Sponsorlu Bağlantılar:
  Sylvia Plath
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Lahana Çorbası Konuları Okundu Kabul Et
Like Tree2Beğeniler
Cevapla
Seçenekler
Alt 14-01-2009, 20:46 #1

кirîѕтаи

ÖZEL ÜYE

Sylvia Plath

Sylvia Plath




Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.


Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.


Hayatı

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.


Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.


Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.


Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.


İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
1963 yılında henüz 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwynet Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.


Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

Eserleri


Şiir

  • The Colossus (1960)
  • Ariel (1965)
  • Crossing the Water (1971)
  • Winter Trees (1972)
  • The Collected Poems (1981)

Düz yazı

  • The Bell Jar (1963)
  • Letters Home (1975)
  • Johnny Panic and the Bible of Dreams (1977)
  • The Journals of Sylvia Plath (1982)
  • The Magic Mirror (1989)
  • The Unabridged Journals of Sylvia Plath

Çocuk kitapları

  • The Red Book (1976)
  • The It-Doesn't-Matter-Suit (1996)
  • Collected Children's Stories (İngiltere, 2001)
  • Mrs. Cherry's Kitchen (2001)

Türkçeye çevrilen eserleri


Еva Bunu beğendi.
Görüntüleme:4702, Cevaplar:64

Alt 03-08-2012, 22:02 #2

cynthia

marguerite duras

Alçıda
Asla kurtulamayacağım bundan! Şimdi benden iki tane var:
Bu yeni büsbütün beyaz kişi ve o eski sarı olanı,
Ve beyaz kişi kesinlikle daha üstün olandır.
Yiyeceğe gereksinim duymaz, gerçek azizelerden biridir.
Başlangıçta nefret etmiştim O’ndan, kişiliği yoktu –
Ölü bir beden gibi benimle yatmıştı yatakta
Ve korkuyordum, çünkü biçimi tıpkı benim gibiydi.

Sadece daha fazla beyaz ve kırılamaz ve şikayetsiz.
Bir hafta uyuyamamıştım, kendisi öyle sakindi ki.
Her şeyle suçladım kendisini, fakat cevap vermedi O.

Anlayamamıştım O’nun aptalca davranışını!
O’na vurduğumda sessiz durmuştu, gerçek bir barışsever misali.
Sonra farkına vardım ki istediği şey sevilmekti:
Canlanmaya başladı, ve O’nun faydalarını gördüm.

Bensiz var olamazdı, yani tabii ki bana minnettardı.
O’na bir ruh verdim, çiçeklendirdim O’nu
Çok değerli olmayan bir porselendeki gülün açması misali,
Ve bendim herkesin ilgisini çeken,
Başta sandığım gibi O’nun beyazlığı ve güzelliği değildi.
Biraz himaye ettim O’nu, ve yalayarak içti bunu –
Handiyse hemencecik bir köle zihniyeti taşıdığı söylenebilir.

Beni beklemesine bir itirazım yok, ve O çılgınca seviyordu bunu.
Sabahları erken kaldırırdı beni, yansıtarak güneşi
Şaşırtıcı derecedeki beyaz gövdesiyle, ve ben fark ediyordum
O’nun paklığını ve dinginliğini ve sabrını:
En iyi hemşireler gibi huyuna suyuna gidiyordu zayıflığımın,
Doğru dürüst iyileşsin diye, kemiklerimi yerinde tutarak.
Zamanla ilişkimiz daha bir gerginleşti.

Bana aldırmaz olmaya başladı ve soğuk görünüyordu.
İçten içe beni kınadığını hissettim,
Sanki alışkanlıklarım bir şekilde O’nunkileri gocunduruyordu.
Akışına bıraktı her şeyi ve giderek daha dalgın oldu.
Ve derim kaşınıyordu ve yumuşak parçalar halinde dökülüyordu
Bakımımı oldukça kötü yapmasıydı sadece bunun nedeni.
Sonra anladım sorunun ne olduğunu: ölümsüz olduğunu düşünüyordu.

