![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Sohbet | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Uyarılar |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Jomo KENYATTA - Biyografisi 1894 yılında doğdu.Doğu Afrika’nın en ünlü kabilesi olan Kikuyulardan olan Kenyatta, 10 yaşında öksüz bir çocukken, İskoç misyonerler onu himayelerine aldı. Jomo’nun, o zaman ki adıyla Kamua Ngengi’nin çocukluğu, bu misyonerlerin yanında geçti. Hıristiyanlaştırılan Kenyatta’ya papazlar Johnstone adını verdi. Biraz büyüyünce Nairobi Su İşleri’nde memur oldu. 1922’de Kikuyu Merkez Birliği’ne (KAC) katıldı, Genel Sekreter oldu. Birlik, onu 1929’da Kenyalıların haklarını savunsun diye Londra’ya gönderdi. Johnstone orada uzun yıllar kaldı. Kenyatta Londra’da üniversiteye girdi. Ünlü Antropoloji Profesörü Milanovaski’nin en gözde öğrencisi oldu. Profesörün desteğiyle Kikuyu kabilesinin tarihini inceleyen bir eser yazdı. “Kenya Dağına Bakarken” adlı bu kitap, bir Afrikalı tarafından yazılmış ilk ciddi inceleme sayılabilir. Rusya’da iki yıl kalıp Moskova Üniversitesi’nde antropoloji okudu. 1945’de Manchaster’de toplanan Pan-Afrika Federasyonu Kongresi’ni yönetti. 1944’de kurulmuş olan Kenya Afrika Birliği’ne geçti; örgütü kısa zamanda geliştirip, çalışmalarını hızlandırdı. Afrikalıların kendi öğrencileri için kurdukları “Bağımsız Okullar Birliği” ile ilgilendi. Kenyatta’nın Afrikalılar üzerinde büyüleyici gücü vardı ve sözlerine yasa gözüyle bakarlardı. Kenya Afrika Birliği için çizdiği siyah, kırmızı, yeşil renkli bayrak herkesin elinde dolaşıyordu. Siyah; Afrika halkını, yeşil; yurdu, kırmızı; kurtuluş için dökülen ve dökülecek kanı temsil ediyordu. İngilizler o sırada başlayan Mau-Mau ayaklanmasında Kenyatta’yı sorumlu tuttular ve 1952’de Kenyatta’yı tutukladılar. Bu ayaklanma Afrika’da beyazlara karşı açılan ilk ulusçu ayaklanmaydı. Kenyatta, Mau-Mau’ların başında ülkesini emperyalistlerin boyunduruğundan kurtarıp bağımsızlığa kavuşturmaya çalışıyordu. Duruşması Kenya’nın ıssız ve gizli bir bölgesinde yapıldı. Sonunda yedi yıl hapis, bir yıl da sürgün cezasına çarptırıldı. O cezaevindeyken Kenya ulusal bağımsızlık eylemi zafere ulaştı. 1963’de ülkede sömürge yönetimi son bularak, Kenya Cumhuriyeti kuruldu. Cezaevindeyken salıverilen 61 yaşındaki özgürlük savaşçısı Jomo Kenyatta, önce Başbakanlığa sonra da Kenya Devlet Başkanlığı’na getirildi. 1978 yılında öldü
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #2 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Gerhard SCHRODER - Biyografisi Schröder, 7 Nisan 1944'de Mossendorf adlı bir köyde doğdu ve bir kaç gün sonra, yüzünü görmediği babası Fritz Schröder, Alman ordusunun Romanya'dan çekilişi sırasında yaşamını yitirdi. Schröder üzerinde önemli rolü olan annesi Erika, temizlikçilik yaparak, iki çocuğunun geçimini sağladı. Erika, 1947'de 3 çocuklu bir işçiyle 2. evliliğini yapınca, Schröder'in 3 tane de üvey kardeşi oldu. Üvey babası tüberküloz tedavisi için sık sık sanatoryumda yattığı için, evde aile reisi oölünü Schröder üstlendi. Komşu kentlerdeki okullara gidip, zor şartlar altında öğrenimini sürdürürken, 14 yaşında çeşitli dükkanlarda satıcı olarak çalışmaya başladı. Bu arada genç yaşlarda amatör futbol liglerinde de, iyi bir orta saha oyuncusu olarak top koşturdu. 1966 ile 1971 arasında Göttingen Üniversitesi'nde Hukuk okuyan Schröder, 1978'de ilk avukatlık bürosunu açtı. Savunmasını yaptığı kişiler arasında terör örgütü Kızıl Ordu Fraksiyonu'ndan (RAF) Horst Mahler de var. Partisine danışıp bu davayı üstlenen Schröder, başarılı olamadı. Schröder'in geçmişindeki bu ilginç dava, genel seçimlerde rakipleri tarafından, hiç propoganda malzemesi yapılmadı. Dileği gerçek oldu Almanya Sosyal Demokrat Partisi'ne (SPD) 1963'te giren Gerhard Schröder, 1978 - 80 arasında SPD gençlik örgütü JUSO'da iki dönem Genel Başkanlık görevini yürüttü. 1986'da Parti Yönetim Kurulu üyesi olan Schröder, 1986 - 1990 yılları arasında Bonn'da federal parlamentoda bir dönem milletvekilliği yaptı. Bu yıllarda, Bonn'daki Başbakanlık binasının demirliklerine tutunup, "Bir gün buraya Başbakan olmak istiyorum" diye bağırdığı anlatılır. Daha sonra Aşağı Saksonya Eyaleti'ne dönerek, 1990'daki eyalet seçimini kazanan Schröder, bu eyaletin başbakanı olarak Yeşiller'le koalisyon kurdu. SPD, 1994'te eyaletteki seçimde tek başına iktidar oldu. 1998 martında yapılan Aşağı Saksonya seçiminde, SPD yüzde 48 oranında oyla çok iyi bir sonuç alınca, parti Yönetim Kurulu Schröder'i hemen genel seçimler için Başbakan adayı ilan etti. 27 Eylül 1998'de genel seçimleri kazanan Schröder liderliğindeki SPD, Yeşiller ile koalisyon hükümeti kurdu. Türkiye'yi destekledi Schröder, iç ve dış politikadaki tutarlı politikalarının yanı sıra Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığının en ateşli savunucularından biri olarak dikkat çekti. 1999 Aralık'ında Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nde Türkiye'ye AB adayı statüsü, Schröder gibi düşünen bazı üye ülke devlet başkanlarının uzun süredir yürüttükleri olumlu kampanya sonucu verildi.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #3 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Helmut KOHL - Biyografisi On altı yıl boyunca Almanya Başbakanlığı yapan politikacı olarak tarihe geçen Helmut Kohl, 1930'da Ludwigshafen kentinde doğdu. Frankfurt ve Heidelberg'de eğitim gören Kohl avukat oldu. Bir süre sonra Hıristiyan Demokrat Parti'ye katılan Helmut Kohl,1976'da Federal Parlamento'nun milletvekili bir üyesi olarak o yıllardaki başkent, Bonn'a gitti. İyi bir çıkış yakalayan Kohl, kısa sürede partisinin genel başkanlık koltuğuna oturarak muhalafet lideri konumuna geldi. Schmidt koalisyonunun 1982'de çökmesiyle başbakan vekili olan Kohl, partisinin 1983 seçimlerini kazanması üzerine başbakanlık koltuğuna bu kez emaneten değil kalıcı olarak oturdu. Kohl, başbakanlıkta kaldığı süre içinde çok önemli başarılara imza attı. Bu başarıların en dikkat çekeni iki Almanya'nın birleşmesini sağlamak oldu. Doğu Almanya'nın 1989'da Batı ile birleşmesinin ardından bir zamanların iki farklı ülkesi olan Birleşik Almanya'da 1990'da düzenlenen genel seçimleri Hıristiyan Demokratlar'ın kazanması üzerine bir kez daha başbakan oldu. Kohl "Birleşik Avrupa" fikrinin ateşli savunucularından biri olmasına rağmen Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığına karşı tutumuyla dikkat çekti. 1998'de düzenlenen seçimlerden Sosyal Demokrat Parti'nin galip çıkması üzerine Kohl başbakanlığı Gerhard Schröder'e teslim etti. Bir süre sonra partisinin genel başkanlığını da bırakan Kohl, Hıristiyan Demokratlar'a bir tür üstün hizmet nişanı anlamına gelen "Onursal Başkan" seçildi. Ancak, Kohl'ün iktidarı döneminde partisine yüklü miktarlarda yasadışı bağışlar yapıldığının ve Kohl'ün ülkede aranan bir silah tücarıyla ilişkisi olduğunun ortaya çıkması büyük bir politik skandala yol açtı. Kohl onursal başkanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Kohl'ün yasadışı bağış yapanların isimlerini açıklamamakta direnmesi, Hıristiyan Demokrat Parti'de bir dizi artçı şoka neden oldu.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #4 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Kostas Simitis - Biyografisi 1936'da Atina'da doğan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Almanya'da Marburg Üniversitesi'nde hukuk ardından London School of Economics'te ekonomi eğitimi aldı. 1961'de Yüksek Mahkeme'de yargıç olan Simitis, 1965'de Panhelenik Kurtuluş Hareketi Ulusal Konseyi'ne katılarak politikaya atıldı. Simitis aynı yıllarda bir araştırma ve çalışma topluluğu olan Elexandros Papanastasiuou Derneği'ni kurdu. 1967-69 yıllarında Yunanistan'da iktidarda olan askeri cuntaya karşı bir dizi yasadışı eylemde bulundu. Bu eylemlerin sonucunda mahkemelik olan Simitis, yargılanmamak için Almanya'ya kaçtı. Sürgün yıllarında da cuntaya karşı mücadelesine devam eden Simitis, Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Simitis bir süre sonra Justus Liebig Üniversitesi'nde ticaret ve medeni hukuk dalında profesörlük ünvanı kazandı. Simitis, cunta yıllarının ardından Yunanistan'a döndü ve 1985'te Yunan Parlamentosu'na girdi. 