![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Sohbet | Top 10 Üyeler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Uyarılar |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| [[ // eRtanımm \\ ]] ![]() | Sırtını beyaz duvara yaslamış, her zaman ki gibi izliyordu etrafın da olup biteni. ve kendini anımsıyordu, her bir surette ki mimikte. yaklaşık otuz yaşlarında, ufak tefek sarı saçlı çıkık elmacık kemikli, zarif bir burun yapısı vardı. gözleri griydi, tıpkı bulutlar gibi gri ve fazlasıyla yüklü, birbiriyle çarpışmaya hazırlanan. daracık bir koridor, her yer bembeyaz. nasıl taşınmıştı buraya. bu beyazlığın altında neden kasvet vardı ruhları kavuran. yedi sekiz yaşların da bir oğlu vardı, yakışıklı mı yakışlı en az her annenin yüreğinde ki paşa kadar. bir kaç gündür oğlunun geceleri çok sık tuvalete gittiğini farketti. normalde hiç gitmeyen çocuk gece de üç dört defa kalkıyordu. yumuk yumuk gözlerinde ki uyku mahmurluğu ve sıkışmış olmanın verdiği huzursuzluk. zaman zaman gitmemek yataktan uykudan kalkmamak için adeta yastıkla yorganla boğuşuyordu. sabah kahvaltı masasına oturdu anne oğul. her zamanki gibi harika bir masa sohbetleri vardı. kadın için en vazgeçilmez anlarındandı ve yoğun iş temposu öncesi en büyük enerjisiydi oğlunun yüzünde ki gülücükleri. konuyu sık gece kalkmalarına getirecekti ama oğlunu incitmeden ve ürkütmeden yapmalıydı ama nasıl? _ufaklık, uyuyamıyor musun gece. ne o durmadan kalkıp duruyorsun, uyuyamıyorum ben de bu aralar, havalardan mı ne? _yok be sultanım. valla ben gayet güzel uyuyorum da, meret habire geliyo gidiyorum pek ses yok. valla kalkmıcam artık haberin olsun he, ha geri gider diye diye dönüp duruyorum. tabi geldi bir kere nereye gitsin. _yarın bir doktora gidelim ufaklık, ne dersin. _tamam sultanım gidelim ama sen çalışıyorsun. _sorun olmaz. bu ara sıkı değil zaten, boş boş oturup duruyoruz. hem benim içinde değişiklik olur, oradan da gezeriz şöyle bir kolkola. _tamam sultanım olur, sinemaya gidelim harry potther e. _olur potther e gideriz. ben çıktım ufaklık. heryeri kapat çıkarken, tüpten ocaktan ateşten ve sana zarar verebilecek herşeyden uzak dur. ben ararım seni sık sık. telefonunu, hırkanı yanına almayı unutma, havalar soğudu.. _off sultanım ya çocuk muyum ben, her seferinde söylemesene. merak etme beni. _anam büyümüş bak hele, seni maymun. evimin erkeği olmuş çoktan, bilmiyorum sanki. çıktım ben, seni seviyorum.. _bende seni, hem de bulutlara kadar, sevgili günler sultanım.. o gün, tanıdıklarını arayıp bir kaç doktor ismi aldı. içlerinden kendince en iyi olanını seçip randevu aldı. sanki biraz rahatlamıştı. yarın doktora gideceklerdi, en fazla bir kaç ilaç alıp oğluyla gezecekler, sinemaya gideceklerdi. uzun zaman olmuştu vakitleri çalmayalı, bu ikisine de iyi gelecekti.
