Geri git   Tatlı Aşkım > »»-(¯`v´¯)-» Tatlı Aşkım Forumları »»-(¯`v´¯)-» > Paylaşmak istediklerim
Kayıt ol SohbetTop 10 Üyeler Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Uyarılar

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12-24-2007, 20:24   #1 (permalink)
Cok ArayacaKSın
 
Slam_Jam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Toplam Online: 18 Saat 14 Dakika 2 Saniye
Slam_Jam - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Türkçe'de ki Yunanca kelimelerin karşılığı

[b:e1ec85b880][align=center:e1ec85b880]--------------------------------------------------------------------------------

Dünya üzerinde hiçbir dil arı değildir, bu anlamda bütün diller birbirleriyle şu ya da bu düzeyde etkileşmişler, alışverişte bulunmuşlardır. Bu çalışmada, Türkçe'de gerek halk arasında gerekse entelektüeller arasında kullanılan Yunanca kökenli kelimelerin bir bölümü, orijinal yazılışlarıyla ve bazıları da etimolojik kaynaklarıyla veya tarihî öyküleriyle birlikte verilmiştir.Yine, Bu eserde geçen Yunanca kökenli kelimeler, Türkçe'ye Yunanca'dan geçmiş kelimelerin sadece bir bölümüdür.


-A-
Abis: Άβυσσος (Âvisos). Denizlerin (okyanusların) en derin bölümü.
Açelya: Αζαλέα (Azalêa). Bir bitki türü.
Afyon: Όπιο (Ôpio). Latinceye "Opıum" olarak geçmiştir.
Ahlat: Αχλάδι (Ahlâdi). Yaban armudu.
Ahtapot: Χταπόδι (Htapôdi) veya Οκτάπους (Oktâpus). Όκτώ (Ôktô): Sekiz- Πόδι (Pôdi): Ayak. Sekiz ayak anlamında. Bir deniz canlısı.
Akasya: Aκακία (Akakîa). Bir ağaç türü.
Akrobasi: Ακροβασία (Akrovasia). Άκρος (Âkros) veya Άκρον (Âkron): Uç, ekstrem-Βατώ (Vatô): Yürüme. Uçlarda yürüme, parmak uçlarında hareket etme.
Akrobat: Ακροβάτης (Akrovâtis). Uçlarda hareket eden.
Akrobatizm: Ακροβατισμός (Akrovatismôs). Uçlarda yürüme eylemi, akrobatlaşma.
Akrostiş: Ακροστοιχίδα (Akrostihîda). Άκρος (Âkros): Uç-Στοίχος (Stîhos): Saf, sıra, katar. Bir şiirde mısraların baş harflerinin alt alta konulduğunda anlamlı bir kavram veya cümle oluşturması.
Akustik: Ακουστική (Akustikî). Ακούω (Akûo): İşitmek, duymak. Ses düzeni, işitsel, işitmeye değgin.
Alçı: Άργιλος (Ârgilos). Kil, aktoprak, çömlekçi toprağı.
Allegori: Aλληγορία (Alligorîa). Mecaz, kinâye.
Allegorik: Aλληγορικός (Aligorikôs). Mecazî, kinâyî.
Allerji: Aλλεργία (Alergia). Άλλο (Âlo): Diğer, başka-Εργία (Ergîa): Etki. Başka etki. Vücudun, bazı maddelere karşı verdiği tepki ya da bazı maddelerin vücutta yarattığı farklı (ve genelde de olumsuz) etki. Örn. Penisilin allerjisi.
Allerjik: Αλλεργικός-ή-ό (Alergikôs). Allerjiye değgin.
Amblem: Έμβλημα (Êmvlima). Âlâmet-i Fârika, simge.
Amfibi : Αμφίβια (Amfîvia). Αμφί (Amfî): Çift, ikili, iki taraflı-Βίος (Vîos): Yaşam. İki yanlı yaşam. Örn. Hem suda hem karada yaşayabilen kurbağalar amfibi (çift hayatlı) canlılardır.
Amfitiyatro: Αμφιθέατρο (Amfithêatro). Αμφί (Amfî): İki taraflı, iki yanlı-Θέατρο (Thêatro): Tiyatro. İki taraflı tiyatro modeli.
Amib: Αμοιβάς (Amivâs) veya Αμοιβάδα (Amivâda). Değişim anlamında. Tek hücreli canlı.
Anadolu: Ανατολία (Anatolîa). Yunanca, "Doğu" anlamına gelmektedir.
Anadut: Αναδόντις (Anadô-n-dis): Ucudişli, üstü dişli. Harmanda ekin savurmaya yarayan araç, dirgen, yaba.
Anafor: Ανήφορος (Anîforos). Ανα (Ana): Tepeden tırnağa-Φόρα (Fôra): Hızlı hareket, hücum, hamle. Yukarı doğru akan-hareket eden, karşıt akan, çelişik akan.
Anagram: Αναγραμματισμός (Anagramatismôs).
Anahtar: Ανοιχτήρι (Anihtîri). Ανοίγω (Anîgo): Açmak kelimesinden. Açacak, açar, açkaç, açkı, açkıç, açkır, açku.
Analiz: Ανάλυσις (Anâlisis) veya Ανάλυση (Anâlisi). Ανά (Anâ): Tepeden tırnağa, baştan aşağı-Λύω (Lîo) veyâ Λύση (Lîsi): Çözüm, cevaplama, açınım. Çözümleme, tahlil.
Analitik: Αναλυτικός-ή-ό (Analitikôs). Çözümsel. Tahlile değgin.
Anarşi: Αναρχία (Anarhîa). Α veya Aν (An): …sız, …siz- Αρχή (Arhî): Düzen, nizâm, işleyiş. Düzendışılık, yönetimdışılık, her türden yönetim biçimine karşı olma, devletsizlik.
Anarşist: Αναρχίστες (Anarhîstes). Düzendışılık ideolojisini savunan, kuralları çiğneyen ya da çiğnemek isteyen, çiğneme amacı taşıyan, bunu da bir kuralın gereği olarak yerine getiren.
Anarşizm: Aναρχισμός (Anarhismôs). Αν (An): Sız, siz- Αρχή (Arhî): Düzen, idâre, yönetim. Düzendışılık ideolojisi. İdeolojinin babası Rus ideolog Bakhunin'dir.
Anason: Ανισον (Anison). Bir tür baharlı bitki. Rakı'da, bazı şekerlemelerde ve çöreklerde kullanılır. Fr; Anice.
Anektod: Ανέκδοτο (Anêktodo). Fıkra. Αν (An): Sız, siz- Εκδίδω (Ekdîdo): Yayınlama. Yayınlanmadan, yayınlanmamış.
Anemon: Ανεμώνα (Anemôna). Dağ lâlesi.
Anestezi: Αναισθησία (Anesthisîa). Hissizleşme, Hissizleştirme. Αν (An): Sız, siz- Aισθάνομαι (Esthânome): Hissetmek, his vermek.
Anfora: Αμφορέας (Amforêas).
Angarya: Άγγαρεια (Âgaria).
Anofel: Ανώφελος (Anôfelos). Zararlı anlamında. Bir sivrisinek türü olup dişileri sıtma parazitleri için asalak görevi yapar.
Anonim: Aνώνυμος-η-ο (Anônimos). Αν (An): Olumsuzluk öneki, sız, siz, suz, süz-Όνομα (Ônoma): İsim. İsimsiz anlamında. Ortak, belli bir sahibi olmayan, belli bir kültüre ait olan.
Ansiklopedi: Eγκυκλοπαίδεια (Ekiklopedia). Εν (En): İç-Κύκλος (Kîklos): Döngü, döngüsel, çevrim-Παιδεία (Pedîa): Eğitim.
Antibiyotik: Αντιβιοτικη (Antiviotiki). Αντι (A-n-di): Zıt, karşı, karşıt-Βιος (Vios): Hayat. İnsan veya hayvan vücuduna zarar veren mikroorganizmaların hayatını sonlandırmaya yönelik olan madde, ilaç.
Antilop: Αντιλόπη (A-n-dilôpi). Afrika'da yaşayan otçul bir hayvan.
Antipati : Αντιπαθεια (Antipathia). Αντί (Antî): Karşı, Karşıt, Zıt- Πάθος (Pâthos): Hastalık, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert, duygu, His, duygulanım, dert. Karşıt duygu, Zıt duygu.
