Sponsorlu Bağlantılar:
  Sylvia Plath
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Like Tree2Beğeniler
Cevapla
Seçenekler
Alt 14-01-2009, 20:46 #1

кirîѕтаи

ÖZEL ÜYE

Sylvia Plath

Sylvia Plath




Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.


Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.


Hayatı

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.


Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.


Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.


Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.


İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
1963 yılında henüz 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwynet Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.


Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

Eserleri


Şiir

  • The Colossus (1960)
  • Ariel (1965)
  • Crossing the Water (1971)
  • Winter Trees (1972)
  • The Collected Poems (1981)

Düz yazı

  • The Bell Jar (1963)
  • Letters Home (1975)
  • Johnny Panic and the Bible of Dreams (1977)
  • The Journals of Sylvia Plath (1982)
  • The Magic Mirror (1989)
  • The Unabridged Journals of Sylvia Plath

Çocuk kitapları

  • The Red Book (1976)
  • The It-Doesn't-Matter-Suit (1996)
  • Collected Children's Stories (İngiltere, 2001)
  • Mrs. Cherry's Kitchen (2001)

Türkçeye çevrilen eserleri




Benzer Konular

Еva Bunu beğendi.
Görüntüleme:5075, Cevaplar:64

Alt 03-08-2012, 22:02 #2

cynthia

marguerite duras

Alçıda
Asla kurtulamayacağım bundan! Şimdi benden iki tane var:
Bu yeni büsbütün beyaz kişi ve o eski sarı olanı,
Ve beyaz kişi kesinlikle daha üstün olandır.
Yiyeceğe gereksinim duymaz, gerçek azizelerden biridir.
Başlangıçta nefret etmiştim O’ndan, kişiliği yoktu –
Ölü bir beden gibi benimle yatmıştı yatakta
Ve korkuyordum, çünkü biçimi tıpkı benim gibiydi.

Sadece daha fazla beyaz ve kırılamaz ve şikayetsiz.
Bir hafta uyuyamamıştım, kendisi öyle sakindi ki.
Her şeyle suçladım kendisini, fakat cevap vermedi O.

Anlayamamıştım O’nun aptalca davranışını!
O’na vurduğumda sessiz durmuştu, gerçek bir barışsever misali.
Sonra farkına vardım ki istediği şey sevilmekti:
Canlanmaya başladı, ve O’nun faydalarını gördüm.

Bensiz var olamazdı, yani tabii ki bana minnettardı.
O’na bir ruh verdim, çiçeklendirdim O’nu
Çok değerli olmayan bir porselendeki gülün açması misali,
Ve bendim herkesin ilgisini çeken,
Başta sandığım gibi O’nun beyazlığı ve güzelliği değildi.
Biraz himaye ettim O’nu, ve yalayarak içti bunu –
Handiyse hemencecik bir köle zihniyeti taşıdığı söylenebilir.

Beni beklemesine bir itirazım yok, ve O çılgınca seviyordu bunu.
Sabahları erken kaldırırdı beni, yansıtarak güneşi
Şaşırtıcı derecedeki beyaz gövdesiyle, ve ben fark ediyordum
O’nun paklığını ve dinginliğini ve sabrını:
En iyi hemşireler gibi huyuna suyuna gidiyordu zayıflığımın,
Doğru dürüst iyileşsin diye, kemiklerimi yerinde tutarak.
Zamanla ilişkimiz daha bir gerginleşti.

Bana aldırmaz olmaya başladı ve soğuk görünüyordu.
İçten içe beni kınadığını hissettim,
Sanki alışkanlıklarım bir şekilde O’nunkileri gocunduruyordu.
Akışına bıraktı her şeyi ve giderek daha dalgın oldu.
Ve derim kaşınıyordu ve yumuşak parçalar halinde dökülüyordu
Bakımımı oldukça kötü yapmasıydı sadece bunun nedeni.
Sonra anladım sorunun ne olduğunu: ölümsüz olduğunu düşünüyordu.

Beni terk etmek istiyordu, daha üstün olduğunu düşünüyordu,
Ve kendisini bilgilendirmiyordum, ve kızgındı –
Günlerini heba ediyordu yarı bir cesedin üstünde!
Ve benim ölmüş olmamı umuyordu içten içe.
O vakit ağzımı ve gözlerimi örtebilirdi, beni tümüyle örtebilirdi,
Ve boyalı yüzümü taşıyabilirdi tıpkı bir mumya tabutunun
Taşıdığı gibi bir firavunun yüzünü, çamur ve sudan yapılmış olsa bile.

O’ndan kurtulabilecek bir konumda değildim.
Uzun bir zamandır beni desteklediğinden handiyse felç olmuştum –
Nasıl yüründüğünü ve oturulduğunu unutmuştum,
Yani O’nu herhangi bir şekilde kızdırmamak için dikkatliydim
Ya da zamanından önce O’ndan nasıl öç alacağımı göstermemeliydim.

O’nunla birlikte yaşamak tabutumla birlikte yaşamak gibiydi:
Gene de bağımlıydım O’na, bu durumdan pişmanlık duysam bile.

