Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Tatlı Aşkım Forumları »»-(¯`v´¯)-» > ŞiirLer > Edebiyatcılar ve Yazarlar
Kayıt ol Sohbet Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Uyarılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05-11-2007, 11:24   #1 (permalink)
Acemi Üye
 
ÇinGeNe - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Mustafa Oğuz Mucurluoğlu




Ben Mustafa Oğuz MUCURLUOĞLU, 27 Ocak 1972 Ankara doğumlu olup doğumumdan sonraki ilk 40 gün içerisinde geçirdiğim sarılık nedeni ve doktor ihmali sebebiyle; ellerini ve ayaklarını kullanamayan spastik özürlü birisiyim.

İlköğretimimi Halide Edip Adıvar İlkokulu’nda bitirdim. Engelli oluşum nedeniyle öğrenimime 9 yaşımda başladım. Ortaokul ve liseyi Çankaya Lisesi’nde okudum. Ortaokul ikinci sınıfındayken karnemi Özel Başarı Belgesiyle aldım. Ortaokul iki ve üçüncü sınıfındayken Amerikan Kültür Derneği’nde burslu İngilizce kursu da aldım. Sertifikam olmasına karşın, temel bilgileri biliyor olsamda yetersizim. Bu konudaki eksikliğimi şimdilerde, TÖMER’den eğitim alarak gidermeye çalışmaktayım. Aynı yıllar okul bünyesindeki Bilgisayar Eğitimleri kursuna katılarak Basic Programlama Dili Başarı Sertifikası aldım. Şimdilerde ek olarak sertifikasız Windows, Word, Power Point, Photoshop ve birçok program ile Internet’i rahatlıkla kullanabilmekteyim.


Eğitimimde bugün, Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü ve A. Ö. F. Halkla İlişkiler Bölümü mezunuyum. Ayrıca şuan, Anadolu Üniversitesi’nin İşletme Bölümünde ekstern öğrenciyim.

1994’de, Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü’nü kazandığım yıl, kadrolu belediye işçisi de oldum. Ve ’94’ten bu yana kamu görevlisiyim. Aynı yıl annemle babam ‘şiddetli geçimsizlik’ gerekçesiyle mahkeme huzurunda ayrıldılar. İlki üniversite yıllarımda olmak üzere, iki kez Özel Bir Gün adı altında Sevgi Günü organize ettim.

’80’li yılların sonlarına kadar mektup dahi yazamayan ben, Günlük tutmaya başlayarak yazın dünyasına girmeye başladım. ’97 yılında İskenderun Rotary Kulübü’nün özürlüler için düzenlediği kampın davetlisiydim. Kamp sonrasında, görüş ve düşüncelerimizi içeren bir yazı istediler. 2 sene üst üste kampa katılarak, kamp sonrası duygularımı anlatan hikâyeler yazdım. Yazdığım o öyküler, benim yazın hayatıma hız kattı. Çünkü o denemelerimin ardından; ’99 yılı Ocak-Haziran aylarında um:ag Vakfı’nda burslu olarak Yazarlığa Hazırlık ve Felsefe-Yazın İlişkisi seminerlerine katıldım. Aldığım başarı sertifikalarından sonra kendimi kâğıtlara ve kalemlere adadım. Şuan um:ag Vakfı Gönüllüleri üyesiyim ve 94’ten bu yana A. D. D. Genel Merkezi’ne kayıtlı üyeyim.

Katıldığım um:ag seminerlerinden sonra 2 sene boyunca devamlı, amatörce yazdım. Yazdıklarımın değerlendirilmesi için 2001 yılı Şubat ayında Sevgili Cezmi Ersöz’le tanıştım. Leman Degisi’ndeki kendi sayfasında, beni anlatan yazısı yayınlandıktan sonra; yazınsal yaşamımda profesyonelliğe giden ilk adımımı attım. Cezmi Ersöz’ün sayfasında yayınlanan mektubumdan sonra, birkaç söyleşisinde de konuşmacı konuk olarak yer aldım.

Daha önceleri özürlüleri içeren Sevgi Çemberi dergisinde fahri muhabirlik ve İskenderun’daki bir öğrenci gurubunun çıkardığı yerel Lâl dergisinde sayfa yazarlığı yaptım. Daha sonra; zaman zaman Evrensel Kültür, Pencere, Ardıçkuşu, Külöykü ve diğer bazı dergilerde hikâyelerim yayınlandı.