Antipatik: Aντιπαθητικός-ή-ό (Antipathikôs). Αντί (Antî): Karşı, Karşıt, Zıt- Παθός (Pathôs): Hastalık, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert, his, duyu, duygu. Karşıt duygu sahibi olan, karşıt duygulu.
Antitez: Αντιθεσις (Antithesis). Αντί (Antî): Karşı, Karşıt, Zıt-Θέσις (Thêsis) veyâ θέση (Thêsi): Sav, Tez. Karşı sav. Karşı tez.
Antoloji: Aνθολογία (Anthologîa). Άνθος (Ânthos): Eski Yun. Çiçek-Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm. Kadim Yunan'da, en güzel şiirlerin ve yazıların biraraya toplanması, bir şiir demeti hâline getirilmesi anlamında kullanılmaktaydı.
Antropolog: Άνθροπολογος (Ânthropologos). Άνθρωπος (Ânthropos): İnsan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. İnsanbilimci.
Antropoloji: Άνθροπολογια (Ânthropologia). Άνθρωπος (Anthropos): İnsan-Λόγoς (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Yalnıkbilim, İnsanbilim.
Apostrof: Απόστροφος (Apôstrofos). Kesme.
Araknofobi: Αραχνοφοβία (Araknofovîa). Άράχνη (Ârâhni): Örümcek-Φόβος (Fôvos): Korku. Örümcek korkusu.
Aristokrasi: Αριστοκρατία (Aristokratia). Άριστοι (Âristi): Bey-Κρατώ (Kratô): İdâre etmek, yönetmek. Beyerki.
Aristokratik: Αριστοκρατικός-ή-ό (Aristokratikôs). Beyerkine değgin, beyerkine ilişkin.
Aristokrat: Αριστοκράτης (Aristokrâtis). Beyerkçi, asil, soylu.
Aritmetik: Αριθμητική (Aritmitikî). Άριθμός (Ârithmôs): Sayı. Sayıbilim.
Arkeoloji: Αρχαιολογία (Arheologîa). Άρχή (Ârhî): Baş, başlangıç, rical, Temel ilke- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm.
Arkeolog: Αρχαιολόγος (Arheolôgos). Arkeoloji bilimiyle uğraşan.
Armoni: Aρμονία (Armonîa). Aheng, uyum.
Aroma: Άρωμα (Âroma). Doğal koku ve bu kokudan neşet eden.
Arp (Harp): Άρπα (Ârpa). Bir müzik âleti.
Arsenik: Αρσενικό (Arsenikô). Bir kimyevî element. Kırmızı renkli, ağulu bir madde, sıçanotu, Zırnık, zırnîh.
Arşiv: Aρχείο (Arhîo). Άρχή (Ârhî) kökünden; temel olan, başlangıça ait olan anlamından dönüşerek eski olan anlamı kazanmıştır.
Arter: Αρτηρία (Artirîa). İlk kez Aristoteles tarafından kullanılan bir terim. Atardamar.
Asbest: Ασβέστης (Asvêstis). Kireç.
Asfalt: Άσφαλτος (Âsfaltos). Zift.
Asimetri: Ασύμμετρία (Asîmetrîa). Bakışımsızlık, gayrı tenazur.
Asimetrik: Ασύμμετρος (Asîmetros). Bakışımsız, gayrı mütenazır.
Astım (Asthma): Άσθμα (Âsthma).
Astigmat: Αστιγματισμός (Astigmatismôs): Tıp ter. Bir göz hastalığı
Astrofizik: Αστροφυσική (Astrofisikî). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Φυσική (Fisikî): Fizik bilimi, Doğal, Tabiî. Gök fiziği, Yıldız fiziği. Yıldızların doğasına değgin.
Astroloji: Αστρολογία (Astrologîa). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Λόγος (Lôgos): Bilme, bilgilenme, bilim, kelâm. Yıldızbilim
Astronom: Aστρονόμος (Astronômos). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Νόμος (Nômos): Kanun, nizam, düzen. Gökbilimci, yıldızbilimci.
Astronomi: Αστρονομία (Astronomia). Aστέρας (Astêras): Yıldız-Nόμος: Kanun, düzen, nizâm). Yıldızların Düzeni. Gökbilim
Astronomik: Αστρονομικός-ή-ό (Astronomikôs). Αστέρας (Astêras): Yıldız-Νόμος (Nômos): Kanun, düzen, nizam. Aşırı, ulaşılması çok zor olan. Gökbilimsel. Yıldızların nizâmına değgin.
Astronot: Αστροναύτης (Astronaftis). Αστέρας (Astêras):Yıldız-Nαύτης (Naftis): Denizci. Gök gezgini, Gök seyyahı.
Ateist: Άθεος (Αtheos). Α: Sız, siz-Θεος (Theos): Allah. Allahsız, tanrıtanımaz.
Ateizm: Αθεϊσμός (Atheismôs). Α: sız, siz-Θεος (Theos): Allah. Allahsızlık, tanrıtanımazlık.
Αterina: Aθερίνα (Atherîna). Gümüşbalığı.
Atlantik: Ατλαντικός (Atlantikôs). Atlas okyanusuna veya Atlas omuruna değgin.
Atlas: Άτλας (Âtlas). Yunan mitolojisinde bir varlık, Japetos adlı Titan'ın oğlu ve Prometheus'la Epimetheus'un kardeşi. Tıp terimi olarak, İlkomur, Coğrafya.
Atlet: Aθλητής (Athlitîs). Atlet.
Atletik: Aθλητικός-ή-ό (Athlitikôs).
Atletizm: Aθλητισμός (Athlitismôs).
Atmosfer: Ατμόσφαιρα (Atmôsfera). Ατμός (Atmôs): Nefes, soluk-Σφαίρα (Sfera): Küre. Dünyayı çevreleyen ve dünya üzerindeki yaşamı en önemli ölçüde sağlayan katman, tabaka. (Atmos kelimesinin orijini Sanskritçe "Atma"dır ve "nefes / Soluk" anlamına gelir.
Atmosferik: Ατμοσφαιρικός-ή-ό (Atmosferikos). Ατμός (Atmôs): Soluk- Σφαιρα (Sfera):Küre. Dünyayı çevreleyen ve dünya üzerindeki yaşamı en önemli ölçüde sağlayan katman, tabakaya değgin.
Atom: Άτομο (Âtomo). Α: sız, siz, suz, süz-Tομος (Tomos): kesme, parçalama. Parçalanamaz olan. Maddenin en küçük, parçalanamaz bölümü anlamında. Kavram, felsefî ve bilimsel anlamda Avdira (Abdera) Okulu'nun kurucuları olan Dimokritos ve Leukippos tarafından geliştirilmiştir. Άτομος Είδος (Âtomos İdos): Kesilemeyen-parçalanamayan şekil.
Atomik: Ατομικός-ή-ό (Atomikôs). Α: sız, siz, suz, süz-Tομος (Tomos): Kesme, parçalama. Bölünemeyen, parçalanamayan. Modern Yunanca'da "kişi", "birey" anlamlarında da kullanılmaktadır.
Avlu: Αυλή (Avlî).
Avrupa: Yunan mitolojisinde Zeus'un sevgililerinden biri; Evrôpi (Ευρώπη). Bir kıta ismi.
Ayandon: Aγίος Αντωνίος (Agîos Andonîos: Aziz Antonius) teriminden türemiş olup Ocak ayı ortalarında görülen bir fırtınanın ismidir.
Ayazma: Αγίασμα (Agîazma). Kutsanmış su, adak yeri.
Ayeser: Αγίος Σεργίος (Agîos Sergîos: Aziz Sergîos) teriminden türetilmiş olup Trabzon yöresinde Ağustos ayında düzenlenen bir dernek, şenlik anlamındadır.
Aynaroz: Άγιον Όρος (Âgion Ôros). Άγιον (Âgion): Azizler-Όρος (Ôros): Dağ. Dağ Azizleri anlamında. Halkidiki yarımadasında bulunan ve özerk bir yapısı bulunan Orthodoks Hristiyanlığının en önemli merkezlerinden biri. Kadınların girmesi yasaktır. Türkçe'ye, Osmanlı döneminde geçmiş olup, Musahipzâde Celâl'in ünlü eseri "Aynaroz Kadısı" ile kavram popüler hâle gelmiştir.
Azot: Άζωτο (Âzoto). A: Olumsuzluk öneki-Ζωή (Zoî): Hayat, yaşam, yaşayış. Cansız. Cansız gaz anlamında. Bir kimyevî element. Simgesi N.
