aşkın imkansızlığı üzerine genişletilmeye muhtaç bir deneme Bir aşkın kıvrımlarını düzeltmeye çalışmaktan daha imkansız olan tek şey, bizzat ufkun kendisini yakalamaya çalışmaktır. Çünkü insan bir başkasını ne kadar severse sevsin, onun, kendi istediği senaryoya göre yaşamasını sağlayamaz ve, aynı zamanda, tamamen kendin olmak bir aşkın en büyük düşmanıdır.
Telefonu açtı. Ahizeyi kulağına dayadı ama hiçbir şey söylemedi. Arayanın kim olduğunu biliyordu. Arayanda kim olduğunun bilindiğinin farkındaydı. Suçunu itiraf etmek yerine yakalanmayı tercih eden birisinin kabul etmişliği içinde bekledi. Kadın, yani aranan ki ki kadınlar asla arayan olmazlar, bozdu sessizliği. Söyledikleri, sessizlikten daha sinir bozucu ve çok daha ağırdı. Adamın düşünceleri kendini savunmak ile boş vermek arasındaki gri alanda dalgalandı. Kadının konuşması bittiğinde, adam biliyordu ki, yaşananların cezasını olası geleceklerini kaybederek ödeyeceklerdi. Sonuçta kendi oyunlarında, rol vermişlerdi birbirlerine ve asla aynı öykünün kahramanları olmamışlardı. Yine de özür kelimeleri döküldü ağzından. Kadın kabul etmedi. Adam da diretmedi.
Kendisi olmak isteyen biri ve diğerinin olmak istediği kişiye tapan bir diğeri arasındaki ilişki gerçek aşk olamaz mıydı peki? Böylece her ikisi de olmak istedikleri kişi olurlarken, taraflar isteklerine ulaşırlar gibi görünürdü sonuçta.
HAYIR efendim, bu gerçek aşk olmaz. Çünkü böyle bir şey doğru olmaz. Gerçek aşk taraflar arasındaki bir anlaşma değildir, bağımsızdır, üçüncü tekil şahısın ta kendisidir.
O zaman gerçek aşka ulaşmak çok mu zordur? Evet zordur ama imkansız değildir. Yerini bile söyleyebilirim size ki daha önce anlatmıştım, ufkun orada bir yerlerde, lanet olası bir kalbin altındadır. |