Die revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinderdie revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinder.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 25-07-2014, 21:51 #1

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Die revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinderdie revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinder.

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli

Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil

-Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili

Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

Ben konuşmasını bilmem Lili


Sezai Karakoç



Bugün Sezai Karakoç'un Gün Doğmadan ( Bütün Şiirleri ) adlı eserini edindim.
Karakoç'un şiirde yarattığı metafiziksel alan beni çekiyor onun şiirine.
Cahit Koytak'a benzer bir dünya var şiirinde daha çok, Doğu Masallarında dolaşıyorum sanki.
Mesela Liliyar şiirinde var anlatmak istediğim atmosfer. Liliyar derken sanki bir ifriti, bir cini anıyor. Liliyar'dan bir ifrit yaratabiliyor.
Daha çok İslam düşüncesi kaynaklı bir şair olmasının payı da var tabi.
Sonuçta üstadları Necip Fazıl ve Necip Fazıl şiirinde İslam'ın şiirle kaynaşmasını görmek oldukça kolay.

Gariptir bir şiirin belki de en iyi bitiş cümlesidir. Acizliği anlatıyor o cümle.
Bence kitabın son cümlesi beni anlatıyor.
Yalnız Bir Opera'nın kapanış dizesi de etkileyiciydi, ama bu şiir de muhteşem bir kapanışa sahip.
Bir çok olumsuzluğu özetleyebilmesi bakımından muhteşem.
Olmamışların, olamayışların ve olamayacakların göstergesi o son dize.
Onu görebilseydim ve konuşabilseydik böyle seslenirdim.
Ya da bu şiiri okurdum ona.
O yine anlamazdı ya da anlamazlıktan gelirdi.

Kitabı saatler önce edindim ve anlatabileceklerim bu kadar.
Başka bir zaman Monna Rosa'yı da incelemek istiyorum.
Monna Rosa da geçen yaz bünyemi fazlaca alıkoymuştu.

------------------------------------------------------------------


Selahattin Demirtaş haftasonu Tepekule'ye geliyor, gidip görmek gerekiyor.
Aslında birkaç arkadaşla beraber gitmek isterdim ama gelebilecekler çalışıyorlar, boşta olanlarsa gelmezler zaten.



Benzer Konular

Nava Bunu beğendi.
Görüntüleme:1088, Cevaplar:10

Alt 26-07-2014, 02:26 #2

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Acılarımız birleştiriyor bizi, bizden kasıt tanıtıdığım insanlar için söylüyorum.
Peki neden acılarımız mutluluğa kıyasla daha çekici geliyor ?
Bunun çeşitli nedenleri var, aklıma gelen ilk nedeni söyleyeyim, mutluluklar geçici acılar kalıcı da ondan.
Bir insanla mutluluğu paylaşmak acını paylaşmaya kıyasla daha kolay ve gelişi güzeldir.
Oysa acını paylaşmak öyle mi ? İnsan acısını paylaşırken daha bir seçici oluyor.
Sonuçta mutlulukta mutluluğumuza mutluluk katan, mutluluğu yayacak, yaygınlaştıracak kişiler ararken, ki mutluluğa mutluluk katmak pek kolaydır, acıyı dağıtacak ya da acıyı bir ürün, fayda sağlayan bir ürün olarak göstermek daha zor olanıdır.

Çünkü acılarımız daha samimi, en azından benim acılarım mutluluk nedenlerimden daha samimi ve daha içten.
Bir mutluluğu dillendirmek çok basit de bir acıyı tarif etmek ne kadar zor değil mi ?
Mutluluğumuzu izahat etmek için çok sayıda kelime bulabiliyorken maalesef acılarımızı izahat etmek için özel bir çaba sarf etmeliyiz.
Bir de içimizdeki acıyı keşfetmek mutluluğu keşfetmekten daha maharetli bir iştir.
Mutlulukla hemhal olmak yürek işi değildir, asıl cesaret işi olan acıyla terbiye olmaktır.


Yani önemli olan mutsuz dahi olunabilecek birini bulmaktır nihayetinde.




-






Yine Oğuz Atay'lı dönemlerime geri mi dönüyorum acaba ?



Külkedisi ve Nava Bunu beğendi.

Alt 28-07-2014, 02:05 #3

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Die revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinderdie revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinder.


Mıgırdiç Margosyan'ın Gavur Mahallesi adlı kitabında var bu öykü.
Şişli'de Yağmur adı.