- B -
Badas: Βάθος (Vâthos). Derin. Anlam genişlemesiyle, harman kaldırıldıktan sonra dipte-altta kalan ekin kırıntıları, harman artıkları, taşlı-topraklı tahıl kalıntıları, Afara.
Bakteri: Βακτήριο (Vaktîrio). Bir tür mikroorganizma. Βακτηρία (Vaktirîa): Çubuk, çomak.
Balgam: Φλέγμα (Flêgma).
Balyoz: Βαριά (Variâ). Ağır. Anlam genişlemesiyle, taş kırmaya yarayan bir âlet.
Banyo: Μπάνιο (Bânyo). Βάλανος (Vâlanos): Erkek cinsel organının glans (baş, pelit) kısmıyla, korpus (gövde) kısmının birleştiği çembersi bölüm. Eski Yunan'da, erkekler cinsî temastan sonra bu bölgeyi yıkadıklarından ve bu gelenek güney İtalya'ya geçtiğinden Türkçe'ye İtalyanca'dan "banyo" olarak girmiştir. Aslı Yunanca "Vâlanos" kelimesidir.
Barbunya: Μπαρμπούνι-α (Barbûni,a). Bir tür balık ve bitki.
Barut: Πυρίτιδα (Pirîtida).
Baryum: Βάριον (Vârion). Ağır anlamında. Bir tür kimyevî element. Simgesi Ba.
Berilyum: Μπερίλιο (Berîlyo). Μπεριλ (Beril): Şekerli, tatlı anlamında. Bir kimyevî element. Be.
Bezelye: Μπιζέλι (Bizêli). Bir tür bitki.
Bibliyotek: Βιβλιοθήκη (Vivliothîki). βιβλίο (Vivlîo): Kitap- θήκη (Thîki) veyâ θέτω (Thêto): Kutu, kapalı yer, koruncak. Kütüphâne.
Bibliyografya: βιβλιογραφία (Vivliografîa). βιβλίο (Vivlîo): Kitap- Γράφω (Grâfo): Yazmak, yazım. Kitapyazım, kitap betimi.
Biyofizik: βιοφυσική (Viofisiki). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim- Φυσική (Fisikî): Fizik bilimi, Doğal, Tabiî. Canlı fiziği.
Biyografi: Βιογραφία (Viografîa): Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim- Γράφω (Grâfo):Yazmak. Yaşam öyküsü, yaşamyazım.
Biyokimya: Βιοχημεία (Viohimîa). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim – Χύμος (Hîmos): Tabiî Sıvı, özsu, usâre. Canlı kimyâsı.
Biyolog: Βιολόγος (Violôgos). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Dirimbilimci.
Biyoloji: Βιολογία (Viologîa). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, canlılık, dirim- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Dirimbilim.
Biyopsi: Βιοψία (Viopsîa). Βίος (Vîos): Hayat, yaşam, dirim- Οψίς (Opsîs): Görme, görüş. Canlı olana bakma. İnceleme amacıyla canlı bir dokudan parça alma.
Biyosfer: Βιόσφαιρα (Viôsfera). Βίος (Vîos): hayat, yaşam, dirim-Σφαιρα (Sfera): Küre. Canlıküre, yaşamküre, hayatküre, dirimküre.
Bodrum: Υποδρομος (İpodromos). Υπό (İpô): Alt, aşağı-Δρόμος (Drômos): Yol. Altyol, aşağı yol. Alt geçit, alt kısım, temel. Zaman içinde, evin alt katı anlamında değişmiştir.
Boksit: βωξίτης (Voksîtis). Bir maden.
Bomba: βόμβα (Vômva). Gümbürdemek, gürültü çıkarmak.
Boru: Πόρος (Pôros). Geçit, gerçek, yol. Anlam genişlemesiyle boru.
Botanik: Βοτανική (Votanikî). Bitkibilim'e değgin.
Brom: Βρομίο (Vromîo). "Kötü kokulu" anlamında. Bir kimyevî element. Br
Bronş: Βρόγχος (Vrôk-h-os). Trakea'nın (Soluk borusu) alt tarafta ikiye ayrılması ile meydana gelen iki adet tüp biçimli oluşum. Bronş.
Bronşit: Βρογχίτιδα (Vrok-h-îtida). Tıp ter. Bronş yangısı, Bronş iltihâbı.
Bulgur: Πλιγούρι (Πligûri).
- C, Ç -
Cımbız: Tσιμπιδάκι (Çimbidâki). Küçük kanca anlamında.
Cins: Γένος (Gênos-Yênos).
Coğrafya: Γεωγραφία (Geografîa). Γαία (Yea) veyâ Γη (Yi): Yeryüzü, Toprak. Yunan mitolojisinde toprak tanrıça, ana tanrıça, toprak, toprak ana, yeryüzü- Γράφω (Grâfo): Yazmak.
Çaça: Tσατσα (Çaça). Genelev patroniçesi, Mama.
Çağanoz: Τσαγγανος (Çaganos). Bir tür yengeç.
Çene: Γενις (Genis / Yenis) veya Γναθος (Gnathos). Çene, Altçene.
Çeres (z): Ξηρός-ή-ό (Ksirôs). Susuz toprak anlamında. Suyu olmayan, sudan fâkir olan. Anlam genişlemesiyle kavrulmuş bakliyat. Leblebi, fıstık, fındık, badem vs.
Çetele: Τσουτουλα (Çutula). Kertik.
Çiroz: Τσίρος (Çîros). Kurutulmuş balık.
Çiklet: Tσίχλα (Çîkla).
Çipura: Τσιπούρα (Çipûra). Bir tür balık.
- D -
Daktilo: Δάκτυλο (Dâktilo) veya Δάχτυλο (Dâhtilo). Parmak. Anlam genişlemesiyle, bir yazım aracı.
Daktilografi: Δακτυλογραφία (Daktilografia). Daktiloyazım.
Dandanaz: Dανδανας (Dandanas). Eski Yunanca. Ekinleri ince taş, kum, toprak gibi nesnelerden ayırmak için kullanılan aygıt, elek, kalbur.
Defne: Δάφνη (Dâfni). Yunan mitolojisindeki bir genç kızın isminden mülhem. Rivâyete göre, amansız bir hastalığa tutlan genç kız bir ağaca dönüşür. Yapraklarını yaz-kış dökmeyen bir ağaç türü.
Defter: Τεφτέρι (Teftêri).
Dekan: Δέκαρχος (Dêkarhos). Δεκα (Deka): On- Άρχηγός (Ârhigôs): Başkan. On kişinin başkanı. Anlam genişlemesiyle, bir fakültenin en üst düzey yöneticisi, kelime önce Fransızca'ya (Décan olarak) oradan da Türkçe'ye geçmiştir. İng; Dean.
Dekatlon: Δεκαθλον (Dekathlon). Δεκα (Deka): On- Αθλητισμός (Athlitismôs): Atletizm. On atletizm disiplinin biraraya gelmesiyle oluşturulan bir yarışma türü. Onlu Atletizm.
Delta: Δέλτα (Dêlta). Üçgen biçiminde olan. Akarsuların denize döküldükleri yerlerde oluşan alüvyondan zengin coğrafî yapı. Coğ. Ter.
Demagog: Δημαγωγός ( Dimagogôs). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle- Άγω (Âgo): Yol açmak, ön açmak: Felsefe ter. Topluma yol gösteren. Anlam bozulmasıyla, boş laf üreten, içeriksiz konuşmalar yapan, Mugâlatacı.
Demagoji: Δημαγωγία (Dimagogîa). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle-Άγω (Âgo): Yol göstermek, ön açmak. Topluma yol gösterme. Anlam bozulmasıyla, içeriksiz konuşmalar yapma, boş laf üretme, mugâlata.
Demet: Δεμάτι (Demâti). Tutam, Avuç dolusu, bir avuç, bağ, koçan anlamlarında.
Demografi: Δημογραφία (Dimografîa). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle-Γράφω (Grâfo): Yazmak. Halk tasviri, halk betimi. Anlam genişlemesiyle, bir coğrafyada oturan (yaşayan) insanların sayısı, yoğunluğu, hareketliliği.
Demografik: Δημογραφικός-ή-ό (Dimografikôs). Demografiye değgin.