Beni terk etmek istiyordu, daha üstün olduğunu düşünüyordu,
Ve kendisini bilgilendirmiyordum, ve kızgındı –
Günlerini heba ediyordu yarı bir cesedin üstünde!
Ve benim ölmüş olmamı umuyordu içten içe.
O vakit ağzımı ve gözlerimi örtebilirdi, beni tümüyle örtebilirdi,
Ve boyalı yüzümü taşıyabilirdi tıpkı bir mumya tabutunun
Taşıdığı gibi bir firavunun yüzünü, çamur ve sudan yapılmış olsa bile.

O’ndan kurtulabilecek bir konumda değildim.
Uzun bir zamandır beni desteklediğinden handiyse felç olmuştum –
Nasıl yüründüğünü ve oturulduğunu unutmuştum,
Yani O’nu herhangi bir şekilde kızdırmamak için dikkatliydim
Ya da zamanından önce O’ndan nasıl öç alacağımı göstermemeliydim.

O’nunla birlikte yaşamak tabutumla birlikte yaşamak gibiydi:
Gene de bağımlıydım O’na, bu durumdan pişmanlık duysam bile.

Birlikte mutlu bir çift olacağımızı düşünmüştüm başlangıçta –
Fakat sonuçta, bir çeşit evlilikti bizimkisi, böylesine yakın olmak.

Şimdi anlıyorum ya birimiz ya da öbürümüz olacak.
Biz azize olabilir O, ve ben çirkin ve kıllı olabilirim,
Fakat yakında anlayacak bunların önemli olmadığını.
Gücümü toparlıyorum; bir gün O’nsuz yapabileceğim,
Ve o vakit telef olacak O yoklukla, ve beni özlemeye başlayacak.


[1961]

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:05 #3

cynthia

marguerite duras

Aşk Mektubu
Kolay değil ifade etmek yaptığın değişikliği.
Eğer hayattaysam şimdi, o halde ölmüştüm,
Gerçi, bir taş gibi, ondan etkilenmeden,
Durmuştum alışkanlık olduğu üzere.
Bir parmak bile öteye çekmedin beni, hayır –
Ne de bıraktın benim küçük çıplak gözüm ilişsin diye
Göğe doğru yeniden, umutsuzca, kuşkusuz,
Kavrayarak maviliği, ya da yıldızları.

Bu değildi o. Uyudum, de ki: bir yılan
Gizlenmiş siyah kayaların arasında siyah bir kaya gibi
Kışın beyaz boşluğunda –
Komşularım gibi, mükemmelce biçimlenmiş
Milyonlarca yanakların benim bazalt yanaklarımı
Eritmek için her an konmasından
Hiç zevk almayarak. Gözyaşlarına dönüştüler,
Cansız mizaçlara ağlaşan meleklere,
Fakat ikna edemediler beni. Dondu o gözyaşları.
Her ölü kafada buzdan bir miğfer siperliği vardı.

Ve uyumayı sürdürdüm kıvrık bir parmak gibi.
İlk gördüğüm şey temiz havaydı
Ve şebnemde yükselen sarmaş dolaş damlalardı
Ruhlar misali şeffaf. Sık ve ifadesizce
Yatıyordu etrafta bir sürü taş.
Bilmiyordum onu neye kullanacağımı.
Parıldadım, fare adımlarıyla tırmandım, ve saçıldım
Dökmek için kendimi bir sıvı misali
Kuş ayakları ve bitki gövdeleri arasında.
Kandırılmamıştım. Biliyordum seni hemencecik.

Ağaç ve taş ışıldadı, gölgesiz.
Parmak uzunluğum cam misali şeffaflaştı.
Mart sürgünü gibi tomurcuklanmaya başladım.
Bir kol ve bir bacak, ve kol, bir bacak.
Taştan buluta, derken yükseldim.
Şimdi andırırım bir çeşit tanrıyı
Yüzerek havanın arasından ruh-vardiyamda
Bir buz tabla misali temiz. Bir armağandır bu.