Birlikte mutlu bir çift olacağımızı düşünmüştüm başlangıçta –
Fakat sonuçta, bir çeşit evlilikti bizimkisi, böylesine yakın olmak.

Şimdi anlıyorum ya birimiz ya da öbürümüz olacak.
Biz azize olabilir O, ve ben çirkin ve kıllı olabilirim,
Fakat yakında anlayacak bunların önemli olmadığını.
Gücümü toparlıyorum; bir gün O’nsuz yapabileceğim,
Ve o vakit telef olacak O yoklukla, ve beni özlemeye başlayacak.


[1961]

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:05 #3

cynthia

marguerite duras

Aşk Mektubu
Kolay değil ifade etmek yaptığın değişikliği.
Eğer hayattaysam şimdi, o halde ölmüştüm,
Gerçi, bir taş gibi, ondan etkilenmeden,
Durmuştum alışkanlık olduğu üzere.
Bir parmak bile öteye çekmedin beni, hayır –
Ne de bıraktın benim küçük çıplak gözüm ilişsin diye
Göğe doğru yeniden, umutsuzca, kuşkusuz,
Kavrayarak maviliği, ya da yıldızları.

Bu değildi o. Uyudum, de ki: bir yılan
Gizlenmiş siyah kayaların arasında siyah bir kaya gibi
Kışın beyaz boşluğunda –
Komşularım gibi, mükemmelce biçimlenmiş
Milyonlarca yanakların benim bazalt yanaklarımı
Eritmek için her an konmasından
Hiç zevk almayarak. Gözyaşlarına dönüştüler,
Cansız mizaçlara ağlaşan meleklere,
Fakat ikna edemediler beni. Dondu o gözyaşları.
Her ölü kafada buzdan bir miğfer siperliği vardı.

Ve uyumayı sürdürdüm kıvrık bir parmak gibi.
İlk gördüğüm şey temiz havaydı
Ve şebnemde yükselen sarmaş dolaş damlalardı
Ruhlar misali şeffaf. Sık ve ifadesizce
Yatıyordu etrafta bir sürü taş.
Bilmiyordum onu neye kullanacağımı.
Parıldadım, fare adımlarıyla tırmandım, ve saçıldım
Dökmek için kendimi bir sıvı misali
Kuş ayakları ve bitki gövdeleri arasında.
Kandırılmamıştım. Biliyordum seni hemencecik.

Ağaç ve taş ışıldadı, gölgesiz.
Parmak uzunluğum cam misali şeffaflaştı.
Mart sürgünü gibi tomurcuklanmaya başladım.
Bir kol ve bir bacak, ve kol, bir bacak.
Taştan buluta, derken yükseldim.
Şimdi andırırım bir çeşit tanrıyı
Yüzerek havanın arasından ruh-vardiyamda
Bir buz tabla misali temiz. Bir armağandır bu.


[1960]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy



Еva Bunu beğendi.

Alt 03-08-2012, 22:05 #4

cynthia

marguerite duras

Siyahlı Adam
Orada, o üç galibarda
Mendireğin dalgayı karşıladığı
Ve boz denizi yuttuğu yerin

Solunda, ve dalganın yumruğunu
Çözdüğü koyu kahverengi
Dikenli telli çıkıntısıyla,

İntizamlı domuz ahırlarıyla,
Tavuk barakalarıyla ve davar otlağıyla
Deer Island hapishanesinin

Sağında, pırıldatır hâlâ
Mart buzu kaya sularını,
Düşen her bir akıntıyla açığa çıkan

Yanık renkli kum uçurumlar yükselir
Büyük bir taş burun üstünde,
Ve sen, bu beyaz taşların

Karşısındasın, sıçrayarak yürür ölüm sana
Siyah palto, siyah ayakkabılar, ve siyah saçlarınla
Durduğun yere kadar,

Uzaktan bakılınca durağan bir girdaptır
Tepe, göz kamaştıran taşlardır, havadır,
Hepsi, hep birlikte.

(1959)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:06 #5

cynthia

marguerite duras

İsterim, İsterim
Ağzı açık, bebek tanrı
Sınırsızca kel, bebek kafalı olsa da,
Annesinin memesi için ağlar.
Yarılır ve çatlar kuru volkanlar,

Kum aşındırdı sütsüz dudağı.
Yabanarısını, kurdu ve köpekbalığını çalıştıran
Ve sümsük kuşunun gagasını tasarlayan
Babasının kanı için ağladı sonra.

Kuru gözlerle, o müzmin cet
Doğrulttu adamlarını deriden ve kemikten,
Taçta yaldızlı telden ok uçları,
Kanlı gül bedeninde dikenler.

(1958)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:06 #6

cynthia

marguerite duras

Şiirler, Patatesler
Belirleyerek susturur kelime; çekilmiş hat
Kovar daha donuk akranlarını ve başarır, ölüm saçarak,
Hayali hatların sadece usandırdığı

Müesseselerde. Patatesler gibi dirençli
Taşlar bilinçsiz, kelime ve hat dayanır
Bir inçlik yerde. Brüt değil ki onlar (her ne kadar

Daha sonra onları lezzetli bir yiyeceğe dönüştürmek
Sıklıkla düşünülse de, terazide tartılır) fakat durmaksızın
Aldatır beni onlar: ne daha fazla

Ne de başka şey, can sıkarlar hâlâ.
Şiirsizleşmişlerdir, resimsizleşmişlerdir, patates
Demetlerinin pürtüklü kahverengileri daha
Üstün bir sayfadadır; o dobra taş da.