Demokrasi: Δημοκρατία (Dimokratîa). Δήμος (Dîmos): Halk- Κρατώ (Krâto): İdâre etmek, yönetmek. Halk iktidarı, halk idâresi.
Demokrat: Δημοκράτης (Dimokrâtis).
Demokratik: Δημοκρατικός-ή-ό (Dimokratikôs).
Deontoloji: Δεοντολογία (Deontologîa). Δέον (Dêon): İktiza, lüzum -Λόγος (Lôgos): Söz, bilim, bilgi veyâ Λέω (Lêo): Söylemek. (Özellikle Tıp biliminde) Tıp ahlâkı, tıp etiği.
Deri (Derma). Δέρμα (Dêrma). Cild.
Dermatoloji: Δερματολογία (Dermatologîa). Δέρμα (Dêrma)- Λόγος (Lôgos): Söz, bilim, bilgi. Deribilim, Cildiyye.
Despot: Δεσπότης (Despôtis). Hâkim olan, egemen, ev sahibi, reis, Kilise'de en üst düzeyde yönetici, baş papaz.
Despotizm: Δεσποτισμός (Despotismôs). Baskıcılık, şiddetli yöneticilik anlayışı, egemence davranış.
Diaspora: Διασπορά (Δiasporâ). Δια (Dia): Den, ile, için, dolayı, baştan aşağı-Σπόρος (Spôros): Tohum. Sağa sola dağılmış tohumlar anlamında. Anavatan'ın dışında yaşayan ve aynı milletten olan insan topluluğu. Örn: Diaspora Ermenileri.
Didaktik: Διδαχή (Didahî). Öğretmek kökünden. Öğretici.
Didim: Δίδυμος (Dîdimos). İkiz. Epididim teriminin içinde. Tıp'ta, çift olan testisleri (hâyalar, husyeler) betimlemek amacıyla kullanılmıştır.
Difteri: Διφθερίτις (Diftherîtis) veya Διφθερίτιδα (Diftherîtida). Corynobacterıum Diphteriae adı verilen bakteri tarafından oluşturulan enfeksiyöz bir hastalık. Kuşpalazı.
Dinamik: Δυναμικός-ή-ό (Dinamikôs). Kuvvetli, güçlü. Kuvvete değgin.
Dinamit: Δυναμίτης (Dinamîtis). Çok güçlü bir patlayıcı.
Dinamizm: Δυναμισμός (Dinamismôs). Dinamiklik hâli.
Dinamo: Δυναμο (Dinamo). Hareketli bir cihazın güç sağlayan parçası.
Dinamometre: Δυναμόμετρο (Dinamômetro). Güçölçer.
Dinozor: Δυνόσαυρος (Dinôsavros) veya Δεινοσαυρος (Dinosavros). Δυνο (Dino): Güçlü-Σαυρος (Savros): Kertenkele. Güçlü kertenkele veya Δεινός (Dinôs): Korkunç, müdhiş, kötü, güçlü, büyük, musibet dolu, mâhir, nâzik –Σαυρος (Savros): Kertenkele. Korkunç, ürkütücü kertenkele anlamında.
Diploma: Δίπλωμα (Dîploma). İkiye katlama, kıvırma, bükme. İkiye katlanmış olan anlamında, Anlam genişlemesiyle Şahadetnâme, ehliyet belgesi.
Diplomasi: Διπλωματία (Diplomatîa).
Diplomat: Διπλωμάτης (Diplomâtis).
Diplomatik: Διπλωματικός-ή-ό (Diplomatikôs).
Disk: Δίσκος (Dîskos). Ağırşak, mekik.
Diskotek: Δίσκοθήκη (Dîskothîki). Δίσκος (Dîskos): Ağırşak, mekik- Θήκη (Thîki): kutu, kın, kap, koruncak veya θέτω (Thêto): Korumak. Tek tarafı kapalı küçük alan, koruncak.
Diyabet: Διαβήτης (Diavîtis). Διαβαινώ (Diavenô): Arasından geçmek, geçmek. Şeker hastalığı.
Diyabetik: Δıαβητικός (Diavitikôs). Διαβαινώ (Diavenô): Arasından geçmek, geçmek. Diabetli, Şeker hastası.
Diyafragma: Διάφραγμα (Diâfragma). Δια (Dia): Arasından, aracılığıyla, içinden-Φράγμα (Frâgma): Set, baraj. Böleç. Göğüs ve karın boşlukları arasında bulunan kubbe şeklindeki adalemsi yapı, iki boşluğu ayıran zar veya septum, bölme. Fotoğraf makinesinin aynı adla anılan parçası.
Diyagonal: Διαγώνιος (Diagônios). Δια (Dia): Baştan aşağı, içinden, dolayı, arasından-Γωνια (Gonia): Köşe.
Diyagram: Διάγραμμα (Diâgramma). Δια (Dia): İçinden, dolayı, baştan aşağı-Γραμμα (Grama): Harf.
Diyalekt: Διάλεκτος (Diâlektos). Δια (Dia): İçinden, dolayı, baştan aşağı-Λέξη (Lêksi): Kelime. Şive, ağız, lehçe.
DİYALEKTİK: Διαλεκτικός-ή-ό (Dialektikôs). Δια (Dia): Baştan aşağı, dolayı, ile, den- Λέξη (Lêksi): Kelime, söz, sözcük. Κelimeden, sözcükten, kelimeyle. Anlam genişlemesiyle, karşıtların çatışması ve bir senteze (bireşime) varılmasını ifâde eder. Tez (Sav)-Antitez (Karşısav)→Sentez (Bireşim). Eytişim. Arapça; İlm-i Hilâf-ü Cedel (Karşıtların Çatışması ilmi). Felsefe terimi.
"Ruh'un eşya ve hadiseler karşısındaki 'nasıl' tavrına karşı, akıl 'niçin'leri arar ve fikir meydana gelir. Fikrin içine işlemiş olan işletici sıfat, Ruh'un merkezî fakültesi (konumundaki) ahlâktır ki, kendisinden zuhura geldiği (ortaya çıktığı) fikri ileriye doğru zuhur ettirir (ortaya koyar)…Bu çerçeve içinde diyalektik, fikrin kendisi değil, düzenidir, nizâmıdır…Bir meseleyi anlatırken, herkesin bir diyalektiği vardır ve anne kızını paylarken (azarlarken) bile bir diyalektik sahibidir…Hangi sözünü öne alır, hangisini sona bırakır, ne taraftan iknâ eder, nasıl inandırır?.. Onun için diyalektik, ilmî bir tâbirle, 'sözde, kelâmın içinde, fikrin tahkiyesi, sıralanışı ve düzeni' demektir...Her inanılan şey zıddıyla ilişkili olduğuna göre, fikir kendi zıddını dışarıda bırakma hadisesidir ki, mevzuundaki 'esas'a giden yolun düzeni olarak diyalektik, dışarıda bırakmanın da düzeni olur. Bu düzen, yerine ve konusuna göre, metod, usûl, çizgi, biçim ve şekil ifâdesindedir; burada şu kadarını söyleyelim ki, diyalektik, fikir balının döküldüğü petektir…Ahlâka gelince…Fail olmak yerine münfail sıfatta, yani fiilin içine işlemiş ve işletici sıfattadır. Sıfatlar birşeye değerini veren, 'değer' ise o şeyin vasıflarını insan tabiatına nisbet etmek ve bu nisbetle aramaktır…" (Salih Mirzabeyoğlu, "Şiir ve Sanat Hikemiyâtı-Estetik ve Ahlâk", sayfa 38-39).
Diyaliz: Διάλυσις (Diâlisis). Διά (Diâ): Baştan aşağı, den, ile, için, dolayı-Λύσις (Lîsis): Çözüm, çözünüm, erime, cevap. Ayırma, ayrıştırma. Böbrek yetmezliği olan hastalarda, kanın belli aralıklarla temizlenmesi. Delikli bir zardan geçebilme yeteneklerinden yararlanarak, bir sıvının içinde bulunan çeşitli maddelerin ayrılmasını sağlamak.
Diyalog: Διάλογος (Diâlogos). Δια (Dia): Baştan aşağı, dolayı, için, den, ile-Λόγος (Lôgos): Söz, kelâm, bilgi, bilim. Söz ile, Bilgi ile. Sözden, bilgiden, söze değgin. Anlam genişlemesiyle, iki kişinin karşılıklı konuşması, bilgi alışverişinde bulunması.
