Yαz Dσѕтυм. '' Ɓєş Güzєʟ Ađαм. ''

#1



- İnsan yıllar geçtikçe alışıyor çoğu şeye. Ama sonra onları görünce anlıyor ne kadar özlediğini.
Ve soruyor kendine ''Ben nasıl dayanmışım bu özleme?''
Bazı dostluklar vardır yıllar geçse de bitmeyen, yıllar sonra buluşsan bile sanki dün birlikteymiş gibi hissettiren.

- Dün anladım ki öyle dostlara sahip olacak kadar şanslıymışım meğer.
Yıllarca onları suçladım yanımda değiller diye ama dün fark ettim ki ulaşmayan onlar değil, ulaşılmak istemeyen benmişim.
6 yıl boyunca size ulaşmaya çalışan insanlar düşünün, bir an bile sizden, dostluğunuzdan vazgeçmeyen insanlar...

- Yokluğunuzda sizin düzeltebileceğiniz ama yanında olmadığınız için hatalarını düzeltemeyen,
yolunu şaşırmış, düşmüş ama kalkamamış, buna rağmen başa kakmayan dostlar düşünün.
''Sen gittin diye bunlar oldu!'' demek yerine; ''Sen olsaydın farklı olurdu.'' diyen düşünceli insanlar düşünün.
Ve o insanların sizin DOSTunuz olduğunu düşünün.
Sizce de çok şanlı değil miyim?

''Beş Güzel Adam ve gitmiş üç kadın.''
''Beş Güzel Adam ve kayıp onca yıl.''


BİZ BEŞ GÜZEL ADAMDIK.
HÜZÜN VURDU KIYILARIMIZA EKSİLDİK, SAVRULDUK.




İlginizi Çekebilir


Devrim Yeryüzüne Yalın Bir Bakıştır.

#2
Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli baktığında.

Şehrin her bir köşesini ve her köşesinde başka bir hayata dönüşen gölgeleri fark edebilmeli.
Sahici olan ne varsa ve içinde yaşamak adına bir giz taşıyan ne varsa fark edebilmelisin.
Böylece zaman senin kollarında uzamalı.
Bazen akrebi sımsıkı avuçlarında tutmalısın.
Kimi zaman da bir yelkovanın sırtında savaşmalısın ara sokakların içinde.

Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli her baktığında.

Gizli akıtılan gözyaşlarının, yarım kalmış hesabı hırslandırmalı yüreğini.
Soğuk bir oda da, eskimiş bir yatağa uzanmış
ve kısık yanan bir lambaya saatler boyunca bakan bir adamın incinmişliğine dikkat kesilmelisin.
Onurlu bir adamın incinmişliğiyle pusulanmış sokaklarda yürüyüp,
ihanetin ayak izlerinde okumalısın hayatın kaypak yüzünü.
Çekip giden bir kadının geride bıraktığı son hicaz hüzünleri özenle toplamalısın odanın içinde.
Bir kristal bardağı tutuyormuşçasına özenle toplamalı ve mümkün olduğunca gözlerden uzakta tutmalısın.

Hırçın bir kuzey rüzgârı gibi esmeli bakışların kentin sokaklarında.
Bir kadının saçlarından ateşi çalmalı ve yoksul erkeklerin parmak aralarına salmalısın.
Yoksul evlerin ocaklarından kaynayan yalancı tencereleri görmeli
ve tahta altını yitirmiş çocuklarla yürümelisin savaş alanına.
Vitrinlerden ganimet toplamalı çocuklar ve zengin korkulardan pay kapmalı gecekondu sokaklarına.
Zengin düşlerden doldurmalılar kirli avuçlarına.
Sen sokakların başını tutmalısın ve aynasızların sirenlerine kulak kabartmalısın.

Gözlerin alabildiğine uzakları görmeli baktığında.