Varlık dergisinde de öykülerimin değerlendirildiğini; 2002 Şubat sayısında, İbrahim Yıldırım’ın eleştirilerinin olduğu metinde adımın yer aldığını görünce öğrendim. Bu değerlendirmenin motivasyonumu arttırdığını belirtmeden geçemeyeceğim. Bilkent Üniversitesi, Türk Edebiyat Bölümü, başkan yardımcısı Dr. Süha Oğuzertem bey, yazılarımla zamanı elverdiği sürece yakından ilgilendiği gibi, bölümünün bazı etkinliklerinde de bulunmamı sağlamıştır. Dünya Şiir Günü, Genç Eleştirmenler Sempozyumu, Uluslararası Yaşar Kemal Sempozyumu, Eskişehir’de düzenlenen Nâzım Hikmet Anma Törenleri, Dünya Şiir Günü, Behçet Necatigil Sempozyumu katıldığım etkinliklerden bazıları.

Ayrıca 2002 yılında, Edebiyatçılar Derneği’nin “mektup” türündeki Behzat Ay Yazın Ödülü yarışmasına katıldım. Yine aynı yıl Varlık Degisi’nin düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü yarışmasına da öykülerimle katıldım.

2004’de, Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği’nin düzenlediği Kadın Oyunları ve Öykü Yarışmasına hikâye dalında katıldım.

Ve Mayıs 2006’da, Dinle Kardeşim isimli ilk kitabım Hemenkitap yayınlarından çıktı. Bu ilk kitabımla Oğuz Atay Öykü yarışmasına katıldım. Aynı yılın sonunda Ümit Kaftancıoğlu/2007 Öykü Yarışmasına katıldım.

2007’de ise VI. Gila Kohen öykü yarışmasına yeni öykülerimle katıldım.

Benim için müzik dinlemek ve kitap okumak; gündelik zaman pastasının en güzel dilimi. Bu dilimi tüketirken, yazılarımla yaşama dair sevgi meşrubatını da yanında yudumluyorsam; müthiş haz alıyorum oluşan tattan. Klasik Müzik, Türkü ve Türkçe Sözlü Hafif Müzik dinlemeyi, felsefi yaklaşım içeren kitapları okumayı seviyorum.




Cezmi Ersöz

Leman Dergisi / 26.03.2001


DİŞLERİNİN ARASINA SIKIŞTIRILAN KALEMLE YAZMAK…


Günlerdir uğraşıyorum... Ancak olmuyor... Yapamıyorum... Tükenmez kalemi dişlerimin arasına alıp önümdeki kağıda bir şeyler yazmaya çalışıyorum... Kalem kağıttan kayıyor... Harfler bir türlü oluşmuyor... Dişlerim acıyor... Kağıt yırtılıyor... Kalem dişlerimin arasından düşüyor... Yeniden kalemi dişlerimin arasına sıkıştırıyorum... Yeniden yazmaya başlıyorum... Bu kez birkaç sözcük yazmayı başarıyorum... Zorluyorum kendimi, ama en fazla bir cümle yazabiliyorum... Yoruluyorum... Ağzımdan akan sular kağıdı ıslatıyor... Kötü oluyorum... Kağıdı gömleğimin ucuyla siliyorum, yeniden yazmaya devam ediyorum... Ama yine olmuyor, başaramıyorum... Sonra bir yerde küçük bir kurşun kalem buluyorum, tam dişlerime uygun, onunla yazmaya koyuluyorum, ama kurşun kalem ağzımda ıslanıyor... Islandıkça üzerinde boyası soyuluyor... Küçük parçalar boğazıma kaçıyor... Yazmaya ara verip bu parçaları tükürmek zorunda kalıyorum... Kurşun kalemle de olmuyor... Olmuyor: Ben dişlerime sıkıştırdığım bir kalemle yazamıyorum, bunu anlıyorum... Ve bunu anlar anlamaz, okumayı yazmayı öğrendikten bu yana, neredeyse yirmi yıldan fazla bir zamandır nereye ne yazdıysa hep dişlerinin arasına aldığı kalemlerle yazan Oğuz kardeşimi düşünüyorum...

