>
GALATASARAY TARİHİ
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
 
Seçenekler
Alt 23-07-2012, 21:29 #21

José

Forum Üstadı



EN'ler ve İLK 'ler
GALATASARAY TARİHİ


Avrupa'da, yarıştığı Tüm Kupaları alan İLK ve TEK takım
GALATASARAY ;


Türkiye'nin İLK futbol takımı Galatasaray- (1905)
Dünya sıralamasında İLK On' da 1.sıraya giren İLK Türk takımı.
Devlet üstün madalyası alan İLK takım
UEFA kupasını hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk takımı
Türkiye'nin en çok Şampiyon olan takımı (16 kez)
Üç yıldızı alan İLK takım
Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa Kıtasını temsil eden İLK ve TEK Türk takımı
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e çıkan İLK ve TEK Türk takımı
İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK futbol takımı- (1907-1908)
Yurt dışında İLK galibiyet alan Türk futbol Takımı-(1911)
Yurt dışında Türkiye'yi temsil eden İLK futbol takımı- (1911)
Şampiyonlar ligine katılan İLK Türk takımı
Avrupa'da, UEFA kupasını hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK takım
Balkanlarda UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK takım
Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk takımı - 20 kez


UEFA kupasını kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
Avrupa Şampiyonu olan İLK ve TEK Türk takımı
Süper kupa kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
İnternet Sitesine sahip İLK Türk takımı
İspanyolları deplasmanda yenen İLK Türk takımı.
İspanyolları eleyen İLK Türk takımı.
Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk takımı (Milan-Bologna)
Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk takımı (Leeds-Arsenal)
Avrupa maçlarında galibiyeti, mağlubiyetinden çok TEK Türk Takımı
Türkiye 1. Ligi'ni na-mağlup bitiren İLK takım (1985-86)



EN fazla aralıksız şampiyon olan takım. - 4 kez
Yerli hocayla EN çok şampiyon olan takım. GALATASARAY - 9 kez
EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolcular Bülent (8 Kez)- Suat, Arif ( 7 Kez )
Bir sezonda EN fazla Avrupa Kupa maçı oynayan takım.- 18 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa'da Şampiyonlar Ligi'ne EN fazla katılan takım GALATASARAY - 10 kez
Şampiyonlar liginde EN fazla puan toplayan Türk takımı- 10 puan
Türkiye Spor yazarları Kupası'nı EN fazla kazanan takım
Türkiye Kupası'nı EN fazla kazanan takım -14 kez
Cumhurbaşkanlığı Kupasını EN fazla kazanan takım- 10 kez
Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan takım. - 17 maç 34 puan
Avrupa'da, bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan takım. - 11 kez (Süper kupa dahil)
Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan takım.- 35 gol (Süper kupa dahil)
Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen takım.- 40 kez
Bir sezonda EN fazla maç yapan takım. GALATASARAY - 59 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa Kupaları'nda EN çok tur geçen Türk takımı. Bir sezonda EN fazla maç yapan futbolcu
HAKAN ŞÜKÜR - 54 maç 4697 dakika
Avrupa Kupalarında EN fazla maç yapan Türk takımı.
Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan takım. - 62-63 sezonu 105 gol
Türkiye liglerinde EN çok resmi kupa kazanan takım -56 kupa


Avrupa Kupalarındaki İLK Goller


1.GOL: Metin Oktay -27.08.1956 (Galatasaray-Dinamo Bükreş:1-3)
100.GOL: Uğur Köken -1.10.1969 (Galatasaray-Vatford:2-3)
200.GOL: Mirsad Seydiç-20.10.1982 (Galatasaray - Avusturya Wien:2-4)
300.GOL: Uğur Tütüneker -4.11.1992(Galatasaray - E.Frankfurt:1-0)
500.GOL: Tugay Kerimoğlu 5.11.1997 (Galatasaray - Sparta Prag:2-0)
400.Gol Faruk Yiğit tarafından 13.7.1996 tarihinde Kocaeli- Hibernias maçında atılmıştır.


Teşekkürler GALATASARAY !


Teşekkürler; Bu gurur veren tablonun yaratılmasında emeği geçen herkese..


daha birçok EN'ler ve İLK'ler var...