Herkes el ayak çektiğinde sokaklardan yüksekçe bir yere çıkmalı ve Kudüs’ü izlemelisin gece yarılarında.
Kayan her bir yıldıza selam durup, taş atan avuçlarını okşamalısın çocukların.
Sonra Mekke’den gelen bir rüzgâra yüz sürmelisin.
Eski zamanlardan kalma selamlar doluşmalı koynuna.
Taşın altındaki siyah adamın iniltilerine kulak kesilmelisin
Ve hayat her sabah yeniden yaratıldığında,
Sen yeniden ayaklarının altında kanayan yaralarını sarmalayıp yürümelisin.

Dik başlı yürüyüşlerin olmalı.
Her aşkı feda edebilecekmiş gibi duran çelik bir kalp taşıyormuş gibi asi,
umarsız ve ifadesiz bakışlarla yürümelisin.
Fakat hiç kimse bir yaprağa gözyaşı dökebilecek olmanı anlamamalı.
Güçlü ve direngen yürüyüşlerin olmalı.


Gözlerin alabildiğine uzakları görmeli her baktığında.

Bir gece kimselere fark ettirmeden kimsesizler mezarlığına gömülen bir genç kızın cesedini görmelisin.
Gözleri bağlanmış bir adamın, çığlıklar gelen bir odaya adım atarken irkilmesini görmelisin.
İki adımlık bir voltanın ürküten yalnızlığına dikkat kesilmeli bakışların.
Tecrit edilmiş hayatların kimselerin duyamadığı iç çekişlerine çevirmelisin bakışlarını.

Acıyı fark etmeli gözlerin.


Bir okulun önünde utanca dönük genç kız adımlarını fark etmeli.
Fabrika önünde üç kuruşluk boyun eğmeleri fark etmeli.
Hayata yalın bir bakış fırlatmalısın.
Ne varsa etrafında, şehri istila etmiş ne varsa.
Bir yaşama şahitlik etmenin yorgunluğuna aldırmadan, yalın bir bakış fırlatmalısın uzak yerlere bile.
Senin fark etmediğin hiçbir soğuk ev kalmamalı.
Gözlerin alabildiğine uzakları görmeli.

“Ve devrim; yeryüzüne yalın bir bakıştır…”



- Tarık Tufan


#3
Eskiden ne kadar kaygısızdık...
Çocuk olduğumuz zamanları diyorum hani.
En büyük derdim topumun patlamasıydı.
Biraz üzüldükten sonra patlayan topu ikiye böler,
birini kendi kafama takardım, diğerini kardeşimin kafasına.
Siboplu tarafı benim!
Sonra topu olan başka bir çocuk gelirdi, hemen yanına giderdik bizi oynatsın diye.
Bilirsiniz top kiminse, o karar verirdi kimin oynayıp kimin oynamayacağına.

. . .

Çocukken mutsuz olduğum anlar o kadar azdı ki...
Neredeyse hiç yoktular.
İnançsız biri olsam; "sanırım çocukken yaşadığım mutluluğun bedelini ödüyorum şimdi" derdim.
Ama biliyorum ki Allah kullarına zulmetmez...

Her neyse aslında gelme nedenim farklıydı.
Birkaç temenni de bulunacaktım, bir geçmiş olsun dileği,
bir de ne kadar üzüldüğümü dile getirecektim ama olmadı.
İnşaAllah gerçekten geçer...


Hoşçakal azizim.


-

#4
Ufak bir iç dökümü niyetiyle gelip şiir yazmakta güzelmiş.
O halde bana kalsın bu şiirim de.


#5
- İnsan, hayatını birine ya da bir şeye dayayınca alt üst olması da bir o kadar kaçınılmaz oluyor.


Sürekli yapmayı erteleyip durduğum "App" e sonun da yavaş yavaş başlıyorum.
İlk önce android için yapacağım sonra ios için.
Google'a teklif etmiştim bu fikri ama dönüş yapmadılar.
"Her fikrim var, uygulamam var "diyene dönüş yapsaydılar zaten ohoo oo.

İnşaAllah aklımdaki kadar güzel bir uygulama olur.
Fikrimi kodlara olduğu gibi dökebilirim umarım.