Önümde bana yazdığı iki mektup duruyor: Biri iki sayfa, diğeri bir buçuk sayfa... İki mektubunu da dişlerinin arasına aldığı tükenmez bir kalemle yazmış... Her biri üç, dört saatini almış... Kendisi çivi yazısı da dese, öyle okunaklı, öyle güzel bir yazısı var ki eğilip öpüyorum tek tek harflerini... Bu harflerdeki sevgiyi, yaşama sevincini, bu harflerdeki direnmeyi ve umudu öpüyorum... Ankara'da bir imza günümde tanıştığım Oğuz Mucurluoğlu doğuştan spastik özürlü... Ne ellerini kullanabiliyor, ne de ayaklarını... O kendini bildi bileli tekerlekli sandalyeye mahkum... Sandalyeden indiği zamansa onu ya annesi kucağına alıyor, ya da o bir başına dizlerinin üzerinde ilerlemeye çalışıyor...

İnanın, o benden hiçbir şey istemedi, sadece kendisini anlattı... Beni yaz demedi... Beni insanlara anlat demedi... Bunu ondan ben istedim... Ona telefon açtım ve seni anlatmak istiyorum, dedim... Çünkü onu tanıdığımdan beri kendimden, şikayetlerimden, yılgınlıklarımdan utanmaya başlamıştım... Size onu yazarsam, siz onu tanırsanız bu utancımdan biraz olsun kurtulabilirim, diye düşündüm...
Canım Oğuz kardeşim, senden öğrenecek ne çok şey var...

Çünkü en sıradan, en basit şeyleri ne denli büyütüyoruz... Ne çabuk küsüyoruz insanlara... Her şeyi nasıl da elde var bir sayıyoruz... Yazabilmeyi, parmaklarımızla bir dondurma külahı tutabilmeyi, el sıkışmayı, bir kediyi okşayabilmeyi, yağan yağmura ellerimizi uzatabilmeyi, istediğimiz kadar yürüyebilmeyi, delice koşmayı, her şeyi nasıl da hiç sorgulamadan en doğal hakkımızmış, diye yaşıyoruz...

Sevgili Oğuz, sen bunların hiçbirini yapamazken, gözlerindeki o yaşama sevinci, o büyük inanç, o sonsuz direniş nereden geliyor söylesene... 29 yıldır yaşadığın onca eziyeti, onca zorluğu nereye sakladın, söylesene... Yaşama senin gibi bağlanabilmek için ellerimizi, ayaklarımızı, gövdemizi kaç yıl bir tekerlekli sandalyeye mahkum etmemiz gerekir... Hayata yeniden ve senin gibi ve dopdolu yürekten bir merhaba demek için kaç yıl bir odaya, bir dost sese, çilekeş bir anneye muhtaç olmamız gerekiyor, söylesene...

Senin bir baban vardı değil mi... Şu an yaşıyor ve seni yıllardır aramıyor bile olsa senin için çoktan ölmüş bir baban vardı değil mi...
Seni daha çok küçükken doktora götürmüştü... Belki tedavin mümkün değildi, belki artık çok geçti, ama bütün bunlar senin suçun değildi, sana bütün bunları yaşadığın bu ülke, bu imkansızlıklar hazırlamıştı... Eğer doğduğun o ilk günler hastanelerde yer olsaydı, eğer kanın değiştirilebilseydi, eğer bunların olabilmesi için güçlü ve zengin bir çevrede dünyaya gelseydin... Bu ülke böyle adaletsiz, sağlık sistemi böyle çürük, koşullar bu denli yetersiz olmasaydı bu gün seninle başka şeyleri konuşuyor olacaktık... Bugün ne ben senin yaşama sevincinden utanç duyacak, ne sen bana iki sayfalık mektubu dişlerini kanata kanata dört saatte yazacaktın...

Hem senin bir baban vardı değil mi Oğuz... Muayene için gittiğiniz doktordan, senin iğneyle öldürülmeni isteyen bir baban vardı... Avrupa'da senin durumunda birini iğne yaparak öldüren doktorun tutuklanmasını protesto eden; ne iyi hem hasta, hem ailesi kurtuldu, o doktor bence en doğrusu yapmış, diyen bir baban vardı...

Bu konuşmalar senin yanında olmuştu... Bir babana, bir doktora bakmıştın neye karar verecekler diye... Susarak onları dinlemiştin... Kaderin senin yanında konuşuluyordu... Sonra baban içindeki o derin sevgisizlikle hızını alamamış doktora seni göstererek, alın bunu, kesip biçin inceleyin, onu tıbba hizmet için size bırakıyorum, demişti... Senin bir baban vardı değil mi...

