Sevim Burak (Sevim Burak Kimdir? - Sevim Burak Hakkında)
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 15-04-2010, 08:40 #1

bebestom

~Sanma Şâhım ~

Sevim Burak (Sevim Burak Kimdir? - Sevim Burak Hakkında)



Sevim Burak (Sevim Burak Kimdir? - Sevim Burak Hakkında)

Sevim Burak

Zeliha Sevim Burak (d. 29 Haziran 1931, İstanbul - ö. 30 Aralık 1983, İstanbul), Türk yazardır.

Alıntı:
1931'de, İstanbul'da doğdum. 21 yaşıma kadar Kuzguncuk'un tepesindeki evimizde babaannem ve büyükbabamla geçirdim. Bu yüzden çocukluğumla büyüklüğüm arasında büyük fark yok gibidir. Aile çevremizde, çocuktan çok yaşlı komşular, yaşlı akrabalar bulunduğu için, onların arasında, yaşlı bir insan gibi yetiştim. İlkokulu Kuzguncuk'ta, ortaokulu Tünel'deki Alman Lisesi'nde bitirdim. Öğrenimim bu kadardır.

Sevim Burak iki kez evlenmiştir. İlki 18 yaşında, keman sanatçısı Orhan Borar ile yaptığı evliliktir. Bu evliliğinden oğlu Karaca Borar dünyaya gelmiştir. İkinci eşi ressam Ömer Uluç'la evlenmesinin ardından Sevim Burak 1961'de sipariş üzerine elbise diktiği butiğini kapatır ve tamamen hikâye yazma üzerine yoğunlaşır. İkinci evliliğinden Elfe Uluç adında bir kız çocuğu dünyaya getirir.

Sevim Burak, ilk hikâye kitabı “Yanık Saraylar”ı 1965'te yayımladı. Çocukluğunun geçtiği Kuzguncuk'u anlatırken hikâyelerde adı geçen kişilerin pek çoğuyla ilgili ipuçları da verir. Sevim Burak eserlerindeki kahramanlara verilen isimler, yazarın çocukluğundan hatırladığı isimlerdir. Yani hikâyelerde geçen isimler, gerçek kişilere aittir. Lakin hikâyenin kendi gerçeğine göre yeniden düzenlenmiştir.
Öyküleri bilinç akışı tekniğinin yetkin örnekleri olarak kabul edilir. Genellikle kadın sorunlarını anlattığı yapıtlarında şiirsel bir dil kullanmıştır. 1965 yılında yazdığı ilk kitabı Yanık Saraylar'dan sonra 1982 yılında “Sahibinin Sesi” adlı oyunu ve “Afrika Dansı” adlı öykü kitabı yayımlanmıştır. Diğer eserleri:
  • Palyaço Ruşen (Hikâye),
  • Everest My Lord (Oyun),
  • Ford Mach I (Roman, bu eserini tamamlayamamıştır.)

Alıntı:
Baştan sonu mutlu ya da mutsuz, içi ve dışıyla tutarlı bir yol çizebilendir yazar. Ama herkes masal anlatıyor. Alıştığı şeyleri tekrar tekrar dinliyor. Benim yazarlığımın kendi kendini kandırır bir yanı yok.
1950 kuşağının sıra dışı öykücülerinden Zeliha Sevim Burak, 16 Haziran 1931'de İstanbul'da doğdu. Edebiyat araştırmacıları ve kuramcıları tarafından genel hatlarıyla hiçbir edebi akıma dahil edilemeyen ve öyküyü hayatın merkezi olarak gören yazarın, hayata gözlerini açtığı ilk mekân da yine İstanbul, Ortaköy'dedir. Annesi, Anne Marie ile babası Mehmet Seyfullah Burak'ın bir süre oturdukları Ortaköy Fıstıklı Sokağı 6 numaralı evde doğan (1) Sevim Burak'ın, hayatı ve eserlerine damgasını vuran semtin ise, Kuzguncuk olduğunu söyleyebiliriz. Bulgaristan kökenli Yahudi bir göçmen olan annesinin de ailesiyle birlikte İstanbul'da ilk yerleştikleri semt olan Kuzguncuk, yazarın belleğinde önemli bir yer teşkil eder. Kökleri Osmanlı sarayına uzanan bir ailenin ferdi bir kaptan olan babası Mehmet Seyfullah Burak ile annesi bu semtte tanışır ve yazar 21 yaşına kadar yaşlı akrabalarıyla birlikte bu semtteki bir konakta, kendi ifadesiyle, “hiç çocuk arkadaşı olmadan” yaşar.
Baştan söylemek gerekirse, sanat anlayışını yaşadığı âna göre değil, geleceği hedefleyerek oluşturmuş ve olgunlaştırmış birçok sanatçı gibi o da hayatı boyunca maddi/manevi acılar çekti, çokça anlaşılamamış olmanın hüznü ve kırgınlığını yaşadı. Eserleri, yarışmalarda çeşitli bahaneler ileri sürülerek saf dışı bırakıldı ya da dönemin sanat anlayışına uyan eserlere ödül verildi.
Ancak oğlu Karaca Borar'a yazdığı mektuplardan da görülebileceği gibi, arada geçirdiği küskünlük dönemlerine rağmen o, bu zorlu yolu bile bile seçti ve içinde yaşadığı zamandan anlaşılmayı bugüne erteledi.