-Fikrini kodlara olduğu gibi aktarmak mı? Öyle bi dünya mı var?
+Bekle bu cümleyi neyle bağlayacağıma bak sen.

İçimdekileri mısralara olduğu gibi dökebilseydim,
Bugün şairliği kovalıyor olurdum ya neyse.
(Amatör olarak kalmam en doğrusu zaten.)

+Şimdi az önceki söylediğim bi anlam kazanmış oldu Hemraz.

Ara ara gelir yazarım sana,
Belki de gelmem söz vermiş olmayayım azizim.


#6
Bizi camide vurdular İbrahim...
Hz. Ömer gibi rûkuda, Hz. Osman gibi rahlede,
Hz. Ali gibi secdede...
Bizi secdede vurdular İbrahim, dedeleri gibi kah*ece.
(alıntı.)


Bir sabah uyanıyorsunuz ve bütün televizyonlar son dakika geçiyor "49 müslüman camiide şehit edildi."
Öyle lanet bir sabaha uyandım, gün bitmeden gelen 2 şehit haberi daha...
İnsanlar farkında mı tehlikenin bilmiyorum ama dilimiz, dinimiz, tarihimiz kısacası bizi biz yapan ne varsa elden gidiyor.

-Tasavvufla, İslam'ı bir zanneden ve aksini iddia edenlere kafir muamelesi yapan, "Şeyh" denilen din istismarcılarını (haşa) ilahlaştıran kesim sayesinde dinimiz,
-Türkçe konuşurken araya birkaç yabancı kelime serpiştiren, "yabancı dil" bilmeyenin cahil olduğunu zanneden vs. sözde elit ama içi boş insanlar yüzünden dilimiz elden gidiyor.
(İngilizce'yi veya diğer yabancı dilleri yine öğren, öğren ama kendi dilinden üstün görme, kendi diline sahip çık demek istiyorum salak ekşici ya da ekşici kafalı.)

En kötüsü de biz kendi içimizde sağcı-solcu, alevi-sünni-hanefi-şafi vs diye ayrılık yaşarken
"Birlik olmamız gerektiğini unuttuk. "
Biz unuttuk dinimizi, kimliğimizi ama bak onlar unutmamış ki dedeleri gibi katliam yapıyorlar.

"Böl,parçala, yönet" adamlar bu politikalarıyla ne güzel ilerliyorlar.
Biz de kendi içimizde ayrılığa düşerek ekmeklerine yağ sürüyoruz.
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'yı ibadete kapattılar, kalkıp bir gözdağı bile veremedik.
Dünyanın dört bir yanında müslümanlar katlediliyor, umrumuzda mı? Değil.
Çünkü çok meşgul insanlarız öyle ki; A dizisi başladı mı, b dizisinde neler oldu,
c dizisindeki karakter öldü mü?
Ne güzel yıkıyorlar beynimizi. (çuvaldızı kendime iğneyi başkasına azizim.)

Velhasıl önce sen ayağa kalkacaksın, sonra yanındakini ayağa kaldıracaksın, o da kendi yanındakini
böyle böyle domino etkisi olacak ama yıkılan domino değil kalkan domino etkisi olacak.
(ekşici sen de dahilsin, en nihayetinde salakta olsan bizdensin azıcık akıllan yeter.)

Biz Türk'ler bu dünyaya çok şey öğrettik, azıcık kitap okuyup araştıran her kişi bunu bilir.
("heheh avrupalılara tuvaleti biz öğrettik yoksa adamlar bo*un içinde geziyorlardı" tamam onu da biz öğrettik ama öğrendiğin bununla sınırlı kalmasın arkadaşım.)

Velhasıl azizim artık birlik olma zamanı geldi.
Yoksa parçalara ayrılacağız sonrası malum...


