![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Sohbet | Top 10 Üyeler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Uyarılar |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #111 (permalink) |
| '' yagmur 'durmu$' '' ![]() Üyelik tarihi: 03-12-2007 Bulunduğu yer: ömrümün sahibinDé .! Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 6.256
Konular: 200
Ruh Halim: Rep puanı:571398 Toplam Online: 4 Gün 10 Saat 50 Dakika 2 Saniye | pinhani Sinan Kaynakçı 25 aralık 1979'da istanbul'da doğdu. Çocukluğu Florya ve Bakırköy'de geçti. Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nden 1998 yılında mezun oldu. Müziğe bu okulda başladı. 1995 yılında yan flüt ve gitar çalmayı öğrendi. 1996 yılından itibaren aralıklarla stüdyo hiphop'ta bateri dersleri aldı. 2001-2003 yılları arasında "Van Basten" grubuyla beyoğlu barlarında canlı müzik yaptı. Bu dönemde kendi parçalarını yazmaya başladı. Farklı hedefleri nedeniyle gruptan ayrılmak zorunda kaldı. 2004 yılı sonunda Zeynep'le kaydettikleri demoyu Akın Eldes'e dinletti ve albüm kaydı başladı. Grubun vokalist ve ritm gitaristi. Zeynep Eylül Üçer 16 eylül 1985'te istanbul'da doğdu. Çocukluğu Teşvikiye'de geçti. 1991-1997 yılları arasında TRT istanbul çocuk korosunda şarkı söyledi. Orta okula İstanbul'da başladı. 1 yıl sonra ailesiyle Antalya'ya yerleşti. Antalya Koleji'nde okudu ve okulu adına 2.ligde uzun süre basketbol oynadı. Sinan'ın ona hediye ettiği bas gitarla aktif müzik yaşantısı başladı. Müzik öğretmeni olan annesinden solfej ve armoni dersleri aldı. 2004'te demo kaydı için İstanbul'a geldi. 2005'te albüm kaydının başlamasıyla yeniden istanbul'a yerleşti. Grubun bas gitarist ve vokalisti.
__________________ gizLénmi$ sévénLérim.. haLbuki bén yine aynı bénim !! s.n.d.b.e. |
| | |
| | #112 (permalink) |
| '' yagmur 'durmu$' '' ![]() Üyelik tarihi: 03-12-2007 Bulunduğu yer: ömrümün sahibinDé .! Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 6.256
Konular: 200
Ruh Halim: Rep puanı:571398 Toplam Online: 4 Gün 10 Saat 50 Dakika 2 Saniye | müslüm gürses 1953'ün 7 Mayıs günü Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesi'nin Fıstıközü köyünde Dünyaya Merhaba Der Müslüm Akbaş. Evet Evet Yanlış Duymadınız Müslüm Gürses Müslüm Akbaş olarak dünyaya gelir ve daha sonra Gürses Soy ismini alır. Babası Mehmet Akbaş Annesi Emine Akbaş Kardeşleri Ahmet ve Zeyno ile Zor koşullarda hayat mücadelesi vermektedir o zamanlar. zaman zorluklarla karşılaşmaktan yılmamıştır. Bugün, Ve gün gelir gurbet yolları onlarada görünür. Adana yollarına düşerler. Bir umut rahat yaşama uğruna Adanaya yerleşirler. Ve burada Annesi Emine Akbaş Hasta düşer. Gerçektende ciddi bir rahatsızlıktır bu. Günler Birbiri ardına geçerken Müslüm Gürses önce annesi Emine Hanımı ve daha sonra Kardeşi Ahmet'i Kara toprağa koyar. Artık yaşam Müslüm Gürses için Dahada zordur. Asıl Mesleği Terzilik olan Müslüm Gürses zaten içine kapanık bir kişiyken yaşadığı bu acılarla dahada içine kapanık bir yaşama bürünmüştür. Talih Kuşu Bir Günde Şaşırır Bize Konar Hayatının her döneminde olduğu gibi yine tek dostu tek sırdaşı müzik olmuştur. 1968 yılında Yaşadığı Adana'da çay bahçesinde ses yarışması düzenlenir. Bu yarışmaya katılmayı çok isteyen Müslüm Gürses Baba engeli ile karışlaşır. ama bu yarışmaya katılmak gereklidir. Bit pazarına koşar Müslüm Gürses kendine bir kıyafet alır. Ve yarışma gününü beklemeye başlar. Ve yarışmanın yapılacağı bir gece evveli Baba Mehmet Akbaş oğlu Müslüm'ün yarışmaya gitmemesi için uyurken saçlarını kesmesi bile engel olamamıştır Müslüm Gürses'e. Yarışmaya katılmıştır. Ve o Ses yarışmasından birinci olmuştur. Gürses olan Soy isminide o zamanlar almıştır. Bir müddet o çay bahçesinde çalışmış daha sonra yine asıl mesleği olan terziliğe geri dönmüştür. Küçük terzihanede ekmek parasını kazanırken o meşhur şarkısında söylediği gibi "Talih Kuşu Bir Günde Şaşırır Bize Konar" Sözü gerçek olmuştur. Talih kuşu şaşırmış Müslüm Gürses'i o terzihaneden alıp bizlere getirmiştir. Mehmet isminde arkadaşı alır birgün Müslüm Gürses'i bir gazinoya götürür. Çünkü o gün o gazinonun assolisti Sadık Altınmeşe