[1960]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Еva Bunu beğendi.

Alt 03-08-2012, 22:05 #4

cynthia

marguerite duras

Siyahlı Adam
Orada, o üç galibarda
Mendireğin dalgayı karşıladığı
Ve boz denizi yuttuğu yerin

Solunda, ve dalganın yumruğunu
Çözdüğü koyu kahverengi
Dikenli telli çıkıntısıyla,

İntizamlı domuz ahırlarıyla,
Tavuk barakalarıyla ve davar otlağıyla
Deer Island hapishanesinin

Sağında, pırıldatır hâlâ
Mart buzu kaya sularını,
Düşen her bir akıntıyla açığa çıkan

Yanık renkli kum uçurumlar yükselir
Büyük bir taş burun üstünde,
Ve sen, bu beyaz taşların

Karşısındasın, sıçrayarak yürür ölüm sana
Siyah palto, siyah ayakkabılar, ve siyah saçlarınla
Durduğun yere kadar,

Uzaktan bakılınca durağan bir girdaptır
Tepe, göz kamaştıran taşlardır, havadır,
Hepsi, hep birlikte.

(1959)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:06 #5

cynthia

marguerite duras

İsterim, İsterim
Ağzı açık, bebek tanrı
Sınırsızca kel, bebek kafalı olsa da,
Annesinin memesi için ağlar.
Yarılır ve çatlar kuru volkanlar,

Kum aşındırdı sütsüz dudağı.
Yabanarısını, kurdu ve köpekbalığını çalıştıran
Ve sümsük kuşunun gagasını tasarlayan
Babasının kanı için ağladı sonra.

Kuru gözlerle, o müzmin cet
Doğrulttu adamlarını deriden ve kemikten,
Taçta yaldızlı telden ok uçları,
Kanlı gül bedeninde dikenler.

(1958)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:06 #6

cynthia

marguerite duras

Şiirler, Patatesler
Belirleyerek susturur kelime; çekilmiş hat
Kovar daha donuk akranlarını ve başarır, ölüm saçarak,
Hayali hatların sadece usandırdığı

Müesseselerde. Patatesler gibi dirençli
Taşlar bilinçsiz, kelime ve hat dayanır
Bir inçlik yerde. Brüt değil ki onlar (her ne kadar

Daha sonra onları lezzetli bir yiyeceğe dönüştürmek
Sıklıkla düşünülse de, terazide tartılır) fakat durmaksızın
Aldatır beni onlar: ne daha fazla

Ne de başka şey, can sıkarlar hâlâ.
Şiirsizleşmişlerdir, resimsizleşmişlerdir, patates
Demetlerinin pürtüklü kahverengileri daha
Üstün bir sayfadadır; o dobra taş da.

(1958)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:07 #7

cynthia

marguerite duras

Gözdeki Zerre
Gün ışığı gibi masumca durup baktım
Atlardan bir tarlaya, boyunlar eğilmiş, yeleler rüzgârda,
Kuyruklar akmakta çınarların
Yeşil zeminine. Damların üzerinden
Kilisenin beyaz kulelerine çarpmakta güneş,
Tutarak atları, bulutları, yaprakları

Adamakıllı kök salmışlar, bir deryadaki kamışlar misali
Sola doğru yüzse bile hepsi.
O vakit kıymık uçup saplandı gözüme,
Batıp kararttı gözümü. Sıcak bir yağmurda
Biçimlerin eriyişini gördüm sonra:
Atlar eğilmişti değişken yeşile,

Çift hörgüçlü develer ya da ünikornlar gibi tuhaftılar,
Tek renkli bulanık kenarlarda otlamaktaydı,
Daha iyi bir zamandan kalma vahanın hayvanları.
Aşındırarak göz kapaklarımı, yanmaktadır küçük zerre:
Kendimin, atların ve filizlerin etrafında
Dönendiği o kırmızı cüruf.

