Kâğıt para olmaz, akçe isterim!

#1
İmparatorluktan Cumhuriyete Kâğıt Paranın Öyküsü’ sergisinde sadece geçmişten günümüze kalan kaimeler değil, Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine geçişte yaşanmış ilginç hikâyeler, bilgiler, belgeler de mevcut.

Tarih kaç türlü yazılabilir? Kişiler üzerinden, olaylar ya da belgeler dikkate alınarak, kullanılan günlük eşyalar ortaya çıkarılarak… Bu yöntemleri çeşitlendirmek mümkün. Eski paraları inceleyen nümismatik bilimi de muhakkak tarih yazımında en önemli kaynaklardan biri. Kurutulmuş balıktan pirince, tütünden, şeker, kakao ve deniz kabuğuna kadar farklı şekillere bürünen para, tarihe dair birçok bilgiyi de günümüze aktarıyor. Elden ele dolaşıp bugüne gelen paranın geçmişe doğru istikametine baktığımızda, kullanıldığı dönemin ekonomik, toplumsal, siyasal yapısı, dinî inanışları da gün yüzüne çıkıyor. Peki ya ‘İmparatorluktan Cumhuriyete Kâğıt Paranın Öyküsü’?

Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayıncılık Vedat Nedim Tör Müzesi’nde 31 Ağustos’a kadar görülebilecek sergide kullandığımız kâğıt paranın 200 yıllık serüveni gözler önüne seriliyor. Sergide ilk önce Osmanlı’da ilk kullanılan kaimeler çıkıyor karşımıza. Esham kavaimi, evrak-ı nakdiyye, kavaim-i nakdiyye-i mu’tebere o dönemde, belgelerde geçen, paranın isimlerinden yalnız birkaçı. İlk kaimeler Abdülmecid döneminde piyasaya sürülüyor. Devletin en karışık dönemlerinden biri. Tanzimat’ın da ilan edilmesiyle halka vadedilen reformların gerçekleştirilmesi için büyük bir mali kaynağa ihtiyaç var. Yeni gelir kaynaklarına yoğun gereksinim sonucu sikke yerine ilk yazılı kaimeler Ocak 1840’ta geçici olarak piyasaya sürülür. Bu yeni para ülkenin her tarafında geçerlidir.

Fakat bütün dünyada olduğu gibi Osmanlı’da da kâğıt paraya halkın güveni kolay kazanılamaz, insanlar kaimeye karşı pasif direniş gösterir. Alışverişlerinde para üzerinden pazarlık yapar, ‘Kâğıt para istemem, akçe isterim.” der. Şıkırtısı olmayan paraya itibar etmez. Neyse ki Osmanlı’da kâğıt para kullanmayanlara Fransa’daki gibi hapis ya da idam, İran’daki gibi ölüm ya da mallarına el koyma cezası uygulanmaz.

ESNAF PARA BASARSA…

Kalpazanlık da paranın tarihine paralel bir seyir izler. Osmanlı’da ilk yazılı kaimeler de bu süreçten nasibini alır ve kısa sürede sahteleri piyasaya sürülür. Hükümet sahte kaimelerin önüne geçebilmek için farklı şekillerde yeniden bastırır. Anadolu’daki sahte paralara ulaşamayınca da kaime uygulamasını Anadolu’da kaldırır. Hükümetin kalpazanlarla bu tek mücadelesi olmayacaktır.

Kaimelerin yaygınlaşmasının sebep olduğu en önemli sıkıntılardan biri bozuk para ihtiyacıdır. Hükümet külfetinden ötürü daha çok yüksek meblağlarda kaimeler basar. Alışveriş yaparken sorun yaşayan halkın imdadına da esnaf koşar. Galata ve Beyoğlu civarındaki bazı esnaf bir kuruşluk biletler bastırarak bozuk para niyetine kullanmaya başlar. Sıkıntılarını kendilerine göre pratik bir yöntemle çözen esnafın mutluluğu uzun sürmez. Devletin en önemli hakkı olan para basma yetkisi ihlal edilmiştir ve buna sebep olanlar cezalandırılır. Tabii ki piyasaya sürülen bir kuruşluk biletler de toplatılır.