hastalanmış ve sahneye çıkamayacaktır. Mikrofon Müslüm Gürses'i beklemektedir. Müslüm Gürses o mikrofonu eline alır bir dahada asla bırakamaz. Morg'dan plakçılar çarsısına; Tarsus - Adana yolunda bir araba kaza yapar. Şoför ölür, yanındaki taşralı delikanlı ise öldü zannedilip morga kaldırılır. O Delikanlı Müslüm Gürses'tir. Konserlerimden fikren mağlup birileri çıkıp kendini paralıyor, çiziyor, kesiyor... Oysa müzik gökten inen bir melektir. Neden yapıyorlar anlamıyorum. Beni buna neden alet ettiklerini de hiç anlamıyorum... MÜSLÜM GÜRSES 70'lerin ortalarıydı.... Şöhretin kıyısına adım attığı yıllar... İlk plağını henüz doldurmuş, acılı hayatlarla yeni yeni tanışmıştı; acılı hayatlar'da onunla... O günlerde, ne yüzbinlik gülhane konserlerinin yıldızıydı ne de jiletli fanatiklerin kahramanı... "Arabesk Yıldız Avcısı" Yeşilcam yapımcılarının da dikkatini çekmemişti henüz. Unkapanı'ndaki arabesk müzik piyasasının "Şöhrete Giden Yolu Arayan" genç yeteneklerinden biriydi sadece. Sık sık Anadolu turnelerine çıkıyor, kalabalık kadrolu konserlerde, özel yorumu ve sahne sıcaklığıyla sivrilmeye çalışıyordu kendince. Bir Gece... Evet, yorgun ve uykusuz geçen turneler sonrasında bir gece vakti, Tarsus - Adana yolunda içinde bulunduğu otomobil paramparça olur. Direksiyon başında uyuya kalan şoför, kaza anında ölmüş, kendisi ise gözlerini morgda açmıştı!... Evet, evet... Çünkü başı ve vücudu o kadar darbe almıştı ki bu yüzden öldü diye morga kaldırılmıştı. Ancak son anda farkedilip ameliyata alınmış, un ufak olan alın kemiği adeta yeniden yapılmıştı. İşte... Bu kazadan sonradır ki hayatında çok şey değişti. Bir anlamda ölümün soğukluğunu hissedip yeniden yaşama dönen bu genç adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık... KOKULARI HİSSETMİYOR Kulağı az işitecek, yavaş konuşacak, koku alamayacak hatta en güzel kokuyu bile ispirtodan ayırt edemeyecekti. bu arada günlük yaşamında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktı. Yani, kafasına alacağı en ufak darbede kör kalma hatta ölüm korkusuyla yaşayacak; Üstüne üstlük, hiç dinmeyen baş ağrıları hayatı boyunca onu terketmeyecekti... İşte belki de o kaza günlerinden kalmadır ki hep kader diyecek, hep keder diyecek, hep ölüm diyecek, hep acılardan bahsedecek, sahnede de hep ağır takılacaktı!... Ve belki'de tüm bu "kederli ve kaderli" şarkılar sonucunda varoşlardaki kaybedenlerin sesi olacaktı. "Hasta Düştüm Allahım","Ulu Tanrım Bu Ne Çile" diyecek, "Bu Kadar İşkence Günah" diye haykıracak "Yeter Tanrım Yeter" diye yakaracaktı. Tüm bu şarkılar, ağır hasarlı bir trafik kazası kurbanının ifade biçimiydi aslında. Hep damardan dile getirdiği ifade biçimi...Öyle ya yıllar sonra "Aklımdan çıkmıyor veda edişin, Bütün Duygularım Ağır Yaralı, Beni Kalbimden Vurdu Veda Edişin, Bütün Duygularım Ağır Yaralı" diye yorumladığı bir şarkıda acıları kayda geçirecekti zaten; Müslüm Akbaş olarak hayata başlayan, Müslüm Gürses diye devam edip giden Müslüm Baba!... Evet...Seven de sevmeyen de farkında, o kaybedenlerin şarkılarını söylüyor, kaybedenlerin ve daima kaybedecek olanların... Onun Sihrini ne sosyologlar, ne sosyal psikologlar, nede müzik araştırmacıları çözebiliyor. Hoş, o da bilmiyor ya, kaşla göz arasında parıldayarak uçan jiletin damarla buluşmasındaki sırrı. Ölüm ve kederi harmanladığı şarkılar da söylüyor; neşeyi, umudu aktaran şarkılar da! Ama sonunda hep o eziklerin sesini kente fısıldıyor. Yıllar var ki baba lakabını etiketine eksiksiz işliyor, seyircisinden hem korkuyor, hem alkışı bekliyor, şarkılarını damardan okuyor, kimi zaman yaşam biçimi müziğini dinleyenlerle örtüşüyor, ama bazen de fire verip dinleyicisini kaybettiği oluyor. Desğiştiği hatta medyatikleştiği öne sürülse de yeni kentlinin müziğini yapmaya devam ediyor.! Evet, şimdi hikayemizi ön yargılarımızı beyninizin gizli kapaklı bir köşesine atarak ve ne savcı ne de avukat olmadan dinleyin! KİM BU ADANALI ÇOÇUK? Ülkenin kentleşme rotasının çizildiği 60'lı yılların sonu. O dönem büyük kentlere göç desteklenmiş, hatta seferberlik haline dönüşmüştür. Onlar, yani göçedenler; bu durumdan memnundur ilk başlarda. Öyle ya; kentli olmak; modern hayatın ışıltıları ve çoçuklarına daha iyi bir gelecek demekti. Ama bu kahrolası kentin içinde kaybolup gitmek de vardı. Çünkü, çoğu zaman ne iş vardı ne aş, nede insanca yaşam olanakları... Bu yüzdendir ki durmaksızın kederlenen hayatlar çıkacaktı ortaya! İşte bu dışlanmışlık, bu bir türlü suyun üzerinde duramama hali, kendi tesellisini yaratacaktı. Hem de bir müzik akımı ve yaşam biçimiyle...