Alt 23-07-2012, 21:30 #22

José

Forum Üstadı


GALATASARAY TARİHİ

Süper Kupa


GALATASARAY TARİHİ
UEFA Kupası


GALATASARAY TARİHİ

1996-1997 1.Lig Kupası



GALATASARAY TARİHİ


1999-2000 1.Lig Kupası















Alt 23-07-2012, 21:31 #23

José

Forum Üstadı


GALATASARAY MÜZESİ

Galatasaray Spor Kulübü’nün kurucusu Ali Sami Yen 1905 yılında Kalamış’da ilk Galatasaray Müzesi’ni açtı.

Müzede o güne kadar kazanılmış madalyalar ve kupaların yanı sıra tarihi fotoğraf ve belgelerle forma ve şiltler bulunuyordu.

Birinci Dünya Savaşı sonunda spor anılarımıza el konulacağı haberini alan kurucumuz Ali Sami Yen müzeyi 15 Mayıs 1919 tarihli Genel Kurul kararıyla Galatasaray Lisesi’ne taşıdı.

Türkiye’nin ilk spor müzesi niteliğini taşıyan Galatasaray Müzesi’nin müdürlüğünü şu an Ali Oraloğlu yapmaktadır.


Müze her Çarşamba saat 13.00 - 17.00 saatleri arasında ziyarete açıktır.

Müze’de Galatasaray Spor Kulübü’nün kuruluşundan bu yana kazanılan kupalar, şilt ve formaların yanı sıra Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katılan 200 lise öğrencisinin kılıç, karabina silahları da bulunmaktadır.

Ayrıca müzemizde kulüp arşivi, 97 yıllık resim koleksiyonu, başta Atatürk olmak üzere Türk ve Yabancı Devlet Başkan’larının imzalı fotoğrafları ve 2000 yılında kazanılan UEFA Kupası ve Süper Kupa ile birlikte 3000 adet kupa bulunmaktadır.

GALATASARAY TARİHİ

Ulaşım Bilgileri;

Galatasaray Müzesi

Galatasaray Lisesi
Beyoğlu-İstanbul


Tel: 0 212 249 11 00







Alt 23-07-2012, 21:32 #24

José

Forum Üstadı


GALATASARAY TARİHİ


Metin Oktay’ın doğum gününü böyle kutlamış olalım:



Sene 1960. İhtilal olmuş Mayıs’ın 27’sinde, askerler gelmiş iktidara. Aradan dört ay geçmiş. Hayat devam ediyordu yine de, özellikle de Mithatpaşa Stadı’nda. Birinci Türkiye Ligi’nin ikincisi yeni oynanmaya başlamıştı o sırada.






Eylül’ün ortası. Yapılan bir ihbar üzerine sekiz gün eksik askerlik yaptığı ortaya çıkıyor Metin Oktay’ın. Sonra da “en şerefli, en mukaddes vazifeyi ihmal etmişsin” denerek cezaevine konuyor. Hem de tam 45 günlüğüne.



Metin Oktay’ın Toptaşı Cezaevi’nde yaşadıkları ayrı bir yazı konusudur. Biz kalemimizin mumunu hapisten çıktığı güne çevirelim.



28 Ekim 1960. Cezaevinin kapısında üç Galatasaraylı var: Turgan Ece, Rüçhan Adlı ve Kamil Altan. Metin Oktay kapıdan çıkınca sarılıp öpüşüyorlar. Gözlerde yaş var.



Ertesi gün Galatasaray’ın Karagümrük’le maçı var. Takım Çekmece’de kampta. Rüçhan Adlı’nın otomobiliyle doğrudan kampa gidiyorlar. Burada tam anlamıyla Galatasarayı’na yeniden kavuşuyor Metin Oktay.



Akşam Beyti’de yemek yeniyor tüm takımla. Ama Gündüz Kılıç sofrayı bir başka donattırıyor o akşam. Kolay mı? Hapisten yeni çıkmış Taçsız Kral. Takım arkadaşları yemek bitince otele dönüyorlar. Ama Baba Gündüz ve oğlu bildiği Metin Oktay yemeğe devam ediyorlar. Rakı içiyorlar, sabahın 3’üne dek.



Sonra da otele dönüyorlar. Baba Gündüz resepsiyona sıkı sıkı tembihte bulunuyor: “Metin Oktay sabah kahvaltısı için kesinlikle uyandırılmayacak. O yorgunluğunu atıncaya kadar uyuyacak.”