#7
Her insan biraz mazoşisttir Hemraz, mesela ben.
Ne kadar canımı yaksa da "Oğuz Atay" okumak, yine de okumaya devam ediyorum.
Okuduğum satırlar kalbimi paramparça ediyor bazen,
Öyle bir an geliyor ki bazen, kırılırcasına sıkıyorum dişlerimi,
vazgeçiyorum okumaktan bir kenara bırakıyorum kitabı.
Başka kitaba geçiyorum...
Böyle böyle yarım bırakıyorum kitapları.
Sonra bir sigara yakıp, en çok canımı yakan o kitaba, o mısralara geri dönüyorum.

Ulan diyorum kendi kendime; "Allah seni kahretmesin" nerede canını yakan insan var onu seversin,
nerede kalbini parçalayan kitap var onu okursun.
Üstelik hepsini yarım bırakırsın.
Üstelik bazıları da seni yarım bırakır.

Her neyse demem o ki bitti azizim.
İnsan nerede vazgeçeceğini iyi bilmeli.


Ne kadar anlatırsan anlat, anlattıkların karşıdakinin anlayabileceği kadardır.

#8
Ne kadar sevmediğim insan türü varsa,
Allah o insan türlerinden birkaç tanesini benim hayatıma serpmiş.
İkiyüzlü, peşin hükümlü, düşüncelerinin kölesi, yalancı vs. vs.
Affetmenin değerini bilmeyen insanlar,
bir veya iki kere affedince sürekli affedebileceğine tüm kalbiyle inanan insanlar.
Merhametini, onlara olan sevgini ve tüm saf duygularını suistimal eden insanlar...

Bir insan çok merhametli oluşundan şikayet eder mi?
Ben ediyorum.
Bir insan sevdiklerine kıyamamaktan dolayı şikayet eder mi?
Ben ediyorum.
Ama bu tavrımın "adalet duyguma" zarar vermesinden korkuyorum.
"Merhamet dolu bir dünya yerine,adalet dolu bir dünyayı yeğlerim."

Allah diyorum azizim, Allah kullarını nasıl da ağır bir şekilde imtihan ediyor.
Ama yine de taşıyabileceğinden fazlasını yüklemiyor kullarına.
Bizim de imtihanlarımızdan biri bu ; ne kadar sevmediğim insan türü varsa
onlardan birkaç tanesi de benim akrabam işte.

Her şerde elbet var bir hayır.
Allah büyük azizim.

...


#9
Giderken veda edememiştim.

Vedaları sevmem ama o zaman ki veda etmeyişim bundan değildi,

Nasılsa yarın öbür gün barışırız ne vedası deyip veda etmeye üşenmem yüzündendi. (ki bunu bile çok sonradan itiraf edebildim kendime)

İnsan şu hayatta hiçbir şeyden emin olmamalı -ki yarınımızın bile garantisi yokken bu küstahlık niye?-

Elindekinin değerini kaybetmeden anlayamıyor insan ne yazık ki...

Yeni insanlarla tanışmak, hatta normalden daha fazla insanla tanışma isteği duymak onun açtığı boşluğu kapatmaya çalışmak...

Ne yazık ki bu beyhude bir çabadan başka bir şey değil.

Bir kara delik misali...Anlıyor musun? Anlıyor musun?

Aslında ben 8 yıldır hep biliyordum bir gün onu kaybettiğimde pişman olacağımı, adım kadar emindim hatta... (Ama...Ama...)

Bunun dayanılmaz bir acı olacağını da biliyordum

Ama bunun bu kadar korkunç, bu kadar ızdırap veren bir acı olacağını idrak edememiştim.



Ne var biliyor musun azizim?

Acımı sahiplenmeyi ilk ondan öğrendim, öğrendiğim çoğu şey gibi bunu da ondan öğrendim.

Daha önce de dediğim gibi bitti azizim. Gerçekten bitti.

Sevgisi değil, sevdası değil ama bitti.

Artık ne umudum var ne de bekleyiş içindeyim. . .

Şu hayatta kendimden bile çok mutlu olmasını istediğim tek kişi.

İnşaAllah hak ettiğinden fazla mutlu olur ve dilediği her şey nasip olur O’na.