İşte, büyük kentlerin monoton yaşamının değiştiği, dış mahallelerden içe doğru canlılığın başladığı bu tarihlerde, 19696'da... Müzikçiler çarşısında bir ses yükselir... Ses, yaralı gönülleri çelmektedir; "Sevda Yüklü Kervanlar, Senin Kapından Geçer..." Herkes birbirine sorar, kim bu? Sesin Sahibi Adanalı Delikanlı Müslüm'dür. Plağın satışı, bir anda Üç yüz Bine ulaşır, bu satış, müzikçiler çarşısıs için beklenmedik, dudak uçuklatan bir rakamdır... BÜYÜK AŞKI MUHTEREM NUR Hem nasihatleriyle hem de sanki onlardan biri olma haliyle. Evet nasihat eder; Mesela, "Aldanma Çoçuksu Mahzun Yüzüne, Mutlaka Terkedip Gidecek Bir Gün" diye. Müslüm Gürses şarkıları artık bütün Anadolu'yu sarmıştır... Yalnızlar, kayıplar, kasabalılar, karşılıksız kenar mahalle sevdalıları, dertliler, kederliler, Müslüm'ün sesi ve sözleriyle kendilerinden geçer. Peki Gürses'mi dinleyiciyi yaratmıştır, dinleyicimi Gürses'i? Bu sorunun yanıtı şarkı sözlerinde gizlidir. Kentin içinde yolunu bulamayanların kederini, öfkesini taşır bu sözler. ama şarkılarda ve sahnedeki duruşunda kabullenme ve boyun eğme de vardır. Öatışmalar, çelişkiler, aşk üzerinden dillendirilir... Kız zengindir oğlan fakir, bu yüzden kavuşamamıştır. Ya da tam tersidir. Kırık, dökük bir sevdadır anlatılan, ama ihanet hep öteki taraftan gelir, yani zenginden, yani kentin anahtarını elinde tutandan. Müslüm Gürses Repetuarı, isyanı, kahrı, acıyı, aşkla tamamlamaya çalışan ama bunu yaparken biraz daha acı çoğaltan şarkılardır. Büyük Aşk'ı Muhterem Nur Ve sonunda kendisi de aşık olacaktır. Hem de onca şöhrete, kalabalıklara rağmen. Üstelik'de daha çoçukluğunda, hiçbir filmini kaçırmadığı bir sineme yıldızı olan Muhterem Nur'a... Müslüm Gürses'le Muhterem Nur bir Malatya turnesinde tanışırlar. Muhterem Nur Radyolardan Müslüm Gürses'in Ben Senin Kulunmuyum Şarkısını Severek Dinlemektedir. Ve bir gün yolları Malatya turnesinde kesisir. Gerisini Gelin Muhterem Nur'dan Dinleyelim ; Onu tanımıyordum. ancak radyolarda dinler "Ben Senin Kulunmuyum" Şarkısını Bilirdim. Turnede benden sonra sahne almasına bozuluyordum. Hatta kızdırmak için halkın arasından kırıta kırıta yürüyordum dikkati kendime çekeyim ona bakmasınlar diye. Ama pek öyle olmuyordu. Müslüm Gürses Sahneye çıkınca herkes kendini yere atıyordu. Ve birşeyler yapmak zorundaydım bizi birbirimize bağlayacağını bilmediğim o olayı yaptım. Müslüm Gürses'in Repertuvarından bir şarkı okudum. Ve Sahneden indiğimde bir tartışma bir kavga içinde buldum kendimi ve sonunda yüzüme yediğim bir tokat. ve şimdi burdayız. Muhterem Nur'a Göre Müslüm Gürses : Bana hayatım boyunca hep ver dediler. etrafımda hep menfaatçi insanlar oldu. Hiç bir zaman almadan vermesini bilen insan görmedim. Karşıma çıkmadı. Ancak Müslüm Gürses Farklıydı. Bana "Bundan sonra çalışmayacaksın evinin kadını olacaksın. Ben getireceğim beraber yiyeceğiz" Diyen Tek İnsandır. Ya Peki Müslüm Gürses'e Göre Muhterem Nur : Bana şu anda hayranlarım BABA lakabını uygun görüyorlarsa bilinsinki bu Muhterem hanımın sayesindedir. 1983'ten beri mutlu bir evlilik sürdürüyorum. Muhterem hanım Benim canımdan çok sevdiğim değerli bir insan. Onunla beraberliğim ömrüm boyunca devam edecek. Müzik çalışmalarımın yanı sıra bana her konuda destek olan vefakar insan için yaşıyorum. Onunla birlikte müzikte kalite ve sevgi kazanıyorum. Benim giyim ve kuşamımla ilgilenmenin yanı sıra menajerim, halka ilişkiler, danışmanım, sekreterim kısaca herşeyim. Ona çok şey borçluyum. Kendisine olan sevgim ve saygım sonsuz bir aşktır. Benim defterimde hiçbir zaman kıskançlık yoktur Güven vardır. Meslek: şarkıcı
__________________ gizLénmi$ sévénLérim.. haLbuki bén yine aynı bénim !! s.n.d.b.e. |
| | |
| | #113 (permalink) |