Diyet: Δίαιτα (Dîeta). Uygulama, yönlendirme anlamında. Türkçe'ye, Farsça'dan geçen ve "karşılığını verme" anlamında kullanılan kelimeyle anlam benzerliği yoktur.
Dizanteri: Δυσεντερία (Disenterîa). Δυς (Dis): Zorluk, güçlük belirten bir önek-Eντερο (E-n-dero): Barsak. Kalın barsak iltihâbı. Gaitada kan ve mukus karakteristiktir. Örn. Basilli Dizanteri.
Dogma: Δόγμα (Dôgma). Değişmez kanı, Nass, İnak / İnag. Felsefe ter.
Dogmatik: Δογματικός (Dogmatikôs). İnaksal. Felsefe ter.
Dogmatizm: Δογματισμός (Dogmatismôs). İnakçılık. Felsefe ter.
Doktrin: Διδαχή (Didahî). Δάω (Dâo) veya Δάσκω (Dâsko): Eski Yunanca, Öğretmek (kökünden) oradan "Διδαχη" (Didahi) ve Διδάσκω (Didâsko):Öğretmek, biçiminde gelişmiştir. Diğer açıdan, "Δοκέω" (Dokêo): İnanmak, tefekkür etmek, derin düşünmek fiilinden mülhemdir. Önce Lâtince'ye "Doceo" (Doçeo-Doseo) biçiminde, oradan Batı dillerine daha sonra da Türkçe'ye Fransızca'dan "Doctrine" (Doktrin) felsefe-siyâsî bilimler yoluyla geçti. Öğreti anlamında. Felsefe ve Siyâset ter. Doçent, Doktora ve Doktor kelimeleri de aynı kökten orijin alır.
Doz: Δόση (Dôsi). Verme, veriş kelimesinden. Tıp ve ecz. terimi. Örn. Yüksek doz (Overdose).
Dögen: Δογενος (Dogenos). Eski Yunanca. Üzerine sivri, kesici taşlar çakılmış olan harman döğme tahtası.
Drama: Δράμα (Drâma). Aslen eylem anlamına gelmekte olup bir tiyatro türünü ifâde eder.
Dramatik: Δραματικός (Dramatikôs). Drama değgin, acıklı, üzücü.
Dramaturg: Δραματουργός (Dramaturgôs). Drama hâline getiren.
Dramaturji: Δραματουργία (Dramaturgîa). Drama hâline getirme, dramlaştırma.
- E -
Efe: Έφηβος (Êfivos). Yiğit, delikanlı.
Efendi: Αφέντης (Afê-n-dis). Patron anlamında. Anlam genişlemesiyle, bey, varlıklı ve asil kişi mânâsını yüklenmiştir.
Eflâtun: Πλάτωνας (Plâtonas). Ünlü Yunan bilge ve ideolog Platon'a (Felâtun) verilen isim. Bu isimden mülhem olarak anlam değişimiyle "Açık Mor" renkli anlamında.
Ege: Αιγαίο (Egeo).
Egemen: Ηγεμόνας (İgemônas). Hâkim. Hegemonya sahibi, Hakan.
Ego: Έγώ (Êgô). Benlik, Nefs.
Egoizm: Εγωισμός (Egoismôs). Bencillik, hodbinlik.
Egotizm: Εγωτισμός (Egotizmôs). Benlikçilik.
Egosantrik: Εγωκεντρικός-ή-ό (Egokentrikôs). Benmerkezci.
Egosantrizm: Εγωκεντρισμός (Egokentrismôs). Benmerkezcilik.
Eğlence: Γλέντι (Glêndi).
Eko: Ηχώ (İhô). Yankı, akis, aks-i sedâ
Ekoloji: Οικολογία (İkologîa). Oίκος (İkos): Ev-Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim: Çevrebilim.
Ekolojik: Oικολογικός-ή-ό (İkologikôs). Çevrebilimsel.
Ekonomi: Oικονομία (İkonomîa). Oίκος (İkos): Ev-Νόμος (Nômos): Düzen, nizâm, idâre. Ev idâresi. Anlam genişlemesiyle, İktisat.
Ekonomik: Oικονομικός-ή-ό (İkonomikôs). Ekonomiye değgin.
Ekstazi: Έκσταση (Êkstasi). Εκ (Ek): Dış, dışta, dışarıda-Στάση (Stâsi): Durum, duruş, hâl. Esrime, kendinin dışında olma.
Ekümenik: Oικουμενικός-ή-ό (İkumenikôs). Οικέω (İkêo): İkâmet etmek, Oικουμένη (İkumêni): Mûkim. Evrensel, cihanşümûl, Âlemşümûl mânâsına. Örn. Ekümenik Patrik (Evrensel Patrik). Ortodoks Hristiyanları'nın temsilcisi olan Patrik'in, bütün dünya Ortodoksları'nın lideri olması hâli.
Ekzotik: Eξωτικός (Eksotikôs). Έξω (Êkso): Dışarı. Dışarıdan gelen, ilginç, dikkat çekici mânâlarını üstlenmiştir.
Elastik: Ελαστικός-ή-ό (Elastikôs). Sünek.
Elektrik: Ηλεκτρικός (İlektrikôs). Elektrik.
Elektrod: Ηλεκτρόδιο (İlektrôdio). Elektrod.
Elektron: Ηλεκτρόνιο (İlektrônio). Elektrik yüklü parçacık, kehribar.
Elektronik: Ηλεκτρονικός-ή-ό (İlektronikôs). Elektrona değgin, elektronsal.
Elektrostatik: Ήλεκτροστατική (İlektrostatikî).
Elips: Έλλειψη (Êlipsi). Oval, söbe biçimli geometrik şekil.
Elipsoid: Ελλειψοειδής-ής-ές (Elipsoidîs). Söbe, oval, yumurtamsı.
Eliptik: Eλλειπτικός-ή-ό (Eliptikôs). Elips'le ilgili olan.
Embryo: Έμβρυο (Êmvrio). Cenin, dölüt, cücük.
Empati: Εμπάθεια (Empâthia). Tutku, ihtiras. Bir kimsenin, kendisini başkasının yerine koyması, bu kimsenin daranışları ile kendi davranışlarını yakın görmesi. Bir başka insanın hislerini anlama ve imgesel olarak onlara katılma yeteneği; duyguya öykünme.
Enerji: Eνέργεια (Enêrgia). Εν (En): İç, içinde-Εργα (Erga): İş, çalışma, uğraş, emek.
Enerjik: Ενεργειακός-ή-ό (Energiakôs).
Engerek: Εγκελίον (Egelîon). Yılanbalığı anlamında. Bir yılan türü.
Enginar: Αγκινάρα (Aginâra).
Enigma: Aίνιγμα (Enigma). Muamma, Sır, Gizem, bulmaca. Daha ziyâde kâinatın sırları mânâsına gelmektedir.
Entel(l)ektüel: Εντελέχεια (Entelêhia) teriminden türetilmiştir. Entelehia kavramı ilk kez Yunan filozof Aristotelis tarafından kullanılmış olup, "gizillik ile karşıtlık içinde edimsellik" anlamına gelir, "Entelehia" kavramı, "içtihad" anlamında da kullanılmıştır. Kavram önce Batı dillerine (özellikle Fransızca) oradan da Türkçe'ye geçmiştir. Latince "İntellectum" (Anlama, kavrama) kelimesinden geldiği iddia edilse bile, kelime ayrıştırıldığında, "inter" (arasında) -"lex" (leks: kanun, kaide, ilke) sözcüklerinden oluştuğunu görürüz. "Lex" kelimesi ise yunanca "λέγω" (lêgo: Söylemek, demek) fiilinden köken almaktadır. Bir diğer yorum ise, Latince "İnter" (Arasında) ve Yunanca "Λέξις" (Leksis: Söz, kelime) kelimelerinin biraraya gelmesiyle oluştuğu şeklindedir ki, burada anlam, "kelimeler arası" olmaktadır. Aydın, münevver.
Entomoloji: Εντομολογία (E-n-domologîa). Εντομος (E-n-domos): Böcek-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Böcekbilim
Epifenomen: Επιφαινόμενα (Epifenômena). Felsefe ter. İkincil fenomen, ikincil olgu. İnsan beyninin fizyolojik ürünü olarak görülen bilinç biçimi.
Epifenomenizm: Επιφαινομενισμός (Epifenomenismôs). Bilincin yalnızca beynin fizyolojik bir ürünü olduğunu savunan öğreti. Ek-görüngücülük.