Mıgırdiç Margosyan Ermeni yazar. Uzun yıllar Diyarbakır'da yaşadıktan sonra İstanbul'a kesiliyor biletleri. Doğal olarak Aras Yayınları yayımlıyor kitaplarını.
Öyküleri tabi kurmaca olmadığından çoğunlukla o renkli yaşantıyı, kültürü, çok içten hissettim.
Kürt ile Ermeni'nin dostluğunu Süryaniyi, Ezidiyi görmek mümkün öykülerde.
Kurmaca olsa bu içten anlatımı göremezdim sanırım.
Sonuçta bazı ayrıntıları hissetmek için birebir yaşayıp görmek gerekiyor.
Bir de Margosyan'ın öyküleri dolu dolu. Bazı iyi denilen romanlarda dahi yok bu doluluk.



Nava Bunu beğendi.

Alt 15-08-2014, 19:41 #4

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Ötekini kabullenebilmek değerli bir kavrayıştır.
Ötekinin mevcudiyetini ve mevcudiyetinin haklılığını hatırda tutmak erdemli bir davranıştır.
Hadi eyvallah.



Nava Bunu beğendi.

Alt 15-08-2014, 23:44 #5

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Çok mutluyum. Yapı Kredi Yayıları'ndan hediye kitap kazandım.
Ücretsiz olması değil de az sayıda okura gönderiliyor olması baya sevindirdi.
YKY'ye sempatim daha da arttı böylelikle. Alsancak YKY'ye gitmek fikri bir süredir kafamda vardı.
Artık Alsancak'daki kültür merkezlerine gitmek şart oldu. Yavru Ceylan'ı da oradan temin edebilirim belki.

Şükrü Erbaş yıllar önce yazdığı bir denemesinde der ki '' İnsanın acısını insan alır. ''
Nitekim içten bir mektup yazan Bése adlı bir okuruna yazdığı açık mektupta ise şöyle demiştir,
'' Sevgili Bése,
Kardeşlerimiz güneş kekemesidir. Evlerimizden üç kuşak daha yılgındır öğretmenlerimiz. Okullar önlüklerimizi yatak çarşaflarımıza çevirir.
Mavi değildir sokağımızın hiçbir kapısı. Ağaçların kuşları vardır, rüzgârı vardır, bizim sesimiz yoktur. Köpeğimizin kuyruğu bizden daha özgürdür. Ve bir gün, mezar mühürlü bir hayalsiz zamana, kırık, tenha harfler düşeriz kalbimizin gizli suçlarından.

Bize gülerler sevgili Bése,
Aynı fotoğraf solar hepsinin duvarlarında, bize gülerler. Sararmış otlar gibi konuşurlar, bize gülerler. En uzun yolları yarım saatte biter... Bir tahta sandalyedir büyüklükleri... Birbirlerinin gölgesinde üşürler... Topraklarından başka yalnızlıkları yoktur...
Herkes bir diğerinin yüz yıl sonra söyleyeceğini bilir...
Takvimlerinde, çizilmiş bir tek gün yoktur... Bir suç telaşıyla sıçrarlar rüyalarından; ama bize gülerler.

Ve biz yazarız Bése,
Yazmadığımız hiçbir şey bizim olmayacağı için yazarız. Zamanı bizim kılmak isteriz. Otlara, böceklere, uzaklara ve yağmurlara ancak yazarak katılırız. İnsan kendi gölgesinde yalnız bile değildir, bir eşya kasvetidir olsa olsa, demek isteriz. Başka kederlerden ayrıcalıklar edinmek için yazarız. Kalbimizle gövdemiz arasındaki uçurumu böyle doldururuz. Susmaktan değerli olsun isteriz sözümüz.
Herkesin "boncuklu bir cümlesi" olsun kendini seveceği. Kimse yalnızlığını ötekine göstermekten utanmasın. Ve biz biliriz ki, bir varlığın yazılı tarihi yoksa bu dünyada bir hayatı yoktur.

Tarla kuşu, yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.''

Birkaç gündür iki cümleyi düşünüyorum : Yalnızlığımızdan utanmamak ve insanın acısını insan alır.
İnsanlarla daha çok iç içe olmalıyız.
Yalnızlığımızı bir mahremiyet olarak görmeli, ama düşüncelerimizi, fikirlerimizi daha çok paylaşmalıyız.

İnsanın insanın kurdu değil yurdudur bana göre.