(1958)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:07 #7

cynthia

marguerite duras

Gözdeki Zerre
Gün ışığı gibi masumca durup baktım
Atlardan bir tarlaya, boyunlar eğilmiş, yeleler rüzgârda,
Kuyruklar akmakta çınarların
Yeşil zeminine. Damların üzerinden
Kilisenin beyaz kulelerine çarpmakta güneş,
Tutarak atları, bulutları, yaprakları

Adamakıllı kök salmışlar, bir deryadaki kamışlar misali
Sola doğru yüzse bile hepsi.
O vakit kıymık uçup saplandı gözüme,
Batıp kararttı gözümü. Sıcak bir yağmurda
Biçimlerin eriyişini gördüm sonra:
Atlar eğilmişti değişken yeşile,

Çift hörgüçlü develer ya da ünikornlar gibi tuhaftılar,
Tek renkli bulanık kenarlarda otlamaktaydı,
Daha iyi bir zamandan kalma vahanın hayvanları.
Aşındırarak göz kapaklarımı, yanmaktadır küçük zerre:
Kendimin, atların ve filizlerin etrafında
Dönendiği o kırmızı cüruf.

Ne göz yaşları ne de göz banyolarının
Dindiren taşkını çıkarabilir bu parçayı:
Batıyor, ve bir haftayı buldu batıp durması:
Kabul ederim artık tenin kaşıntısını,
Kör olmaktır bunun sonu ve başı.
Düşlerim Ödipus olmayı.

Yataktan önceki, bıçaktan önceki,
Broş iğnesinden ve bu parantezlerde
Beni bağlayan merhemden önceki
Kendime geri dönmektir istediğim;
Atlar akıyor rüzgârda,
Bir mekân, bir zaman, çıkıp gitmiş akıldan.

[1959]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:08 #8

cynthia

marguerite duras

Hardcastle Sarp Kayalıkları
Taş bir kentin siyahından ay mavisi dönemeçleri teyelleyerek,
Çaktı çelik sokakta ayakları
Yankıların bir patırtısını, çakmaktaşı misali,
Havanın çırasını tutuşturduğunu ve
O karanlık bodur kulübelerin

Bir duvarından öbürüne
Yankının havai fişeğini salladığını işitmişti kadın.
Fakat duvarlar tarlalara ve biteviye fokurdayan çimenlere
Yol verdiğinde, öldü yankılar kadının ardında.
Binmiş gidiyor dolunayın

Işığına, yeleleri rüzgârda,
Yorulmaz, bağlanmış, ayla çevrelenmiş bir deniz gibi
Kımıldar köklerinde. O yarık vadide kenarda köşede kalmış
Bir sis-hayaleti asılıp dursa da omuz hizasından
Öne doğru, bildik tanıdık bir hayalete

Dönüşmedi gene de,
Ne bir sözcük ne de bir isim söyledi
Kadının yürüdüğü o boş ruh haletine. Bir kere
Düşle şeneltilmiş köyü geçtiğinde, artık düşü barındırmadı
Kadının gözleri, ve uyku perisinin tozu

Kaybetti parıltısını ayak tabanlarının altında.
O uzun rüzgâr, yontup inceltti kadını
Bir çimdik alaza, üfledi elemli ıslığını
Kadının kulak sarmalına, ve balkabağından oyulmuş bir taç gibi
Vantuz çekti Babil’i kadının kafasına.

Kadının değersiz armağanlarına karşılık
Sunulmuştu kadına bütün bu gece, ve yüreğinin
Vuruşu bu tepelerin kamburlaşmış
Lakayt demiriydi, ve meraları komşuydu
Siyah taş üstüne konmuş siyah taşa. Ahırlar

Korumuştu kuluçkadaki yavruları ve enikleri
Kapalı kapılar ardında; çayırlığa çökmüş
Mandıra sürüleri sessizdi kaya parçaları misali;
Yünden yumaklarında taşa yaslanıp uyuklamıştı koyunlar,
Ve kuşlar, dalda uyuklamaktaydı, giyinmişlerdi

Granit yakaları, gölgeleri
Yaprak kisvesinde. Bütün bu manzara
Lenfin ve usarenin en erken hükmündeki
Gözlerle değişmemiş
Bir kadim dünya misali uzakta büsbütün belirdi,

Kadının küçük sıcaklığının alazını
Söndürmeye yeterliydi, fakat taşların
Ve taş tepelerin ağırlığı kadını parçalayıp
Bu taşsı ışıkta sırf kuvarsa ve kuma dönüştürmeden önce
Geri döndü kadın.

[1957]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:08 #9

cynthia

marguerite duras

Grantchester Çayırlıkları’nın Suluboya Resmi
Orada, bahar kuzuları doldurur ağılı. Hava
Sessizdir, gümüşsüdür bir bardaktaki su gibi
Hiçbir şey büyük ya da uzak değildir.
O küçük sivrifare ciyaklar çimen kafalarının
Yabansılığında ve işitilir.
Başparmak büyüklüğündeki her bir kuş
Sık çalılıklardaki atik kanatlılara ve güzelim renklere uygun düşer.