29 Ekim 1960. Saat 11.00 suları. Metin Oktay hâlâ uykuda, 45 günün yorgunluğunu çıkarmaya çalışıyor. Baba Gündüz geliyor odasına, uyandırıyor. Sonra da yatağının ucuna ilişiyor. “Biliyorum oynayacak durumda değilsin. Ama seyirci seni görmek istiyor Metin” diyor Gündüz Kılıç. Sonra da devam ediyor: “Karagümrük’e karşı seni oynatmak istiyorum. Üzülme, verebileceğini ver. Sen bize çok maç kazandırdın. Bugün de senin yüzünden kaybedelim. Seni hasretle bekleyen seyirciye ne olur bu saygıyı gösterelim.”



Baba Gündüz böyle konuşur da karşı çıkılır mi hiç? Karşı çıkmadı Metin Oktay. Üç saat sonra sahaya çıktı, antrenmansız ve geceden kalmış vaziyette. Tam iki gol attı o haliyle. Mete Basmacı’nın da bur golüyle Galatasaray Karagümrük’ü, 1960’ın Cumhuriyet Bayramı’nda 3-0 yendi. Yorgunluktan ve dermansızlıktan soyunma odasına kusa kusa gitti Taçsız Kral. Ama, onu seven tribünlerine kavuştuğu için hıçkıra hıçkıra da ağlıyordu.



Kıssadan cümle şu, tarif edilemez bir ruhla dolu bu Galatasaray masalında: “Bugün de senin yüzünden kaybedelim.”



O söz orada duruyor yıllardır, Galatasaray tarihinde..









Alt 23-07-2012, 22:19 #25

ßekLeyişler Arefesi ~

Aktif Üye


Çok uzun bir tarihimiz var gerçekten 1905'ten bu yana.
Emeğine sağlık




José Bunu beğendi.

Alt 23-07-2012, 23:37 #26

●● קєคят ●●

Forum Üstadı


Emeginize sağlık efenim.




José Bunu beğendi.

Alt 24-07-2012, 13:54 #27

José

Forum Üstadı


Lodos Fırtınası...İşte 7-0'ın Hikayesi: Aman o ne lodos fırtınası... İstanbul'un her yanı şişmiş, denizi kabarmış dalga dalga, lodos kıyameti desek yerinde olacak... Günlerden 30 Aralık 1911....

Yılbaşına bir gün kalmış, evlerde kestaneler çiziliyor, hazırlık gırla...

Vapurlarin kalkis saatleri birbirine girmis, kalkip kalkamiyacaklari bile meçhul. Ama kalkan bir vapura zor bela yetisen dört Galatasarayli oyuncu, dalgalarla mücadele eden vapur'un içerisinde, Fenerbahçe ile oynayacaklari maç'a dogru yol aliyorlardi.. Galatasaray olarak Fenerbahçe karsinda oynadiklari ilk üç maç'ta da galip gelmislerdi, 2-0, 3-0, 5-0, eh, heyecanli degillerdi pek, ama lodos onlari perisan ediyordu.

Kadiköy'e geldiklerinde diger takim arkadaslari ile bulusacaklardi, ama iskelede sadece iki arkadaslarini gördüler. Önce pek üstünde durmadilar, nede olsa Union Kulüp Stat'inda (Fenerbahçe Stati) diger arkadaslarini bulabileceklerini ümit ediyorlardi. Alti Galatasarayli oyuncu yollandilar Stat'a... Baskan Ali sami Yen onlari orada buldu, baska da kimse yoktu. Ali Sami Yen oynamak istiyordu ama sakatti, maç saati de yaklasiyordu, yedi Galatasarayli oyuncunun gözleri saat'in üzerindeydi, ne gelen vardi, ne giden! Aralarinda konusup, oyunun ertelenmesini istediler; Istanbul sehri bir lodos afetine yakalanmis, vapurlar iptal olmus, oyuncular gelememis, bu maç böyle oynanirmi, iptal en dogal hakkimiz diye düsündüler elbette.
Ama rakip takim Fenerbahçe buna razi olurmuydu hiç? Bizim yedi kisi kalmis Galatasaray takimimiza, "Sahaya çikmazsaniz, hükmen yenik sayilirsiniz!" diyip, tutturukluklarina devam edince, Galatasaray ruh'u bunu kaldirirmi, yenileceksek, aslanlar gibi çikariz, saha'da yeniliriz diyip, yedi kisi çikip, oynamayi kabul ettiler. Bir önemli sorunlari daha vardi, kaleci yoktu! Lodos firtinasi yüzünden, kalecimiz de gelemeyenler arasindaydi! Ali Sami Yen kaleci olmayi kabul edince, biri kalede olmak üzere, yedi Galatasarayli Aslan, gururla saha'ya yayiliverdiler.

Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal, Idris, Emin Bülent ve kalede Ali Sami Yen. Hey gidi ASLANLAR hey, yelelerini diklettirip, pençelerini çikarip, gerinip, rakiplerine baktilar. Onbir tane Kanarya, lodos'un da etkisi ile biraz ürperdi ama, içlerinden de kis kis güldüler, arenaya sadece yedi aslan çikabilmis, saha vicik vicik, alirlardi elbet bu maçi! Aman Allahim oda neydi? Saha'da kükreyen aslanlar sanki yüzlerce oluvermisti... Ali Sami Yen'in durdugu kale, rakipleri tarafindan ziyaret bile edilemedi, 90 dakika boyunca top bir adet kere eline bile gelmedi... Aslanlar hem atak yaptilar, hemde kalelerine kimseyi aklastirmadilar. Ne lodos, ne vicik vicik bir saha, nede onbir kisilik rakip takim onlarla bas edemedi.

Galatasaray, Fenerbahçeyi 30 Aralık 1911 günü, yedi kisi ile, 7 - 0 yendi.

Aslan Galatasaray'i lodos afeti bile durduramamis, büyük ruh'u ile, yedi kisi ile oynadigi maç'tan alninin akiyla çikmisti. Yani Infaz gerçeklesmisti.
Evlerinde yilbasi gecesi için kestane çizen aileler ise, haberi alinca çok sasirip, Fenerbahçe kestaneden beter çizilmis diyip, gülüsmüslerdi diye büyüklerimden hep duyarim!!!! O gece lodos tüm gücü ile devam etmis, bizim Aslanlar ise vapurlar iptal oldugundan, geceyi rakiplerimizin evlerinde geçirmek zorunda kalmislardi.

Bence, bizimkiler bir güzel uyumustur da, karsi tarafi tam bilemiyorum! Nede olsa tatli tatli uyurlarken bir iki kükreme sesi çinlatmislardir o evlerde Aslanlarimiz, rakiplerimizin tetikteki uykularini bölen!

Iste Galatasaray ruh'u, inanci ve gerçeklerinden bir tanesi daha.

Bir rivayete göre, ne zaman lodos firtinasi çiksa, rüzgar'in içerisinden bir kükreme sesi yayilirmis Kadiköy semalarina, içleri ürperten, dolana dolana Fenerbahçe Stat'ina yayilan... Ali Sami Yen'in, Ali'nin, Bekir Bircan'in, Horace Armitage'in, Celal'in, Idris'in, Emin Bülent'in sesleri, hani artik bizlere bulutlarin arkasindaki o güzel yerden bakanlarin kükremeleri bunlar.

Selam sizlere kahramanlar, selam.






Alt 24-07-2012, 13:55 #28

José

Forum Üstadı


Cenaze ve düğün: Abdi İpekçi’den Metin Oktay’a

GALATASARAY TARİHİ



Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’yi 1 Şubat 1979’da düzenlenen feci bir suikast sonucunda kaybetmiştik. Katilleri hâlâ aramızda.




Metin Oktay ise 2 Şubat 1936’da doğmuştu.




Aziz hatıralarıyla dolu olduğumuz bu iki Galatasaraylı’yı, Abdi İpekçi’nin, Metin Oktay için yazdığı, yıllar sonra bile taptaze ve dipdiri kalan bir yazısıyla anıyoruz. Yazının başlığı “Her şeyden önce olgun ve efendi bir insan”.









“Kişilere karşı duyduğumuz sevgi ve saygı, o kişinin etki alanından kurtuluşumuzdan sonra daha da değer kazanır.




Bir sanat adamının sanatçılık etkisiyle bizde uyandırdığı duygular, onun bu yanını unuttuğumuz zaman ne hale gelmektedir? Bir devlet adamına karşı olan beğenme duygumuz, onun görevden çekilmesinden sonra devam etmekte midir?