90'lı yıllara dek tarım, ulusal ekonomi ve endüstiri bakanlıklarında bulunan Simitis, Başbakan Andreas Papandreu'nun 1996 ocağında sağlık nedenlerinden dolayı görevi bırakmasının ardından düzenlenen seçimlere Panhelenik Sosyalist Hareketi'nin (PASOK) lideri olarak girdi. Zeytin dalı uzattı 1996 eylülünde yapılan seçimleri kazanan PASOK, lideri Simitis'i de başbakanlık koltuğuna taşıdı. 17 Ağustos 1999'da Marmara'da meydana gelen büyük depremin ardından Türkiye'ye zeytin dalı uzatan ve iki toplum arasında tarihte görülmemiş bir yakınlaşmanın tohumlarını Ege'ye diken Simitis, Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin adaylığına karşı Yunan vetosunu da kaldırarak Aralık 1999'da Türkiye'ye aday ülke statüsünün verilmesinde önemli rol oynadı. Simitis'in Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu (Kim kimdire link) ile uyumlu çalışması da, Yunanistan'ın Türkiye politikasında yumuşamasında önemli rol oynadı. Simitis'in hukuk ve ekonomi konularında Almanya ve Yunanca yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #5 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Meg Ryan - Biyografisi Doğum: 19 Kasım 1961 Fairfield, Connecticut. Gerçek Adı: Margaret Mary Emily Anne Hyra Aile: Meg Ryan aktör Dennis Quaid ile evli. (30 Haziran 2000 itibari ile ayrıldıklarını açıkladılar). Üç kardeşi var. Babası: Harry Hyra, öğretmen Annesi: Susan Hyra öğretmen Kardeşi: Andrew Hyra Kardeşi: Dana Hyra Kardeşi: Annie Hyra Oğlu: Jack Henry Quaid, babası, Dennis Quaid Boy:172cm Kilo:55 Adres: c/o International Creative Management 8942 Wilshire Blvd. Beverly Hills, CA 90211 USA Başlangıç:1979'da anne babası ayrıldı ve Ryan, New York üniversitesinde gazetecilik eğitimi almaya başladı. Bir taraftanda para kazanmak için oyunculuk yapmaya karar verdi. 1981 yılında "Rich and Famous" adlı filmde Candice Bergen'in kızı rolünde sinemaya adım attı. Çıkışı: Zamanının popüler dizisi "As the World Turns"deki rolüyle. Büyük çıkışı: Tom Cruise'un başrolünde oynadığı ünlü "Top Gun" filmindeki rolü ile tanındı. "When Harry Met Sally" onu romantik komedilerin değişmez oyuncusu yaptı. Büyük çıkışı: Tom Cruise'un başrolünde oynadığı ünlü "Top Gun" filmindeki rolü ile tanındı. "When Harry Met Sally" onu romantik komedilerin değişmez oyuncusu yaptı. Geri çevirdiği Roller: "Steel Magnolias", "Pretty Woman", "Ghost" ve "Silence of the Lambs" filmlerindeki başrolleri kabul etmedi. Ödüller: "Sleepless In Seattle" ve "When Harry Met Sally" filmleriyle iki kere en iyi kadın oyuncu dalında Altın Küreye aday oldu. Beğeni: 1998 yılında Amerika çapında yapılan büyük bir oylamada sinemaseverlerin en sevdikleri kadın oyuncu seçildi. 1981 RICH AND FAMOUS George Cukor 1983 AMITYVILLE 3D Richard Fleischer 1986 TOP GUN Tony Scott 1986 ARMED AND DANGEROUS Mark Lester 1987 INNERSPACE Joe Dante 1988 D.O.A Annabel Jankel/ Rocky Morton 1988 PRESIDIO Peter Hyams 1988 PROMISED LAND Michael Hoffman 1989 WHEN HARRY MEET SALLY Rob Reiner 1990 JOE VERSUS THE VOLCANO John Shanley 1991 THE DOORS Oliver Stone 1992 PRELUDE TO A KISS Norman Rene 1993 SLEEPLESS IN SEATTLE Nora Ephron 1993 FLESH AND BONE Steve Kloves 1994 WHEN A MAN LOVES A WOMAN Luis Mandoki 1994 I.Q. Fred Schepisi 1995 FRENCH KISS Lawrence Kasdan 1995 RESTORATION Michael Hoffman 1996 COURAGE UNDER FIRE Edward Zwick 1997 ADDICTED TO LOVE Griffin Dunne 1997 TWO FOR THE ROAD 1998 THE WOMEN 1998 CITY OF ANGELS Brad Silberling 1999 HANGING UP 2000 PROOF OF LİFE 2002 KATE&LEOPOLD 2003 IN THE WILD(Belgesel) 2004 AGAINST THE ROPES 2004 IN THE CUT 2005 PAPA 2005 IN THE LAND OF WOMEN Başarısının gizi sevimliliği, duygu yükü ve göz yaşları... Yakınları, Meg Ryan için "iyi bir dost" diyor. Sarı dalgalı saçlı, cin gibi bir kız. Mag Ryan'ı romantik kişiliklerde sevdik. Ona en çok yakışan rol arkadaşları; Tom Hanks, Nicolas Cage ve Kevin Kline... 19 Kasım 61 tarihinde Fairfield (Connecticut)'da, geleceğin yıldızı doğdu. Gerçek adı Margaret May Emily Anne Hyra. 18 yaşında annesinin kızlık soyadı Ryan'ı kimliğine yazdırdı. New York Üniversitesi'nde aldığı gazetecilik eğitiminin ardından, televizyon reklamında oynadı ve ilk parasını kazandı. 20 yaşında George Cukor'un filmi "Rich and Famous" sayesinde büyük ekran ile tanıştı. Bu dönemde pekçok televizyon dizisinde Meg Ryan, başarısını sergileme imkanı buldu. Ancak bir tek film ile büyük sıçrayışı gerçekleştirdi: TOP GUN. 1986'da gösterime giren film, dünya sinemalarında beyaz perdeye yansıdı ve Ryan, çok geniş bir hayran kitlesi kazandı. Ertesi sene, "Innerspace" çekimlerinde evleneceği adam Dennis Quaid ile tanıştı. Ve nihayet Mag Ryan, When Harry Meet Sally ile romantik komedi ustası Rob Reiner'in seviyesine kadar yükseldi. Bundan sonrasında romantik tarz filmler; SLEEPLESS IN SEATTLE, FRENCH KISS bol alkış topladı. Başarı payına CITY OF ANGELS'ı da ekleyebiliriz. 1997 yılında tarihin 100 starından biri ünvanını alan Mag Ryan; "Dramatik filmler yazmayı isterdim. Ama komedi yapmayı da seviyorum. Aslında hepsini yapmak istiyorum. Sonuçta ikileme düşüyorum. İnanıyorum ki, pek çok farklı karakteri canlandırdım ve filmlerim başarılı görüldü. Sürprizlerin aktristti olduğum için her basın toplantısında şu sorulur "bu sefer ne yenilik var?'. Bu beklentileri karşılıksız bırakmamam gerekiyor." diyor sanatçı bir röportajında. 1997 yılında tarihin en başarılı 100 starından bir olma ünvanını hak kazanan Mag Ryan, Hollywood'un prim yapan sanatçılarından. Film başına ortalama 10 milyon dolar kazanıyor. Ryan, 'ekürisi' Tom Hanks'e göre, 'tam bir sır kadını'. Meg ile çok iyi arkadaşız, fakat onun etrafında her zaman görülmez bir duvar var. Ve hiç hafife alınacak bir insan değil diyor Hanks onun için. Meg Ryan (19 Kasım 1961 - ), Amerikalı sinema oyuncusu Aktör Dennis Quaid, ile 9 yıl evli kaldı (1991-2000). Bu evlilikten Jack Henry Quaid adında bir oğlu var. Anne ve babası öğretmen olan Meg Ryan'ın 3 kardeşi vardır. Bethel Lisesi, Bethel (1979) New York Üniversitesi, New York, Gazetecilik Başarısının gizi sevimliliği, duygu yükü ve göz yaşları... Yakınları, Meg Ryan için "iyi bir dost" diyor. Sarı dalgalı saçlı, cin gibi bir kız. Mag Ryan'ı romantik kişiliklerde sevdik. Ona en çok yakışan rol arkadaşları; Tom Hanks, Nicolas Cage ve Kevin Kline... 19 Kasım 61 tarihinde Fairfield (Connecticut)'da, geleceğin yıldızı doğdu. Gerçek adı Margaret May Emily Anne Hyra. 18 yaşında annesinin kızlık soyadı Ryan'ı kimliğine yazdırdı. New York Üniversitesi'nde aldığı gazetecilik eğitiminin ardından, televizyon reklamında oynadı ve ilk parasını kazandı. 20 yaşında George Cukor'un filmi "Rich and Famous" sayesinde büyük ekran ile tanıştı. Bu dönemde pekçok televizyon dizisinde Meg Ryan, başarısını sergileme imkanı buldu. Ancak bir tek film ile büyük sıçrayışı gerçekleştirdi: TOP GUN. 1986'da gösterime giren film, dünya sinemalarında beyaz perdeye yansıdı ve Ryan, çok geniş bir hayran kitlesi kazandı. Ertesi sene, "Innerspace" çekimlerinde evleneceği adam Dennis Quaid ile tanıştı. Ve nihayet Mag Ryan, When Harry Meet Sally ile romantik komedi ustası Rob Reiner'in seviyesine kadar yükseldi. Bundan sonrasında romantik tarz filmler; SLEEPLESS IN SEATTLE, FRENCH KISS bol alkış topladı. Başarı payına CITY OF ANGELS'ı da ekleyebiliriz. 1997 yılında tarihin 100 starından biri ünvanını alan Mag Ryan; "Dramatik filmler yazmayı isterdim. Ama komedi yapmayı da seviyorum. Aslında hepsini yapmak istiyorum. Sonuçta ikileme düşüyorum. İnanıyorum ki, pek çok farklı karakteri canlandırdım ve filmlerim başarılı görüldü. Sürprizlerin aktristti olduğum için her basın toplantısında şu sorulur "bu sefer ne yenilik var?'. Bu beklentileri karşılıksız bırakmamam gerekiyor." diyor sanatçı bir röportajında. 