__________________ ![]() aRanıyOr saHißi RuhUmUn... |
| | |
| | #2 (permalink) |
| [[ // eRtanımm \\ ]] ![]() | devamı saat onikiye geliyordu. ikisi de bugün asmışlardı günü, geç saate kadar uyuyup yine harika bir kahvaltı ettiler. doktorla randevuları saat onüçteydi. hazırlanıp bir taksiye atladılar. doktor kelimesinden oldum olası nefret ederdi. giderken yine yüreği tuhaf oldu, sustu. geldiklerinde her ihtimale karşı dudaklarıyla birşeyler mırıldanıyordu. doktor içeriye alıp muayene etti. şikayetlerini dinledi. babacan bir tavrı vardı, tontonluğunun yanında. fazla soru sormuştu sanki ama yüzünden ters giden birşeyler yok gibi görünüyordu.. _tamam oğlum sen dışarda bekle anneni, ben bir kaç ilaç yazıp annene vereceğim. _ne kadar süredir devam ediyor oğlunuzun şikayetleri? _yaklaşık bir haftadır. doktor bey sorun nedir, altı üstü geceleri biraz sıklaştı kalkmaları? _hanımefendi bir röntgen istiyorum, çektirebilir misiniz bugün? _tabi, hemen çektirip getiririm. kolay gelsin. _aşkım, hadi bakalım kalk. _aldın mı ilaçları, sultanım ben seanslara baktım saat ikibuçukta var, yetişebilir miyiz? _sonrakine gideriz olur mu ufaklık, doktor rontgenini istedi, üşüttün galiba(tanrım ne olur bu üşütme olsun). onu çektirelim sonrakine yetişiriz olur mu? _off anne ya, gelmeyecektik işte, bir sürü şey. filme gidemeyeceğiz ya!.. taksiye atlayıp aldığı adrese gittiler. sıra pek yoktu hemen çektirdiler. orada ki çalışanlara sordu ama hiçbirinden yanıt alamadı. muayenehane ye dönerken; bu sefer daha tedirgindi. bir taraftan oğluna belli ettirmemeye çalışıyordu bir taraftan ruhu yanıyordu. acaba, acaba, acaba.. sorular beynini kemiriyordu.. doktorun muayenehanesine geldiklerinde sıra beklemeden sekreter, kadını içeri aldı. endişeli bir şekilde rontgeni doktora uzattıktan sonra, hemen masanın yanında ki deri koltuğa bıraktı kendini. pür dikkat doktorun yüzüne kilitledi gri yüklü bakışlarını. _bak kızım, şimdi söyleyeceklerimi metanetle karşılamanı istiyorum. biliyorum çok kolay olmayacak, fakat serin kanlı olmalıyız. (kadın bu sözleri duymaya başlar başlamaz bulutları sağnakları başlatmıştı çoktan. nemli dünyanın ardından doktoru dinliyor, aklına gelenin gerçekleşmesinin acısını ciğerinde yaşıyordu.) _aslında genelde bu rahatsızlıkta, bu kadar az belirti görülmez. şikayetleri çok yeni olmasına rağmen malesef sorunu ciddi boyutta. fazla sinsi yaklaşmış bu sefer hastalık. fakat çaremiz var, yok değil. yanlız çok güçlü olmalıyız, çetin zor bir dönem bizi bekliyor.. _ne gerekiyorsa doktor, ne gerekiyorsa yapalım. gerekirse yurtdışı, o benim herşeyim, bebeğim, hayattaki tek dayanağım.. _oğlunuz da böbrek yetmezliği var. hemen hastaneye yatırıp tedaviye başlamalı ve diğer testlerimizi yapmalıyız. en kısa zamanda da böbrek nakli yapmalıyız. kaybedecek vaktimiz yok. (bütün dünyası, kurduğu, olduğuna inandığı tek dünyası büyük bir depremle yerle bir oluyor, enkaza dönüşüyordu. yapabildiği tekşey ağlamaktı ve büyük harflerle beyninden geçen tek kelime "böbrek" yankılanıyor, yankılandığı her an yakıyordu.) _peki doktor bey, hemen ne gerekiyorsa yapılmalı, hatta daha fazlası. biraz durduktan sonra aklına oğluna