Veda demişken; şiirle geldik birbirimize, şiirle gidelim...



"

+Son bir şiir daha…
-Bu son. Söz mü?
+Söz…


SÖZ

Tutamayacağını bile bile
Bir söz daha vermişti adam kendine.
“Yazmasam deli olacağım” diye,
Kağıdı inleten, kalemi inciten o değil miydi?

Oysa eskiden öyle miydi?
Kalemi narince kavrar,
Kağıda okşarcasına yerleştirirdi ellerini.

Şimdi devir değişti.
Ne o adam eski adam
Ne kalem halden anlayan
Ne de bir kelime ruhu okşayan.

Bilmeyenler “ah ne yazık adamcağıza,
Ne de güzel sevmiş” der.
Bilen ne sen sor ne ben söyleyeyim.

Adama soracak olursan bu aşkın akıbetini;
“Bitmemiş bir şey yarım kalan şiir gibidir, tamamlayamazsın.
Ama ben bitirdim bütün eksik şiirlerimi.”


Umut AY


"

Not: Mısralarım, mısralarına benzedi. "Artık eskisi gibi yazmıyorum" derken bazen senin gibi yazdığımı kast ettim.
Dipnot: Hemraz'la çekişmelerimiz sonucu ortaya çıkan bir şiir.


Bir ayrılık hediyesi.


#10
´´Benim hiç sapanım olmadı Anne.
Ne kuşları vurdum ne de kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca bir tek kendimi vurdum..!``

| Yusuf HAYALOĞLU |




Küçükken arkadaşlarımın hemen hepsin de sapan vardı hatta kardeşimin bile.
Benim hiç sapanım olmadı ve hiç kuşları vurmadım.
Bir keresinde ava gittiğimizde bıldırcın görmüştüm, amcam vurayım diye av silahını vermişti, bilerek ıskalamıştım.
Kuşlara kıyamadım, hayvanlara kıyamadım ama çok sevdiğim birine kıydım, kanatlarını kırdım.

Biz erkeklerin bir huyu vardır.
Ayrılık sonrası çıkmaz hemen acısı, zamanla çıkar, yavaş yavaş çıkar.
Hele bir de çok sevmişse...

Oysa kadınlar da öyle mi?
Kadının başlar ağıdı, ayrılığın hemen sonrası.
Günlerce, haftalarca, aylarca...
Bir de bakar ki bitmiş acısı.
Geçmemiş ama bitmiş.
Kadın yaşamıştır acısını, tutmuştur gerekenden fazla yasını.
Ağlamaktan şişen gözleri gülmeye başlar artık.



Erkeğin acısı daha yeni başlar.
Bastırdığı tüm acılar yavaş yavaş çıkar gün yüzüne.
Ve onun yası aylar geçse de bitmez, yıllar geçse de - ki geçmekte-
Başka biriyle olma düşüncesi başlarda gözüne güzel görünse de
Sonraları yara bandı misali, birini kullanmanın akıl kârı olmadığını hatırlatır vicdanı.
Çok sonraları bu düşüncenin nasıl aklının ucundan geçtiğine anlam veremez.
Nefret eder kendinden bu düşünce ve daha niceleri yüzünden.


. . .

Dostlarım bana derdi ki azizim;
"Çok duygusalsın kardeşim, bir erkek bu kadar duygusal olmamalı."
"Ya şair yürekli olan anlar ya da aşık olan, benim hallerimden." derdim.
Aşık oldular, anladılar.

Hani daha önce demiştim sana; "her insan biraz mazoşisttir."
Öyle öyle ama aşık insan daha çok mazoşisttir Hemraz.
Çünkü bir kere alışmak zorunda kaldı mı onsuzluğa,
Zamanla bu acı haz verir ona.
Ve der ki; "Benim işim gücüm acı çekmek."
Nerede hüzünlü kitap var onu okur, nerede acı var ona gider,
Nerede acı sözler var onu dinler.
İçinde bir savaştır sürüp gider; kendisine karşı yine kendisi...