1997 yılında tarihin en başarılı 100 starından bir olma ünvanını hak kazanan Mag Ryan, Hollywood'un prim yapan sanatçılarından. Film başına ortalama 10 milyon dolar kazanıyor. Ryan, 'ekürisi' Tom Hanks'e göre, 'tam bir sır kadını'. Meg ile çok iyi arkadaşız, fakat onun etrafında her zaman görülmez bir duvar var. Ve hiç hafife alınacak bir insan değil diyor Hanks onun için. Hollywood'un ilk süperstarlarından Mary Pickford'tan sonra "Amerika'nın Sevgilisi" unvanını Meg Ryan'a kadar kimse alamadı. Ödüller 1995: Women in Film Crystal Ödülü 1999: ShoWest Yılın Aktrisi Ödülü Filmleri The Women (2008) The Deal (2008) The Best Awful ( TV) (2008) Homeland Security (2007) In the Land of Women (2005) Papa (2005) The Tortilla Curtain (2005) Against the Ropes (2004) In the Cut (2003) Kate & Leopold (2001) Proof of Life (2000) Hanging Up (2000) Mesajınız Var (1998) Hurlyburly (1998) City of Angels (1998) Anastasia (1997) (seslendirme) Addicted to Love (1997) Courage Under Fire (1996) Restoration (1995) French Kiss (1995) I.Q. (1994) When a Man Loves a Woman (1994) Flesh and Bone (1993) Sevginin Bağladıkları (1993) Prelude to a Kiss (1992) Doors, The (1991) Joe Vs. the Volcano (1990) When Harry Met Sally... (1989) Presidio, The (1988) D.O.A. (1988) Promised Land (1987) Innerspace (1987) Armed and Dangerous (1986) Top Gun (1986) Amityville 3-D (1983) Rich and Famous (1981)
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #6 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Albert Camus - Biyografisi Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır fakat kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz, herhangi bir akımın filozofu biçiminde etiketlenmeyi reddeder. 1957 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır, Rudyard Kipling`den sonra bu ödülü kazanan en genç yazardır. Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Fransız yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913’te Cezayir’in Mondovi kasabasında doğdu. Babası bir Cezayir Fransız`ı, annesi ise İspanyol`du ve yoksul bir ailelerdi. 1914`te Birinci Dünya Savaşı sırasında babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923`te liseye ardından Cezayir Üniversitesi`ne kabul edildi. Bu sırada sağlık durumu bozuldu, 1930`da vereme yakalandı. Üniversite takımı için kalecilik yapan Camus hastalıktan dolayı futbolu bıraktı. Çeşitli işlerde çalışmaya başladı, felsefe eğitimini 1936 yılında tamamlayabildi. 1934`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı, bu katılım Marksist-Leninist doktorini desteklemekten ziyade İspanya`daki politik durumdan (İspanya İç Savaşı ile sonuçlandı) kaygı duyduğu içindir. Kendisini Stalinist komünizme yakın bulmaması yüzünden Troçkist suçlamasıyla 1937`de partiden atıldı. 1934`de evlendi, karısı Simone Hie morfin bağımlısıydı, fakat evlilik Simone`nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935`de "İşçinin Tiyatrosu"`nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939`da kapandı. Aynı yıl Fransa ordusuna verem hastası olduğundan kabul edilmedi. 1940`da piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi. 5 Eylül 1945`te bu evlilikten ikiz çocuğu oldu, Catherine ve Jean Camus. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Henüz Sahte Savaş olarak adlandırılan İkinci Dünya Savaşı`nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Paris`in Alman ordusu tarafından işgaline ve daha sonra, 1941`de, Gabriel Péri`nin idamına tanık olması Almanlar`a karşı onun da başkaldırmasına neden oldu. Bu olaydan sonra Paris-Soir ekibiyle Bordeaux`a gitti, aynı yıl ilk kitapları Yabancı`yı ve Sisifos Söyleni`yi bitirdi. 1942`de Cezayir`in Oran şehrine gitti, ardından Paris`e döndü. Edebiyat kariyeri Camus, savaş zamanında Fransız Direnişi`ne katıldı ve Combat adında bir gazete yayımlaya başladı. Bu grup Nazi`lere karşı çalıştı. 1943`te gazetenin editörü oldu fakat 1947`te Combat ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra Boulevard Saint-Germain`deki Sartre ve arkadaşlarının bulunduğu Café de Flore`ye gitmeye başladı. Ayrıca Birleşik Devletler`i Fransız varoluşçuluğu hakkında ders vererek turladı. Sol görüşlere sahip olmasına rağmen, komünizmi ciddi biçimde eleştirmesi ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre`dan da uzaklaştırdı. 1949`ta tüberkülozunun nüksetmesi sonucu 2 yıl inzivaya çekildi. 1951`de Başkaldıran İnsan`ı (L'Homme révolté) yayımladı. Bu kitaptan sonra Fransa`daki birçok sol görüşe sahip arkadaşıyla bozuştu ve Sartre`dan bütünüyle ayrıldı. Camus`nün felsefeye olan en büyük katkısı absürt (saçma) düşüncesi olarak kabul edilir, Sisifos Söyleni`de ele aldığı,Veba ve Yabancı gibi eserlerinde çeşitli karakterlerle örneklerini verdiği düşünce. 1950`lerde Camus insan haklarına kendini adadı. 1952`de Birleşmiş Milletler General Franco diktatörlüğündeki İspanya`yı üye olarak kabul edince UNESCO`daki çalışmalarından ayrıldı. 1953`te sert Sovyet metodlarını eleştirebilen ender solculardan biriydi. Aslında pasifist olan Camus, idam cezasına karşı savaşını sürdürdü. İdam Cezasına Karşı Birlik`in kurucusu olan Arthur Koestler`le birlikte yayımladığı makale önemli eserlerinden biridir. Cezayir Kurtuluş Savaşı 1954`te başladığında Albert Camus ahlaki bir ikilem içinde kaldı. Camus, Cezayir doğumlu olduğundan siyah ayak (pied-noir) olarak tanımlanırdı. Savaşta Fransa hükümetini savundu, Kuzey Afrika`da başlayan isyanın aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizmi ve batıya saldıran SSCB`nin işi olduğunu düşünüyordu. Böylece Avrupa kuşatılacak ve ABD yalnız kalacaktı (Actuelles III: Chroniques Algeriennes, 1939-1958). Cezayir`in özerk olmasından ve hatta federasyon olmasından yanaydı, fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan Araplarla birlikte siyah ayaklarında beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Ölüm cezasına çarptırılan Cezayirliler`in kurtulması için de gizlice çalıştı. Ölümü 1955 ve 1956 yıllarında Fransız L'Express dergisinde yazdı. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü`nü kazandı, genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan Düşüş için değil idam cezasına karşı yazdığı Réflexions Sur la Guillotine makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi`nde bir konuşma yaptığı sırada Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu fakat daha sonra da Cezayir`de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını söyledi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. 4 Ocak 1960`da Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Yanında tren bileti bulundu. Büyük olasılıkla trenle gitmeyi planlamıştı fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti [1]. İronik biçimde ilk yıllarında Camus, araba kazası sonucu ölmenin en absürt ölüm şekillerinden biri olduğunu belirtmişti. Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da kazada hayatını kaybetti. Camus Mezarlığına (Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur, Fransa) gömüldü. Camus geride Catherine ve Jean isimli ikiz çocuk bıraktı. Telif haklarını şu anda ellerinde bulundurmaktadırlar. Ölümünden sonra Camus`nün iki çalışması daha yayımlandı. İlki Mersault (Yabancı`daki Meursault ismindedir) karakterini içeren Mutlu Ölüm 1970`de yayımlandı. Bitmeyen otobiyografik romanı İlk İnsan 1955`te yayımlandı. Camus`ye göre saçma (absürt, uyumsuz) felsefesi Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söyleni`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur" Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söyleni`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Uyarlamalar Filmler * İtalyan yönetmen Luchino Visconti Yabancı`yı 1967`de sinemaya uyarladı, başrolündeMarcello Mastroianni oynuyordu. * Luis Puenzo and Felix Monti Veba`yı 1991`de piyasayı çıkardı. Filmin başrolünde William Hurt oynuyordu. * Zeki Demirkubuz 2001`de Yabancı`yı Yazgı ismiyle sinemaya uyarladı. Kitapla çeşitli farklılıklar olsa da Musa karakteri Meursault`u çağrıştırmaktadır. Şarkılar * The Cure grubu 1978`de Yabancı`ya dayanan Killing an Arab isimli bir parça çıkardı. Meursault`un sahilde bir arabı öldürmesini konu alan bu şarkıyı son yıllarda grup "Kissing an Arab" ve "Killing Another" biçiminde seslendirmektedir. * Streetlight Manifesto ve Bandits Of The Acoustic gruplarının parçası Here`s to life`da Camus`den bahsedilmektedir. * Post Punk grubu The Fall ismini "Düşüş"`ten almaktadır. Ünlü eserleri Romanları * Yabancı (L'Étranger) (1942) * Veba (La Peste) (1947) * Düşüş (La Chute) (1956) * Mutlu Ölüm (La Mort heureuse) (ölümünden sonra, 1970) * İlk Adam ((Le premier homme) (ölümünden sonra, 1995) Hikayeleri Sürgün ve Krallık (L'exil et le royaume) (1957) Oyunlar * Caligula (1938`de yazıldı, 1945`de oynandı) * Ecinniler (Les Possédés) (1959) Denemeler * Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe) (1942) * Denemeler * Tersi ve Yüzü (L'envers et l'endroit) (1937) * Başkaldıran İnsan (L'Homme révolté) (1951) * Düğün ve Bir Alman Dosta Mektuplar (Lettre a un ami allemand) (1945) Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Fransız yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913’te Cezayir’in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Cezayir Fransız'ı, annesi ise İspanyol'du. Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Haslatığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist doktorinine desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Stalinist komünizme yakınlığından kaynaklanan Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'de "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan İkinci Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söyleni"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve de Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950ler'de kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlaki bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızlar'ı betimlemek için kullanılan bir sıfat olan "siyah ayak" olmasıydı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyordu; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirliler'in kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu; fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #7 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | James Brown - Biyografisi 'Soul müziğinin babası' olarak tanınan efsanevi şarkıcı James Brown zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede 25 Aralık günü sabahı yaşamını yitirdi. ‘I Got You (I Feel Good), ‘Living America’ gibi parçalarıyla dünya çapında tanınan ünlü şarkıcının menajeri Frank Copsidas CNN’e yaptığı açıklamada ünlü şarkıcının haftasonu zatürre teşhisiyle Atlanta’daki Emory Crawford Long Hastanesi’ne kaldırıldığını ve Brown’ın sabah hayata veda ettiğini söyledi. Copsidas, Brown'un öldüğü sırada yanında kadim dostu Charles Bobbit'in bulunduğunu, şarkıcının ailesine haber verildiğini, ancak ölüm nedeninin henüz açıklığa kavuşmadığını kaydetti. Brown 73 yaşındaydı. Ailenin tek çocuğu olan James Brown, 1933 yılında Güney Caroline'da Barnwell'de dünyaya geldi. Dört yaşında annesiyle babasının ayrılması üzerine teyzesinin yanına yerleşen Brown, ABD'de son 50 yılda müziğe damgasını vuran Elvis Presley ve Bob Dylan gibi sanatçılar arasında yer alıyordu. Bir neslin idolleştirdiği ve örnek aldığı Brown'un dansı Mick Jagger ve Michael Jackson gibi şarkıcılara esin kaynağı oldu. David Bowie'nin "Fame"i, Prince'in "Kiss"i ve George Clinton'ın "Atomic Dog"u açıkça, "Out of Sight", "Sex Machine", "I Got You (I Feel Good)" ve "Say It Out Loud - I'm Black and I'm Proud" gibi hitlere imza atan James Brown'un ritimlerine dayanıyordu. Şarkı sözleri ünlü rapçiler Fat Boys, Ice-T ve Public Enemy tarafından kullanılan Brown, küçük yaşta silahlı soyguna karıştığı, çocukluğu ve gençliğini geçirdiği Georgia'da Bobby Byrd ile tanıştı ve Bryd'in daha sonra adını Famous Flames olarak değiştiren grubu Gospel Starlighters müzik hayatına başladı. 1965'de "Papa's Got a Brand New Bag" ile en iyi R&B şarkısı, 1987'de "Living In America" R&B dalında en iyi şarkıcı, 1992 yılında ömür boyu başarı dalında Grammy kazanan James Brown, 1950'leri sallayan ilk hit şarkısı "Please, Please, Please" ile çıkış yaptı. Hakkındaki alkol ve uyuşturucu kullandığı iddiaları, üçüncü eşi Adrienne'ye vurduğu suçlaması ışıltılı yaşamındaki lekeler olarak görülen Brown, kendisini şov dünyasının en çalışkan adamı olarak tanımlıyordu. Müzik yaşamı boyunca 119’un üzerinde şarkı ile 50’nin üzerinde albüm yapan Brown 1992 yılında Grammy Müzik ödüllerinde ‘Yaşam Boyu Başarı’ ödülüne layık bulundu. Efsanevi şarkıcı 2006 yılının Temmuz ayında Türkiye'de konser vermişti.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #8 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Clinton Eastwood Jr, Amerikalı sinema oyuncusu, yönetmen, yapımcı, müzik kompozitörü. Eastwood, 31 Mayıs 1930 San Francisco, Kaliforniya doğumlu. Bir çelik işçisi babanın oğlu olarak hayata geldi, 1950'li yıllarda B sınıfı filmlerde haftalık 75 dolarlık bir ücretle yan karakterleri oynadı. Bazı stüdyolar, Adem elmasının çok çıkık olduğu gerekçesiyle kendisine rol vermediler. Eastwood, oyunculuk konusundaki kararlılığını koruyarak ve oynadığı filmlerden arta kalan zamanlarında yüzme havuzları için çukur kazarak hayatını devam ettirdi. İlk çıkışını, 1959-1966 yılları arasında yayınlanan Rawhide adlı TV dizisindeki Rowdy Yates karakterini canlandırarak yaptı. Ancak Eastwood'un asıl çıkışı, 1964 yapımı A Fistful Of Dollars [1] ve takiben 1965 yapımı For A Few Dollars More [2] filmi ile olmuştur. 1966 senesinde, aynı serinin son filmi The Good, The Bad And The Ugly [3] ile Eastwood, artık dünya çapında tanınan bir aktör haline geldi. 1971 yılında Play Misty For Me [4] ve The Beguiled [5] filmleri ile büyük bir başarı yakaladı. Yine 1971 yapımı Dirty Harry [6] isimli filmde, kendi yöntemleri ile suçluları yakalayan müfettiş Harry Callahan rolü ile, o güne dek canlandırılmış olan "kendi başına buyruk" polis karakteri imgesini geliştirdi. 1980'li yıllarda, iyi yapımlarda oynamış olmasına rağmen, önceki yıllar kadar büyük çıkışlar yapamadı. Ama 1990'ların başında, gerek yönettiği, gerekse oynadığı filmlerle sinema dünyasına yeni sürprizler kazandırdı. 1992'de yönettiği ve oynadığı Unforgiven [7] adlı film ile en iyi yönetmen Oscar'ını kazandı ve en iyi aktör ödülüne aday gösterildi. Eastwood bu güne kadar, 60'dan fazla film ve TV yapımında oynamış, 30 film yönetmiş, 25 filmin yapımcılığını üstlenmiş, 10 filmin müziklerini bestelemiş ve soundtrack'lerine imza atmıştır. Maggie Johnson ve Dina Eastwood (şimdiki eşi) ile iki evilik yaptı ve yedi çocuğu var. Empire Magazine'in (İngiltere) "Tüm Zamanların En Büyük 100 Film Yıldızı" listesinde ikinci sırayı aldı. Ekim 1997 Konu başlıkları [gizle] * 1 Filmografi - Yönetmen * 2 Filmografi - Oyuncu * 3 Kaynakça * 4 Dış Bağlantılar Filmografi - Yönetmen * 2006 Letters from Iwo Jima * 2006 Flags of Our Fathers * 2004 Million Dollar Baby * 2003 The Blues (TV) * 2003 Mystic River * 2002 Blood Work * 2000 Space Cowboys * 1999 True Crime * 1997 Midnight in the Garden of Good and Evil * 1997 Absolute Power * 1995 The Bridges of Madison County * 1993 A Perfect World * 1992 Unforgiven * 1990 The Rookie * 1990 White Hunter Black Heart * 1988 Bird * 1986 Heartbreak Ridge * 1985 Amazing Stories (TV) * 1985 Pale Rider * 1983 Sudden Impact * 1982 Honkytonk Man * 1982 Firefox * 1980 Bronco Billy * 1977 The Gauntlet * 1976 The Outlaw Josey Wales * 1975 The Eiger Sanction * 1973 Breezy * 1973 High Plains Drifter * 1971 Play Misty for Me * 1971 The Beguiled: The Storyteller * 1971 Play Misty for Me * 1971 The Beguiled: The Storyteller Filmografi - Oyuncu * 2007 Dirty Harry * 2004 Milyon Dolarlık Bebek * 2002 Blood Work * 2000 Space Cowboys * 1999 True Crime * 1997 Absolute Power * 1995 The Bridges of Madison County * 1993 A Perfect World * 1993 In the Line of Fire * 1992 Unforgiven * 1990 The Rookie * 1990 White Hunter Black Heart * 1989 Pink Cadillac * 1988 The Dead Pool * 1986 Heartbreak Ridge * 1985 Pale Rider * 1984 City Heat * 1984 Tightrope * 1983 Sudden Impact * 1982 Honkytonk Man * 1982 Firefox * 1980 Any Which Way You Can * 1980 Bronco Billy * 1979 Escape from Alcatraz * 1978 Every Which Way But Loose * 1977 The Gauntlet * 1976 The Enforcer * 1976 The Outlaw Josey Wales * 1975 The Eiger Sanction * 1974 Thunderbolt and Lightfoot * 1973 Magnum Force * 1973 Breezy * 1973 High Plains Drifter * 1972 Joe Kidd * 1971 Dirty Harry * 1971 Play Misty for Me * 1971 The Beguiled * 1970 Two Mules for Sister Sara * 1969 Paint Your Wagon * 1968 Where Eagles Dare * 1968 Coogan's Bluff * 1968 Hang 'Em High * 1967 The Magnificent Stranger * 1967 The Witches * 1966 The Good, the Bad and the Ugly * 1965 For a Few Dollars More * 1964 A Fistful of Dollars * 1959 Maverick (TV) * 1959 Rawhide (TV) * 1958 With You in My Arms * 1958 Ambush at Cimarron Pass * 1958 Navy Log * 1957 Escapade in Japan * 1957 West Point (TV) * 1956 Death Valley Days (TV) * 1956 The First Traveling Saleslady * 1956 Away All Boats * 1956 Star in the Dust * 1956 Never Say Goodbye * 1956 Highway Patrol (TV) * 1955 Tarantula * 1955 Lady Godiva of Coventry * 1955 Francis in the Navy * 1955 Revenge of the Creature
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #9 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Pele - Biyografisi Edson Arantes do Nascimento Pele, 1940 yılında dünyaya geldi. Futbola Bauru Atletic takımında başlayan Pele, 1955te geçtiği Santos Kulübünde 1956da A takımına alındı. İlk Dünya Şampiyonluğunun 1958de tattı. Yedekler arasında İsveçe götürülen Pele oyuna girdiği zamanlarda başarılı futboluyla dikkatleri üzerine çekti ve Milli Takımın ilk onbirinde yer alarak kupayı kaldıranlar arasına girdi. 1962 Dünya Kupası onun için kötü bir dönemdi. Pele sakat olduğu için bu milli takıma çağrılmadı. Futbolun taçsız kralı olarak adlandırılan Pele, 1970 dünya kupasında hem olgun bir futbolcu hem de dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu gösterdi ve Brezilya bu dünya kupasından da şampiyonlukla çıkarak 3 kez kupayı evine götürdü. Her an her şeyi yapabilecek teknikte bir oyuncu olması, rakiplerin korkulu rüyası haline getirdi onu fakat o bununla şımarmak yerine kendisini daha da geliştirmeye çalıştı. 1974 yılına kadar oynadığı Santos takımında tam 1284 gol attı. O da tatilini ABDde geçirdi ve New York Cosmos takımına transfer oldu. 1977de de futbolu bıraktı. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu olarak gösterilen Pele, bütün dünyada futbol için ölçü ve hedef olarak gösterilmektedir. Futbol sahasında kırılmadık rekor bırakmadı! Sadece O'nu izlemek için savaşa ara verildi. Hakem oyundan attığında olay çıkmaması için maça geri alındı. Yetenekleriye dünyayı fethetti. "Siyah İnci" Pele'nin çok özel hikayesi. “Eğer mükemmel kelimesini kullanmak isterseniz, Pele neredeyse o kelimenin tam ortasındadır. O, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusudur,” sözleri Batı Almanya’nın eski yıldızı ve futbol adamı Franz Beckenbauer’a ait. “Efsaneler yalnız yürürler, ama başardıkları ile birer masal kahramanı olurlar ve yaptıklarıyla da kalbimize ulaşırlar,” sözleri Pele’yi anlatmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a ait. Kissinger’ın sözü ise şu şekilde devam ediyor, “Futbolu sevenler için ise Edson Arantes do Nascimento ya da bilindiği adıyla Pele laflarımı tamamlayan bir kahramandır.” “Pele.” Kısa bir isim ama çok uzun bir anlam içeren Edson Arantes do Nascimento’nun dünya üzerinde herkes tarafından bilinen adı. İsmin nereden geldiğini anlatan yüzlerce hikaye var ama hiçbiri bu fenomenliğin boyutunu izah etmeye yetmiyor. Herşey Brezilya’nın ufak köylerinden birinde başladı, Dico takma adını taşıyan genç, en çok sevdiği şeyi yani futbolu, mahalledeki her çocuktan daha iyi oynarken! Bir gün diğer çolcuklar O’nu Pele diye çağırmaya başladılar. O bu “yeni” ve Portekizcede bir anlamı olmayan takma adın nereden geldiğini bilmiyordu ve beğenmedi de. Dico uzun süre diğer çolcuklarla bu konuda kavgalar etti ve bu takma adın kendisine yapılan bir hakaret olabileceğini düşündü ama “Pele” takma adı yapışmıştı bir kere. Bir atlet olan Pele, Dünya’da da bir anda tanındı. 1958’de insanlar televizyondan yayınlanan ilk Dünya Kupası’nı izlerken, siyah beyaz ve çok da iyi göstermeyen ekranlarda 17 yaşındaki sıska çocuğun, birçok tecrübeli isim arasında yaptıklarına şahit olmaya başladılar. Pele çelimsiz yapısıyla herkesin etrafında dairiler çizerken, rakibi ters ayakta yere mıhlarken, birbirinden estetik çalımlarla ilerlerken görüntülendi sayısız defa. O Dünya Kupası’nın sonunda da Pele adı bir anda bütün Dünya’ya mıhlandı! 1960 ve 70’lerde, Pele kulübü Santos ve Brezilya Milli Takımı’yla Dünya’yı dolaştı. 22 yıllık futbol kariyerinde 1.281 gol kaydetti. Pele adı öyle bir hal aldı ki dönemin insanları görmeden de hakkında söylenen herşeye inanmaya başladı. O’nun fanatikleri O nereye giderse O’nunla seyehat etti. O dönemde Pele’nin yarattığı etki ancak Muhammad Ali’de görülebiliyordu! - Nijerya’da sadece O’nun futbolunu izleyebilmek için Biafra ile yapılan savaşta iki günlük ateşkes ilan edildi. - İran Şahı sadece 2 dakika konuşabilmek için üç saat Pele’yi havaalanında bekledi. - 1970’lerde yapılan bir ankette Pele’nin adı Avrupa’nın en çok tanın markaları listesinde sadece Coca Cola’nın arkasında kalarak ikinci sırada yer aldı. Pele’nin yetenekleri ve golleri O’nun sahadaki ateşi oldu. Pele 19 Kasım 1969’da 1.000. kez rakip fileleri havalandırırken Brezilya’nın tamamında kutlamalar yapıldı. Ama O bile ertesi gün manşetleri paylaşmak zorunda kaldı, çünkü ne de olsa Amerikalıkların Conrad ve Bean’i Aya adım atmıştı. Edson Arantes do Nascimento 23 Ekim 1940’da Dondinho ve Dona Celeste’nin çocukları olarak, oldukça fakir bir bölge olan Tres Coracoes kasabasında Brezilya’nın güneydoğusundaki Minas Gerais eyaletinde doğdu. Pele’nin babası yerel ama profesyonel bir futbolcuydu. Ayrıca bir maçta kafasıyla 5 gol attığı da kayıtlarda yer alan bir yetenekti. Pele ise iyi bir futbolcu olduğunu Bauru Athletic Club’da göstermeye başladı. Yetenekleri Dünya Kupası’nda oynamış olan eski yıldızlardan Valdemar de Brito tarafından farkına varıldı. O da bu genci Santos’a götürdü. O dönemde Brezilya’nın orta sınıf takımlarından olan Santos, Pele’li kadrosuyla Brezilya devlerinden biri olmanın neye benzediğini öğrenmeye başladı. Pele Santos’taki ilk tam sezonunda gol kralı olurken rakiplere 32 gol kaydetti. Kısa süre sonra da bu genç adam henüz 17 yaşındayken 1958 Dünya Kupası için Brezilya Milli Takımı’nın kadrosuna alındı. Pele İsveç’teki turnuvada ilk iki maçı dizindeki sakatlık sebebiyle kaçırdı. Ama kaybettiği zamanı çeyrek finalde maçı kazandıran golü kaydederek telafi etti ve yarı finalde de hat-trick yaptı. Finalde de iki gol kaydeden Pele bir anda kendisini takım arkadaşlarının omuzlarında bulurken, ülkesinin kazandığı ilk Jules Rimet Kupası’nı havaya kaldırdı. Brezilyalı yazar Nelson Rodrigues Pele için “Kral” dedi. Gazeteci Joao Luiz de Albuquerque Pele gerçeğini anlatırken, “O tünelin ucundaki ışıktı. Bütün fakirler, “Hey bu adam yaptı, başardı, ben de başarabilirim” dedi. O Brezilya’nın tamamını arkasında sürüklemeyi başardı” ifadelerini kullandı. Futbol Kralı’na Avrupa’dan gelen her teklif yeni bir rekordu. Özellikle İtalyan devi Inter’in o dönem kimsenin cesaret dahi edemediği milyonlarca doları Pele için hazırladığını açıklaması, herkesi “Pele gidecek” diye korkutuyordu. Ama Pele kaldı ve Brezilya Başkanı Janio Quadros da Pele’yi “Ulusal Hazine” olarak ilan etti. Yeniden yapılanan Santos da Pele ve diğer yeni oyuncuları sayesinde hızla yükselişe geçerken, uluslararası arenada “Futbolun Harlemi” takma adıyla anılmaya başladı. Santos’da yapılan ödemelerin yarısı Pele’ye giderken O da Dünya’nın En Çok Kazanan futbolcusu oldu. O dönemde Pele’nin futboldan kazandığı yıllık geliri 150.000 doları geçiyordu. 