Bulut dizisi ve baykuş oyuklu söğütler eğilirler
O uysal Granta’ya doğru, katmerleştirerek beyazlığını ve yeşilliğini,
Şeffaf suyun altındadır dünya
Ve sürer demir atmış dalgayı, bir yukarı bir aşağı.
Ve kayıkçı daldırır sırığını.
Evcil kuğu yavrularının yöneldiği
Byron gölünde ayrılır kamışlar.

Bir kreş tabağındaki manzaradır bu.
Benekli inekler çevirir çenelerini ve kısaltır
Kırmızı yoncayı ya da güneşle sırlanmış düğünçiçeğinin
Bir halesiyle sarmalanmış pancarı kemirir.
Yumuşak huylu çayırlıkları kuşatır
Sırakemerlerin yeşili
Kan böğürtlenli alıç saklar dikenlerini beyazla.

O matrak vejetaryen, su sıçanı
Testereler bir kamışı ve yüzer toparlak korusundan,
Siyah önlüklerindeki öğrenciler gezinir ya da otururken
Kenetlenmiş elleriyle, aşık olmanın hülyalı bir dalgınlığıyla –
Fakat böylesi yumuşak bir havada
Baykuşun kulesinden eğileceğinin
Ve sıçanın çığlık atacağının farkında değiller.

[1959]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:08 #10

cynthia

marguerite duras

Malikâne Bahçesi
Fıskiyeler kurumuş ve güller solmuştur.
Ölüm tütmektedir. Yaklaşır günün.
Küçük Buda’lar gibi semirir armutlar.
Mavi bir buğu kaplar gölü.

Balıkların çağı arasından kımıldarsın,
Domuzun mağrur asırları arasından –
Kafa, ayak parmağı ve parmak
Gölgeden çıkıp berraklaşır. Tarih

Besler bu kırılmış yivleri,
Bu kenger taçlarını,
Ve karga giyer giysilerini.
Miras kalır sana beyaz süpürgeotu, bir arının kanadı,

İki intihar, aile kurtları,
Boşluk saatleri. Bazı sert yıldızlar
Şimdiden sarılaştırır gökleri.
Örümcek kendi ipinde

Geçer gölü. Solucanlar
Terk eder mutat meskenlerini.
Toplanır küçük kuşlar, toplanır
Zor bir doğuma getirdikleri armağanlarıyla.

[1959]
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:10 #11

cynthia

marguerite duras

Gece 2’de Ameliyat
Yapaydır beyaz ışık, ve cennet misali hijyen.
Mikroplar sağ kalamaz onda.
Şeffaf giysilerinde ölüp gidiyorlar, saparak
Bisturilerden ve lastik eldivenlerden.
Donmuş ve huzur dolu, bir kar tarlasıdır haşlanmış çarşaf.
Ellerimdedir altındaki beden.
Her zamanki gibi yüz yoktur. Üstüne yedi delik bastırılmış
Porselen beyazlığı bir topak vardır. Başka bir ışıktır ruh.
Görmedim ruhu ben; yukarı doğru uçamaz ki.
Bu gece bir geminin ışığı misali geri çekildi ruh.

Bir bahçedir uğraşacağım şey – sızdırarak yapışkan özlerini
Yumrular ve meyvedir
Köklerden bir paspas. Asistanlarım geriye doğru çeker onları.
Hücum eder bana pis kokular ve renkler.
Akciğer ağacıdır bu.
Muhteşemdir bu orkideler. Yılanlar misali fark ederler ve sarılırlar.
Kırmızı bir çan çiçeğidir yürek, endişe içinde.
Bu organlarla karşılaştırıldığımda
Öyle küçüğüm ki!
Bu erguvani vahşilikte bükerek çentikliyorum.

Bir güneş batışıdır kan. Hayranım ona.
Dirseklerime kadar kan içindeyim, kırmızı ve viyaklayan.
Hâlâ sızar bana doğru, tükenmiş değildir kan.
Öyle büyülü ki! Mühürleyip kapatmam gereken
Sıcak bir pınardır ve doldurmalıyım
O karmaşık, mavi boru tesisatını bu soluk mermer altında.
Nasıl da hayranım Romalılara –
Sukemerlerine, Caracella’nın Hamamları’na, kartal burna!
Romalı bir şeydir beden.
Kapatmış ağzını huzurun taştan hapında.

Hastane hademelerinin dışarı sürdüğü bir heykeldir bu.
Mükemmelleştirdim onu ben.
Bir kolla ya da bir bacakla kala kaldım,
Bir takım dişle, ya da takırdatabileceğim
Ve eve götürebileceğim bir şişedeki taşlarla,
Ve doku dilimleriyle – patolojik bir salamla.
Bu gece parçalar bir buzdolabında mezara gömülecek.
Azizlerin kutsal emanetleri misali
Sirke içinde yüzecekler yarın.
Hastanın temiz, pembe plastik bir uzvu olacak yarın.