Yine de susmuştun sen... Gerçeğin daha katısı var mıdır... Daha koyusu, daha acımasızı... Bundan daha büyük çaresizlik var mıdır... En çok hangi haksızlığa isyan edilebilir... Yine de susmuştun... Ta ki doktor ayağa kalkana, yürüyene kadar... Babanın özürlü olduğun için iğneyle öldürmeni istediği doktor bir topaldı... Bir insanın topal olduğuna belki ilk kez o gün, o an bu denli çok sevinmiştin... Yalnız olmadığını ve o an bu doktorun seni yok edilmesi gereken bir fazlalık olarak gören bu dünyada sana herkesten daha çok yakın olduğunu hissetmiştin...

Ne yaşasanız ve neler görseniz bile yine de öğrenecek ve anlayacak ne çok şey kalıyor geride...

Zulmün o ele geçmez ve anlaşılmaz yüzüyle göz göze gelirken, aynı anda sevgi ve şefkatin o uçsuz bucaksız ülkesini görüyorsunuz...

Zulüm ve şefkat... İki komşu ülke... Birinin bittiği yerde öbürü başlıyor... Oğuz'un hayatı bu iki ülke arasında acıyla ve hep dizlerinin üzerinde koşarak geçmiş... Babasından zulmü öğrenmiş, annesinden şefkati...

Onun zulüm ülkesinden küçük bir ayrıntı: Babası annesini döverken ona daha çok acı verebilmek için şövalye yüzük yaptırmış... Bu yüzüğü ve annesinin çığlıklarını unutamamış hiç...

Uçsuz bucaksız bir ülke zulmün ülkesi, biter mi... Ve hiç biter mi şefkatin ülkesi... Annesi yıllar boyunca sırtında, yağmurda, çamurda her ve koşulda onu okullara taşımış... Hiçbir özürlüyü düşünmeden yapılan sokaklardan, kaldırımlardan, otobüslerden geçerek ve bir kez olsun yeter artık, ben tükendim, demeden onu taşımış gitmesi gereken her yere... O dışarı çıkamayınca ise dünyayı eve çağırmış... İyi kalpli sokak çocuklarını, güler yüzlü ve sevecen komşuları, her an yardıma hazır, o fedakar üniversiteli gençleri...

O geçerken hep acı veren zaman ancak böyle hafiflemiş, yaşamak denen o büyük çile her şeye rağmen böylesi güzel anlamlar dolmuş...

Oğuz'u böyle güzel ve hafiflemiş anlarında değil, en çok bir başına, yapayalnız kaldığında düşünüyorum... Akşam olup konuklar evlerine döndüğünde, annesi odasına gidip yattığı, el ayak çekildiğinde, kendisiyle ne konuştuğunu, pencereden seyrettiği ıssız sokakların onda ne uyandırdığını, evlerinin önünden geçen arabanın içinden dışarı taşan o kahırlı müziğin onu nerelere götürdüğünü, gece ansızın bastıran yağmurun altında tek başına yürüyen uzun saçlı bir kızın onda hangi özlemleri uyandırdığını...

Ben Oğuz'u en çok yalnızken düşünüyorum... Bir başınayken... Ona kimse yardım etmezken... Bir cehennemi anı andıran o dört kez girdiği üniversite sınavlarında... O hiçbir bedensel sorunu olmayan yaşıtlarıyla beraber girdiği bu sınavlarda, dişlerinin arasına aldığı kalemiyle, o korkunç ve zalim zamanla yarışarak, kan ter içinde toplama, çıkarma işlemlerini yaparken düşünüyorum...

Onun böylesi anlarını hayal ettikçe kendimi daha eksik görüyor, çünkü bugünlerde onu düşündükçe ellerimden, ayaklarımdan daha çok utanıyorum... Bu utanç bana yitirdiğim hayatın anlamını hatırlatıyor... Bu yüzden bugünlerde bana hayatın anlamı nedir, diye sorsalar hiç düşünmeden Oğuz'un dişlerinin arasına aldığı kalemle yazdığı mektuplar ve yazılar, derim...

Ona Gazi Üniversitesi Çevre Bölümü'nü kazandıran bu haklılık bana yitirdiğim hayatın anlamını hediye ediyor işte...