1960’larda Santos ile harikalar yaratan Pele, 1962 ve 66 Dünya Kupaları’nda zor anlar yaşadı. 62’de sakatlıklarla boğuşan Pele Meksika’yı 2-0 yendikleri maçta golünü kaydetti ve bir de assit yaptı ama Çekoslovakya maçında uzun mesafeden şut çekerken sakatlandı ve turnuvayı da o şekilde tamamladı. Pele’nin yedeği olarak Amarildo takımda kendine yer bulurken Amrildo ve Garrincha’nın performansları ile Brezilya ikinci kez Dünya Kupası’nın kazanmayı başardı. Pele 1966 Dünya Kupası’nda yeninden sahne aldı ama Brezilya’nın peşe peşe üçüncü Dünya Kupası’nı kazanarak beklenmeyeni yapma hayalleri Pele’nin sakatlığına takıldı ve Portekiz maçında aldığı darebelerin ardından turnuvayı yarım bırakmak zorunda kaldı. Pele ülkesinin 3. Dünya Kupası’nı kazanmasını o sene sağlayamadı ama 3 Dünya Kupası’nda da gol kaydeden ilk isim oldu. Brezilya o sene 3 maçından 2’sini kaybederek halay kırıklığı yaşadı. Meksika’daki 1970 Dünya Kupası ise Pele ve Brezilya için farklı bir hikaye oldu. Pele’nin yetenekleri zaman zaman sorgulanırken, Pele, “Bir Dünya Kupası’nda da tekme yemeden devam edebilmek istiyorum. O zaman beni sorgulayabilirsiniz” açıklamasını yaptı. Pele o turnuvada da tekmeler almaya devam etti ama “Futbolun Kralı” 3 haftalık turnuvada, 4 gol kaydetti ve 6 da asist yaptı. Brezilya final maçında İtalya’yı 4-1 yenerken Pele’nin kaydettiği ilk gol ülkesinin Dünya Kupası’ndaki 100. golü oldu. Bir süre sonra final maçında Pele’yi savunan Tarcisio Burgnich bir açıklama yaptı, “Maçtan önce kendime şunu dedim, “O da bizler gibi etten ve kemikten biri” ama yanılmışım.” Pele üç Dünya Kupası kazanan ilk isim olurken, Brezilya da Jules Rimet Kupası’nın tamamıyle sahibi olmayı başardı. 1974’te “Siyah İnci” lakaplı futbolcu Santos ile son maçına çıktı. Futbolu bırakmayı planlayan Pele yaptığı kötü bir iş anlaşmasından dolayı 1 milyon dolarlık bir borca girdi ve bir süre daha sahada kalmaya karar verdi. Avrupa’nın devleri yine atağa geçtiler ama o Kuzey Amerika Ligi’ni tercih etti ve Amerika’ya futbolu sevdirmek adına New York Cosmos’a transfer oldu. “Pele’nin, Kral’ın Kuzey Amerika’da sadece 1.500 kişiye top oynayan ufak bir takıma gelmesini düşünmek sadece bir hayaldi,” diyen Cosmos Müdürü Clive Toye, Pele’nin neden Cosmos’u tercih ettiğini açıklamasının sonuna sakladı, “O’na İspanya’ya gitme, İtalya’ya gitme, oralarda sadece şampiyonluk kupası kazanırsın ama buraya gelirsen bir ülkeyi kazanırsın.” 1975’te Pele 3 yıllığına 2.8 milyon dolarlık bir anlaşma ile Cosmos’a transfer oldu. O’nun bu lige gelmesiyle taraftar sayısında 75 ile 77 yılları arasında yaklaşık %80’lik bir artış oldu. 1975 (7,597) - 1977 (13,584). 1977’de Cosmos’u lig şampiyonluğuna taşıyan Pele son maçını da o sene bir ülkeyi kazanmış olmanın verdiği gururla oynadı. “Dev” Giants Stadyumu’ndaki kasvetli günde, Pele bir 45 dakikayı Cosmos ile diğer 45 dakikayı da Santos formasıyla tamamladı ve son golünü de kaydetti. Brezilya gazetelerinden birinde çıkan manşet, atmosferi açıklamak için fazlasıyla yeterliydi, “Gökyüzü dahi dayanamdı ve ağladı.” Pele profesyonel futboldan emekli olduktan sonra atlet olduğu zamanki enerjisini bu sefer de futbol elçisi olarak kullanmaya başladı. Yayınlara katıldı, köşe yazıları yazdı, Coca Cola, Master Card ve Viagra’nın projelerinde yer aldı. Hatta 1994’de Brezilya’nın Spor Bakanı olarak politikaya dahi karıştı. Pele futbolu bırakalı 30 yıl oldu ama O hala bir ülkeye gittiğinde caddeler tıkanıyor ve sokaklar “Kral” için yeterli olmuyor, ya da katıldığı bir yayın istisnasız bir şekilde rayting rekorlarını krıyor. Bir gazeteci bir gün Pele’ye sordu, “Tanrı mı daha çok tanınıyor?” Pele kısa bir cevap verdi, “Dünya’nın bazı bölgelerinde Tanrı bilinmiyor.” Pele ile ilgili Kısa ve Öz - Pele 1956’da 15 yaşındayken ilk kontratını Santos ile imzaladı. Aylık 10 dolara... - Pele ilk kazandığı parayla annesine gazla çalışan bir fırın aldı, annesi Pele’ye çok teşekkür etti ama herkese bu fırını kullanamadıklarını bir sır olarak saklamalarını söyledi. Çünkü bulundukları bölgeye gaz hizmeti çok sonraları gelecekti. - 1959’da Pele kendi rekorunu kırarak bir sezonda 129 gol kaydetti. - 5 Mart 1961’de Pele “Gollerin Golü’nü” kaydetti, topu kendi ceza sahasında alan “Siyan İnci” bütün Fluminense takımını tek tek çalımladı ve hiç pas vermeden girdiği Flumimnense ceza sahasında golünü de kaydetti. Bu golün ardından yapılan özel plaket Pele’yi onurlandırmak amacıyla Rio de Janeiro’daki tarihi Maracana Stadyumu’nun girişine asıldı. - Pele, Santos’u iki kez 1962 ve 63’te FIFA Kıtalararası Kulüpler Şampiyonası’na taşıdı. 1962’deki finalde Portekiz ekibi Benfica’yı 5-2 yenen Santos’ta Pele hat-trick yaptı. - 1969’da Kolombiya’da yapılan maçta Pele hakemle girdiği tartışmanın ardından oyundan atıldı. Ancak Pele oyuna hemen geri alındı çünkü polis olayların çıkmasından korkmuştu. - Pele 6 kez bir maçta 5’er gol kaytdetti. 30 maçta da 4’er gol kaydeden “Siyah İnci” tam 92 maçta da hat-trick yaptı. - 1994-98 yıllarında Brezilya Spor Bakanlığı’ni üstlenen Pele, Pele Kuralı’nı hayata geçirmeye çalıştı ve Brezilyalı oyuncuların haklarını koruyan bu yasa 2001’de yürürlüğe girdi. - Amatör bir müsizyen olan Pele, gitar çalıyor ve kendi yaptığı müzikleri kaydediyor. - 1999’da Uluslararası Olimpiyat Komitesi, hiçbir Olimpiyat’ta yer almamış olmasına rağmen Pele’yi “Yüzyılın Atleti” seçti. - Fransa’nın ünlü spor dergidi L'Equipe de Pele’yi “Yüzyılın Sporadamı” seçti. - 1966’da Pele, Rose Cholby ile evlendi, ikili 1978’de boşandı, üç çocukları bulunuyor. - Pele'nin çocuklarından Edinho babasının ayak izlerini takip etti ve Santos’da profesyonel olarak futbol oynadı ama tek bir farkla, Edinho kaleciydi. - Pele 1994’te yeniden evlendi ve eşi Assiria Seixas Lemeos ile birlikte Joshua adından erkek ve Celeste adında kız ikizleri oldu. - Pele’nin evlilik dışında da iki kızı bulunuyor.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() _уαηıℓgı_'м(кιкυвαм) |
| | |
| | #10 (permalink) |
| »ηöвєт¢ι α$ıк« ![]() | Konfüçyüs - Biyografisi Büyük Çin bilgesi, filozof, siyasal yönetici ve Çin tarihinde resmi din olarak kabul edilen öğretilerin kuramcısı Konfüçyüs, M.Ö 551 yılında, Lu kentinde -şimdiki Shantung eyaletinde- doğdu. Chou hanedanlığı döneminde (M.Ö. 1027-256), Hristiyanlığın doğuşundan yaklaşık beş yüz yıl önce yaşadı. Küçük yaşlardayken babası ölünce, annesi tarafından mütevazı koşullarda büyütüldü. Ambar bekçiliği ve kamu arazisi yöneticiliği yaptı ama asıl isteği, Chou hanedanlığının ilk zamanlarına özgü ahlak değerlerini yaymak, bu hanedanlığın kuruluş döneminde hüküm süren iki kralın, Wen ile Wu'nun ülkülerini yeniden canlandırmaktı. Ama onun dönemi zorlu bir dönemdi. Chou hanedanlığının ilk yıllarının ayırıcı özelliği olan siyasal birlik, siyasal güç, hanedanlığı oluşturan kent devletleri arasındaki çatışmalarla, hanedanlıktan olmayan devletlerin yayılmacı saldırılarıyla, dağlarla vahşi bölgelerden gelen göçebe toplulukların akınlarıyla büyük ölçüde örselenmişti. Konfüçyüs'ün kenti Lu işgalcilerin denetimi altına girmişti. Konfüçyüs, öğretisine yetke, nüfuz sağlayacak bir kamu görevine atanmayı başaramamıştı. Bundan ötürü, benzer beklentiler taşıyıp benzer güçlüklerle karşılaşan diğerleri gibi Konfüçyüs de, küçük bir öğrenci, izleyici topluluğunun eşliğinde gittiği saraylara, yöneticilere hizmet sunarak gezginci öğreticilik yapmaya başladı. Konfüçyüs'ün yaşam öyküsüyle kişiliğinin de ona atfedilen öğretilerin ayrıntılarının da doğruluğundan emin olmak olanaklı değil. Kaynaklarda, onun ölümünden sonra geliştirilmiş, kuşkusuz pek çok yönüyle izleyicileri tarafından elden geçirilmiş, zenginleştirilmiş, yeniden düzenlenmiş karma açıklamalar vardır. Mevcut bilgilerdeki kimi iç tutarsızlığa, kimi vurgu farklılığına karşın, bilgi ile ahlaksal erdem arayışına tutkuyla inanan, tüm yaşamı boyunca dürüstlüğünü