Kızların kaç yaşında evlenmeleri uygundur? Hz. Aişe kaç yaşında evlenmiştir?
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 23-12-2015, 19:35 #1

kleopatra.

Forum Üstadı

Kızların kaç yaşında evlenmeleri uygundur? Hz. Aişe kaç yaşında evlenmiştir?



Dört mezhep imamlarının da içinde bulunduğu alimlerin büyük çoğunluğuna göre, erginlik çağına girmemiş bir kız çocuğun uygun bir kimseyle evlendirilmesi caizdir. Dayandıkları deliller ise şöyledir:

a. “Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”(Talak, 65/4) mealindeki ayette yer alan “Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.” ifadesi, âdet görmemiş kız çocuklarının da evlendirilebileceğini göstermektedir.

b. “İçinizden evli olmayanları evlendiriniz.”(Nur, 24/32) mealindeki ayette herhangi bir yaş sınırı konulmamıştır. Bu da erginlik çağından önce de evlenmenin mümkün olduğunu göstermektedir.

c. Hz. Aişe anlatıyor: “Ben altı -bir rivayette yedi- yaşında iken, Hz. Peygamber (a.s.m) benimle evlendi, dokuz yaşında da benimle birlikte oldu” Hadisi, Buharî, Müslim, Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.(bk. Neylu’l-Evtar, 6/120).

d. İçinde Hz. Ali’nin de bulunduğu sahabeden bazı kimselerin küçük yaşta sayılan kız çocuklarını evlendirdikleri bilinmektedir.

e. Bazen küçük yaştaki kızı evlendirmek bir maslahata binaen olabilir. Baba, uygun talibi kaçırdığı takdirde, bir daha öyle bir kimseyi bulmayabilir endişesiyle kızını evlendirebilir. Maslahat ise, şer’î bir delildir.(bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 7/179-180).

Ek Bilgiler:

- İslam alimlerinin kabul ettiği görüşe göre, erginlik çağının tespiti, kadınlar için âdet görmek, erkekler için de ihtilamdır. Kadın için âdetin başlangıcı dokuz yaş (erkekler için on iki yaş) civarıdır. Bu duruma girmiş kadın ve erkekler, ergin ve mükellef kabul edilir. Bu haller görülmediği takdirde, erginlik çağı on beş yaş olarak kabul edilir.(bk. Reddu’l-muhtar, 1/306-307; Cezerî, el-Fıkhu ala’l-mezahibi’l-arbaa, 1/123-127; Zuhaylî, a.g.e, 1/456).

- Yaş itibariyle erginlik çağını kadınlar için on yedi, erkekler için on sekiz-on dokuz yaşları kabul eden alimler de vardır.(bk. Mebsut, 7/260-şamile).

- Sıcak bölgelerde erginlik çağı ve evlenme yaşı, diğer bölgelere göre daha önceden başlar.

- Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, âdet görmenin ilk sınırı dokuz yaştır. Âdet görmek, artık ceninin / çocuğun barınabileceği bir ortamın hazırlandığı anlamına gelir. Bu tekvinî / biyolojik hazırlık, aynı zamanda âdet gören kadının evlenmeye müsait olduğunu gösteren ontolojik bir belgedir.

- Bütün bu bilgilerin ışığında denilebilir ki, Hz. Aişe’nin dokuz yaşında evlenmesi, iki şekilde değerlendirilir:

Birincisi, Araplar, kız çocukları adet gördükten sonraki yaşları ile bilinirdi. (bkz. Musa Carullah, Hatun, 81, Kitabiyat Yay. Trc. Mehmey Görmez) Buna göre rivayetlerde geçen bilgileri buna göre değerlendirmek gerekir. Ayrıca Hz. Aişe’nin on yedi-on sekiz yaşlarındayken evlendiğini gösteren bilgiler de vardır.

İkincisi, eğer bu bilgileri doğumdan itibaren düşünecek olursak, o zamanın âdetlerine uygun olduğu gibi, ontolojik ilahî yasa bakımından da son derece etiktir.

Ayrıca, o dönemin şartları ve kültürel koşulları içinde ahlaki ve normal olarak kabul edilen ve son derece doğal olarak algılanan ‘kız çocuklarının küçük yaşta evlenebilmesi’ gibi bir olgunun; bugünün modern dünyasının, rasyonel aklın hükmettiği kültürel değerlerin oluşturduğu bir dünyada anormal olarak kabul edilmesi ve eleştirilmesi, dini ölçüler bir yana bırakılacak olursa bile, hakkaniyetli bir tarihçinin, sosyoloğun yahut antropoloğun makul bulmayacağı bir durumdur.