Hastane koğuşundaki bir yatakta, küçük mavi bir ışık
İlan etmektedir yeni bir ruhu. Mavidir yatak.
Bu gece, bu kişi için, güzel bir renktir mavi.
Yukarı taşıdı O’nu morfin melekleri.
Tavanın bir parmak altında salınmaktadır,
Şafağın cereyanını tatmaktadır.
Dolanıyorum gazlı bez lahitlerinde uyuyanlar arasında.
Kırmızı gece lambaları yassı kamerlerdir. Kanla donuklaşmışlar.
Güneşim ben, beyaz paltomda,
Çiçekler gibi izlerler beni, ilaçlarla kapanmış gri yüzler.


[1961]

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:10 #12

cynthia

marguerite duras

Arı Randevusu

Benimle köprüde buluşan bu insanlar kimlerdir? Köylülerdir onlar –

Rahip, ebe, zangoç, arıların aracısı.
Kolsuz yazlık elbisemde korunmasızım,
Ve hepsi eldivenlidir ve örtülüdür, niçin kimse bana bir şey demedi?
Gülümserler ve antik şapkalara teyellenmiş peçeleri indirirler.

Bir tavuk boynu gibi çıplağım, kimse sevmez mi beni?

Evet, beyaz dükkan önlüğüyle arıların sekreteri burada,
Kollukları iliklenir bileklerimde ve geniş kesimi boynumdan dizlerime kadar.
Şimdi ben sütlü ipeğim, farkına varmaz arılar.
Koklamayacaklar korkumu, korkumu, korkumu.

Şimdi bunlardan hangisi rahiptir, siyah giyinen adam mı?

Hangisi ebedir, mavi paltolu mu?
Başını sallıyor herkes dört köşe siyah bir kafayla, miğferlerini takmış şövalyeler,
Peynir kıyafetli göğüs levhaları düğümlenmiş koltuk altlarında.
Gülüşleri ve sesleri değişir. Fasulye tarlasından geçirilirim.

İnsanlar misali göz kırpıp durur alüminyum folyo şeritler,

Fasulye çiçeklerinden bir denizde yelpazeler ellerini tüy toz alıcıları,
Sıkılmış yürekler gibi kara gözlü ve yapraklıdır kaymaklı fasulye çiçekleri.
Kan pıhtılarını mı yukarı çeker kirişler o iple?
Hayır, hayır, bir gün yenilebilecek olan bu kıpkızıl çiçeklerdir.

Moda olan beyaz bir hasır şapka ve yüzümün şeklini alan siyah bir peçe

Veriyorlar şimdi bana, kendilerinden biri yapıyorlar beni.
Budanmış koruya götürüyorlar beni, kovanların çemberine.
Bu denli hastalıklı kokan alıç dikeni midir?
Alıç dikeninin kısır bedeni uyuşturur öz çocuklarını.

Bir ameliyat mı olacak burada?

Cerrahı mı bekliyor komşularım,
Parıldayan eldivenler, beyaz takım elbise
Ve yeşil bir miğfer içindeki bu görünüm.
Kasap mıdır, manav mıdır, postacı mıdır, tanıdığım biri midir?

Koşamam, kök salmışım ve dikenli yaprak acıtır canımı

Sarı keseleriyle, batan zırhıyla.
Sürekli koşmaksızın koşmayı beceremezdim.
Beyaz kovanın ağzı sıkı bir bakire misali,
Mühürle kapatmış kuluçka hücrelerini, balını, ve vızıldar sessizce.

Devrilir duman ve korudaki eşarplar.

Kovanın bilinci bunun her şeyin sonu olduğunu düşünür.
İşte geliyorlar, arabayı çekenler, isterik elastiklerinde.
Çok sessiz durursam, sanırım ki bir yaban maydanozu olduğumu düşünürler,
Husumetlerinin dokunmadığı saf bir kafa,

Baş bile sallamıyor, çalılık çitlerindeki bir kişi.

Köylüler açar odacıkları, avlarlar kraliçeyi.
Saklanıyor mu, bal mı yiyor? Çok zekidir.
Yaşlıdır, yaşlı, yaşlı, bir yıl daha yaşamalı, ve bilir bunu.
Parmak eklemi hücrelerindeki yeni bakireler

Düşlerlerken kaçınılmazcasına kazanacakları bir düelloyu,

Bir balmumu perdesi ayırır onları gelin kaçışından,
Katil kadının kendisini seven göğe doğru firarı.
Şimdi taşır köylüler bakireleri, kırım olmaz.
Yaşlı kraliçe göstermez kendisini, öylesine nankör müdür ki?

Bitkinim, bitkinim –

Bıçakların baygınlığında beyaz bir sütun.
Sihirbazın kızıyım ben, kımıldatmam vücudumu.
Köylüler çıkarırlar tebdili kıyafetlerini, el sıkışırlar.
Kimindir korudaki bu beyaz kutu, neyin üstesinden geldiler, niçin üşüyorum ben.

(3 Ekim 1962)


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:11 #13

cynthia

marguerite duras

Sabah Şarkısı
Semiz altın bir saat gibi ayarladı seni aşk.
Şamarladı ayak tabanlarını ebe, ve cavlak çığlığın
Elementlerin arasında aldı yerini.

