Bir Sadakat Örneği

#1
İman, insan için dünya ve ukba hayatı adına birçok güzellikler bahçesi. Sahibi de imanından aldığı sevgi ve güvenle her zaman mutlu ve bahtiyar. İnsan, bazen bu ufka ulaşma yolunda eza ve cefalar görse de O'nun için gül bahçesine ulaşabilmenin bir yolu kabul eder, sabreder, atını bir daha mahmuzlar ve yoluna devam eder. Dünya imtihan mahalli. Cennet ve cehennem adaylarının seçim yeri. Her insan da hayatında çeşitli imtihanlarla karşılaşır ve imtihanların kimisinde muvaffak olur kimisinde kaybeder.

Hadis-i Şerifler bizim diğer temel kaynaklarımız gibi kadrini pek bilemediğimiz bir hazine. Kur'ân'la beraber sünnet-i seniyyeyi kendisine rehber kılan yolda kalmaz. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem irtihâl-ı dâr-ı bekâdan evvel ümmetine bu iki iksiri emanet etmişti. Geçenlerde biz de bir hadis-i şerif okumuştuk. Sahabe-i kirâm'ın hadiseler karşısında duruş keyfiyetini çok güzel anlatıyordu. Her ne kadar insan, insan olduğundan bazen sürçmeler yaşasa da bundan nasıl kurtulabileceğini, düşmeden sonra nasıl kalkabileceğini o kadar güzel anlatıyordu ki...Yaptığımız hatalardan dönüp tevbe kapısını açabilmenin ve o kapıda sadakatle bekleyebilmenin kıssasını anlatıyordu. Neticesi ne olursa olsun hak yolundan ayrılmama ve günahlardan sonra tekrar doğrulup af kapısında dilenme imanımızın bir gereği. İşte hadisede anlatılan bu hakikat eri de sahabeden Ka'b bin Malik radiyallahu anh.

Zaman asr-ı saadet. Mevsim hurmaların, dallarından sahiplerine tebessüm ettiği, ağaçların insanları gölgelerine çağırdığı günler... Ama bir sefer vakti... Yol uzun ve meşakkatli olunca da Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem evvelden haber vermişti “hazırlanın” diye. Herkes heyecanla hazırlanmaya başlamıştı. Zira Allah'ın rızasının olduğu yerde olmak isterdi herkes. Ka'b bin Malik radiyallahu anh da herkes gibi hazırlanıyordu. Bineklerini hazırlamış yükünü hazırlamıştı fakat yola çıkma vakti gelince herkesle beraber çıkamamışdı. Arkalarından yetişirim diye biraz daha geciktirmişti. O böyle umarken günler birbir takip etmiş de o evinde kalakalmıştı. Yolcular ecirleriyle yükünü tutmuş geri döndüğünde o bir tarafan akabede Efendiler Efendisi'ne verdiği sözün mesuliyetiyle iki büklüm geri kalmanın hicranıyla yanıyor ve hakkında verilecek hükmü bekliyordu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mescidde oturmuş sefere iştirak edemeyenleri dinliyor. Onlardan kimileri var ki O'na yakınmış gibi görünüp hep uzak kalanlardan. Bu uzaklıkları ki onları seferden menetmişti. Onlar rahatlığın kahramanlarıydı. İyi günlerde onlar da herkesle beraber önlerdeydi. Zaman oldu îlây-ı kelimetullah adına uzaklara gidilince onlar yolda kaldı. Onları bu yoculuğa çıkaracak imanları yoktu. Allah Rasûlünün yanına gelenlerden biri daha vardı ki herkes onu davasında samimiyetiyle tanımıştı ama bu defa geri kalmıştı. Herkes için zaman zaman böyle geride kalmalar, düşmeler olabilirdi. Önemli olan bundan sonra insanın yeniden kalkabilmesi ve üzerindeki tozları silkeleyebilmesidir. Hazreti Ka'b da diğerleri gibi mazeret uydurabilirdi. O hitabetiyle meşhur olan sahabelerdendi. O zahiren insanlara hesap veriyordu ama asıl hesap Allah'aydı. Efendimize gelip “Ya Rasûlallah hiç bir mazeretim yoktu,” dedi. O da, “şimdi git ve hakkında verilecek hükmü bekle” dedi. Mescitten ayrılmasından sonra ikinci bir imtihan dönemi başlamıştı. Kendisi gibi doğru sözlü olmaktan ayrılmayan iki kişi daha vardı. Artık hiçbir müslüman onlarla konuşmayacaktı. Ferman böyle çıkmıştı. Efendilerinin bir tebessümüne hasret kalmışlardı. Onlardan kimisi evine sığınmış hakkında verilecek hükmü bekliyordu. Hazreti Ka'b ise mescide devam ediyor, insanların arasında dolaşıyordu ama ona iltifat eden yoktu. Amcasının oğlu bile onun “Allah ve Rasulünü sevdiğime inanmıyor musun” sorusuna ancak üçüncüsünde “en doğrusunu Allah ve Rasulü bilir” cevabını verebilmişti. Yalnızlık bütün acımasızlığıyla hissettiriyordu kendisini. Birgün affedilme ümidi olmasaydı bunların hiçbirine tahammül edemezdi. Verdiği sıkıntıyı ancak kendisinin bilebileceği günler dakika dakika saat saat ellinci güne kadar ulaştı. Artık “yeryüzü bütün genişliğine rağmen dar gelmeye başlamıştı”. Ellinci gün afv nidası duyuluncaya kadar O bu kapının bendesi olduğunu göstermişdi. Ka'b bin Malik yeniden doğmuştu. Neyi varsa infak etmek istiyordu. Çünkü artık hiçbir şeyin önemi yoktu. O'na sahip olan herşeye sahip olmuş demekti.

Tevbenin Ka'b bin Malikçesini yaşamaya çalışma ve O'nun gibi kemal-i sadakatle hak kapısının ayrılmaz bendesi olabilme. Hazreti Ka'bın yaptığı hatadan çok bunun peşinden yaşadıkları önemli. Zaten bize bakan tarafı onun böyle bir durum karşısındaki tavrı, sadakati, teslimiyeti ve hepsinden öte sabretmesi tam elli gün boyunca. Hakkında âyetin inmesiyle bağışlanan bu insanın yaşadıkları belki de kendisinden sonra gelen düşüp de kalkmasını bilemeyenlere Allah'ın bir lütfu. Bugün düşenler bu sadakat ve tevbe kahramanlarını örnek almalı. Herkes için söz konusu olan dünya ile imtihan bizim için de söz konusu. Kimi zaman makam mansıp sevdasıyla, kimi zaman dünyalıklar edinmeyle, kimi zaman bir ev veya arabayla karşımıza çıkıyor. Bazen ailemiz hizmetimizden alıkoyuyor, bazen mâmelekimizi idare adına seferlerden geri kalıyoruz. Her şeyden üstün olan hakikat rızâ-i ilahiyi arama ikinci plana itilebiliyor. Kısacası her zaman hata yapabiliriz. Ama sahabenin hatadan dönüşteki ciddiyeti örnek bize. Kararan dünyamızı aydınlatan bir fener. Ne mutlu o kudsileri örnek alanlara ve gönlünde bu ışığı tutuşturanlara.

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:18 .