| Azimli Üye ![]() Üyelik tarihi: 03-10-2008 Bulunduğu yer: UzaKLarda biR yerLeRde.. Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 298
Konular: 50
Ruh Halim: Rep puanı:3 Toplam Online: 1 Dakika 12 Saniye | Türkân Şoray, (d. 28 Haziran1945, İstanbul). Türk sinema oyuncusu ve yönetmen. Fatih Kız Lisesi orta bölümünü bitirmiştir. 1960'larda sinema ile tanışmış, 1964'te 1. Antalya Film Festivali'nde "Acı Hayat" filmiyle en başarılı kadın oyuncu ödülünü almıştır. Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik'le birlikte, Türk sinemasının bir dönemine damgasını vurmuş dört önemli kadın oyuncudan biri kabul edilir. Bu dörtlü içinde, yönetmenlik de yapmış tek oyuncudur. 90'lı yıllarla birlikte, TV çalışmalarına da ağırlık vermeye başlamıştır. Yaptığı bu çalışmalardan en çok ses getiren ve uzun ömürlü olanları, İkinci Bahar ve Tatlı Hayat olmuştur. Tiyatro oyuncusu Cihan Ünal ile 1983'te evlenmiş 1987'de ayrılmış ve bu evlilikten Yağmur adlı bir kızları olmuştur. Bugüne kadar 203 filmde rol almıştır
__________________ qoThıc <3 LadyqothıcA BunLar yıkmaDı biZi.. Biz DaHa biTmediK canımLaR.. Hayattayız haLa ayaktayızZ Ağzı oLan konu$uyo işte ç0qta.... ![]() |
| | |
| | #114 (permalink) |
| `вĿооđ яеđ яoѕе´ ![]() Üyelik tarihi: 06-06-2007 Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 5.909
Konular: 243
Ruh Halim: Rep puanı:24922540 Toplam Online: 4 Gün 22 Saat 38 Dakika 5 Saniye | ![]() Ediz Hun ( 1940) </B> 1940 yılında İstanbul'da doğdu. Sinemaya bir derginin (Ses) açtığı yarışmayla girdi (1963). Genç Kızlar adlı filmle sinemaya girdi. 18 Nisan 1999 Genel Seçimlerinde Anavatan Partisi'nden İstanbul milletvekili seçildi. Önemli filmleri: Ankara Ekspresi (Muzaffer Aslan), Güllü Geliyor Güllü (Atıf Yılmaz). GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 18 MAYIS 2001 9 milletvekili türbanın üniversitede serbest olması için yasa teklifi verdi Milliyet 18 Mayıs 2001 MHP, FP, ANAP ve DYP’li dokuz milletvekili, yükseköğretim kurumlarında kılık - kıyafetin serbest olmasını öngören yasa teklifini, TBMM Başkanlığı’na sundu. ANAP’tan Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır, Denizli Milletvekili Beyhan Aslan, İstanbul milletvekilleri Ediz Hun ve Yılmaz Karakoyunlu, Diyarbakır Milletvekili Abdülbaki Erdoğmuş, MHP’den İstanbul Milletvekili Bozkurt Yaşar Öztürk, DYP’den Van Milletvekili Hüseyin Çelik, FP’den Manisa Milletvekili Bülent Arınç ile Konya Milletvekili Lütfi Yalman tarafından imzalanan teklif, 2547 Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik öngörüyor. Yasa teklifinde, "Yükseköğrenim kurumlarında kılık - kıyafet serbesttir. Kılık - kıyafetten dolayı kimsenin eğitim ve öğretim hakkı engellenemez" görüşüne yer veriliyor. Yasa teklifinde ayrıca, kılık - kıyafet nedeniyle yükseköğrenim öğrencilerine verilen disiplin cezalarının bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması hükme bağlanıyor. Aldıkları disiplin cezaları sebebiyle öğrenimlerini süresinde tamamlayamama durumunda olan yükseköğrenim öğrencileri için de, öğrenim sürelerine üç yıl ilave edilmesi öngörülüyor.
__________________ YaLnız değiLsin Yüzüme baksan fark edersin... YaLnız değiLsin Sesimi duysan hissedersin... |
| | |
| | #115 (permalink) |
| `вĿооđ яеđ яoѕе´ ![]() Üyelik tarihi: 06-06-2007 Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 5.909
Konular: 243
Ruh Halim: Rep puanı:24922540 Toplam Online: 4 Gün 22 Saat 38 Dakika 5 Saniye | Jülide Kural ( 1965) </B> Doğum Tarihi 1965 Boy 162 Kilo 51 Göz Rengi Kahverengi Yabancı Dil İngilizce,Almanca Sinema Filmleri ve Yönetmenleri Camdan Kalp (Fehmi Yaşar) TV Yapımları ve Yönetmenleri Saygılar Bizden (Zeki Ökten) Süper Baba (Osman Sınav) Yalnızlar (Tuncer Baytok) Özgeçmiş İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu. AST, Dostlar, Kenterler ve Tiyatro Stüdyosunda oyunculuk yaptı. 1997-2000 yılları arasında yaşamını Berlin''''de sürdürdü. Özel Beceriler Dans, yüzmek, şarkı söylemek Ödüller 1990-91 En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu. 1992-93 En İyi Oyuncu. 1996 En İyi Kadın Oyuncu. Ayrıca çeşitli basın kuruluşlarından oyunculuk ödülleri.