Aynı şey, gösterdiğimiz örneklerden daha fazla, sporcular için de söz konusudur. Bir sporcuyu severiz, onu beğeniriz, ona saygı duyarız. Çünkü, çok defa sevdiğimiz bir sporun seyre değer en güzel örneklerini vermiştir. Bizi doyurmuştur o spora. Ya da sevdiğimiz bir kulübün başarılarında büyük rol oynamış, bizi sevindiren olayların kahramanı olmuştur. Rekorlar kırmıştır, goller atmıştır, ay-yıldızlı formayı ve milli sembollerimizi bize gurur verecek başarılara ulaştırmıştır.




Ama bir sporcuyu, bütün bu olaylardan ayırıp düşündüğümüz zaman içimizde kalan duygu nedir? Onun rekortmenliğini, golcülüğünü, başarılarını bir tarafa bıraktıktan sonra, hatta onun yerine başkaları yetiştikten sonra, onu hâlâ seviyor, ona karşı hâlâ saygı duyuyor muyuz?




İşte o zaman, biz o kişinin “sporculuğunu” değil “insanlığını” seviyoruz demektir.




Ben Metin’i işte böyle bir sevgiyle sever, böyle bir saygıyla sayarım. Metin, çok sevdiğim bir sporun en güzel, en değerli, eşine en az rastlanan başarılarına ulaşmıştır. Futbolcu Metin’i seyretmek bana futbolu seven bir insan olarak büyük zevk vermiştir.




Galatasaray’ı severim, Metin’in Galatasaray’a sağladığı nice galibiyetler beni mutlu kılmıştır. Ay-yıldızlı sembollerin Metin’in göğsünde ve omuzlarında yükselişiyle gurur duymuşumdur.




Ama Metin futbol sahalarından çekildikten sonra ona karşı olan sempatimin temellerini arayınca ne onu, ne de bunu buluyorum karşımda. Şimdi Metin deyince, yaptığı işi en iyi şekilde, kendi kuşağının en başarılı adamı olarak yapmış olan, gene de şöhretin doruklarında şımarmamış, gurur yüzünden uçuruma yuvarlanmamış bir insan geliyor aklıma.




Metin deyince, en yüksekte olduğu zaman bile çevresine saygıda kusur etmeyen, şöhretini günlük hayatında ucuz bir koz gibi kullanmaya tenezzül etmemiş olgun bir insan geliyor aklıma.




Metin’i her zaman büyük bir futbolcu, büyük bir Galatasaraylı olarak tanıyorum ve tanıyacağım. Ama Metin benim gözümde hepsinden önce olgun ve efendi bir insan, değer sahibidir.




Bunu söylerken futbolu, Galatasaray’ı ve Metin’i seven herkesin benimle aynı fikirde olduğuna kesin olarak inanıyorum.”







Alt 24-07-2012, 14:10 #29

José

Forum Üstadı


"40 DERECE ATEŞE RAĞMEN"
Galatasaray Genç takımındayız Türkiye Gençler Şampiyonasında bir üst gruba çıkmak için Altay ile zorlu bir maça çıkacağız.. Ancak ben maç öncesi 39-40 derece ateşle yatıyordum.. Erkan abi (Masör Erkan Kazancı) beni hastaneye götürdü, iğne oldum bir süre hastanede kaldıktan sonra tekrar otele döndük.. Ayakta duracak halim yoktu.. Hem ateşim vardı hem de üşüme geliyor zaman zaman titriyordum..
Maç saati yaklaşıyordu. Hocamız Bülent Ünder ve rahmetli Salih Bulgurlu bana "Bülent sen otelde kal. Dinlen" dediler. Ama ben ısrarla maçı seyretmek istediğimi söyledim.. Hocalarımızda kulübede seyredeyim diye beni yedek listesine yazmışlar.. Ben de giyindim. Forma ve şortun üzerine iki eşofman giydim. Onun üzerine de mont giydim.
Yedek kulübesinde zaman zaman gelen titreme yüzünden bir de battaniyeye sarıldım.. Yedek arkadaşlar arasında "Adalı Bülent" diye bir arkadaşımız daha vardı. Adımız karşımasın diye ona "Adalı Bülent" diyorduk.. Takımımız 2-0 mağlup durumdaydı.. Bülent Hoca ve Salih Hocalar "Bülent soyun oğlum" dediler. Kendimde olmadan bir de baktım soyunmuşum, üzerimde ne battaniye kalmış, ne eşofmanlar bir de baktım ayakkabılarımı bağlıyorum.. Kafamı kaldırdığımda Bülent Hoca ile Salih Hoca'nın yüzleri ile karşılaştım.. İkisinin de gözleri buğulanmıştı.. O zaman bende jeton düştü.. Onların "Bülent soyun" diye "Adalı Bülent" arkadaşımızı kastettiklerini anladım.. Öyle göz göze bir kaç saniye kaldıktan sonra, Bülent Hoca "Hadi Koçum" dedi sırtıma vurdu ve sahaya çıktım.. Skoru 2-0 dan 3-2 lehimize çevirdik.. Ancak son dakikalarda bir gol daha yedik 3-3 oldu.
Penaltılarla Altay'ı eledik ve bir üst tura çıktık...