Seslerimiz yankılanır, gelişini büyütür. Yeni heykel.
Cereyanlı bir müzede, çıplaklığın
Gölgeler güvenliğimizi. Duvarlar gibi bomboş dururuz etrafta.

Rüzgârın elinde yavaş silinmesini
Yansıtacak bir ayna damıtan o buluttan daha fazla
Annen değilim artık.

Bütün gece pervane nefesin
Oynaşır o yassı pembe güllerin arasında. Uyanır dinlerim:
Uzak bir deniz kımıldar kulağımda.

Bir çığlık, ve sendelerim yataktan, inek kadar ağır ve çiçeksi
Viktoryan geceliğimde.
Bir kedininki gibi temizce açılır ağzın. Pencere çerçevesi

Beyazlar ve yutar donuk yıldızlarını. Ve şimdi denersin
Avuç dolusu notalarını;
Berrak sesli harfler yükselir balonlar gibi.

(1961)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:12 #14

cynthia

marguerite duras

Kasım’da Mektup
Aşkım, dünya
Birdenbire değişir, değişir rengi. Sokak lambası
Ayrılır sabahın dokuzunda sarısalkımın
Fare kuyruğu tohum zarları arasından.
Kuzey kutbudur

Bu küçük siyah
Çember, bu esmer gümüş çimenlerle – bebeklerin saçı.
Havada bir yeşil vardır,
Yumuşak, nefis.
Sevgiyle sarmalar beni.

Heyecanlı ve sıcağım.
Azmanlaşabilirim sanırım,
Öyle aptalca mutluyum ki,
Wellington çizmelerim
Ses çıkarır ve ses çıkarır o güzel kırmızıdan geçerken.

Bu benim mülkümdür.
Bir günde iki sefer
Gezinirim onunla, koklarken
Barbar kutsal dikenini
Koyu yeşil midyelerini, saf demiri,

Ve eski cesetlerden o duvarı.
Severim onları.
Tarih gibi severim onları.
Elmalar altın renkli,
Düşünsene bir –

Yetmiş ağacım
Tutar altın pembesi topları
Katı gri ölüm çorbasında,
Onların milyonlarca
Altın yaprakları metal ve nefessiz.

Ey aşk, ey el değmemişlik.
Benden başka kimse
Yürümez bel yüksekliğindeki ıslaklıkla.
Yeri doldurulamaz
Altınlar kanar ve derinleşir, Thermopylae’nin ağızlarında.

(1962)
Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:13 #15

cynthia

marguerite duras

Bir Doğum Günü Hediyesi

Nedir bu, bu peçenin ardındaki, çirkin midir, güzel midir?

Titrekçe ışıldıyor, memeleri var mıdır, var mıdır kenarları?

Benzersiz olduğundan eminim, istediğim şey olduğundan eminim.

Sessizce yemek yaparken baktığını hissederim, hissederim düşündüğünü

“Bu mudur huzuruna çıkacağım,

Bu mudur seçilmiş olan, siyah göz-çukurlarıyla ve bir yara iziyle?

Tartarak unu, kesip atarak fazlalığı,

Uyarak kurallara, kurallara, kurallara.

Bu mudur müjde verilecek olan?

Tanrım, amma da şaka!”

Fakat titrekçe ışıldar, durmaz, ve beni istediğini düşünürüm.

Kemikler ya da inciden bir düğme olması önemli değil benim için.

Bu yıl, zaten, büyük bir hediye istemem.

Ne de olsa sadece kaza eseri hayattayım.

Bütün olası şekillerde öldürmeliydim kendimi o zaman.

Şimdi bu peçeler var, titrekçe ışıldarlar perdeler gibi,

Ocak ayının bir penceresinde yarı saydam satenler

Bebeklerin yatağı gibi beyaz ve ölü nefesle parıldar. Ey fildişi!

Bir sivri diş olmalı orada, bir ruh sütunu.

Ne olduğu umurumda değil anlamıyor musun

Bana veremez misin onu?

Utanmana gerek yok – küçük bir şeyse de aldırmam.

Cimri olma, hazırım korkunçluğa.

Yanında oturalım, her birimiz bir tarafta, hayran kalarak ışıltıya,

O mine, onun aynamsı çeşitliliği.

Yanında yiyelim son yemeğimizi, bir hastane tablası gibi.

Bana onu niye vermek istemediğini biliyorum,

Dehşete kapılmışsın

Dünyanın bir çığlıkla, ve kafanın da onunla birlikte dağılacağından,

Çıkıntılı, pirinçten yapılmış, antik bir kalkan,

Torunlarının torunlarına kalacak bir harika.

Korkma, böyle olmayacak.

Sadece onu alacağım ve sessizce kenara çekileceğim.

Onu açtığımı duymayacaksın bile, ne kağıt hışırtısı olacak

Ne de düşen kurdeleler, sonunda çığlık da olmayacak.

Böylesi bir ihtiyatı göstereceğime inanmadığını düşünürüm.

Bu peçelerin günlerimi nasıl öldürdüğünü bilseydin bari.