__________________ YaLnız değiLsin Yüzüme baksan fark edersin... YaLnız değiLsin Sesimi duysan hissedersin... |
| | |
| | #116 (permalink) |
| `вĿооđ яеđ яoѕе´ ![]() Üyelik tarihi: 06-06-2007 Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 5.909
Konular: 243
Ruh Halim: Rep puanı:24922540 Toplam Online: 4 Gün 22 Saat 38 Dakika 5 Saniye | Voody Allen ( 01.12.1935) </B> Gerçek Adı: Allen Stewart Konigsberg Doğum Yeri: Brooklyn, New York Doğum Tarihi: 1 Aralık 1935 Kariyerinin En Önemli Filmi: 1977 Annie Hall; 4 Oskar kazandı bunlar arasında En İyi Film ve En İyi Yönetmen de vardı Ailesi: Babası: Martin Konigsberg, garson, 1900'de doğdu Annesi: Netty Konigsberg, kitap sorumlusu, 1906'da doğdu Kız Kardeşi: Letty Aronson, 1943'te doğdu Oğlu: Moses Amadeus Farrow (Misha Farrow olarak da bilinir), 1979'da doğdu; Mia Farrow'un evlat edindiği oğlu Satchel O'Sullivan Farrow, 19 Aralık 1987'de doğdu, annesi Mia Farrow, adını beyzbolcu Satchel Page'den aldı, annesi daha sonra adını Seamus olarak değiştirdi Kızı: Bechet Dumaine Allen, adını jazz klarnetçisi Sidney Bechet'tan aldı Dylan O'Sullivan Farrow, 1985'te doğdu, Mia Farrow'un evlat edindiği kızı, 1993'te adı değiştirildi ve Eliza June oldu. Birliktelikleri: Eşi: Harlene Rosen, 1954'te evlendiler, 1960'ta boşandılar Eşi: Louise Lasser, oyuncu, komedyen, Allen'ın Bananas filminde rol aldı, bir Tv komedisi Marry Hartman, Mary Hartman'daki rolüyle tanındı Diane Keaton; oyuncu, yönetmen, 1970'li yıllarda birlikte oldular, Allen'ın o dönemdeki beş filminde rol aldı bunlar arasında Annie Hall (1977) ve Manhattan (1979) da vardı. Mia Farrow: oyuncu, ilişkileri 1980'de başladı, Allen'ın oğlu Satchel'in annesi, 1992'de Allen Farrow'un üvey kızı Soon-Yi Previn ile birlikte olunca ayrıldılar. Eşi: Soon-Yi Previn, Farrow'un Andre Previn ile evli olduğu zamanlarda evlat edindiği çocuklarından biri. 8 Ekim 1970 doğumlu. 23 Aralık 1997'de Venedik'te evlendiler. Eğitim: Midwood Lisesi, Brooklyn, NY New York Üniversitesi (bir dönem) Ödüllerinden Bazıları: 1973: National Board of Review Special Citation: En İyi Senaryo, Sleeper 1975: Berlin Film Festivali Özel Gümüş Ayı 1977: New York Film Critics Circle Award: En İyi Yönetmen, Annie Hall 1977: Directors Guild of America Award, Tiyatral Yönetmenlik, Annie Hall 1977: BAFTA Award: En İyi Yönetmen, Annie Hall 1977: Oscar: En İyi Yönetmen, Annie Hall 1977: Los Angeles Film Critics Association Award: En İyi Senaryo, Annie Hall (Marshall Brickman ile paylaştı) 1977: New York Film Critics Circle Award: En İyi Senaryo, Annie Hall (Marshall Brickman ile paylaştı) 1977: National Society of Film Critics Award: En İyi Senaryo, Annie Hall (Marshall Brickman ile paylaştı) 1977: BAFTA Award: En İyi Senaryo, Annie Hall (M.B. ile paylaştı) 1977: Oscar: En İyi Senaryo, Annie Hall (M.B. ile paylaştı) 1978: O Henry Ödülü: En İyi Kısa Hikaye: The Kugelmass Episode; ilk önce The New Yorker'da yayınlanmıştı 1979: New York Film Critics Award: En İyi Yönetmen, Manhattan 1979: National Society of Film Critics Award: En İyi Yönetmen, Manhattan 1979: BAFTA Ödülü: En İyi Senaryo, Manhattan (M.B. ile paylaştı) 1980: Cesar: En İyi Yabancı Film, Manhattan 1983: Venedik Film Festivai Italyan Eleştirmenler Birliği Pasinetti Ödülü: Zelig 1984: BAFTA Ödülü: En İyi Orjinal Senaryo: Broadway Danny Rose 1985: Cannes Film Festivali Fipresci Ödülü: The Purple Rose of Cairo 1985: Altın Küre: En İyi Senaryo: The Purple Rose of Cairo 1985: BAFTA: En İyi Orjinal Senaryo: The Purple Rose of Cairo 1986: Cesar: En İyi Yabancı Film: The Purple Rose of Cairo 1986: National Board of Review Ödülü: En İyi Yönetmen, Hannah and Her Sisters 1986: New York Film Critics Circle Award: En İyi Yönetmen, Hannah and Her Sisters 1986: BAFTA: En İyi Orjinal Senaryo: Hannah and Her Sisters 1986: Oscar: En İyi Orjinal Senaryo: Hannah and Her Sisters 1992: BAFTA: En İyi Orjinal Senaryo: Husbands and Wives 1995: Venedik Film Festivali Altın Aslan Ödülü: Hayat Boyu Başarı 1996: Directors Guild of America D W Griffith Ödülü: Hayat Boyu Başarı 1996: BAFTA Fellowship Woody Allen, 1 Aralık 1935'te Brooklyn, New York'ta doğdu. Ailesinin ona verdiği isim Allen Stewart Konigsberg'di. Babası Martin ve annesi Nettea Cherrie Konigsberg birer Ortodoks Yahudiydiler. Babası sürekli iş değiştiren, garsonluktan taksi şoförlüğüne pek çok işte çalışan hatta bir ara organize suç işine bile karışan Woody'nin annesi ise bir çiçekçi dükkanındaki kitaplardan sorumluydu. Woody tek kardeşi olan Letty ile birlikte Brooklyn'de büyüdü. İlk izlediği film olan Disney'in Snow White'ına üç yaşında gitti. Fakat filmlerle ilgili hatırlayabildiği anıları ancak beş yaşındaki