Ne göz yaşları ne de göz banyolarının
Dindiren taşkını çıkarabilir bu parçayı:
Batıyor, ve bir haftayı buldu batıp durması:
Kabul ederim artık tenin kaşıntısını,
Kör olmaktır bunun sonu ve başı.
Düşlerim Ödipus olmayı.

Yataktan önceki, bıçaktan önceki,
Broş iğnesinden ve bu parantezlerde
Beni bağlayan merhemden önceki
Kendime geri dönmektir istediğim;
Atlar akıyor rüzgârda,
Bir mekân, bir zaman, çıkıp gitmiş akıldan.

[1959]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:08 #8

cynthia

marguerite duras

Hardcastle Sarp Kayalıkları
Taş bir kentin siyahından ay mavisi dönemeçleri teyelleyerek,
Çaktı çelik sokakta ayakları
Yankıların bir patırtısını, çakmaktaşı misali,
Havanın çırasını tutuşturduğunu ve
O karanlık bodur kulübelerin

Bir duvarından öbürüne
Yankının havai fişeğini salladığını işitmişti kadın.
Fakat duvarlar tarlalara ve biteviye fokurdayan çimenlere
Yol verdiğinde, öldü yankılar kadının ardında.
Binmiş gidiyor dolunayın

Işığına, yeleleri rüzgârda,
Yorulmaz, bağlanmış, ayla çevrelenmiş bir deniz gibi
Kımıldar köklerinde. O yarık vadide kenarda köşede kalmış
Bir sis-hayaleti asılıp dursa da omuz hizasından
Öne doğru, bildik tanıdık bir hayalete

Dönüşmedi gene de,
Ne bir sözcük ne de bir isim söyledi
Kadının yürüdüğü o boş ruh haletine. Bir kere
Düşle şeneltilmiş köyü geçtiğinde, artık düşü barındırmadı
Kadının gözleri, ve uyku perisinin tozu

Kaybetti parıltısını ayak tabanlarının altında.
O uzun rüzgâr, yontup inceltti kadını
Bir çimdik alaza, üfledi elemli ıslığını
Kadının kulak sarmalına, ve balkabağından oyulmuş bir taç gibi
Vantuz çekti Babil’i kadının kafasına.

Kadının değersiz armağanlarına karşılık
Sunulmuştu kadına bütün bu gece, ve yüreğinin
Vuruşu bu tepelerin kamburlaşmış
Lakayt demiriydi, ve meraları komşuydu
Siyah taş üstüne konmuş siyah taşa. Ahırlar

Korumuştu kuluçkadaki yavruları ve enikleri
Kapalı kapılar ardında; çayırlığa çökmüş
Mandıra sürüleri sessizdi kaya parçaları misali;
Yünden yumaklarında taşa yaslanıp uyuklamıştı koyunlar,
Ve kuşlar, dalda uyuklamaktaydı, giyinmişlerdi

Granit yakaları, gölgeleri
Yaprak kisvesinde. Bütün bu manzara
Lenfin ve usarenin en erken hükmündeki
Gözlerle değişmemiş
Bir kadim dünya misali uzakta büsbütün belirdi,

Kadının küçük sıcaklığının alazını
Söndürmeye yeterliydi, fakat taşların
Ve taş tepelerin ağırlığı kadını parçalayıp
Bu taşsı ışıkta sırf kuvarsa ve kuma dönüştürmeden önce
Geri döndü kadın.

[1957]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:08 #9

cynthia

marguerite duras

Grantchester Çayırlıkları’nın Suluboya Resmi
Orada, bahar kuzuları doldurur ağılı. Hava
Sessizdir, gümüşsüdür bir bardaktaki su gibi
Hiçbir şey büyük ya da uzak değildir.
O küçük sivrifare ciyaklar çimen kafalarının
Yabansılığında ve işitilir.
Başparmak büyüklüğündeki her bir kuş
Sık çalılıklardaki atik kanatlılara ve güzelim renklere uygun düşer.