Epigrafi: Επιγραφία (Epigrafîa). Nükteli deyiş, nükteli betim. Yafta, kitâbe.
Epigram: Επίγραμμα (Epîgramma). Nükteli deyiş, yazı.
Epik: Eπικός-ή-ό (Epikôs). Destansı.
Epilepsi: Επιληψία (Epilipsîa). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Λήψις (Lîpsis): Alma, tutma, zabt etme. Tıp terimi olarak, Sara hastalığı. Beyindeki elektrikî aktivite bozukluklarına bağlıdır; Tutarık. Örn. Majör Epilepsi (Grand Mal).
Epiloji: Επιλογία (Epilogîa). Bir oyunun sonunda, oyunculardan biri tarafından aktarılan ve genellikle şiirsel bir biçimi olan konuşma.
Episantr: Eπίκεντρο (Epîke-n-dro). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-κεντρος (Ke-n-dros): Merkez. Jeoloji terimi olarak, Depremin yüzeydeki izdüşümü, izdüşümsel merkezi.
Epistemoloji: Eπιστημολογία (Epistimologîa). Επιστήμη (Epistîmi): Bilgi, fen- Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim. Bilgibilim. Bilgikuram.
Eretik (Heretik): Αιρετικός (Eretikôs). Αιρέω (Erêo): Seçmek, ayırmak, Felsefe terimi olarak, Günâhkâr.
Eretizm (Heretizm): Αιρετισμός (Eretismôs). Αιρέω (Erêo): Seçmek, ayırmak. Felsefe terimi olarak, Günâhkârlık, dinî verileri saptırma veya reddetme.
Ergen: Εργένης (Ergênis).
Ergonomi: Eργονομία (Ergonomîa). Εργον (Ergon) veya Εργα (Erga): İş, çalışma-Nόμος (Nômos): Düzen, işleyiş. İş düzeni. İnsan ve çalışan çevresi ile ilgili olarak çeşitli biyolojik faktörlerin uygulanması.
Ergonomik: Eργονομικός (Ergonomikôs). Ergonomiye değgin.
Eristik: Εριστικός (Eristikôs). Έρις (Êris): Çekişme, çatışma, kavga, nifak. Tartışma uğruna tartışma ile ilgili. Tersten diyalektikçi.
Eristizm: Εριστισμος (Eristismos). Felsefe terimi, kavga tekniği. Negatif diyalektikçilik, ters diyalektikçilik.
Eroin: Ηρωίνη (İroîni). Ηρωας (İroas): Kahraman. Bu kelimeden geliştirilmiş olup aslı, Yunan mitolojisindeki aşk (cazibe) ilkesi (tanrısı) Eros'tur.
Erojen: Eρωγενους (Erogenus). Έρωτας (Êrotas): Aşk, Sevi-Gόνος (Gônos): Oluşsal. Aşkoluşsal, aşk uyandırıcı, aşkdürtüsel.
Erotizm: Ερωτισμός (Erotismôs). Έρωτας (Êrotas): Aşk, Sevi. Aşkçılık, aşk yoğunluğu.
Erotojenik: Ερωτογενική (Erotοgenikî). Έρωτας (Êrotas): Aşk- Γόνος (Gônos): Oluşsal. Aşkoluşa değgin, aşkoluşla ilgili.
Erotomani: Eρωτομανία (Erotomanîa). Έρωτας (Êrotas): Aşk- Μανία (Manîa): Aşırı bağlılık. Aşka aşırı bağlılık, aşk hastalığı.
Erotomanyak: Eρωτομανος (Erotomanos). Aşk hastası.
Esâtir: Σάτυρα (Sâtira). Mitoloji, efsâneler.
Eskatoloji: Έσχατολογία (Êshatologîa). Έσχάτως (Êshâtos): Geçen, son olarak, son raddede veya Έσχατος (Êshatos): Son, sonuncu- Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim.Ölümötesibilim.
Esoterik: Eσωτερικός-ή-ό (Esoterikôs). Batınî, içsel, gizil.
Esoterizm: Eσωτερισμός (Esoterismôs). Din ve felsefe terimi. Erginlenme, tesris. "Dışarıdaki", "yabancı", "haricî", "bigâne" kişinin "içeri" alınması, "mahrem" kılınması esasına dayanan mistik faaliyet, içreklik, Batınîyye.
Estetik: Aισθητικός-ή-ό (Esthitikôs). Duyusal, hissî.
Estetizm: Aισθητιτισμος (Esthitismos). Duyuculuk, Hisçilik. Fels. Ter.
Eter: Aıθήρ (Ethîr). Uzay boşluğu, Esîr.
Eter: Aιθέρας (Ethêras). Kimyevî bir madde. Anestetik özelliğe sahiptir. Lokmanruhu.
Etik: Ηθική (İthikî). Bir değere ve inanç sistemine bağlı olarak meydana getirilen belirli ilkeler, Ahlâk, Ahlâk sistemi.
Etimoloji: Ετυμολογία (Etimologîa). Έτυμο (Etimο): Gerçek-Λόγος (Lôgos): Bilim, Kelâm. (Kavramlar için) Kökenbilim.
Etni: Eθνος (Ethnos). Irk, soy-sop.
Etnik: Eθνικός-ή-ό (Ethnikôs): Irkî, Millî.
Etnografya: Eθνογραφία (Ethnografîa). Irkyazım. Irk betimi.
Etnolog: Έθνολόγος (Êthnolôgos). Irkbilimci, soybilimci.
Etnoloji: Eθνολογία (Ethnologîa). Irkbilim.
Etos: Εθος (Ethos). Töre, alışkanlık, itiyat. Bir topluluğun ayırdedici karakteri, ruhu, tutumu.
EVDEMONİZM: Ευδαιμονισμός (Evdemonismôs). Ευ (Ev, Ef): Hoş-Δαιμον (Demon): Orijinal anlamı itibârıyla "cennette üst düzey görevli, misyon sâhibi", İslâm'daki Âlûn melekleri gibi bir anlama sâhipken zamanla anlam sapmasına uğrayıp şeytan mânâsını yüklenmiştir. Abdera (Avdira) Okulu'nun kurucularından olan Dimokritos'un geliştirdiği öğreti. Buna göre, mutluluk, Ruh'un dinginliğidir. Buna 'Efthimîa' (Ευθυμία) denir. Efthimîa, insan eyleminin son amacı, gâyesidir. Mutlak iyi olan 'efthimîa"dır. Sokrates'in ahlâk öğretisinin ana özelliği de "evdemonist"tir. Sokrates hayatı boyunca, içinde bir "Demon" bulunduğunu ve onun sesini dinlediğini söyler. Sokrates, bunu ilâhî bir ses olarak kabul eder ve ona uyar. Bu "Demon", Sokrates'in ahlâk anlayışının tek yanlı rasyonalizmini (akılcılığını) tamamlayan bir etken olarak görünür zira "Demon", "irrasyonel" (akıldışı) birşey olarak kabul edilir. Mistik bir öğedir. Kinizm'in kurucusu Antisthenes'in ahlâk öğretisi de evdemonisttir. Mutluluğa ancak boş kuruntulardan kurtulunca ulaşılabilir. Ruh böylece özgürleşebilir. Erdem ve özgürlük budur. İnsanın, "iç"inden bağımsız olmasıdır. Sağlık, güzellik, zenginlik, lüks, şan, şöhret, şeref vs. gibi şeyler aldırış edilmemesi gereken, kayıtsız kalınacak şeylerdir. Olsa olsa, bu şüpheli şeylerin karşıtları birer değerdir. Yoksulluk, ihtiyaçsızlık, adı sanı olmamak, insanı boş gururdan, boş kuruntulardan korurlar. Haz da çok tehlikelidir, insanı deli eder, köleleştirir. Bunun yerine, sıkıntı, ısdırap ve acı konulmalıdır. Bunlar, insanı dirençli ve sıkı kılar. Evdemonizm, Mutçuluk öğretisi olarak da adlandırılır. Felsefe terimi.
Evlek: Αυλάκι (Avlâki). Küçük hendek, ekim için sabanla tarlada açılan uzun yarık.
Evropyum: Ευρώπη (Evrôpi). Yunan mitolojisinde bir varlık. Avrupa. Bir kimyevî element. Eu


- F -
Falaka: Φαλαγγος (Falagos). Kalın sopa. Yunanca'dan Arapça'ya oradan da Türkçe'ye geçmiştir.