söz verdiği sinema geldi. ne düşünmüşlerdi, ne planları vardı bu gün için ve şu an ne yaşıyorlardı. tanrım bu bir kabus olsun ve ben artık uyanayım diye belki milyonlarca kez geçirdi yüreğinden. _dört beş saat sonra işlemlere başlamamızın bir sakıncası var mı? oğluma buradan sonra sinema için söz vermiştim, onu yerine getirmeliyim, üstelik bu durumu o na nasıl açıklayacağım bilmiyorum. _tabi, yanlız benim mesaim 20.00`de bitiyor hastanede, o saate kadar yetişirseniz iyi olur, bir an önce başlarız. oradan çıktıktan sonra ne kadar becerebildiyse gülümsemeye ve oğlunun görmeyeceği şekilde ağlamaya çalıştı. otuz yılının en zor günüydü, bu zor değil tamamen bir kabustu ve bunun bir uyanışı yoktu. şimdi düşündüğünde o günü tam hatırlayamıyor bile. o günü güçlükle de olsa atlattılar. oğlu yaşından çok olgun bir çocuktu, ve tahmin ettiği kadar zor olmadı onunla paylaşması.her zaman yaptığı gibi, büyük bir insan gibi karşısına alıp, zaman zaman yaşlarına hakim olamayarak oğluna anlattı. oğlunun olgunluğu karşısında ona tekrar tekrar aşık oldu, ve kendinden güçlü olmasıyla gurur duydu.. tam olarak altmışbeş gündür bu koridora bakıyordu işte. artık buraya taşınmıştı. her karesini ezberlemişti, fakat hala oğlunun odasına alışamamıştı. onca cihaz, onca oğluna bağlı hortumlar, yapılan iğneler, tetkikler onu çoğu zaman isyanla bütünleştiriyordu. aklından kaç kez birinin ölmesini dilemişti, sayısız, yüzbinkere yüz. bu muydu çaresizlik için de kapana kısılmak. oğlu yaşasın diye, birinin ölmesini dilemek mi. çoğu zaman kendinden iğrense de bunu düşündüğü için; farklısı gelmiyordu pek elinden. çünkü o bembeyaz çarçafların üzerinde gittikçe zayıflayan, gizli gizli ağlasa da; annesini gördüğün de gülümsemeye çalışan dağ gibi güçlü, yiğit bir aslan parçasıydı, canıydı, yanıp duran ciğeriydi oğlu. acı bir sesle hastane kapısı acıldı. feryat figan bir anne, oradan oraya koşuyor; eşinin kucağında ki küçücük beden için aman dileniyordu. zaten hiç durmayan göz pınarları yine akmaya başladı, burası ne kadar gerçekti, ne kadar amansızdı; artık akıl erdirmeye çalışmayı çoktan bırakmıştı. çocuğu apar topar ameliyathaneye aldılar. geride bir annenin daha ciğerini parçalıyordu hayat, dağlanıyordu tepeden tırnağa. kendini oğlunun odasına attı, sıkı sıkı kapıyı kapattı. uyuyan oğlunun ellerine yumulup sessizce ağlamaya devam etti. bir an şükretti, oğlu için yapılacak şeyleri olduğuna. hemşirenin aniden içeri girmesiyle irkildi. _doktor bey acilen sizi görmek istiyor. _korkuyla ve acıyla doktorun odasına girdi. _yeter be kızım artık, sil artık gözlerini. aylardır mahvettin kendini, sana da yazık. gel bak otur sana çok önemli bir şey söyleyeceğim. (masanın yanındaki koltuğa ilişti) _sana çok güzel haberlerim var, böbrek bulduk hemen ameliyata giriyoruz. (daha çok ağlamaya, ağlarken gülmeye başladı, delirmiş gibiydi. yeniden doğmuş, kahrolası kabus son bulmuştu) _ey güzel tanrım şükürler olsun, şükürler olsun.