dönemlere kadar uzanıyor. Brooklyn'in düşük-orta sınıflı yerlerinden birinde oturduğunu söyleyen Woody Allen bir demecinde 25 ya da daha fazla sinema salonuna yürüyerek gidebileceği bir yerde oturduğunu ve zamanının çoğunu - özellikle de okulun kapalı olduğu yaz aylarını tabii - sinemalarda geçirdiğini kışın ise tüm haftasonlarını buna ayırdığını belirtiyor. Woody'de ilk defa bir film yapma hevesi 7 ya da 8 yaşında başladı fakat bu tabii ki o zamanlar için geçici bir hevesti. Ama ilginç olan, Woody'nin daha okumayı bilmediği dönemlerde yapmak istediği filmler için hikayeler yaratmaya başlamış olmasıydı. Bu yüzden okulda gerçekten ilgisini çeken ders İngilizce Kompozisyon dersiydi. Biraz daha büyüdüğünde Woody yönetmenlerin film endüstrisindeki rolünü daha yakından tanımaya başladı. O sıralarda yabancı filmler daha fazla ilgisini çekiyordu ve Woody ile bir kaç arkadaşı kendilerini tamamen Avrupa Sineması'na verdiler. Bu filmler onlara daha " olgun " geliyordu ve sadece yönetmenlere değil sinema tarihine olan ilgilerini de artırıyordu. 15 yaşında adını Woody Allen olarak değiştiren Woody, 16 sında radyo ve televizyon programlarına espriler yazması için kiralanmıştı bile. 1957'de Sid Ceasar'ın kadrosuna katıldı. 1961 - 1964 yılları arasında Woody Allen stand - up komediyle bizzat uğraştı. Kendi materyallerini kendi hazırlamasının dışında bir kaç da kısa hikaye yazdı. Bir gün, her gece sahne aldığı kulüpteki şovu bir yapımcının dikkatini çekti ve Allen ilk defa bir sinema filmi için senaryo yazma teklifi aldı. Woody'yi kiraladılar ve 1965'te Woody Allen ilk sinema filmi senaryosunu yazdı ve bu filmde oynadı. Filmin adı What's New Pussycat? idi. Woody'ye göre yazdığı senaryo oldukça iyiydi ancak yapımcılar onu alıp bir güzel düzenlemişler ve Woody'nin pek de hoşuna gitmeyen bir filme dönüştürmüşlerdi. Fakat Woody'nin bu konuda yapabileceği bir şey tabii ki yoktu. Bunun üzerine Woody, hiç yönetmenlik tecrübesi olmamasına rağmen o günden sonra eğer yönetmenliğini kendisi yapmıyorsa hiç bir film için senaryo yazmamaya karar verdi. Woody'nin bundan sonraki filmi sadece oyuncu olarak görev aldığı Casino Royale oldu. Filmdeki rolü küçük bir roldü ama oldukça iyi para vermişlerdi ve bu yüzden Woody 6 ayını bu rol için Londra'da geçirmişti. Bu süre içerisinde Woody The New Yorker magazininde yayınlanan bir çok kısa hikaye yazdı. New York'a geri döndüğünde Woody ilk filmi What's Up, Tiger Lily'yi çekti. Fakat aslında film bir Japon filmiydi ve Woody ile bir kaç arkadaşı filmi İngilizce'ye çevirmişler ve konuyu neredeyse tamamen değiştirmişlerdi. Film vizyona girmeden önce Woody yapımcıdan filmin vizyona girmesini engellemesini istedi yoksa onu mahkemeye verecekti. Bu isteğin tek bir nedeni vardı: Woody filmi beğenmemişti. Woody mahkeme tehdidine devam etti ve hatta sonunda davayı açtı. Ancak dava sürerken film gösterime sokuldu ve beklenmediği kadar güzel eleştiri aldı. Tabii Woody de davadan vazgeçmeye karar verdi. Bir sonraki filmi Take the Money and Run Woody, Woody Allen'ın ilk yönetmenliğiydi ve bu yüzden onun için film kariyerinin gerçekten başladığı noktaydı. Woody'nin bir arkadaşı olan Mickey Rose tarafından yazılan senaryo ilk önce İngiliz yönetmen Val Guest'e verilmiş fakat yapımcı firma filmi onun yönetmesini istememişti. Senaryo daha sonra Jerry Lewis'e geçti ancak firma onu da istemedi. En sonunda yeni bir firma, Palomar Pictures kuruldu ve Woody'ye bütçeyi 1 milyon doların altında tutması şartıyla filmi yönetmesi teklif edildi. Woody de bu öneriyi kabul etti. Take the Money and Run Woody'den sonra United Artists firması Woody'yle bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada firmanın ondan istediği " her ne istiyorsa yazması ve her ne istiyorsa yapması " ydı. Bunun sonucunda The Jazz Baby'nin senaryosu ortaya çıktı. Yöneticiler yeni bir komedi beklerken Woody onlara Jazz dönemi hakkında oldukça ciddi bir hikaye vermişti. Bir anlaşmaları olmasına rağmen yöneticiler Woody'ye senaryodan hoşlanmadıklarını söylemeden edemediler. Woody de senaryosunu geri aldı ve yerine yenisini Bananas'ı yazdı. Woody'nin ikinci filmi olan Bananas (1971) kurgusal bir Latin ülkesindeki devrim ortamını anlatan satirik bir hikaye idi. Filmin ikinci filmi olması ona oldukça güven vermişti çünkü ilk filminde yaptığı hataları yinelemeyecekti ve zamanı daha iyi nasıl kullanacağını biliyordu. Bundan sonra Woody filmlerinde hem senarist, hem yönetmen, hem aktör hem de casting yönetmeni olarak görev almaya başladı. Bu filmlerinde yeni bir trend yerleşmeye başlamıştı ki o da karakterlerini yüksek tabakadan, eğitimli beyaz New York'lulardan seçmesiydi. Bunun neden böyle olduğu sorusuna verdiği cevabı çok basitti: "Benim bildiklerim bunlardan ibaret.". Siyahlar ya da İspanyollar hakkında bir şeyler yazmasını haklı gösterecek yeterli tecrübe ve bilgiye sahip olmadığını düşünüyordu. Play it again Sam adlı oyunu yazıp oynadıktan sonra Woody Everything You Always Wanted to Know About Sex'in senaryosunu yazdı. Bu senaryoyu Dr. David Rueben'in kitabından uyarlamıştı. Kitabın haklarını Elliot Gould almıştı fakat onunla bir şeyler yapmıyordu ve hakları tümüyle Woody'ye sattı. Kitabın filmde tam anlamıyla kullanılan tek bölümü, "Afrodizyaklar işe yarıyor mu?" türünden soruların olduğu bölümdü. Tabii filmde Woody bunlara kendi tarzında cevaplar verdi. 