Fanila: Φανέλλα (Fanêla).
Fanus: Φανός (Fanôs) veya Φονός (Fonôs). Külâh, başlık, fener kapağı anlamlarında.
Fantastik: Φανταστικός (Fa-n-dasdikôs). Hayalsi, hayallere değgin.
Fantazmagorik: Φαντασμαγορικός (Fa-n-dasmagorikôs). Çok ileri bir hayal gücü gerektiren, ileri bir tasavvura dayanan.
Fantazmagorya: Φαντασμαγορία (Fa-n-dasmagoria). İleri tasavvur.
Fantezi: Φαντασία (Fa-n-dasia). Hayal kurma, hayal etme.
Farfara: Πέρπερος (Pêrperos). Eski yunanca'da geveze anlamında. "Vır vır" sözü de aynı kökten gelmektedir.
Fasarya: Φασαρία (Fasarîa): Gürültü, patırtı, karışıklık, lüzumsuz konular üzerinde tartışma anlamında.
Fasulye: Φασίολος (Fasîolos) veya Φασολία (Fasolîa) ya da Φασολακία (Fasolakîa) şeklinde söylenir. Yeşil bir bitki (sebze).
Fayton: Φαέθων (Faêton). Yunan mitolojisinde Güneş arabasının sürücüsü anlamında.
Feleng: Φαλαγγη (Falagi). Dayanak, dayanılan araç anlamında. Karaya çekilen kayıkların altına konulan ya da yapı işlerinde iskele kurulurken kullanılan dayanak. Filing, falang biçiminde de söylenir.
Felsefe: Φιλοσοφία (Filosofîa). Φίλος (Fîlos) veya Φιλώ (Filô): Sevgili, arkadaş, dost. Σοφία (Sofia): Hikmet. Hikmet sevgisi.
Fener: Φαναρι (Fanari). Işıldak, ışıklık. Küçük fanus.
Fenomen: Φαινόμενο (Φenômeno). Olgu, olay. Görüngü.
FENOMENOLOJİ: Φαινομενολογία (Fenomenologîa). Φαινομενο (Fenomeno): Olay, olgu-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi. Olgubilim.
1920'li yılların başından itibâren Avrupa kapitalizminin toplumsal düzeni, savaşın yıkımı ve savaş sonrasındaki politik kargaşanın etkileri tarafından kökünden sarsıldı. Bu düzenin geleneksel anlamda dayandığı ideolojiler ve yönetimine hizmet eden kültürel değerler tümüyle sarsıntı geçirdi. Bilim, olguları sınıflandırmaktan başka hiçbir şey yapmayan gerici bir pozitivizmin içine düştü; felsefe ise, bu tür bir pozitivizm ile, savunulamaz bir öznelcilik (subjectivisme) arasında sıkışıp kaldı; Görecelik ve metafizik biçimler gelişti. İşte tam bu dönemde Alman filozof Edmund Husserl yeni bir felsefe geliştirme çabasına girdi. Husserl, yaşanan ideolojik krizin, akıldışıcı barbarlık ile, kendine yeten bir psikoloji bilimi sâyesinde ulaşılabilecek mânevî bir yeniden doğuşun arasında bir seçim mes'elesi olduğunu söyler.
Husserl, kesinlik arayışına, "doğal tavır" diye adlandırdığı tavrı, nesnelerin dış dünyada bizden bağımsız olarak var oldukları ve bizim bu nesnelere ilişkin bilgimizin genelde güvenilir olduğuna ilişkin sağduyusal inancı geçici olarak reddederek başladı.
Kesin olarak bilebileceğimiz, açık seçik bir şey var mıdır?
Husserl'e göre nesnelerin bağımsız var oluşlarından emin olmasak da yaşam planında bulunan gerçek nesne bir yanılsama olsun olmasın, bilincimizde dolaysız olarak nasıl göründüklerinden emin olabiliriz. Nesnelere, kendi için şeyler değil de bilinç tarafından konumlanan veyâ "amaçlanan" şeyler olarak bakılabilir. Her türlü bilinç, bir "şey"in bilincidir: Düşünürken, "ben" düşüncemin belli bir nesneye "yönelik" olduğunu bilirim. Düşünce edimi (faaliyeti) ve düşüncenin nesnesi içsel olarak ilişkili ve karşılıklı olarak bağımlıdır. Benim bilincim dünyanın edilgin (pasif) biçimde keşfedilmesinden ibâret değildir, onu oluşturur veyâ "amaçlar". Şu hâlde kesinliğe varmak için, herşeyden önce bizim dolaysız yaşantımızın dışında kalan herşeyi görmezlikten gelmeli veyâ "paranteze almalıyız"; dış dünyayı yalnızca kendi bilincimizin içeriklerine indirgemeliyiz. "Fenomenolojik indirgeme" adı verilen bu indirgeme Husserl'in ilk önemli adımıdır. Bilince "içkin" olmayan herşey kesinlikle dışlanmalıdır; tüm gerçeklikler bizim zihnimizdeki görünüşlerine göre saf "fenomenler" olarak ele alınmalıdır ve kendisinden yola çıkabileceğimiz tek kesin veri de budur. Husserl'in, felsefî yöntemine verdiği isim "fenomenoloji" bu ısrardan kaynaklanır. Fenomenoloji, saf fenomenler bilimidir.
Ancak, bu da sorunları çözmez. Çünkü zihnimizin içeriklerini tarayınca belki de kaotik bir bilinç akımı, olguların gelişigüzel akışının ötesinde bir şeye rastlamayız ve dolayısıyla da kesinliği bunun üzerinde temellendiremeyiz. Oysa ki, Husserl'in ilgilendiği saf fenomen türü, keyfî bireysel tikellerden ötede bir şeydir. Genel "özler" sistemidir, çünkü fenomenoloji, imgelemdeki her nesneyi, o nesnenin değişmezini bulana kadar değiştirir. Fenomenolojik bilgiye sunulan, örneğin kıskançlığın veyâ kırmızı rengin yaşantısı değil, bu nesnelerin kıskançlık veyâ kırmızılık gibi evrensel tipleri veyâ özleridir. Bir fenomeni tümüyle ve saf olarak kavrayabilmek, ondaki değişmezi ve özsel olanı kavramak demektir.
Fenomenoloji, ne bireylerin keyfî, bölük pörçük yaşantılarıyla ilgilenen bir ampirisizm biçimiydi ne de yalnızca bu bireylerin gözlemlenebilir zihin süreçlerini araştıran bir çeşit "psikolojizm"di. Fenomenoloji bilincin yapılarını ortaya koyduğunu ve bu edimiyle fenomenlerin kendilerini de ortaya koyduğunu iddia ediyordu. Son tahlilde, fenomenoloji bir "metodik idealizm" biçimidir. O, insan öznesini yeniden dünyanın merkezine yerleştirerek acılı bir tarihî soruna düşsel bir çözüm sağladı.
Fesleğen: Βασιλικός (Vasilikôs): Kral. Kral'a ait, krallara layık yiyecek anlamında. Bir bitki, kralotu, Kırkbudak.
Fıçı: Βυτίον (Vitîon) veya Φουτίον (Futîon).
Fındık: Φουντούκι (Fundûkia). Pondus (Ποντος-Güzel Deniz) kelimesinden türemiş olup, Pondus'tan gelen anlamını taşır. Pondus, Yunan mitolojisinde Gaia (Gaya, Gea)'nın yani "Yeryüzü"nün (toprağın) çocuklarından biri olup, "güzel deniz" anlamına gelmektedir. Eski Yunanlar, fındığa, Pondus Cevizi anlamına gelen "Καρύδι Ποντιακα" (Karîdi Pondiaka) derlerdi. Yine Yunanca "Ποντικι" (Po-n-diki) kelimesi fâre anlamına gelmekte olup, "Pondus'tan gelenle birlikte" anlamındadır çünkü Trabzon limanından yüklenen fındıkların arasına karışan fareler de, fındıklarla birlikte Yunan limanlarına ulaşıyorlardı. Türkçe'de fındık fâresi olarak bilinen küçük bir fare türünün ismi de buradan mülhemdir.
Fırça: Βούρτσα (Vûrça). Fransızca'ya "Brosse", İngilizce'ye "Bross" olarak geçmiştir.
Fırın: Φούρνος (Fûrnos).
Fışkı: Φουσκι (Fuski). At veya eşek tersi.