(derin bir nefes çekti, aylardır ilk kez nefes alabildiğini hissetti) ohhh ya, gerçekten mi, inanamıyorum, kabusumuz bitti artık değil mi? _nakillerdeki başarı şansımız çok yüksek, nakilden birkaç gün sonra daha derin nefesler alacağız. şimdi hemen ameliyathaneyi hazırlatıyorum. ameliyathanenin kapısında ki saatler geçmedi, zaman durmuş ilerlemek istemiyordu. kapı açıldı, doktorun gülümseyen yüzüne doğru koştu.. _tamamdır kızım, ameliyat çok başarılı geçti. hadi geçmiş olsun. _size ne diyebilirim bilmiyorum, bana hayatı yeniden bağışladınız, sağolun, sağolun.. artık dünya da ondan mutlusu yoktu. hayatlarına ara verdikleri yerden devam edeceklerdi, üstelik daha da kıymetini bilir şekilde. bu kadar kıyısına kadar gelip, dönebilmek yeniden, tarif edilemez bir seldi yaşananlar. herşey yolunda gitmiş, bugün taburcu oluyorlardı. eşyalarını topladılar neşeyle, oğluyla şakalaşarak. onca zaman, onca çaresizlik ve kapıyı aralayan ışık, neler yaşanmıştı bu beyaz duvarlar içinde, hangi isyanlar, hangi çaresizlikler, hangi beyaz umutlar gri yüreğinde. son bir kez baktı odaya, yaşamışlığına, yaşlanmışlığına ve çekti usulca. doktora teşekkür etmek için odasına yöneldiler.. _kolay gelsin doktor bey, herşey için ne kadar teşekkür etsem, ne yapsam biliyorum ki hakkınızı ödeyemem, bana hayatı, oğlumu bağışladınız. teşekkürler. _bizim işimiz bu kızım, arada bir ziyaretime gelirsiniz kahvemi içersiniz. bu yumurcakta okur belki birgün benim gibi doktor olur. hadi bakalım, geçmiş olsun.. _doktor bey, geçte olsa birşey sormalıyım. neden bilmiyorum ama bir türlü soramadım. bize böbreğini veren kimdi, nasıl oldu.. _o gün çatıdan düşen bir çocuk geldi babasının kucağında. yapılması gereken herşeyi yaptık, fakat daha buraya gelmeden kalbi durmuştu, yaşatamadık. prosödür gereği organlarını bağışlamak isteyip istemedikleri soruldu. duyarlı insanlarmış, canlarının acımasına rağmen annesi "benim ciğerim yanıyor tarifsiz kan ağlıyor, belki bir annenin ciğerine hayat verir oğlum" diyerek bağışladı oğlunun organlarını. dört hayat daha kurtardı o çocuk.. kadın anımsıyordu o kadının feryatlarını, yaşlar süzülmeye başladı gözlerinden. defalarca dua etmişti "bir can, oğlunun yaşaması için bir can" dilemişti. kendinden utandı, suçluluğunu hissetti yüreğinde. _herkesi kurtarmak istesekte, bunu yapamıyoruz. onlar bizim yapamadığımızı yapıyor, esas onlar hayatları kurtarıyor. adreslerini alıp, bir daha beyaz koridorlara dönmemek dileğiyle, oğluyla kocaman sarılarak oradan ayrıldılar. hayat merhaba!.. ............... belki nefes aldığımız süre içinde, hiç yapamadığımız bir şey yaparız!.. hayata bir şaka yapıp, parmaklarımızla dokunup gülümsetiriz.. giderken, yaşamlar bırakırız avuçlara, HAYAT KURTARIRIZ kapı aralığında ki umutlardan.. ben organlarımı bağışladım ve bir donörüm, kim bilir belki gider ayak hiç yapamadığım birşey yapar başkalarında gülümserim..
__________________ ![]() aRanıyOr saHißi RuhUmUn... |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Beyaz | ●[яαρυηzєl]● | Gizemli Dosyalar | 24 | 12-18-2007 23:11 |
| Beyaz... | Şahan | Resimlerle Dünya | 3 | 12-14-2007 20:06 |
| Beyaz gül... | namık kemal | Paylaşmak istediklerim | 7 | 04-08-2007 18:20 |
| beyaz shov dan beyaz ünlülere gaz veriyor | excelci | Videolar | 7 | 03-20-2007 22:47 |
| Beyaz At | **Asi_Kiz** | Paylaşmak istediklerim | 6 | 06-25-2006 14:25 |