Tekil Mesaj gösterimi

Kimsesizlerin Kimsesi Hz. Peygamber

#1


Bütün peygamberlerde var olan sevgi ve muhabbet Efendimiz'de en a'zam derecede vardır. Vardır ki, Cenab-ı Hakk (cc) O'nun bu şefkat ve muhabbetini anlatma sadedinde kendi isimleriyle onu yâdetmiş ve Allah Rasûlü'ne "Raûf, Rahîm" demiştir. O, mü'minlere karşı işte böyle bir sevgi ve şefkat âbidesidir.

Dost ve düşmanın ittifakıyla Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) en önemli özelliklerinden biri zayıfları, kimsesizleri himaye etmesidir. O'nun içinden çıktığı toplumun –içinde iyiler bulunsa da- başlangıçtaki hâkim karakterinin "câhiliye" olarak tavsif edilmesi, zulmün boyutlarını ve O'nun bu konudaki mücadelesini göstermesi açısından yeterlidir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), risâleti öncesinde de zayıf ve güçsüzlerin sığınağı olmuştur. İlk vahyi aldığında heyecanlanıp endişe ve titreme içinde evine döndüğünde başına gelenleri anlattığı eşi Hz. Hatice (radıyallâhu anhâ) O'nu şöyle teselli etmişti: "Endişelenme! Yemin ederim ki Allah Teâlâ asla Sen'i mahcup etmez. Çünkü Sen akrabalık bağlarını gözetirsin, doğru konuşursun, zayıfların yükünü çekersin, yoksulların derdine derman olursun, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin."1

Rahmet Peygamberi'nin cahiliye toplumu üzerine bir güneş gibi doğmasıyla haklı olduğu hâlde ezilenlerin güç kazandığı, Ebû Süfyân'ın Müslüman olmadan önceki itirafıyla da sabittir: Hz. Peygamber'in İslâm'a davet mektubunu alan Bizans Kralı Herakleios, o sırada bölgede bulunan Ebû Süfyân ve arkadaşlarından O'nun hakkında bilgi almak maksadıyla sorulan birçok sorudan biri olan: "O'na eşraftan olanlar mı yoksa zayıflar mı tâbi oluyor?" sorusuna, Ebû Süfyân'dan "zayıflar" cevabını alınca: "Evet, zaten bütün peygamberlerin tâbileri de böyledir." demişti.2

Peygamber Efendimiz'in risalet öncesinde de güçsüz ve zayıfların haklarını koruma maksadıyla kurulan hılfü'l-fudûl sözleşmesine katılması, bu komitede aktif görev yapması O'nun zulme karşı tavrını gösteren önemli bir örnektir. Bu antlaşma metnindeki: "Allah'a andolsun ki Mekke şehrinde birine haksızlık ve zulüm yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi olsun ister kötü, ister bizden birisi isterse yabancı olsun kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir vücud gibi hareket edeceğiz..."3 hükmü gereği O, alacağını Ebû Cehil'in ödemediği bir adama yardımcı olmuş ve parasını tahsil etmesini sağlamıştır.

Ca'fer b. Ebî Tâlib'in Habeşistan'a hicreti sırasında ülkenin Kralı Necâşî Ashame'ye söylediği şu sözler de ilginçtir: "Ey Hükümdar! Allah içimizden birisini elçi seçip bize gönderinceye kadar biz cahillerdendik, putlara tapardık, ölü eti yerdik, her türlü kötülüğü yapardık, aramızdaki akrabalık bağlarını tamamen koparmıştık, komşulara her türlü eziyeti reva görürdük, güçlü bulunan zayıf konumda olanı yercesine ezerdi. İşte biz bu hâldeyken Allah içimizden, soyunu bildiğimiz, dürüst ve emin olduğunda asla tereddüdümüzün bulunmadığı, namuslu, şerefli birisini peygamber olarak gönderdi. O bizi tek olan Allah inancına ve sadece O'na kulluk etmeye davet etti. Atalarımızın taptığı taşlara, putlara inanmaktan vazgeçmemizi istedi. Bize doğru sözlü olmayı, emanete riayet etmeyi, akrabalık bağlarını gözetmeyi, komşularla iyi geçinmeyi, haramlardan uzak durmayı, kan akıtmamayı emretti. Her türlü çirkin işi yapmayı, yalan söylemeyi, yetim malı yemeyi, namuslu ve dürüst insanlara iftira atmayı yasakladı..."4

Hz. Peygamber (aleyhisselâm): "Bana zayıfları çağırın da onların yüzü suyu hürmetine Allah'tan düşmanlara karşı zafer dileyeyim. Çünkü siz ancak zayıflarınızın hayır duası, bereketi ile rızıklandırılır ve yardım edilirsiniz..."5 "Hakir, küçük görülüp de dışlanan, kapıdan kovulan saçı başı dağınık/pejmürde nice insanlar vardır ki Allah'a yemin etseler Allah onları yemininde mutlaka haklı çıkarır."6 şeklindeki hadîsleriyle onların değerini ortaya koymuştur.