Fidan: Φυτό (Fitô). Bitki, filiz.
Fide: Φιδές (Fidês). Eşkin / Erişkin filiz. Bu kelime de "Φυτό" (Fitô-bitki) kelimesinden evrilmiştir.
Filantropi: Φιλανθρωπία (Filanthropîa). Φίλος (Fîlos): Dost, arkadaş, sevgili-Ανθρωπος (Anthropos): İnsan. İnsan sevgisi.
Filarmoni: Φιλαρμονία (Filarmonîa). Φίλος (Fîlos): Dost, arkadaş, sevgili -Αρμονία (Armonîa): Aheng, uyum. Aheng sevgisi. Örn, Filarmoni orkestrası.
Filiz: Βλαστός (Vlastôs). Ελιξ (Eliks): Tohumdan çıkan sürgün anlamında.
Filogenesis: Φυλογενέσις (Filoyenêsis). Φυλή (Filî): Soy, sop, kabile, aşiret-Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Soyoluş.
Filogenetik: Φυλογενετηκη (Filogenetiki). Soyoluşsal.
Filoloji: Φιλολογία (Filologîa). Φιλο (Filo): Sevgi. Λόγος (Logos): Söz, kelâm, bilgi. Sözsevgisi. Edebî metin araştırmacılığı. Edebiyat, yazınbilim.
Filolojik: Φιλολογικός (Filologikôs). Edebî, yazınsal.
Filozof: Φιλόσοφός (Filôsofôs). Hikmetsever.
Fire: Φύρα (Fîra). Azalma, eksilme.
Fiske: Φούσκα (Fûska). Şişik, kabarık.
Fizik: Φυσική (Fisikî). Fizik bilimine değgin, doğaya değgin.
Fizyokrasi: Φυσιοκρατια (Fisiokratia). Φυσις (Fisis): Tabiat, doğa-Κρατω (Krato): idâre etmek, yönetmek, düzene koymak. Tabiatın hükümdarlığını savunan öğreti.
Fizyoloji: Φυσιολογία (Fisiologîa). Φυσις (Fisis): Tabiat-Λόγος (Lôgos): Bilim, söz, kelâm, bilgi. Doğabilim, işlevbilim.
Fizyolojik: Φυσιολογικός-ή-ό (Fisiologikôs). İşlevbilimsel, doğabilimsel.
Fizyonomi: Φυσιογνωμία (Fisiognomîa). Φυσις (Fisis): Doğa, tabiat-Γνομι (Gnomi): Bilgi. Doğa bilgisi.
Fizyonomik: Φυσιογνωμικός-ή-ό (Fisiognomikôs). Fizyonomi'ye değgin.
Fizyoterapi: Φυσικοθεραπεία (Fisikotherapîa). Fizik-tedâvi.
Fok: Φώκια (Fôkia). Bir deniz memelisi. Türkçe'de deniz ayısı olarak da ifâde edilmektedir.
Folluk: Φωλιά (Foliâ). Yuva.
Fonetik: Φωνητική (Fonitikî). Sese değgin.
Fonograf: Φωνόγραφος (Fonôgrafos). Φωνή (Fonî): Ses-Γραφω (Grafo): Yazmak. Ses kaydı yapan bir aygıt.
Fonografik: Φωνογραφικός (Fonografikôs). Seskayıtsal.
Fonogram: Φωνόγραμμα (Fonôgrama). Φωνή (Fonî): Ses-Γραμμα (Grama): Harf. Sesyazım.
Fosfor: Φωσφόρος (Fosfôros). İlk ışıyan, ilk parlayan, Işığı taşıyan, sabah yıldızı.
Fotofon: Φωτοφωνος (Fotofonos).
Fotoğraf: Φωτογραφία (Fotografîa).
Fotojeni: Φωτογένεια (Fotogênia). Fotoğrafta güzel çıkma.
Fotojenik: Φωτογένεικός (Fotogenikôs).
Funda: Φουντα (Fu-n-da). Püskül, tepelik anlamlarında.


- G -
Galaksi: Γαλαξίας (Galaksîas). Γάλα (Ğâla): Süt- Άξια (Âksia): Değer, kıymet, liyâkat, meziyet. Süte benzer, Süt değerinde, kehkeşan, Samanyolu (Milk way).
Galata: Γαλατας (Ğalatas). Sütçü. İstanbul'un en eski semtlerinden birinin ismi.
Gangren: Γάγγραινα (Gâgrena). Vücutta bulunan bazı doku bölümlerinin ölmesi. Genellikle kan akışının azlığına bağlıdır. Kimi zaman da direkt (doğrudan) travmalara veya enfeksiyonlara (gazlı) bağlı olabilir.
Gargara: Γαργάρα (Gargâra).
Gastronomi: Γαστρονομία (Gastronomîa). Γαστηρ (Gastir): Karın, Mide-Νόμος (Nômos): Düzen, işleyiş. Kaliteli yeme-içme bilgisi.
Gaz: Χάος (Hâos). Kaos kelimesinden evrilmiş olup isim babası Van Helmont'tur. Türkçe'ye Fransızca'dan geçmiştir.
Gebre: Κοπρος (Kopros). Dışkı, Kemre, gübre.
Gem: Χεμος (Hemos). Eski Yunanca; kontrol edebilmek amacıyla atın ağzına takılan özel aygıt.
Geniz: Γενις (Genis) veya Γναθος (Gnathos). Eski Yunanca, Altçene kemiği, çene. Gnathion: Altçenenin tam orta noktası.
Geometri: Γεωμετρία (Yeometrîa). Γεω (Yeo) veya Γη (Yi): Toprak, yeryüzü-Μετρω (Metro): Ölçmek.
Geometrik: Γεωμετρικός (Yeometrikôs).
Gen: Γενος (Genos).
Genetik: Γενέσις (Yenêsis). Oluş, tekvin. Çekirdeğin ve çekirdek dışındaki oluşumların oynadığı rolün incelenmesi.
Gerdel: Χαρδοφι (Hardofi) veya Kardofi. Ağaçtan yapılmış su kabı.
Glikoz (Glükoz): Γλυκος (Glikos). Tatlı, şeker, şekerli. Üzüm şekerinde bulunan dekstroz. Monosakkarid yapıdadır. Karbonhidratların yapısına iştirak eden şekli barsak kanalından emilerek dolaşım kanına katılır, glikojen şeklinde karaciğerde depolanır.
Gliserin: Γλυκερίνη (Glikerîni). Sentetik olarak hazırlanan veya sabun imâli sırasında yan ürün olarak elde edilen berrak, şurup görünümünde bir sıvı. Rutubet etkisi vardır.
Gnosis: Γνώσις (Gnôsis). Dinî tasarımların sezgisel bilgisi.
Gönder: Κοντάρι (Ko-n-dâri).
Gönye: Γωνια (Gonia). Köşe, açı. Köşeölçer, İletki, minkâle.
Gnosis: Γνώσις (Gnôsis). Sezgisel bilgi.
Gnostik: Γνωστικός (Gnostikôs). Bilinebilir. Felsefe ter.
Gnostisizm: Γνωστικισμός (Gnostikismôs). Bilinebilirlik öğretisi. Felsefe ter.
Grafik: Γραφικός (Grafikôs). Γραφω (Grafo): Yazmak. Bu kelimeden gelip, bir olayı veya olguyu yazım, betim yöntemiyle ifâde etme tekniği.
Grafit: Γραφίτης (Grafîtis).
__________________
Slam_Jam Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dσğυм günŁєяinin gizємŁi кαяşıŁığı ... YαnLızßαяon Astroloji 122 08-27-2008 21:33
turkce-yunanca yunanca-turkce sozluk (bedava indir) umutsuz_peri Programlar 1 05-22-2008 14:52
yunanca bilen varmı aranızda çok acil yardım lolita_girl Bilene Sor 3 02-05-2008 18:06
İyiliğin Karşılığı TrapeaK Dini Konular 8 05-07-2007 20:17


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:38 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
2005-2008 TatLiaskim.Com Forumları
karınca duası gamze kıvılcımcevher yenel oceans çetesi iyi uykular mesajı erzurumdizi izle kötü insanları tanıma senesi msn 9.0 full bbg evleri youporn elif ece uzun grup mp3 hayat döner sana blingee balca gece gülü nihat alptuğ altınkaya düşlerimin prensi pornsu pornuz pornhub youporn youporn