Modern çağın çocuklarının, insan fıtratındaki doğal normallik ölçütlerini; kendi yaşadıkları sosyal çevrenin ve kültürel zihniyetin asimilasyonu içerisinde, onun normlarına uygun olarak; doğal yahut anormal kabul etmesi şuna benzemektedir: Örneğin dünya toplumlarının bir çoğunda, eş seçiminin erkek tarafından yapılması ve evlilik teklifinin de erkek tarafından yapılması fıtri ve doğal kabul edilmekte, tersi bir durum anormal olarak görülmektedir.

Öte yandan, antropologların tespit ettiği pek çok kabile kültüründe ise, kadın eş seçimini yapmakta ve evlilik teklifinde bulunmakta, erkek daha pasif bir rol oynamaktadır. Oysaki bu iki durum göstermektedir ki, insan fıtratında her iki duruma da yer vardır. Demek ki, çoğu zaman ahlaki değer yargısı olarak görülen şeyler, alışkanlıkların oluşturduğu bir bakış açının ürünüdür, sağlıklı bir zihniyetin değil.

Bu durumda; Arap yarımadasında kız çocuklarının erken evlenmesinin yadırganmaması, her kültür ve topluluğun kendi normlarına uygun olarak uygulayabileceği bir cevaz dairesini göstermektedir. Bu nedenle, bu ilahi izinden, bu normların yaygın olmadığı ve kültürel değerlerin oluşmadığı yerlerde, kız çocuklarını erken evlendirmenin uygun ve makbul olduğu yargısını çıkarmak yanlış olabileceği gibi; kültürel olarak buna zemini müsait bit toplumda, kız çocuğunun travma yaşamayacağı ve son derece doğal algılayacağı koşullar içinde evlenmesinin yanlış olacağı fikrini çıkarmak da sağlıksız bir düşüncenin ürünüdür. Nitekim, Türkiye coğrafyasında bir iki nesil öncesinde birçok insanın ninesinin on dört-on beş yaşlarında evlendirilmiş olması ve bu durumun son derece doğal kabul edilmesine karşın, şimdi değişen normlar nedeniyle bu durum son derece çirkin bir zulüm olarak görülmektedir.

Sonuç olarak; ilahi hükümlerin her zamanı her toplumu, her türlü değişen normları ve kültürel değerleri göz önüne alarak, helal haram dairesinin bu geniş çizgi içerisinde verildiğini; ancak uygulamada toplumların kendi ahlaki yapıları içinde, o geniş daireden kendi normlarına en yakın hükümleri uygulamalarının doğru olacağını söylemek mümkündür.

- Bugün çevremizde büyüyüp serpilen dokuz-on yaşında pek çok kız var ki, on yedi-on sekiz yaşındakilerden çok daha büyük görünmektedir.

- “Dininizin üçte birini Aişe’den alırsınız.”(Mebsut, 5/493) anlamına gelen hadis-i şerifin işaret ettiği gibi, İslam dininin üçte birini ümmete öğretecek bir öğretmenin uzun bir süre Hz. Peygamber (a.s.m)’e öğrencilik yapması, arkadaşlık etmesi gerekir. Dokuz yaşında evlendiğiyle ilgili rivayeti esas alırsak, eğer Hz. Aişe on sekiz yaşına kadar evlenmemiş olsaydı, Hz. Peygamber (a.s.m) ile evlenmesi asla mümkün olmayacaktı. Çünkü, kendisi on sekiz yaşındayken Hz. Peygamber (a.s.m) vefat etmiştir.



Benzer Konular

Görüntüleme:954, Cevaplar:4

İlginizi Çekebilir >
Alt 23-12-2015, 19:45 #2

Musty_92

Poser :)


Yararli bilgiler bizi aydinlattigin icin bir tesekkuru borc bilirim





Alt 23-12-2015, 19:50 #3

Melodram

we'll all become stories.


İşte bunları okuyup okuyup, gidip küçücük kızlarını koca adamlarla evlendiriyorlar, neymiş bir daha böyle bir adam bulamayabilirmiş. Enflasyona göre arabanı mı satılığa çıkarıyorsun? Bir de sana utanmadan baba diyorlar. Bir de özellikle kadınlar bunu destekliyor.
- Bugün çevremizde büyüyüp serpilen dokuz-on yaşında pek çok kız var ki, on yedi-on sekiz yaşındakilerden çok daha büyük görünmektedir.