Sana göre onlar sadece saydamlıklardır, berrak havadır.

Fakat Tanrım, bulutlar pamuk misali.

Onların orduları. Onlar karbon monoksittir.

Hoşlukla, hoşlukla içime çekerim,

Doldururum damarlarımı görünmezlerle, hayatımın yıllarını

Tıklayan olası milyon zerrelerle.

Bu vesile için gümüş giyimliydin. Ey hesap makinesi –

Mümkün müdür senin bir şeyi elinden büsbütün ve tastamam çıkarman?

Her bir eflatun parçasını damgalamak zorunda mısın,

Öldürebildiğin her şeyi öldürmek zorunda mısın?

İstediğim tek bir şey var bugün, ve sadece sen verebilirsin bunu bana.

Durur penceremde, gökyüzü kadar büyük.

Çarşaflarımdan soluk alıp verir, çatlamış hayatların koyulaşıp

Tarihe katılaştığı o soğuk ölü merkez.

Mektupla gelmesin bari, parmak parmak.

Ağzın sözcükleriyle gelmesin bari, onu kullanamayacak kadar hissiz

Ve altmış yaşında olurum onun hepsinin teslim edildiği tarihte.

Sadece bırak aşağı o peçeyi, o peçeyi, o peçeyi.

Eğer ölüm olsaydı o

Hayran kalırdım onun derin ciddiyetine, onun zamansız gözlerine.

Bilirdim senin aklı başında olduğunu.

O vakit bir asalet olabilirdi, bir doğum günü olabilirdi.

Ve bıçak oymazdı, fakat bir bebeğin ağlayışı gibi

Girerdi içeri safça ve temizce.

Ve evren kayardı yanımdan yöremden.

(1962)


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:13 #16

cynthia

marguerite duras

Arı Kutusunun Varışı

Ben ısmarladım bunu, bu temiz ağaç kutuyu

Bir sandalye gibi dört köşe ve neredeyse kaldırılmayacak kadar ağır.
Eğer içinde bu denli gürültü patırtı olmasaydı
Bir cücenin ya da dört köşe bir bebeğin tabutu
Olduğunu söyleyebilirdim.

Kilitlidir kutu, tehlikelidir.

Geceyi onunla geçirmek zorundayım
Ve ondan uzakta tutamam kendimi.
Pencere yok, böylelikle göremem içinde ne olduğunu.
Küçük bir ızgara var sadece, çıkış yok.

Dayarım gözümü ızgaraya.

Karanlıktır, karanlık,
Afrikalı ellerin kaynaşan bir hissiyle
Hayli küçüktür ve çekilip küçültülmüştür ihracat için,
Siyah üstüne siyah, kızgınca emeklemekte.

Nasıl salıverebilirim ki onları?

Beni en çok dehşete düşüren şu gürültüdür,
Şu anlaşılmaz heceler.
Bir Roma güruhu gibiler,
Tek tek ele alırsan küçükler, fakat birlikteyken, aman Tanrım!

Dayıyorum kulağımı o hiddetli Latince’ye.

Bir Sezar değilim ben.
Sadece bir kutu deli ısmarladım.
İade de edilebilir onlar.
Ölebilirler, onlara yiyecek vermem gerekmiyor, sahipleri benim.

Ne denli aç olduklarını merak ederim.

Beni unutup unutmayacaklarını merak ederim
Eğer kilitlerini açsam yalnızca ve geri çekilsem ve bir ağaca dönüşsem.
Oradadır sarısalkım, onun sarı sıra sütunları,
Ve kiraz ağacının jüponları.

Belki de bu ay giysimdeyken ve bu cenaze duvağımla

Yok sayarlar beni hemencecik.
Bal kaynağı değilim ben
Öyleyse niye bana saldırsınlar ki?
Yarın iyi Tanrı olacağım, onları serbest bırakacağım.

Kutu sadece bir süreliğine.


(1962)


Sylvia Plath (1932-1963, ABD)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:15 #17

cynthia

marguerite duras

Totem

Lokomotif öldürüyor izi, gümüştür iz,
Seriliyor menzile. Yenilip yutulacak gene de.
Koşması boşu boşuna.
Akşam karanlığında güzeldir boğulmuş tarlalar,
Şafak allayıp pullar rençperleri domuzlar gibi,
Hafifçe sallanarak kalın esvaplarında,
Smithfield’in beyaz kuleleri önlerinde,
Düşüncelerinde yağlı butlar ve kan.
Satırların ışıltısında yoktur merhamet,
Fısıldar kasabın giyotini: ”Bu nasıl, bu nasıl?”
Leğende ayrılır tavşan,
Bebek kafası bertaraf edilmiş, baharatla tahnitli,
Yüzülmüştür posttan ve insanlıktan.
Haydi yiyelim onu Eflatun’un plasentası misali,
Haydi yiyelim onu İsa gibi.
Bunlar önemli olan insanlardı –
Onların değirmi gözleri, dişleri, yüz ekşitmeleri
Şıkırdayan ve çıtırdayan bir çubukta, bir yılan taklidi.
Korkutmalı mıydı beni kobranın başlığı –
Gözündeki yalnızlık, arasından göğün sonsuzca
Kendisini geçirdiği dağların gözü?
Kan sıcağı ve kişiseldir dünya
Diyor şafak, kan kızarıklığıyla.
Son durak yoktur, sadece bavullar var
Ki aynı öz açılır kat kat bir elbise misali
Çıplak ve parlak, ceplerde dolu dolu arzular,
Fikirler ve biletler, kısa devreler ve katlanır aynalar.
Çılgınım ben, seslenir örümcek, sallayarak bir çok kolunu.
Ve gerçekte berbat bir şeydir,
Çoğalmıştır sineklerin gözlerinde.
Mavi çocuklar gibi vızıldarlar
Sonsuzluğun ağlarında,
Bir çok çubuğu olan bir ölüm tarafından
İple bağlanmıştır en sonunda.