1973'te Woody yeni filmi Sleeper'da yine senaristlik, yönetmenlik ve oyunculuğu tek koltuğuna sıkıştırdı. İlk başta Woody'nin filmle ilgili hedefleri oldukça yüksekti. United Artsits'e gitti ve büyük ve pahalı bir film yapmak istediğini söyledi. Film dört saat sürecekti. İlk iki saatin sonunda kahraman bir makinenin içinde dondurulacak, ikinci iki saat ise onun 500 yıl sonra gelecekte yeniden canlanması ile başlayan olayları anlatacaktı. Stüdyo bu fikri çok beğendi ve hemen kabul etti ancak Woody daha sonra bunun bir film için fazla büyük bir proje olduğunu düşündü ve senaryonun sadece ikinci yarısından bir film çıkartmaya karar verdi. Film oldukça ucuza , 3 milyon dolardan daha az paraya mal oldu. Bir dizi komedi ve dramdan sonra (Interiors, Manhattan, Stardust Memories A Midsummer Night's Sex Comedy) 1986'da Allen, Annie Hall ve Manhattan filmlerinden sonra bir kez daha Oscar heykelini elinde tutmasını sağlayacak olan Hannah and Her Sisters'ı yazıp yönetti. Bu film onun için bir ilkler filmiydi. Bu filmde ilk defa çalıştığı görüntü yönetmeni Carlo Di Palma ile bundan sonraki pek çok filmde birlikte çalışacaktı. Ayrıca filmde Allen ilk defa bir karakter üzerine yoğunlaşmak yerine bir grup insanın birleşik portresini sunuyordu. Son 10 yılda Woody Allen, filmler yazıp yönetmeye devam etti. Bunlar arasında Crimes adn Misdemeanors, Bullets over Broadway ve Deconstructing Harry gibi filmler bulunuyor. Sanatçının son filmi (ve aynı zamanda 32. sinema filmi oluyor) Small Time Crooks bu hafta vizyonda. Bu film Allen'ın uzun zaman birlikte çalıştığı yapımcı Jean Doumanian ile yaptığı son çalışması çünkü Allen Dreamworks SKG firması ile üç filmlik bir anlaşma yaptı.
__________________ YaLnız değiLsin Yüzüme baksan fark edersin... YaLnız değiLsin Sesimi duysan hissedersin... |
| | |
| | #117 (permalink) |
| Yeni Üye ![]() Üyelik tarihi: 03-17-2008
Mesajlar: 11
Konular: 1
Ruh Halim: Rep puanı:1 Toplam Online: N/A | Ahmet KURAL ![]() 1982 Kütahya doğumlu Konya Selçuk üniversitesi Radyo-TV sinema bölümünde lisans eğitimi aldı... İstanbul Müjdat Gezen Sanat Merkezinde Actor Studio programını bitirdi... Dizileri: Fikrimin İnce Gülü Ewimin Erkeği... Levent Kırca&Oya Başar Tiyatrosu: Ateşin Düştüğü Yer Gereği Düşünüldü Müjdat Gezen Tiyatrosu: Adı Menekşe Tekstil Bank reklamı Kısa Filmler: Fenamen Baba adam Yekpare Ah şu kızlar 3 |
| | |
| | #118 (permalink) |
| Azimli Üye ![]() Üyelik tarihi: 03-10-2008 Bulunduğu yer: UzaKLarda biR yerLeRde.. Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 298
Konular: 50
Ruh Halim: Rep puanı:3 Toplam Online: 1 Dakika 12 Saniye | Serenay Sarıkaya (Oyuncu) Serenay, ekranların yeni dizisi Limon ağacı ile oyunculuğa merhaba diyen, güzelliği ile ön plana çıkacak gibi duran oyuncudur. Şu an için her hangi bir yorum yapamadığımız oyuncu hakkında şunu söyleyebiliriz ki, dizinin yapımcısı Sinan Çetin, kendisine çok güveniyormuş. Son zamanların popüler konuları arasında yer alan, aşk ve komedi ikilemi dizilerinin yeni ürünü olan Limon Ağacı dizisindeki esas kızı canlandıracak olan Serenay, güzelliği, masum yüzü veilk oyunculuk denemesi olması nedeniyle heyecanı ile dikkat çekecek gibi duruyor. Ekranlarda uzun süredir yeni yüzler görmüyorduk. Umarız dizi ve Serenay başarılı olurlar da, yeni yüzlerin de popüler olabileceği, illa isimlere yatırım yapmanın gereksiz olduğu ispatlanır. Dizideki rol arkadaşı ise, yakışıklı oyuncu Kaan Urgancıoğlu. ![]()
__________________ qoThıc <3 LadyqothıcA BunLar yıkmaDı biZi.. Biz DaHa biTmediK canımLaR.. Hayattayız haLa ayaktayızZ Ağzı oLan konu$uyo işte ç0qta.... ![]() |
| | |
| | #119 (permalink) |
| мiŜαĿ GüĿüŜĿ℮Я℮ мiŜiĿ ![]() Üyelik tarihi: 10-07-2007 Bulunduğu yer: ~ Çokтααn SoвéLédi нαчαт .. Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 7.034
Konular: 962