Ben hiç 9 yaşında olup da 18 yaşındaymış gibi, hatta daha büyük duran bir ÇOCUĞA rastlamadım, kimse de rastlamamıştır bu tamamen kendi sapık düşüncelerini buna dayandırarak içlerini rahatlatıp, '' o da bu yaşta 18 gibi durmasaydı '' diye de etrafı etkileyerek pedofiliye çanak tutmaktır. Şu yazıyı sağdan soldan okuyup da ciddiye alan biri olacak diye ödüm kopuyor derdim de, bu ülkede bunu zaten yeterince ciddiye alıyorlar. Bunu bir zulüm olarak görmüyoruz çünkü bu zaten bir zulüm, bunun adı zulüm yani. Adet olan kız çocuğu daha pedini değiştirmeyi beceremezken, onun bebek sahibi olup bebeğinin bezini değiştirmesini beklemek tabii ki de zulümdür.
Şunu çok matah bir şey gibi gösterirken acaba düşünüyorlar mı hiç, 8 yaşında çocuklarını 50 yaşında adamla evlendirme fikrini? Bunu savunan zihniyetin dışında, bunu yazabilen, bunu zikredebilenler gerçekten akşam eve gidince 8 yaşındaki çocuğu ''baba'' diye koştuğunda kendine o baba sıfatını yakıştırabiliyor mu? Çok sinir bozucu ya, şöyle konuları gelip okuyup da özenen olmasa bari.





Alt 23-12-2015, 19:50 #4

kleopatra.

Forum Üstadı


Alıntı:
Musty_92´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yararli bilgiler bizi aydinlattigin icin bir tesekkuru borc bilirim
Allah sendende razı olsun . Ben din alimi değilim . İslam hakkındakileri paylaşıyorum.




Musty_92 Bunu beğendi.

Alt 23-12-2015, 20:01 #5

kleopatra.