Alt 19-08-2014, 02:55 #6

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

- Bu aralar neden böyle kırılganım, neden alınganım ve neden esrik davranıyorum ? Dinlediğim müziklerde, okuduğum kitaplarda, konuştuğum insanlarda hep hüzün kırıntıları arıyorum bu aralar. Hüznün dibine vurup başka bir alemde hayatımı yaşamak istiyorum. Gülsem de çok içten gülüyormuşum gibi gelmiyor nedense, ancak gülümseyebiliyorum. Annemler de haklı onlar da bu durumdan nasiplerini alıyorlar. Boş yere onları da üzüyorum. Ama hakettiğimi düşünmüyorum içten, gözlerim yaşarana, kalbim yeşerene kadar kahkaha atmayı. Ezidi soydaşlarım dağlarda susuzluktan, açlıktan ölürken burada rahat yemek yiyor olabilmeyi daha içime sindiremiyorum. Rahatsız oluyorum kendi insani rahatlığımdan. Arkadaşlarla dışarı çıkıp bu konuları uzun uzun, yetersiz kaldığımızı, kültürel sadakatimizi sağlamadığımızı söyleşiyoruz. Şengal'e giden, HPG'ye, YPG'ye, YDG'ye, katılan ve aktif görevden bulunan arkadaşları düşününce toplumsal anlamda yetersiz kaldığımızı defalarca dile getiriyoruz. Maalesef ki yıllar yılı henüz olayların ve kimliğimizin bilincinde değilken, birtakım alışkanlıklar oluşmuş ve bu ritüellerin, alışkanlıkların rahatlığı bize güven mi veriyor ne bir türlü atılım gerçekleştiremiyoruz. Fakültede bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama diğer aktif arkadaşları düşününce çok yetersiz kalıyoruz. Özeleştiri kültürünün çok önemli olduğu bir gelenekten geliyoruz ve özeleştirimizi verebildiğimiz için de birbirimize sıcak ithamlarda bulunuyoruz. Ama geçen Umut arkadaşın geleceğe dair planını, toplumsal hedeflerden uzak ve bencil planlarını, duyunca daha yolun çok çok başında olduğumuzu konuştuk biraz. Bu kadar basmakalıp, klişe, özgünlük içermeyen fikirlerin dilden dile dolaştığı bir toplumda kendimizi anlatmak ne kadar zorsa bu fikrin oluşum süreci de o kadar uzunca bir süreyi kaplıyor. İnsanlarımıza, her şeyden önce kendi soydaşlarımıza ideamızı anlatamadıktan sonra insanın umudu köreliyor. Oy vereceği partiyi dahi çok basit gerekçelere dayandıran bu insanlara, melalimizi açmak ihtiyacı duymuyorlar. Çünkü mutlular, kendi düşünceleri, kendi davranışları ile. Evlenmişler, çocukları olmuş. İnsanların tek düşüncesi akşam olsun evime bir ekmek götüreyim de gerisi beni ilgilendirmez. Şükrü Erbaş'ın da canı cehenneme rahat uyuyanın / kapısını örtenin perdesini çekenin / yüreği yalnız kendiyle dolu olanın /duvarları ancak çarpınca görenin / canı cehenneme başkasının yangınıyla evini ısıtıp yemeğini pişirenin.
Canı cehenneme sadece kendi dertleriyle hemhal olanın diyorum ben de.

- birkaç şey daha var da onları buraya yazmak, buraya önceki yazdıklarımı düşününce abes kaçar, aklımda kalsın onlar.

- bir de şiir paylaşayım Şükrü Abi'den adını anmışken.

- Sonrasını Biliriz

Siz geçip gidersiniz;
Açık yaralar gibi
Kalır kıyılarımızda
Ayak iziniz.

Biz bir darlığı
Tam düze çıkardık...
Derken kapılarda siz.

Bir uzak yakınlığı
Eğreti ve güvensiz,
Kuşanıp gelirsiniz.

Sunmak elde avuçta
Ne varsa,
Bari işe yarasa;
Sonrasını biz biliriz.

- sevdiğim sözlere konu açsam mı acaba.




Alt 29-08-2014, 05:14 #7

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Kağıt daha sarıyor kusura bakma.



Nava Bunu beğendi.