koruyan, kendini sadece öğretmeye adayan bir adama ait bütünlüklü çizgileri seçmek olanaklı. Benzer şekilde, Konfüçyüs'e atfedilen yazılı özdeyişlerin ona ait olup olmadığını saptamak da olanaklı değil. Konfüçyüs'e atfedilen deyişlerle düşüncelerin çoğu �Konuşmalar� diye bilinen bir seçkide toplanmıştır. Konfüçyüs düşüncesi, 1583'te Pekin'e yerleşen Cizvit misyonerleri, Çin bilgisi ile kültürünü özümseyip bu yeni bilgilerini Avrupa'ya aktarancıya kadar Batı dünyasında bilinmiyordu. K'ung Fu-tzu adını Latinceleştiren de bu Cizvitler olmuştu ve böylece bu büyük bilge, dünyanın pek çok yerinde Konfüçyüs adıyla tanındı. GİRİŞ Konfüçyüs'ün felsefesi, ahlak ile siyaset felsefesinin ağırlıkta olduğu bir felsefeydi. Bu felsefe, hep devinimli olmalarına karşın gök ile yerin birbirini dengeleyen güçler olduğu, ortak varoluşlarının uyumlu olduğu inanışına dayanıyordu. Konfüçyüs'e göre insan bu koşullara tabidir, evreni örnek alıp ona benzemeye çalışması gerekir. Orta Öğretisi'nde şunlar söylenir: "Bu denge, dünyadaki tüm insan edimlerinin çıktığı eşsiz köktür; bu uyum tüm edimlerin izlemesi gereken evrensel yoldur." DENGE FELSEFESİ VE CHOU HANEDANLIĞI Konfüçyüs'ün uyumlu yaşam öğüdü, hoş, sessiz sakin akıp giden bir yaşam sürmek adına tutkularla duygulan tümüyle bastırmak gerektiği anlamına gelmiyordu. Konfüçyüs denge ile uyum arasında önemli bir fark görür. Dengenin, "zevk kızgınlık, keder neşe, coşup taşma duygularına" kapılmamak olduğunu, uyumunsa "bu duyguların hep tam zamanında ortaya çıkması" olduğunu söyler. Konfüçyüs'ün dönemindeki çok eski bir inanışa göre, yeryüzündeki yönetici, tanrı vekilidir; eğer barışı, uyumu sürdürmeyi hedeflemezse bu vekalet elinden alınır. Konfüçyüs, hayranlık duyduğu Chou hanedanlığının, İlahi onayı almış, dolayısıyla selefi zorba Shang hanedanlığının yerini almaya hak kazanmış bir kişi tarafından kurulduğuna inanır. Konfüçyüs, Chou hanedanlığının ilk yıllarını -beş yüzyıl önceyi- bir altın çağ olarak adlandırır. O dönemin ülkülerini canlandırmanın, bu çatışma, hizipleşme çağında Çin'in birliğini yeniden sağlamanın yolu olduğunu; kendisinin de o eski değerlerin aktarıcısı olduğunu, ortaya yeni değerler koymadığını düşünüyordu. Uyum, bütünlük, denge, Çin düşüncesinin içgüdüsel kabulleri olagelmiştir hep. Bu olgu, Konfüçyüsçülük kadar Taoculuk ile Budacılığın da Çin kültürünün bir parçası olmasına karşın, bu üç güçlü akım arasında rekabetin pek az olmasını açıklar. Bu üçünün karşılıklı ilişkileri, bir Çin özdeyişiyle "üç din tek dindir" sözüyle apaçık betimlenmiştir. Her biri diğer ikisinin tamamlayıcısı gibidir; her biri, mevcut duruma en uygunları olduğu düşünüldüğünde kullanılır. Taoculuk ile Budacılık Konfüçyüsçülüğün büyük ölçüde göz ardı ettiği gizemcilik, tinsellik boyutlarını sağlamıştı. Konfüçyüsçülük de kamu yaşamı ile devlet yönetiminde esin kaynağı olmuştur. AHLÂK VE JEN Konfüçyüs'e göre tüm toplumsal, siyasal erdemler, temelde, genişletilmiş kişi erdemleriydi. Eğitim ahlak bilgisi edinmekti. Ama bu bilgi, belirli eylemlerle tutumların iyi olduğunu söyleyen bir bilgi olmakla kalmazdı; aynı zamanda uygulamada, deneyim aracılığıyla -iyi olmakla, iyiyi yapmakla- edinilen bir bilgiydi. Kişi hocasını örnek alarak öğrenir; başkalarına da, onlara örnek olarak öğretir. Konfüçyüs, böylesi bir eğitimin erken yaşlarda başlayıp, yaşam boyu sürmesi gerektiğini savunurdu. Ahlaksal iyilik kavramının merkezinde �jen�, yani iyilikseverlik ya da insan sevgisi düşüncesi vardır. Çince�deki bu sözcüğün tam karşılığını bulmak güçtür. İnsanlar arasında kurulması gereken en iyi ilişki biçimini karşılamak üzere, kimi zaman 'iyilikseverlik' kimi zaman da 'insancıllık' diye yorumlanır. Doğuştan gelme bir yeteneğin alıştırmalarla güçlendirilmesiyle değil, kişinin kendini eğitme çabasıyla geliştirilen özel bir yetidir �jen�. Konfüçyüs, Konuşmalar'da �jen� ya da iyilikseverlik hakkında şöyle der: "Eğer gerçekten dilersek olur." Konfüçyüs'e göre �jen�, 'efendi' ya da 'üst insan' dediği kimsenin en önemli, biricik sıfatıdır. Bu kişi öğrenmeye öylesine düşkündür ki, içtenlikli öğrenme uğraşı ona "yemek yemeyi unutturur", "yaşlandığının farkına varmaz." İyilikseverlik, kişinin kendisine dönük ilgisinin, kendinden hoşnutluğunun üstesinden gelmesini gerektirir; iyilikseverliğin yolu; her yönüyle insan davranışlarını düzenleyen, örnek eylemlere ulaşmasında kişiye kılavuzluk etmek üzere tasarlanmış olan bir kurallar ya da ilkeler bütününe uymaktır. Bunların ayrıntıları hep aynıdır. Bunlar, işlem, eylem ve tüm törenlerin yanı sıra, jestlere, tavırlara, giysilere, devinimlere, yüz ifadelerine ilişkindir. Konfüçyüs, gerçek iyilikseverlik ya da gerçek insancıllığın, gönül ile zihnin dışsal davranışlarla tutarlık gösterdiği bir kişi bütünlüğünü gerektirdiğini savunurdu. Konfüçyüs, öngörülen ahlaksal bütünlüğün sonucu olan eylemi, yani hep yararın, öğretmenin amaçlandığı bir kişi ahlakını geliştirmekle oluşan bütünlüklü iyilikseverliğe ahlak bakımından uygunluk diye tanımlardı. Öğrenme sevdası, burada gereken kavrayış biçiminin edinilmesindeki temel öğedir. Konfüçyüs'e göre, "öğrenme sevdası olmaksızın iyilikseverlik sevdasına düşmek insanı aptal eder"; iyi niyetli olmak yetmez. Örneğin, cömert olduğunu göstermek için, varlığını ayırım yapmaksızın başkalarına dağıtmak yetmez. Bilgi ile öğrenme, ahlaksal kavrayışı geliştirmeye yardımcı olur; kişi, böylece, cömertliğini nasıl gerçek bir iyiye göre yönlendireceğini görebilir. Bilgi, öğrenme, deneyim, kişinin yaşamda nelerin değiştirilemez olduğunu görmesine, bunları çabayla değiştirilebilir olanlardan ayırmasına yardım eder. Konuşmaların sonunda şunlar söylenir: Konfüçyüs dedi ki 'Yazgı anlaşılmadıkça iyiliksever olmak da olanaklı değildir' Konfüçyüsçü öğretide yazgı değişmezleri yönetir, yani yaşam süresi, ölümlülük gibi şeylere ilişkindir. Değişmez zorunluluklar hakkında düşünmek, kişinin bunları değiştirmeye çalışmanın boşuna olduğunu kabul etmesini, çabayı geliştirilebilir olanla, yani ahlak yetileriyle, ahlak anlayışıyla uğraşmaya yöneltmenin daha iyi olacağının ayrımına varmasını sağlar. BİLGİ VE İNSAN Konfüçyüs, en iyi insanın bilge insan olduğu kanısındadır, ama kendisini bir bilge olarak görmez; pek az insanın bilge olmayı başardığını düşünür. Seçmeler'de "bir bilgeye rast gelmekten umudu kestiği"ni söyler. Efendi kusursuzlukta bilgeden sonra gelir, günlük yaşamda etkisi en çok duyulan da efendidir. Konuşmalar'da örnek olma özelliği ayrıntılarıyla anlatılan efendi, "dünya işlerinde... ahlaksal olanın tarafını" tutandır. Efendi, başkalarının mutluluğu için gösterdiği içten ilgide açığa çıkan ahlaksal yetkinliğinden ötürü, buyruk verebilir, itaat görebilir. Konfüçyüs, yöneticilere "eğer siz iyiyi isterseniz, insanlar da iyi olur" der. Ayrıca, insanın insan olarak kalacağını, "efendinin doğasının yel, sıradan insanın doğasının da ot gibi olduğunu; yel estiğinde otların hep eğildiğini"; bundan ötürü de yönetimin, daima, her üyesinin açıkça belirlenmiş bir role sahip olduğu bir toplumda yetkesini iyilikseverlikle kullanan bir yönetici topluluğunun elinde olduğunu savunurdu. Konfüçyüs insanların doğuştan eşit olduğuna inanırdı; eğitime ilişkin tüm görüşlerinin altında yatan, sonraki yüzyıllarda Çin'in eğitim siyasetini etkileyen onun bu inancıydı. ADLARIN DÜZELTİLMESİ Konuşmalar'da 'adların düzeltilmesi' diye anılan Konfüçyüs öğretisi ilginç felsefi sonuçlara varır. Konfüçyüs, kendi döneminde 'efendi' denilen kimseler eskiden öngörülmüş efendilik betimine göre davranmadığı için kaygılanırdı. "İnsancıllığı terk etmiş efendi, bu adı nasıl taşıyabilir?" diye sorar; yönetmenin doğru davranan kişiler için kolay bir iş olduğunu, böylece "prensin prens, bakanın bakan, babanın baba, oğulun da oğul" olacağını söylerdi. Geçmişin, ataların yüceltilmesi, töremlere gösterilen büyük ilgi, evlatlık görevi ile baba oğul ilişkisinin öneminin ısrarla vurgulanması, Konfüçyüsçülüğün Batı geleneğine aykırı düşebilecek yönleridir. Gene de, Batı tüm bu yönelimlere -aile bağları ile büyüklere saygıya; adetlere, uylaşımlara, törenlere değer vermeye; ılımlılığın, sakinimin ölçülü bir alçakgönüllülüğün ahlaksal önemine- bir ölçüde aşinadır. Konfüçyüs'ün bakış açısını anlamamak, onun değerleri ile uygulamalarının birçoğunun evrensel olduğunu görmemek olanaksızdır. KONFÜÇYÜS VE ESKİ YUNAN Konfüçyüsçü düşünce ile eski Yunan'da, M.