Bulut dizisi ve baykuş oyuklu söğütler eğilirler
O uysal Granta’ya doğru, katmerleştirerek beyazlığını ve yeşilliğini,
Şeffaf suyun altındadır dünya
Ve sürer demir atmış dalgayı, bir yukarı bir aşağı.
Ve kayıkçı daldırır sırığını.
Evcil kuğu yavrularının yöneldiği
Byron gölünde ayrılır kamışlar.

Bir kreş tabağındaki manzaradır bu.
Benekli inekler çevirir çenelerini ve kısaltır
Kırmızı yoncayı ya da güneşle sırlanmış düğünçiçeğinin
Bir halesiyle sarmalanmış pancarı kemirir.
Yumuşak huylu çayırlıkları kuşatır
Sırakemerlerin yeşili
Kan böğürtlenli alıç saklar dikenlerini beyazla.

O matrak vejetaryen, su sıçanı
Testereler bir kamışı ve yüzer toparlak korusundan,
Siyah önlüklerindeki öğrenciler gezinir ya da otururken
Kenetlenmiş elleriyle, aşık olmanın hülyalı bir dalgınlığıyla –
Fakat böylesi yumuşak bir havada
Baykuşun kulesinden eğileceğinin
Ve sıçanın çığlık atacağının farkında değiller.

[1959]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 03-08-2012, 22:08 #10

cynthia

marguerite duras

Malikâne Bahçesi
Fıskiyeler kurumuş ve güller solmuştur.
Ölüm tütmektedir. Yaklaşır günün.
Küçük Buda’lar gibi semirir armutlar.
Mavi bir buğu kaplar gölü.

Balıkların çağı arasından kımıldarsın,
Domuzun mağrur asırları arasından –
Kafa, ayak parmağı ve parmak
Gölgeden çıkıp berraklaşır. Tarih

Besler bu kırılmış yivleri,
Bu kenger taçlarını,
Ve karga giyer giysilerini.
Miras kalır sana beyaz süpürgeotu, bir arının kanadı,

İki intihar, aile kurtları,
Boşluk saatleri. Bazı sert yıldızlar
Şimdiden sarılaştırır gökleri.
Örümcek kendi ipinde

Geçer gölü. Solucanlar
Terk eder mutat meskenlerini.
Toplanır küçük kuşlar, toplanır
Zor bir doğuma getirdikleri armağanlarıyla.

[1959]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Sylvia Plath Konusuna Benzer Konular

Sylvia Plath'a Mektuplar II


Sylvia Plath'a Mektuplar II ... sonra sustun bir gün kesildikçe sesin kan damlıyordu kaleminden yaşarken yazmak ölümü ne büyük sanattı...

Sylvia Plath'a Mektuplar I


Ne düşünüyorsun Sylvia? - ölümü söyledim sana, vazgeç kendini Lazarus sanmaktan hem artık İsa da yok her öldüğünde hayat veremez sana

Suyu Geçiş - Sylvia Plath


Kitap Özet "... Bu şiirler geçiş dönemi şiirleridir. Bunlardaki yoğun denetim ve olgunluğa ne daha önceki gençlik döneminin Colossus'unda ne de...

Funda Ötleğeni (Sylvia undata)


Bilimsel sınıflandırma Alem: Animalia (Hayvanlar) Şube: Chordata (Kordalılar) Sınıf: Aves (Kuşlar) Takım: Passeriformes (Ötücü...

Karaboğazlı Ötleğen (Sylvia rueppelli)-


Boyları 12.5-13.5 cm kadardır. Erkeğin başı ve boğazı siyahtır. Bu iki bölgeyi ayıran beyaz bir çizgi vardır. Gözler kırmızıdır. Dişilerde boğaz...




Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:22 .