İşte bu yüzden bu günlerde hiçbir şeye kızmıyor, içerlemiyorum... Hiçbir şey beni yıldırmıyor... Ve ne zaman böylesi duygulara kapılacak olsam aklıma Oğuz ve dişlerinin arasındaki kalemi geliyor... Ne zaman böylesi duygulara kapılacak olsam, önce gülüyorum kendime, sonra da tereddütsüz küçümsüyorum duygularımı... Ama ben ne hissedersem hissedeyim, nereye gidersem gideyim, zulüm er geç gizlendiği yerden çıkageliyor... Geçmişten ve gelecekten geliyor... Hiç ara vermeden... Biraz olsun soluk almadan çıkageliyor: Oğuz, Gazi Üniversitesi'ne kaydını yaptırdıktan birkaç gün sonra babası sekreterliğe gidip, bu çocuk özürlü, okuyamaz kaydını silin, demiş... Ve çocuğunun bu okulda okuyamayacağını ikna edebilmek için oradaki görevlilere uzun bir süre dil dökmüş...

Hem hayatın, hem de doğanın zulmünü onca iyi bildiği halde bunu anlamakta o bile güçlük çekmiş... Bir baba üniversiteyi kazanan oğlunun kaydının silinmesini nasıl ister? diye sordu bana hem mektuplarında, hem de telefonlarda...

Peki, böyle bir babanın oğlu, bu koşullarda; üstelik elleri ve ayakları tutmayan, tekerlekli sandalyeye mahkum bir insan üniversiteyi nasıl bitirir... Üstelik ardından Yeni Mahalle Belediyesi'ne kadrolu eleman olarak nasıl girer... Uğur Mumcu Vakfı'nın verdiği yazarlığa hazırlık ve felsefe eğitimi alıp ve bu vakfın gönüllü üyesi olduktan sonra, özürlü insanların sorunlarını ele alan Sevgi Çemberi adlı derginin Ankara temsilciliğini bir süre yürüttükten sonra, şimdi de İskenderun'da çıkan Lâl Dergisi'nde nasıl yazarlık yapar...

Bütün bunların ve bundan sonra olacakların sırrı hep aynı yerde bence: Oğuz'un dişlerinin arasına aldığı o kalem... O kalemle yılmadan yazdıkları...

Bu yazıyı okuyan ve seni aramak isteyenlere telefon numaranı verebilir miyim, diye izin istedim ondan... O çoktan hazırdı hayatını herkesle paylaşmaya, ama yine de annesine sormadan edemedi... Telefondan duydum: Annesi de bu teklifi hiç tereddütsüz kabul etti...


Zulüm kimi zaman tahammül edilmez olduğunda, hayat üzerinize geldiğinde, artık yıldım, sorunlarımın üstesinden gelemiyorum, dediğinizde, zorluklardan bıkıp usandığınızda Oğuz'u arayın... Sohbet edip dertleşin onunla... İyiyken ve mutluyken de arayın onu... Ona yürüyemediği ve bir yere gidebilmek için hep başkalarına muhtaç olduğu halde hayata nasıl bu denli bağlı olabildiğini... Ona odasını ağzıyla nasıl temizleyip düzenlediğini, hatta nasıl tavla oynayabildiğini sorun...

Bunca haksızlığa ve şansızlığa uğramışken onun için mutluluğun ve özlemin ne demek olduğunu; ve en çok onu yıllardır sırtında taşıyan annesini sorun...

Aşklarını, sevgililerini, hatta herkesin yaptığı işten dolayı küçümsediği bir telekızla nasıl gönülden bağlandığını sorun... Tam evlenme aşamasında nasıl terkedildiğini de sorun... Evine gelip giden ve onu istediği her yere büyük bir sevinçle götüren o iyi kalpli ve sevgi dolu arkadaşlarını sorun... Sekiz yıl önce evden ayrılan ve bir daha ne onu ne de annesini arayıp soran babasını sorun... Ona zulmün ve şefkatin ülkesini sorun...

Sonra bir an için kendinizi onun yerine koyun... Ellerinizi, parmaklarınızı hiç kullanamadığınızı düşünün...

Ve sonra, evinizde el ayak çekildikten, odanızda tek başınıza kaldıktan sonra önünüze beyaz bir kağıt koyup ve kaleminizi dişlerinizin arasına alıp, o çok sevdiğinize bir kez de böyle mektup yazmayı deneyin.
__________________
Canımdan öte yar vardı...
Oda gitti!
Bana ağLamak kaLdı...
ÇinGeNe Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-11-2007, 11:34   #2 (permalink)
Acemi Üye
 
ÇinGeNe - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Kendisine büyük bir hayranl1g1m var hayat dolu olmas1 ayr1 bir güzellik keske hepimiz onun kadar umut dolu olabilsek...