Ö. 6.-5. yüzyıllarda ortaya çıkan Sokrates öncesi filozoflarının kimi düşüncesi' arasında büyük benzerlikler vardır. Bu filozoflardan Anaximenes (M.Ö. 585-528) insan ruhu ile doğanın, bir bütün olarak, tek bir ortamı paylaştığını öğretmişti; Pythagoras (M.Ö. 571-496) tinsel saflığı korumak üzere töremleştirilmiş davranış biçimleri geliştirmişti; matematikle kavranan göksel uyum ile insan ruhu arasında bir ahenk olması gerektiğini düşünürdü; Herakleitos ise (M.Ö. doğumu yaklaşık 504-501) Logos düşüncesini, bir tür evrensel adaleti ya da denkliği korumaya yarayan, dengeli geliş gidiş ilkesini atmıştı ortaya. Konfüçyüs'ün kişiliği, alçakgönüllü bilgeliği, kendini öğretmeye adayışı, Sokrates'in benzer özellikleriyle karşılaştırıla gelmiştir; Sokrates'in altın kuralı, "kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma" diyen kural, ahlakçıların genel geçer kurallarından biridir. Konfüçyüs Yasak Kelime KullanıldıYasak Kelime KullanıldıYasak Kelime KullanıldıYasak Kelime Kullanıldıfizik kurgulamalar geliştirmekle uğraşmamıştı; insan bilgisinin doğasına ya da olanağına ilişkin bir kuram da geliştirmemişti. Ama yine de, insan zekasının bilme iddiasında olduğu şeylerin sınırları konusunda duyarlıydı. Dolayısıyla deneysel bilgi sayılacak bilgilere dayanma güvencesine sahip olmayan savları ortaya atmaktan kaçınırdı. Bir keresinde, karşısında düşüncesizce konuşan birine "efendi olanın bilgisiz olduğu konuda hiçbir kanı bildirmemesi beklenir" demişti. Tzu-lu'ya da şunları söyler: "Sana bilmenin ne olduğunu söyleyeyim mi? Bildiğin zaman bildiğini, bilmediğinde de bilmediğini söylemek, işte bilgi budur." KONFÜÇYÜSÇÜLÜĞÜN TARİHİ SERÜVENİ Konfüçyüs'ün M.Ö. 479�da Çiyu-fu'da ölümünden sonra öğrencileri onun öğretisini sessiz sedasız sürdürdü. İki önemli izleyicisi Mensiyüs ile Hsun Tzu, Konfüçyüsçü düşünceye kendi fikirlerini, kendi vurgularını da katarak, seçkinlerin eğiticisi oldu. Onların çağı, yöneticilerin saraylarında ahlak ile siyasete ilişkin pek çok düşünsel tartışmanın geliştiği bir dönemdi. Tartışmalar düzenlenir, bilgili kişiler davet edilirdi. Bunlar, siyasal karmaşanın, Çin devletleri arasında süre giden çatışmaların yaşandığı -bundan ötürü de Savaşan Devletler Dönemi diye anılan- bir dönemde olup bitiyordu. Çekişmeler Ch'in hanedanlığının (M.Ö. 221-206) egemenliğiyle son buldu. Hükümdar Çh'in Shih Huang Ti Çin'i birleştirdi. İmparatorluğunu ilan etti ve Çin'i kuzeyden gelen İstilacılara karşı savunmak üzere Çin Seddi'ni yaptırdı. Han hanedanlığı döneminde (M.Ö. 206- MS 9) Konfüçyüsçü düşünce yeniden canlandı. Eski yazılardan parçalar derlenip elden geçirildi ve Hıristiyanlığın ilk yıllarında Budacılığın da Çin'e ulaşmasına karşın, Konfüçyüsçü düşünceler yeniden yaygın kabul gördü. Bundan böyle Konfüçyüsçülük -daha doğrusu Yeni Konfüçyüsçülüğün çeşitli biçimleri- Çin kültüründeki ana akışın bir parçası olarak varlığını sürdürdü, eğitimin Konfüçyüsçü temel yapıtlara dayanmasından ötürü halka yayıldı. Böylece Konfüçyüsçülük geniş, değişken bir ülkede yaşayan milyonlarca insanı birleştirdi. Hem kişisel hem kamusal ülküler sunduğu, kişi ile kamu arasında net bir halka oluşturduğu için ayakta kaldı. Konfüçyüs ile izleyicilerine atfedilen özdeyişlerle öğretiler, M.Ö. 6. yüzyıldan 1911'de Ch'ing hanedanlığının kaldırılışına kadar geçen 25 yüzyıl boyunca, Çin'in ahlaksal, toplumsal, siyasal yapısını biçimlendirdi. Çin İmparatorluğu'nun neredeyse tüm kurumları, gelenekleri, amaçları, özlemleri Konfüçyüs'ün erdemli birey, erdemli toplum anlayışına dayanıyordu. 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar Çin'de eğitim, hemen hemen tümüyle, Konfüçyüs'ün ilkelerine göre biçimlendirilmişti. 1313'ten 1905'e kadar sürdürülen devlet görevliliği sınavları Konfüçyüs'ün �Dört Kitap� diye bilinen yapıtlarını okumayı gerektiriyordu. 20. yüzyıl ortalarında Çin'de Konfüçyüsçülük neredeyse tümden yadsınmıştır. Çin, Batı dünyası karşısında kendisini değerlendirmeye giriştiğinde, Konfüçyüsçülüğün katılığına, geçmişten devşirme ülkülerine, sıradüzen ile tören saplantısına yönelik eski eleştiriler yeniden gündeme geldi. 1960 Kültür Devrimi*'nin, Halk Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında ortaya çıkan Konfüçyüs karşıtı eleştirileri pekiştirmesine karşın, Konfüçyüsçülüğü ortadan kaldırmayı hedefleyen yenilikler de Konfüçyüsçülük çizgisine, biçemine uydu. Komünizmin, işçi sınıfına yaraşır tutumlara göre kişiliği yeniden biçimlendirmeyi amaçlamasının, Konfüçyüsçü kendini yetiştirme öğüdüne pek benzediği; önder Mao'nun sözlerine gösterilen büyük saygının, eskiden Konfüçyüs'e gösterilen saygıyla türdeş olduğu sık sık dile getirildi. SEÇMELER " İyi yaşamayı sonraya bırakan; yolunda ırmağa raslayıpda akıp geçmesini bekleyen adama benzer. Irmak hiç durmadan akıp gidecektir." "Halkı kanunlarla yönetip cezalarla düzeni sağlarsanız, onlarda cezalardan kaçınacaklardır; ama bu arada ar duyguları da kaybolacaktır. Fakat onları kendi güzel ahlakınızla yönetip düzeni de vazifelere bağlılığınızla sağlarsanız, ar duyguları onları terk etmeyecek ve bu ölçüye göre yaşayacaklardır." "Onbeş yaşımda zihnimi vicdanıma bağladım. Otuzumda dimdik durdum. Kırkımda şüphelerimden kurtuldum. Elli yaşımda ilahi kanunları anladım. Altmışımda uysal bir kulağım oldu. Şimdi yetmişimde, doğruluğu elden bırakmadan kalbimin tutkularının peşinden gidebilirim." "Erdemsiz bir insan mahrumiyete fazla tahammül edemez; nasıl ki mutluluk içindeyken bile rahat edemezse. Fakat erdemli insanın barındığı yer yine erdemin içindedir, akıl sahipleri hep bunu arar." "Doğa eğitimin önüne geçerse, bir dağ adamı yetiştirmiş olursunuz. Eğer eğitim doğanın önüne geçerse, katip yetiştirmiş olursunuz. Doğa ve eğitim doğru oranla harmanlanabilirse ancak o zaman üstün özellikleri olan insanlar yetiştirebilirsiniz." "Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir." " Düşünmeden öğrenmek faydasızdır. Öğrenmeden düşünmekse tehlikeli..." "Karanlığa söveceğine kalk bir mum yak." "Allah�ım, senden başka hiçbir şeyi olmayan ben senden başka her şeyi olanlara acırım." "Bildiğini bilenin arkasından gidiniz. Bildiğini bilmeyeni uyandırınız. Bilmediğini bilene öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden kaçınız." "Kamil insan; kişisel olarak ciddi, büyüklere hizmet ederken saygıyı elden bırakmayan, halka karşı çok nazik olan ve onları yönetirken de adaletli davranan kişidir." "Erdemli kişi, ne kadar zor olursa olsun, hizmeti öne koyar, ondan ne fayda temin edileceği ise daha sonra düşünülecek bir meseledir." *Kültür Devrimi: Mao Zedung iktidar mücadelesi sırasında çok planlı hareket etmiş, büyük bir sabırla başarısızlıklardan geçe geçe başarıya ulaşmıştır. Ülke içinde kendisine karşıt güçleri yenilgiye uğrattıktan, II. Dünya Savaşı sonrası emperyalizmin tasfiyesini sağladıktan, 1 Ekim 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilan ettikten sonra, artık yeni hedefi kuracağı düzeni daim kılmaktı. Bu amaçla tasarlamış olduğu insan modeline ulaşmak için 1966 Kasımında "Büyük Proleter Kültür Devrimi"ni başlatmıştır. Bu devrimin önemli ilk öğesi, Mao Zedong'un adeta putlaştırılmaya varan önemi yani halka benimsetilen; insanı, toplumu, doğayı dönüşüme uğratan; insanları kendi sistemine göre varoluşları hakkında bilgilendiren bir düşünce tarzı olan "Mao Zedung Düşüncesi(MZD)"dir. Bu düşünce tarzıyla Mao, bir çok sistemin, ideolojinin sahip olduğu yapısına uygun tek tip insan ütopyasını bir süreliğine gerçekleştirmiştir.
__________________ >ıɯʞɐusız[ıɯ]sıu< ѕ¢нωєя'м(α$кσм) ραтιкα'м(уαƒуυм) ![]() |