Alt 20-05-2015, 03:49 #8

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Siyah bir köpek, daha önce hiç denk gelmediğim, dün gece 2 gibi otobüsten indikten sonra karşıma çıktı. Bir mahalle üzerinde bir yukarı bir aşağı dolanıp duruyordu. Fark ettim ki yiyecek bir şey arıyor, parke taşlarının arasını didikliyordu. Çantamda arkadaşımın verdiği bir miktar bastıktan verdim önüne ancak yemedi. Ben de bütün marketler kapalı olduğundan yoluma devam ettim üzüntüyle. Her nedense o köpeğe yardımcı olmak ihtiyacı duymuştum şiddetle. Yola devam ettikten bir süre sonra anladım ki köpek arkamdan beni takip ediyor. Hızla üstüme gelince ve ortalıkta hiç kimse yokken ve civar karanlık olduğundan korkuya kapıldım. Ama müdahele etmek ihtiyacı duymadım. Ben yürüdüm o arkamdan geldi, yürüdüm geldi yürüdüm geldi ve anladım ki köpek peşimi bırakmayacak. Zaten uzun sürecek yürüme mesafemde umarım bana eşlik eder dedim.
Yaklaşık 1 km sonra köpeğin beni bırakmayacağını idrak ettim. Artık direktifleri mi anlıyor gel desem geliyordu. Çeşitli köpek gruplarının koşturmasına ve peşinden gelmesine rağmen o siyah köpek peşimi bırakmadı. O ıssızlıkta köpek bana eşlik edince köpeğin gözlerinin içine bakıp ağlamak ihtiyacı duydum ve ağladım birkaç defa. Çok içlendim ve çok anlamlı geldi bana o yoldaşlığımız. Bir süre sonra köpek önden gitmeye ben arkasından gitmeye başladım. Önden gitmesine rağmen evimize doğru gidiyordu. Şaşırdım bu duruma. Bir yandan da genişçe düşününce bir dizi gelişmeler içerisinde gayet de düzenli bir şeymiş gibi geldi.

Yürüyorduk ve halen köpek yiyecek aramaya devam ediyordu. Çöp kutularının kenarında. Ve ben yürüdükçe hüzünleniyordum.
Bir ara eve yaklaşmışken durdu. Gel diyordum gelmiyordu. Çok ısrar ettim ancak gelmedi. Nasıl o beni onu bulduğu yerde bekliyorsa ben de onu durduğu yerde beklemeye başladım. Bir süre bekledim ancak gelmemekte ısrar ediyordu. Ben de ev yakın olduğundan bir koşu evden yiyecek getireyim diye koştum aklım köpekte kalarak. 2 sokak döndüm ve köpek arkamdan çevik bir koşu ile gelmeye başladı. Son zamanlarda pek hissetmediğim bir sevinç doldu içime. Kimseler yoktu, ses yoktu, ışık pek yoktu ve ben alabildiğine mutluydum. Beraber evin önüne geldik ve toplamda 8 km kadar yürümüş olduk beraber. Eve girip yaklaşık 2 ay önce aldığım ve bir türlü bir köpeğe yediremediğim köpek mamasını hızlı hızlı yedi sonrasında tandır ekmeği ile melemen yedi ve sonra kemik ve et verdik annem ve kardeşim ile. Sonra su içirdik. Kardeşim bahçeye kilitleyelim besleyelim dedi. Ancak ben istemedim. Kilitlemeyelim, isterse zaten kendisi gelir sonra dedim, hem böylesi daha mutluluk verici olur. Yarım saat kadar kapımızın önünde durdu. Yoldan geçen köpeklerin eve yaklaşmasına izin vermedi. Birkaç köpek grubuna havladı. Ben de odamdan bakıyordum arada. Sonra da gözden kayboldu.

Sabah kalktığımda ortalıkta yoktu. Ben de çok mesut oldum sonra. Yine bir gün denk gelirim umarım o siyah köpeğe.

Uzun zamandır bu kadar içim sızlamamıştı ve sevinç duymamıştım. Gözlerinden öpüyorum köpek dostum.




Alt 23-11-2015, 05:42 #9

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Ölüm ne kadar kötü bir şey.



Maya. Bunu beğendi.

Alt 10-12-2017, 02:56 #10

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

Gözlerim doluyor geçmişi yad edince forumda.



Favela Bunu beğendi.

Alt 19-04-2018, 01:34 #11

Birhan, Murathan, Bejan.

isminizi istiyorlar.

insanın geçmişiyle barışık kalması gerekir. peşini bırakmayacağını biliyordur çünkü.




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:44 .