Alt 16-12-2012, 21:12 #30

José

Forum Üstadı


GALATASARAY TARİHİ



ultrAslan Manifesto

ultrAslan Taraftar Grubu, felsefesinde ve çalışmalarında kendisine rehberlik eden aşağıdaki taleplerin her zaman takipçisi olacağını kamuoyuna duyurur.

- Tüm lig maçları, tüm sezon boyunca aynı gün ve aynı zamanda oynanmalıdır.

- Tüketimin yaygınlaştırılması amacıyla yayıncı TV kuruluşlarının öngördüğü sistem değiştirilmeli ve eski günlerde olduğu gibi futbolun zevki ve heyecanı, sıradanlaştırılmadan en üst düzeyde keyifle yaşanmalıdır.

- Türkiye Kupası kuralarına ilk kademeden itibaren tüm takımlar katılmalıdır. Böylece, büyük takımlarla küçük takımlar eşleşebilecek ve futbol sevgisi, zevki ve heyecanı Türkiye'nin her yerine taşınabilecektir.

- Futbol takımı formalarının birer araba markası gibi reklamlaştırılması engellenmelidir. Her takımın kendi klasik forması korunmalı, her sezon abartılı "tasarım" gariplikleriyle semboller zedelenmemelidir.

- Takım formalarında, futbolcu isimlerinin yazılması uygulamasına son verilmelidir. Futbolu güzelleştiren en önemli unsur, bir takım oyunu olmasındadır. Taraftar açısından önemli olan, takımının formasının sahaya çıkmasıdır. İsimsiz forma, günümüz futbol endüstrisinin dayattığı ve pohpohladığı yıldız futbolcuların takımlarının önüne geçmelerine karşı duruşun sembolik anlatımıdır.

- Aynı şehrin takımları arasındaki maçlarda, ev sahibi takımlar, misafir takım seyircilerine tribünlerinin yarısını, hiç olmazsa tek bir kale arkası tribününü tahsis etmelidir. Stadyumlarda ve İstanbul derbilerinde, yıllarca varolan ve oynanan futbolun heyecanını, zevkini artıran bu uygulamaya geri dönülmelidir.

- Bilet fiyatları, Türkiye koşulları göz önüne alınarak saptanmalı, Açık tribün biletleri her zaman ucuz tutulmalıdır. Futbolun sadece varlıklı insanların seyredebileceği bir etkinliğe doğru sürükleyen pahalı bilet uygulamalarına son verilmeli ve bu sporun halkın tek eğlencesi olduğu unutulmamalıdır.

- Stad giriş kapıları artırılmalıdır. Taraftarlara bir koyun sürüsü muamelesi yapılırcasına çok az sayıda kapıdan giriş ve çıkış yapılması engellenmeli, stad mimarileri buna uygun olarak hemen değiştirilmelidir.

- Stad içinde emniyet görevlisi olmamalıdır. Emniyet güçleri, görevlerini yaparken, taraftarların coşkusunu ve desteğini engellememelidir.

- Kombine bilet uygulaması'nda taraftarların talepleri mutlaka göz önüne alınmalıdır. Farklı taraftar özellikleri dikkate alınmalı, taraftar gruplarıyla işbirliği yapılarak, farklı özelliklerin bir arada aynı tribünde yer alması engellenmelidir. Kombine Bilet ücretleri fahiş fiyatlarda tutulmamalı, mutlaka taksitlendirilmelidir.

- Kulüplerin bünyesinde "Taraftarlarla İlişkilerden ve Koordinasyondan sorumlu" bir yöneticinin idaresinde bir bölüm oluşturulmalıdır. Özellikle Tribün organizasyonlarının düzenlenmesi hususunda, stadyum içi dahil olmak üzere Taraftar Grupları ve Kulüp arasında resmi ve düzenli bir ilişki ağı oluşturulmalıdır.





 


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:25 .