saatler süren ilginç bir sohbet. Söz dönüp dolaşıp Nilgün Marmara'ya geldi. Rüyasında onu cennette gördüğünü söyledi. Aşık Mahzuni'nin dizesi dilime düştü: 'Allah bilir kimin nasıl olduğun' Sonra Saatler Geyikleri kovaladı ve Lale yapacağını yaptı bize:

'Haller Leyla'

'Ormanda bir kuş hızla dönüyordu/aşık olduğumuz zaman/yürek denen ormanda/ya da orman boşluğunda/bir kuş anormal bir hızla döner/ve kaçmamız gerektiğini söyler bize/çünkü her şey çok fazladır/kendi etrafında nefes kesici bir biçimde/dönen bir kuş kendini ve etrafındakileri/yaralar; tehlikedir onun adı/bunun için aşkı hiç kimse/insanın kendi arkadaşları bile/istemez/kumrular sakindir bir tek/ben kumru değilim/sen de/bunun için birbirimize yaklaşamayız.' Bununla da kalmadı, yine kendi adında bir yayınevinden L&M'den, Radikal iki'de yazdıklarını kitaplaştırdı, adını da, 'Haller Leyla' yaptı. Kitabın kapağı mor. Neşenin ve hüznün rengi. İki zıt duygunun. Neşe, bast; hüzün kabz halini simgeler. Ama biliyorum ki Lale Müldür'ün bir de ne hüzün ne de neşenin olmadığı bir yeri var. Lale Müldür'ün Leyla halleri anlatmakla bitmez. İyi ki de bitmez. İyi ki var. İyi ki yazıyor, bize Kutb'un öyküsünü, gayb gözünden anlatıyor. Dünyanın bir köprü olduğunu anlamak istiyorsanız şairlere kulak verin. Şairlere ve Heidegger'e: 'Peki, ölümlüler, kendi özünün tamlığında oturmayı gerçekleştirmek için üzerlerine düşeni, kendi başlarına yerine getirmekten başka bu çağrıya nasıl karşılık verebilirler? Oturmadan hareketle inşa ettiklerinde ve oturma üzerine düşündüklerinde bunu başaracaklardır.'

SADIK YALSIZUÇANLAR
30 Nisan 2006, Pazar
__________________

(Dilimize sahip çıkalım)

bir süre yokum
aa_şş_kk Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
ters lale <^I'm off^> Enteresan Olaylar 29 05-18-2008 15:27
Lale Devri bestofmanyaklar Tatlı Sözlük 0 02-09-2008 03:56
--LaLe CeNNeTi-- *°|CaRaMeL_a|°* Resimler & Güzel Resimler 11 04-14-2007 14:32
Lale devri cocuklariyiz biz SnnR Flash Şiirler 3 07-09-2006 19:21
LaLe bahÇeSi edanaz Resimler & Güzel Resimler 0 01-01-1970 02:00


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:01 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
2005-2008 TatLiaskim.Com Forumları
karınca duası gamze kıvılcımcevher yenel oceans çetesi iyi uykular mesajı erzurumdizi izle kötü insanları tanıma senesi msn 9.0 full bbg evleri youporn elif ece uzun grup mp3 hayat döner sana blingee balca gece gülü nihat alptuğ altınkaya düşlerimin prensi pornsu pornuz pornhub youporn youporn