Forum Üstadı


Gerekli evlilik yaşı hususunda belirlenen bir sınır yoktur. Ancak evlilik hayatında problem olabilecek derecedeki yaş farklılıklarına kefâet (denklik) açısından bu konuda dikkat edilmelidir. İslâm'da evlenmenin faydaları olarak, huzur bulmak, insan neslini sürdürmek ve kendini haramdan korumak gösterildiğine göre, bunlardan birinin gerektiği ya da ihtiyaç duyulduğu yaş, evlilik için tavsiye edilecek yaştır.
Erginlikle Allah'ın insanda bir takım fizyolojik, psikolojik değişiklikler husule getirmesi, artık bu işe başlanılabileceğinin işareti olmalıdır. Yukarıda zikredilen üç fayda, ya da sebebe, içinde yaşanılan toplumun karakterinin (İslâm toplumu, cahiliyyet toplumu gibi) ve çevre şartlarının da etki edeceğini de düşünerek, bu yaşı herkesin kendisinin tesbit etmesi gerekir. Ergin olduktan sonra, olabildiğince erken evlenme, dînen de tıbben de tavsiye edilmiştir.
Karı-koca adaylarında aranacak şartlara gelince, kadın için:
Öncelikle dindar olmak, bâkire olmak, doğurgan olmak (kısır olmamak); beden ve ahlâken güzel olmak; asıl ve şerefli olmak gibi özellikler aranır. Bunlardan kadınlara has olmayanların erkek için de bir özelliktir.
Yine Rasûlullah Efendimiz (asm):
"Kadın dört şey için nikâhlanır: Malı için, soyu-sopu için, güzelliği için ve dini için... Eli kuruyasıca; sen dini bütün olanı seç (ki, sıkıntı çekmeyesin)." (Buhârî, Nikâh,15; Müslim, Radâ' 4)
buyurmuştur ki, bu konunun özeti bu hadîs-i şerîften ibarettir.
Evleneceklerin durumuna göre nikâhın (evlenmenin) hükmü farz, vacib, sünnet, haram, mekruh veya mübah kısımlarına ayrılır:
1. Evlenmediği taktirde zinaya düşeceği kesin olan kimsenin -mehri verecek ve eşinin geçimini sağlayacak durumda ise- evlenmesi farzdır.
2. Yine evlenmezse zinaya düşme tehlikesi bulunan kimsenin -mehir ve nafakayı sağlayacak durumda ise- evlenmesi vacibtir. Hanefiler dışındaki çoğunluk farz ve vacib arasında bir ayırım yapmaz (İbnül-Hümâm, Fethu'l-kadir, II/342; el-Kâsânî, el-Bedâyî', II/260 vd.).
3. Evlenince, eşine zulüm yapacağına kesin gözüyle bakılan kimsenin evlenmesi haramdır. Hem zinaya düşme, hem de eşine zulüm yapma korkusu bulunan kimsede haramlık yönü tercih edilir. Çünkü bir konuda helâl ve haram birleşince, prensip olarak haram üstün tutulur ve ondan kaçınmak gerekir. Nitekim ayet-i kerimede,
"Evlenmeye güç yetiremeyenler, Allah kendilerine fazlu kereminden zenginletinceye kadar iffetlerini korusunlar." (Nûr, 24/33) buyurulur.
4. Eşine zulüm yapacağından korkulan kimsenin evlenmesi mekruhtur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, III/82)
5. Cinsel bakımdan itidal halde bulunanların evlenmesi sünnettir. İtidal; evlenmezse zinaya düşeceğinden korkulmayan, evlenirse de eşine zulüm yapacağından endişe duyulmayan kimsenin halidir. Toplumda çoğunluğun bu durumda olması asıldır. Yukarıda zikrettiğimiz, evlenemeyen gençlere oruç tutmayı tavsiye eden, evlilik hususunda aşırı çekimser kalmağa karar veren üç sahabeyi uyaran hadisler bunun delilidir.
Diğer yandan Hz. Peygamber (asm) ve ashab-ı kiram evlenmişler ve onlara uyanlar da bu sünneti sürdürmüşlerdir. Tercih edilen görüş budur (bk. el-Fetâvâl-Hindiyye, I/267).
İmam Şâfiî'ye göre ise, bu durumda evlenmek mubahtır. Evlenmek veya bekâr kalmak caiz olur. O'na göre, vakitlerini ibadete ayırmak ve ilimle uğraşmak evlilikten daha üstündür. Dayandığı deliller şunlardır:
Cenab-ı Hak Yahyâ peygamberi şu sözlerle övmüştür:
"...efendi, nefsine hakim, iffetli" (Âl-i İmrân, 3/39).
Ayetteki hasûr ifadesi; gücü yettiği halde kadınla cinsel temas kurmayan kimse anlamına gelir. Evlilik daha üstün olsaydı, bunu terketmek övülmezdi. Çoğunluk fakihler bu örneğin daha önceki şeriat uygulaması olduğunu, İslâm ümmetini bağlamadığını söylemişlerdir.
İmam Şâfiî'nin diğer bir delili şu ayettir:
"Haram olanlar dışındaki kadınlar, onları mallarınızdan harcayarak almak, onlarla evlenmek ve zinâ etmemek şartıyla size helal kılındı." (Nisâ, 4/24).
Bir şeyin helal olması mübah olması demektir. Çünkü bu iki kelime birbirinin eş anlamlısıdır. Diğer yandan evlilik, kişiye cinsel yönden yarar sağlar. Yararına olan bir işi yapmak ise bir kimseye vacib olmaz. Böylece evlilik yeme, içme, alışveriş gibi mübah olan muamelelerdendir. (ez-Zühaylî, el Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, VII, 33, 34; İbn Hacer el-Askalânî, Bülûğul-Merâm min Edilletil-Ahkâm, Terc. Ahmed Davudoğlu, İstanbul 1967, II/228 vd.; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 183, 184)
Babanın maddi durumu iyiyse, evladın da evlenmeye gücü yetmezse, baba evladını evlendirmekle yükümlüdür. Bu nedenle evladın harama girmesi, babayı bu sorumluluktan kurtarmadığı gibi onu daha da sorumlu yapar. Çünkü çoğu zaman evlilik kişinin düzelmesine neden olabiliyor. Hatta babanın ve annenin bazı ihmalleri ve vaktinde yeterli tedbir almamaları söz konusu olabilir.
Peygamber Efendimiz (asm),
"Erkek ve kadının dengi çıktığı halde onları evlendirmezseniz fitneyi bekleyiniz," (Tirmizî, Nikâh 3)
buyurarak, bu konuda aile büyüklerini daha duyarlı ve dikkatli olmaya davet etmektedir.





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:45 .