10 Haziran 1981 tarihli mektubunda ise,
Anlayacağın araştırma konusuyum Türkiye'de… Benimle iftihar edebilirsin ileride…(2)
derken, ömrünün son yıllarında da olsa, kendisine karşı gösterilmeye başlanılan ilginin mutluluğunu yaşıyordu.

Sarışın ve yeşil gözlü güzel bir kadın: Anne Marie Mandil
Doğrusu bugün de Sevim Burak'ın tam anlamıyla anlaşılmış olduğuna dair bazı şüphelerle birlikte, bu konuda giderek daha fazla çalışmanın ortaya çıktığına tanık olmaktayız. Kaynak niteliğindeki bu çalışmalardan biri de Araştırma Görevlisi Bedia Koçakoğlu'nun "Aşkın Şizofrenik Hali: Sevim Burak" kitabı. Yakınları ve döneminin tanıklarıyla birlikte çeşitli kaynaklara da başvurarak yazarın yaşamını ve edebiyat algısını çözümlemeye çalışan Koçakoğlu'nun bu kitabı, bugüne kadar Sevim Burak hakkında yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri. Bu yazıda, Burak hakkında vereceğimiz biyografik bilgilerde de Koçakoğlu'nun çalışmasına sık sık başvuracağız.

Avrupa'da çifte devrimlerin yaşandığı, sömürgecilik anlayışının iyiden iyiye etkisini göstermeye başladığı, yaklaşmakta olan 1. Dünya Savaşı'nın gerilimiyle yüz binlerce ailenin yer değiştirdiği, yerlerini yurtlarını terk ettiği; yeni hayatlara, yeni umutlara yol aldığı yıllardır 1900'ler. Bu yıllarda yer değiştirmek zorunda kalan ailelerden biri de Anne Marie'nin ailesidir. 1910'lu yıllarda Bulgaristan'dan gelip, geçici bir süre yerleştikleri Kuzguncuk'ta, önce kendisi gibi Yahudi olan bir gençle nişanlanan Anne Marie, Osmanlı coğrafyasındaki istikrarsızlıktan ötürü orada kalmayıp başka ülkelere göç eden ve dağılan ailesinin ardında yalnız kalır. Bu dönemde Seyfi Kaptan'la tanışır ve hemen evlenirler.
Fakat Seyfi Kaptan'ın ailesi, özellikle annesi, bu ani evliliğe karşı çıkar ve yalnız ve yoksul bir Yahudi kızı gelinleri olarak istemez. Bu nedenle yeni evli karıkoca bir yıl kadar Zonguldak-Bartın arasındaki bir gemide yaşar. İlk kızları Nezahat dünyaya gelince de aile bu konudaki katı tutumunu yumuşatır, böylece genç evliler Kuzguncuk'taki konağa yerleşir. Konağa yerleştikten sonra Seyfullah Kaptan'ın ailesinin, Marie Hanım'a karşı değişen tavrında elbette onun yumuşak başlılığı ve merhameti de etkilidir. Ancak buna rağmen aile içinde sürekli alaylara maruz kalır ve Sevim Burak'ın doğumundan 4-5 yıl sonra Müslümanlığı seçip Aysel Kudret adını alsa da hiçbir zaman tam olarak aileden görülmez. Sarışın ve yeşil gözlü bu güzel kadın, çok iyi İspanyolca ve Fransızca konuşmasına rağmen bir türlü Türkçesi'ni düzeltemez, bu yüzden de Yahudiliğini hep ele verir.
(Burada bir parantez açmak gerekirse, Sevim Burak ileriki yıllarda yazacağı öykülerde annesinin aksanlı diline de yer vererek hem kendine özgü bir azınlık dili yaratır hem de aşağılanmasının intikamını alır. Fransızca imla ile Türkçe kelimelerin yazılmasına dayanan bu dil örneğine "Afrika Dansı" isimli öykü kitabında yer alan “Osmanlı Bankası” ile “On Altıncı Vay” öykülerinde sıkça karşılaşırız. Aynı zamanda küçükken annesinden utanmanın vicdan azabını da öder gibidir Burak bu iki öyküde.)



Benzer Konular

Görüntüleme:2720, Cevaplar:0

İlginizi Çekebilir >
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:28 .