Ekonomik darlığın önüne geçmek isteyen ve kaimenin değerini yükseltmeye çalışan devletin maksadı bir türlü hâsıl olmaz. Bu süreçte zaman zaman krizler de yaşanır. Bunlardan biri de 13 Aralık 1861’de gerçekleşir. Perşembe gününe denk gelen bu tarihte İstanbul’da kriz patlak verir ve altının fiyatı 400 kuruşa fırlar. Artık kaime piyasada geçmez olur. Esnaf ve tüccar panik içinde işyerlerini kapatır. Halk da büyük bir endişe içerisindedir. Ellerinde nakdi bulunanlar birkaç günlük ekmek satın alır. Hatta sokaklarda ekmek kavgaları bile yaşanır. Bu olayların ihtilalle sonuçlanacağından korkanlar silah temin eder. Seher vakti tellallar sokaklarda dolaşarak halkı camilere çağırır. Halk ikaz edilir: “160 kuruşun üzerinde altın satanlar hapse atılacak. Herkes dükkânlarını yeniden açsın ve ticaretine devam etsin.” Hükümet bu durumlardan istifade eden sarraf dükkânlarını kapattırarak önlemlerini alır ve kısa sürede sonuçlarını görür. Altının değeri 190 kuruşa kadar düşer.

KAİME KALKTI DİYE ŞÜKÜR NAMAZI

Halkın kaimeleri kabullenme süreci oldukça sancılı geçer. Öyle ki 22 yıl sonra 13 Eylül 1862’de ilk kaimeler tedavülden kalktığında memurlar ve halk arasında bayram sevinci yaşanır. Sıradan insanlar, şeyhülislam, şeyhler, hocalar, meclis üyeleri, tüccarlar ve taşra halkı ortak dilekçeler düzenleyerek hükümete ve padişaha böyle bir kararı almalarından dolayı duydukları şükranları bildirir. Hatta Eyüp civarındaki bazı okulların öğrencileri Eyüp Camii’nde toplanarak şükür namazları kılar, padişaha dualar edilir, ziyafetler verilir.

Bu saadet uzun sürmez. Saray çevresinin savurganlığı ve buna bağlı borçlanmaların artması, Rumeli’de 1873’te yaşanan kuraklık ve iç isyanların sonucunda 1875’te devlet iflasını ilan eder. Balkanlardaki karışıklık ve ülkeye mülteci akını da devletin yükünü artırınca mali kaynak arayışının çözümü yine kaimelerde aranır. Fakat daha öncekine paralel sıkıntılar zuhur edecektir ve 31 Ağustos 1882’de kaimeler piyasadan çekilir.

Osmanlı’nın buhranlı sürecinin bir parçasıdır kaimeler. Üç defa piyasaya sürülür, ilk ikisinde toplatılır. ‘İmparatorluktan Cumhuriyete Kâğıt Paranın Öyküsü’ sergisine paralel yayımlanan sergi kitabında Prof. Dr. Ali Akyıldız, Osmanlı’da kaimenin geçirdiği süreci şu cümlelerle özetliyor: “Osmanlı Devleti, kaimeye devletin mali ve siyasi açıdan zorda ve bunalımda olduğu dönemlerde başvurdu; onu bir tedavül aracından çok, bir iç borç ve finansman vasıtası olarak algıladı. Nitekim her üç uygulamada da buhranın sona ermesinin ardından kaimeyi piyasadan çekmeyi tasarladı. Tasarladı zira üçüncü uygulamada gerçekleşmedi ve kaimeler Türk Cumhuriyeti hükümeti tarafından ortadan kaldırıldı.”