Kendisiyle tan1st1g1mda kamera açt1 dislerinin aras1na s1k1st1rd1g1 kalemle yaz1st1k ve diyorum ki Benim tan1d1g1m en umutlu insan...

Kitab1n1 tavsiye ederim herkese =}
__________________
Canımdan öte yar vardı...
Oda gitti!
Bana ağLamak kaLdı...
ÇinGeNe Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-25-2007, 11:56   #3 (permalink)
SeN ßeniM sevda y/aşımsın
 
ßαнα∂iяєм - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

emeğine sağlık
__________________
ßαнα∂iяєм Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-28-2007, 22:33   #4 (permalink)
Forum Üstadı
 
Standart

eline, emeğine sağLık tatLım
*-NesL!$-* Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2007, 11:19   #5 (permalink)
۞ Yaralı Kalp ۞
 
*KaLpSiZ* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
*KaLpSiZ* - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

cok güzel cnm emeğine sağlık
__________________
Şu aN AğLıYoRuM ZaNNeTMeKi SeNiN iÇiN
AğLıYoRuM, MuTFaKTa SoĞaN DoĞRuYoRuM...!
*KaLpSiZ* Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-04-2007, 15:33   #6 (permalink)
[[//arDammmmm\\]]
 
edanaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
edanaz - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

payLaŞım iÇin tŞk
__________________
arDammm BeBeimmm
Seni SefiOm
eDanaS <3 xiremSux <3 kaRDeLen
edanaz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-04-2007, 16:05   #7 (permalink)
×.ǾŁϋмϋη яєѕмιуιм.×
 
«YaqMuR» - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

paylaşım için tşkler..
__________________







neFretimSin
...
«YaqMuR» Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-04-2007, 18:23   #8 (permalink)
Yeni Üye
 
ShizOfréN! - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

PhayLashım ichin theshekkürler
__________________
eprHu
ShizOfréN! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-02-2008, 21:50   #9 (permalink)
Forum Üstadı
 
hassreet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Standart

insanlar her ne durumda olursa olsunlar hayata tutunmalılar bu çok büyük bir örnek ben olsam aynı şeyi yapabilirmiydim diye düşündüm bir an için sanmıyorum anlayabilirsek büyük bir ders aslında teşekkürler arkadaşım
__________________
NASIL OLURDA YAŞANILIR "hasret"
NASIL OLURDA SAKLANIR BU "..."

NASIL SAKLANIR BU GÖZYAŞLARI
VE KALMAYACAGIM BURDA
YA BU KİTABLIGI BENİMLE YAKACAKSIN
YADA BİR PARMAK TOZUYLA
EN SON RAFTAN İNDİRİP OKUTACAKSIN.......
hassreet Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-02-2008, 21:50   #10 (permalink)
a {a}_ş {ş}_k {k}sın sen
 
aa_şş_kk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
aa_şş_kk - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

teşekkürler.


konuyu incelerken düşündüm de şu ellerimizi öyle gereksiz ve kötü işlere kullanıyoruz ki.

onun ağzı destanlar yazarken bizim ağzımızdan en adi sözler fışkırıyor.


herkesin okuması gereken bir konu
__________________
(Dilimize sahip çıkalım)
Tatlıaşkım "TÜRKÇE SEVDALILARI TOPLULUĞU" yeni Türkçe dostlarını bekliyor
(Üstteki mavi linke tıklayınız)
aa_şş_kk Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Röpörtaj ----> Dj-Oğuz ^^BiG_BaNg^^ Tatlı Aşkım Üyeleri 77 07-22-2008 00:17
MUSTAFA OĞUZ aa_şş_kk Edebiyatcılar ve Yazarlar 2 02-03-2008 22:57
Oğuz Yılmaz - Uğur Böceğim ebrusss Şarkı Sözleri 7 01-11-2008 14:43
===Oğuz Yılmaz=== bestofmanyaklar Şarkı Sözleri 2 09-13-2007 12:35
Oğuz Yılmaz - Uğur Böceğim AbduIIah Şarkı Sözleri 3 08-28-2007 01:02


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:05 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
2005-2008 TatLiaskim.Com Forumları
karınca duası gamze kıvılcımcevher yenel oceans çetesi iyi uykular mesajı erzurumdizi izle kötü insanları tanıma senesi msn 9.0 full bbg evleri youporn elif ece uzun grup mp3 hayat döner sana blingee gece gülü nihat alptuğ altınkaya