Hz. Peygamber sıkıntı yaşayanların gönüllerini almış, onlara müjdeler vermiştir. Meselâ Ensar'ın fakirlerine seslenerek onların zengin kardeşlerinden daha önce Cennet'e gireceğini müjdelemiş,7 içinde bulundukları hâle isyan etmemelerini ve sabretmelerini sağlamış, zenginlere de sorumluluklarını hatırlatmıştır. Burada hadîsten anlaşıldığı üzere Allah Rasûlü, zenginleri ve zenginliği yermiş değil, herkesin sahip olduğu nimetin hesabını verinceye kadar belli bir sürenin geçeceğini, zenginlik nimetinin de bir imtihan vesilesi olduğunu, zenginlerden hesabı kolay olacak şekilde davranmaları gerektiğini hatırlatmış, sabredebilen fakirlerin ise, bu açıdan hesaplarının fazla uzun sürmeyeceğini bildirmiştir.

Hz. Peygamber'in haksızlığa uğrayanların bedduasından sakınılmasını istemesi ve onların duasının geri çevrilmeyeceğini bildirmesi8 onlara büyük bir destektir.

Her güzel ahlâkta zirve olan Peygamber Efendimiz'in zayıf ve kimsesizleri korumasıyla ilgili hayatından her döneme ışık tutacak bazı örnekleri zikretmek istiyoruz:

1. Kimsesizlerin Kimsesi: Hz. Peygamber insana insan olduğu için değer vermiştir. Çünkü insan, şerefini insanlığından alır.9 Bu konuda şu örnekler Hz. Peygamber'in kim olursa olsun bütün kimsesizlerin kimsesi olduğunun çarpıcı örneklerindendir. Mescidi süpüren siyahî bir kadın (Ümmü Mihcen) vardı. Öldüğünde sahabe Peygamber Efendimiz'e haber verme ihtiyacı duymayarak namazını kılıp, defnetmişlerdi. Bir gün Rasûlullah (s.a.s.) onu görememiş ve kendisini sormuştu. Sahabe öldüğünü ve defnettiklerini söyleyince Rasûlullah (s.a.s.): "Bana haber vermeli değil miydiniz?" diye serzenişte bulundu ve kendisine onun kabrini göstermelerini istedi, gidip kabrinde cenaze namazını kıldı.10

Kendisine ve Müslümanlara her türlü eziyeti yapmış olan Mekkeli müşriklerin 627 yılında kıtlık çektiklerini öğrenir öğrenmez fakirlerine dağıtılmak üzere 500 dinar para gönderen de O' (sallallahu aleyhi ve sellem) dur.11

2. Kız çocukları Cennet'in anahtarı, kadınlar Allah'ın emaneti: İslâm öncesi çeşitli kültürlerde kızlara ve kadınlara karşı olumsuz bir bakışın bulunduğu, bazı cahiliye Araplarının da kızlara karşı acımasızca davrandıkları,12 hattâ onları diri diri toprağa gömdükleri bilinmektedir.13

Allah Resulü, kız çocuklarının anne-babasına hayat veren çok değerli bir kazanç, Allah'ın bir bağışı, ebeveynleri ve kardeşleri için Cennet'in anahtarı olduklarını beyan etmiştir: "Kim üç kızın (kendi kızları, kız kardeşleri ya da başkalarının kızları) geçimini üzerine alır, bunları iyi bir terbiyeden geçirir, evlendirir ve bundan sonra da iyiliğini sürdürürse ona Cennet vardır."14 hadîsi ile kızlar, "cennetin anahtarı" pâyesini onunla kazanmışlardır.