Sergide dolaşırken sadece paralar değil onların geçirmiş olduğu süreç de özet metinlerle sunuluyor. Kronolojik sıraya göre çıkıyor paralar karşınıza, geçmişten bugüne adım adım yaklaşıyor sergiyi gezenler. Sunulan bilgiler fotoğraflarla, maketlerle destekleniyor. Bu turun en keyifli yanı ilginç öykülerle beslenmesi. Bunların biri de 1878 yılında yaşanır. Osmanlı Hükümeti, ülkede yaşanan bozuk para sıkıntısının önüne geçemeyince damga ve posta pullarının arkalarına karton yapıştırarak bozuk para hâline getirir ve tedavüle çıkarır. Böylece ‘para pul oldu’ deyimi de kaynağını bulur.

Paranın tarihine paralel kalpazanlığa dair de çok şey öğrenmek mümkün sergide. Kişilerin değil de devletin de zaman zaman kalpazanlıktan medet umduğunun somut örneği de çıkıyor karşımıza. I. Dünya Savaşı sırasında İngilizler, zayıf düşen Osmanlı ekonomisine darbe vurmak için Vahdettin döneminin sahte 10 liralık banknotlarından bastırıyor mesela. Sıra dışı bir kalpazanlık örneği de Çanakkale Savaşı’nda yaşanıyor. Çanakkale’de görevli Mehmed Muzaffer adındaki bir zabit adayı, alayının ihtiyacı olan kamyon ve araba lastiklerini almak üzere İstanbul’a gönderilir. İmkânsızlıklar sebebiyle Erkan-ı Harbiye gerekli tahsisatı çıkaramaz. Bunun üzerine bütün gece 100 liralık bir sahte kaime hazırlar Mehmed Muzaffer. Yahudi bir tüccara sipariş verir ve sabah ezanı sularında geleceğini söyler. Böylece karanlıkta paranın sahte olduğu anlaşılmayacaktır. Mehmed Muzaffer malzemeleri alıp birliğine döner, durumu anlayan Yahudi tüccara kaimesinin bedelini Şehzade Abdülhalim Efendi verecektir.

Kağıt Paranın Öyküsü şüphesiz ne haber metnindeki ne de sergideki olaylarla sınırlı. Yine de Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecini kaime ve lira üzerinden okumak isteyenler için önemli bir kaynak sergi ve beraberinde hazırlanan kitap.


Serginin Koordinatörü Şennur Şentürk: OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ÇOK AZ PARA KALMIŞ

‘İmparatorluktan Cumhuriyete Kâğıt Paranın Öyküsü’ adı altında açtığımız serginin çıkış noktası veya yeri Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi koleksiyonları arasında sayıca çok fazla değil ama önemi bulunan kâğıt paralar oldu. Ülkemizde yasalar nedeniyle tarihî obje koleksiyonu yapanlar maalesef az sayıda. Osmanlı’nın son 6 hükümdarına kadar tarihî obje koleksiyonu yapmak yasaya ve yönetmeliklere bağlıydı. Atadan dededen kalan münferit eşyalar, kültür varlıkları niteliğindeki eserler elde tutulabilirdi ama yurtdışına çıkarılamazdı.

Kâğıt paralar yasa kapsamı dışında fakat organik malzeme olması nedeniyle korunması, saklanması zor, ayrıca tedavülde iken elden ele dolaştıkları için de yıpranmış oluyorlar. Bu yüzden Osmanlı’dan günümüze çok az para kalmış. O da bir iki kurumda ve özel koleksiyoncularda bulunuyor.

Özel koleksiyoncuların maddi ve manevi çok büyük emekler sarf ederek tutkuyla topladıkları kâğıt paralar birbirini tamamlayarak bu sergide tarihsel ve tematik bir bütünü oluşturdular. Sergide çeşitli olayları tarihe not düşer nitelikte 500’e yakın para sergilenmekte.

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:44 .