Ruh Halim: Rep puanı:78001072 Toplam Online: 2 Hafta 22 Saat 50 Dakika 11 Saniye | ![]() Türk Tiyatrosu'nun İlk Kadın oyuncusu.. "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. O piyeste güzel bir sahne vardır; ağlama sahnesi. Orada taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım. Alkış, alkış, alkış. Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat Bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin" dedi..." "1920 yılında Şehir Tiyatroları, Hüseyin Suat'ın 'Yamalar' adlı oyununu Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks sineması) sahneye koyar... "Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Benemenciyan topluluktan ayrılıp yurt dışına gittiği için bu rolü yüklenecek bir bayan aranıyordur... "Rol için seçilen Afife, 'Jale' takma ismiyle Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıkar. O tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil'e anlatırken, "hayatımda mesut olduğum ilk gece" ifadelerini kullanır: "Daha sonra 'Tatlı Sır' ve 'Odalık' oyunlarında da polis baskını ile karşılaşır. İçişleri Bakanlığı'nın gönderdiği bir genelgeyle Müslüman kadınların sahneye çıkmaları yasaklanır... "Ancak bu işin bir de geçmişi vardır. 10 kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alınmışlar, ötekiler işi bırakmışlardır. İkisi de sahneye çıkarılmamışlardır. Refika suflör olarak çalışır... "Tüm baskılara karşın bundan sonra Burhanettin Topluluğu'nda Seniye, Yeni Sahne'de Şaziye (Moral), Münir (Neyire Neyyir), Bedia (Muvahhit), Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman kadınlar Afife'yi izlediler." Afife, Nezihe Araz'ın kaleminden ise şöyle seslenir: "Afife, 'beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım' inancı ve aşkıyla yaşıyordu. 'Olmak ya da olmamak' işte gerçek buydu onun için. 'Olmak'la sanatını icra etmek eşanlamlıydı, bu eşanlam da tiyatroydu. Toplum hayatında ilk olmak; yani onun deyimle 'ilk ateşi yakmak', 'ilk türküyü söylemek', 'ilk aşkı ya da direnişi başlatmak' bir olaydı ve bunun her zaman bir bedeli vardı. İlkler yol boyu bu bedeli ödediler." Zaptiye baskının ilkinde Afife arkadaşlarınca kaçırılmışsa da daha sonra sokakta polis tarafından yakalanarak karakola götürülür. "Dinini, milliyetini unutan sen misin" diye hırpalanır. Babası da tiyatrocu olmasına karşıdır. Babasının gözünde Afife artık bir ******dir. Evden ayrı yaşamak zorundadır. Bu arada Şehir Tiyatroları'ndaki ücretli görevine son verilir. Güvencesiz ve parasızdır. Önüne geçilmeyen şiddetli baş ağrıları başlar. Doktoru morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlış yapar. Afife artık bir morfinmandır. Bu nedenle yaşamının son yıllarını Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'nde geçirir ve 24 temmuz 1941'de, 39 yaşındayken hayata veda eder.
__________________ * "BeN…” Diye sızLanmaya ba$Ladığımızda; ben”in dı$ındaki her $eyi unuturuz. Kâinat “ben”den ibaret oLur. Ne kadar önemLiyizdir o an… Ve ne kadar vazgeçiLmez! Topu topu bir hayatLık canımız varken… || Forum KuraLLarımız || |
| | |
| | #120 (permalink) |
| мiŜαĿ GüĿüŜĿ℮Я℮ мiŜiĿ ![]() Üyelik tarihi: 10-07-2007 Bulunduğu yer: ~ Çokтααn SoвéLédi нαчαт .. Cinsiyet: ![]()
Mesajlar: 7.034
Konular: 962
Ruh Halim: Rep puanı:78001072 Toplam Online: 2 Hafta 22 Saat 50 Dakika 11 Saniye | 28 Ekim 1982 Ankara dogumlu Ortaokul ve Liseyi Ankara'da okuyan üniversite'sini de Ankara'da Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisligini okuyup, mezun olan Berk Oktay. 2003'te Bestmodel Of Türkiye yarisma'sini kazanarak en iyi marklarin yüzü oldu. simdi'de TÜRKER INANOGLU'nun sahip oldugu ERLER FiLM ile Tatli Bela Fadime basrollerini Nehir Erdogan, Füsun Demiral, Cezmi Baskin ve Bülent Alksin'da oynadigi dizi'de basrol oyuncusu Levent Kabasakal olarak oynuyor... ![]() Oyunculuk çocukluktan kafamda kendim için yarattıgım islerden biriydi. Hep bunun için dogru zamanı bekledim güzel bir proje olsun istedim ve buldum. Modellik Her zaman ilk'ler güzeldir bunun içinde ilk göz agrım olan modelligi unutamam. Özel Hayatımla ilgili konusmak hosuma gitmiyor. Orası benim Mahremim ![]() Su anda beraber iliskide oldugum biri yok. ![]()
__________________ * "BeN…” Diye sızLanmaya ba$Ladığımızda; ben”in dı$ındaki her $eyi unuturuz. Kâinat “ben”den ibaret oLur. Ne kadar önemLiyizdir o an… Ve ne kadar vazgeçiLmez! Topu topu bir hayatLık canımız varken… || Forum KuraLLarımız || |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| en sevdiğiniz erkek oyuncu... | iremcik | Anket Odası | 53 | 06-19-2008 20:02 |
| oyuncu olsanız..? | ßαнα∂iяєм | Anket Odası | 43 | 05-26-2008 12:33 |
| 26 oyuncu gönderdi | YαnLızßαяon | Spor | 0 | 01-27-2008 15:53 |
| Yerli Ve YabanCı Ünlülerin Biyografileri | Zeh!r | Ünlüler | 198 | 12-08-2007 18:49 |
| En YaKiSiKli OyUnCu!!! | aglama_sevdigim | Televizyon & DiZi | 37 | 11-01-2007 13:00 |