(1963)

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:15 #18

cynthia

marguerite duras

Mistik

Çengellerden bir değirmendir hava –
Cevapsız sorular, yazları çamlar altındaki
Siyah havanın kokmuş dölyataklarında
Öpüşleri dayanılmazcasına batan
Sinek misali boğulmuş ve ışıldar.

Anımsarım
Tahta kulübelerdeki güneşin ölü kokusunu,
Yelkenlerin katılığını, o uzun tuzlu sarmal çarşafları.
İnsan Tanrı’yla karşılaşmışsa, neye yarar ilaç?
İnsan bir kere arızalanmışsa

Ve hiçbir parça geriye kalmamışsa,
Ne bir ayak parmağı, ne bir parmak, ve aşınmışsa,
Büsbütün aşınmışsa, güneşin o büyük yangınında, lekeler
Yayılmışsa o kadim katedraller boyunca
Neye yarar ilaç?

Komünyon âyininin hapı,
Durgun sular boyunca yürümek? Hafıza?
Ya da kemirgenlerin suratına karşı
Toplamak İsa’nın ışıklı parçalarını,
Uysal çiçek kemiricileri, ki ferahtırlar

Umutları öyle küçük olduğundan –
Klematisin sapları altındaki
O küçük, yıkanmış yazlığındaki kambur.
Büyük aşk yok mudur, sadece şefkat mi vardır?
Anımsar mı deniz

Üstünde yürümüş olanı?
Moleküllerden sızar anlam.
Nefes alır şehrin bacaları, terler pencere,
Sıçrar çocuklar yataklarında.
Çiçek açar bir sardunya olan güneş.

Daha durmadı yürek.

(1963)

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Alt 03-08-2012, 22:15 #19

cynthia

marguerite duras



Münih Mankenleri

Kusursuzluk berbat bir şeydir, çocuğu olmaz onun.
Kar nefesi gibi soğuk, bastırıp sıkıştırır dölyatağını
Ki orada porsukağaçları eğilir hydralar misali,
Hayatın ağacı ve hayatın ağacı
Salıverir kamerlerini, aydan aya, boşu boşuna.
Aşk tufanıdır kan tufanı,
Mükemmel feda.
Bunun anlamı: benden başka put yoktur artık,
Benden ve senden başka.
Öyle ki, kükürt güzelliklerinde, gülüşlerinde
Yaslanmışlardır bu mankenler bu gece
Münih’te, Paris’le Roma arasındaki morgda,
Çıplak ve dazlaklar kürk mantolarında,
Turuncu lellipoplar gümüş saplarda,
Katlanılmazlar, ruhsuzlar.
Kar damlatır karanlığının parçacıklarını,
Kimse yoktur etrafta. Otellerde
Eller açacaktır kapıları ve koyacaktır
Ayakkabıları cilalanmaya
Ki geniş ayakparmakları yürüyecektir içinde yarın.
Ah bu pencerelerin evcimenliği,
Bebek dantelası, yeşil yapraklı şekerleme,
Şişko Almanlar pinekliyor dipsiz Stolz’larında.
Ve siyah telefonlar kancalarda
Parıldıyor
Parıldıyor ve sindiriyor
Sessizliği. Sesi yoktur karın

(1963)

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy





Alt 03-08-2012, 22:15 #20

cynthia

marguerite duras

Berck Plajı (VII)

Bu arabanın camı ardında
Mırlar dünya, içe dönük ve latif.

Ve ben karanlık elbise içinde ve suskun, bir parti üyesiyim,
Düşük viteste arabanın arkasında kayarım yukarı yavaşça.

Ve papaz bir küvettir,
Katranlı bir bez, kederli ve donuk,

Güzel bir kadınmış gibi izler çiçekli arabadaki tabutu,
Memelerden bir zirve, gözkapakları ve dudaklar,

Hücum eder doruğa.
O vakit, çitli avludaki çocuklar

Eriyen ayakkabı boyasını koklar,
Döner yüzleri, kelimesiz ve yavaşça,

Açılır gözleri
Harika bir nesneye –

Altı değirmi siyah şapka çimende ve tahtadan bir dörtgen;
Ve çıplak bir ağız, kırmızı ve hantal.

Bir dakika için dalgalanır gökyüzü kan sıvısı gibi bir deliğin içine.
Herhangi bir umut yok ki terkedilmiş olsun.

(1962)

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:57 .