Kızlarını diri diri toprağa gömen vicdansız babalar karşısında çocuklarına fıtraten çok şefkatli olan annelerinin hâlini de anlayan Rahmet Peygamberi kadınlara yaptığı bir vaazında: "Üç çocuğu ölmüş olan kadın için bu çocukları, ateşle kendisi arasında perde olacaklardır." hadîsiyle anneleri teselli etmiştir. Kadınlardan birisi: "İki olsa olmaz mı?" diye sorduğunda: "Olur." cevabını vermiştir.15

Kadınlar, Allah'ın emaneti olma şerefine O'nun mesajıyla ulaşmışlardır: "Ey kocalar! Siz onları Allah'ın kelimesiyle (nikâhla) helâl edindiniz,16 o zaman kadınlar hususunda Allah'ın buyurduğu hususlarda hassas olun. Çünkü siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız."17

Bu ifade kocanın eşine karşı ne kadar ağır bir sorumluluk yüklendiğini göstermesi açısından son derece önemlidir. Çünkü emanete riayetsizlik ihanettir ve bu hadîse göre ihanet, eşten önce Allah'a karşı yapılmıştır. Çünkü emanet eden O'dur. Kadına karşı sorumluluğun ağırlığına bundan daha dikkat çekici bir vurgu olamaz. Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in: "Kadınlarınıza iyi davranın."18 emrinin en iyi modeli her alanda olduğu gibi yine Hz. Peygamber olmuştur:19 "Allah katında en hayırlınız, kadınlara karşı iyi davrananınızdır. Bu konuda en iyi örneğiniz de benim."20 şeklindeki sözünün doğruluğunu mü'minlerin annesi Hz. Âişe tasdik etmiştir.21

3. İmtiyazların kaldırılması: Hz. Peygamber, hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bütün imtiyazları kaldırmıştır. Meselâ Arap aristokrasisine mensup Fâtıma adında bir kadının işlediği hırsızlık suçunun cezasından muaf tutulması için O'nun çok sevdiği Üsame b. Zeyd'i aracı göndermeleri üzerine Rasûlullâh (s.a.s.): "Sizden önceki toplumlar, itibarlı birisi suç işlediğinde onu görmezden geldiler; ama zayıf birisi suç işlediğinde ona ceza verdiler. İşte bu onların çöküşünü hazırladı. Allah'a yemin ederim ki bu suçu o Fâtıma değil de Muhammed'in kızı Fâtıma işlemiş olsaydı, ona da hak ettiği cezayı verirdim." demiş ve kadının cezası uygulanmıştır.22

Rasûlullâh (s.a.s.) kendisi için dahi imtiyaz istememiştir. Bir gün insanlara yardım malzemesi dağıtırken bir adam O'nun üzerine abanmıştı. Hz. Peygamber elinde bulunan bir değnekle onu dürtüp dikkatli olmasını istemişti ki, değnek onun yüzünü çizmişti. Hemen değneği onun eline verip aynı hareketi kendisine uygulamasını (kısas gereği) istediğinde adam Hz. Peygamber'e kendisini affettiğini söyleyip kısas uygulamaktan vazgeçmişti.23

4. Ayırımcılık kaldırılmıştır: Hz. Peygamber ayırımcılık ve dışlama mânâsına gelebilecek tavır takınmayı yasaklamıştır. Meselâ düğün yemeğine (velîme) zenginlerin çağrılıp fakirlerin davet edilmemesini kötü bir tavır olarak vasıflandırmıştır.24

Hz. Peygamber'in ayrımcılığa karşı takındığı tavrın eşsiz sayılabilecek örneklerinden birisi olarak, azat edilmiş bir köle ve cariyenin çocuğu olan Üsâme b. Zeyd'i pek çok hikmetlerinin yanında onun liyakat ve kabiliyetiyle komutanlık yapabilecek durumunda olduğunu göstermek için, 18 yaşlarındayken sahâbîler ordusuna komutan tayin etmesi çok çarpıcıdır.25

5. İbadet bile olsa eziyetten sakınmak/ibadette itidal: Ümmetine çok düşkün olan Peygamber Efendimiz26: "Siz kolaylık istenen bir ümmetsiniz."27 (Kendisinin getirdiği mesajın her şart ve zeminde yaşanabileceğini "hanifiye-i semha" ile gönderildiğini bildirmiştir.) hadîsiyle de ümmetini sıkıntıya düşürmemeye özen göstermiştir. İslâm'ın kolaylık dini olduğunu bildirerek28 hep bu yönde tutum takınmış ve "Dininizin en hayırlısı kolay olanıdır."29 hadîsiyle bu gerçeği teyit etmiştir. Kendisi de bizzat ümmetine örnek olması açısından tercihine bırakılan iki işten kolayını seçmiştir.30 Öte yandan ümmetin yükünü artırabileceği endişesine bağlı olarak kendisine çok soru sorulmasını yasaklamıştır.31

İlginizi Çekebilir