. . .

Çok uzattım biliyorum Hemraz.
Demem o ki: " İnsanı kahreder; yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutlulukları."



-
Ara ara gelir yazarım sana demiştim,
İç dökmek buna dahil değildi...
Elde değil azizim, bari sen affet.


#11


Kendimi bildim bileli başka sevdim GALATASARAY'ı.
En umutsuz anlarda bile GALATASARAY'a olan inancımı hiç yitirmedim.
Ve bugün bu inancımı bir kez daha boşa çıkarmadı Cimbomum.
Bugünkü şampiyonluk bambaşka.
Hem maçı izlerken hem de konvoyda sesim kısıldı ama buna değdi.
ÇOCUKLUK AŞKIMSIN.


İstikrar, İstikrar, İstikrar!

#12
Alıntı:
İnşaAllah aklımdaki kadar güzel bir uygulama olur.
Fikrimi kodlara olduğu gibi dökebilirim umarım.
Üzerinde itina ve titizlikle çalışmaya başladığım uygulama için araştırmalarım sürüyor.
Birkaç kişiye bu fikirden bahsettim amacım onay almak değil
(ki bir işi yapacaksanız kimse onay vermese de yapmalısınız eğer o fikre gerçekten inanıyorsanız)
uygulamayı geliştirmek için geri dönüşler sağlamaktı.
Ve çokta güzel geri dönüşler aldım.

"-Acaba şunu da eklesen nasıl olur?
+Bu da güzel bir fikir ama bunu başka bir uygulamada kullansam çok daha iyi olur."

"-Harika bir fikir peki bir de şöyle geliştirsen uygulamayı ....
+Harika düşündün bunu da ekleyebilirim."

Gibi gibi geri dönüşler. Etrafımdaki insanlardan bu şekilde geri bildirim almak
uygulamayı bir üst seviye daha iyi yapmak demek. Bir de kullanıcıların geri bildirimlerini düşünsene azizim.


“Bir fikir geliştiren neredeyse her insan, imkansız göründüğü noktaya kadar onun üzerinde çalışır
ve daha sonra hayal kırıklığına uğrar. Bu, hayal kırıklığına uğranacak yer değil.”

-Thomas Edison


Bu zamana kadar birçok farklı fikirlerimi hayata geçiremeden vazgeçtim, büyük hayal kırıklığına uğradım.
Oysa tamda daha çok çalışmam gereken yerde. Belki de başarıya çok yakındım.
Hayal kırıklığına uğrayacak noktada olmamalıydım çünkü orası yeri değildi.



“Hayatın başarısızlıklarının çoğu, pes ettiklerinde başarıya ne kadar yakın olduklarının farkında olmayan insanlardır.”

-Thomas Edison



- Beni babama çok benzetirler. Fiziki özelliklerim ve birkaç huyum. Belki birkaç hareketim evet benzer.
Ama düşünce yapısı olarak asla benzemeyiz. Bu konuda ben güneysem o kuzey, o batıysa ben doğu, o eksiyse ben artı.
Öyle ki zıttız. 100 konunun 99'unda farklı görüşlere sahip insanlarız. O derece farklıdır düşünce yapılarımız.
Kardeşlerim ve ben bu zamana kadar çok şeye yeltenip babam yüzünden vazgeçirilmişizdir. Zorla değil elbette, sözleriyle.

"Bu zamana kadar yaptın olmadı, şimdi mi olacak?"
"Bu saatten sonra çok zor, imkansız."
"Olsaydı şimdiye kadar olurdu."
"O iş olmaz vazgeç."

Her ne kadar çoğunlukla bu laflarının aksini ispatlamış olsam da babama (ki yaptığım en iyi şeydir.) büyük fikirlerimin hemen hepsinde
bu sözleri önce istikrarımı, sonra hevesimi kırmıştır.
Belki de tam başarıya ulaşacakken vazgeçtim, benim hatam kim ne derse desin dinlememeliydim.

(Gerçi o bile bu uygulama fikrini çok beğendi.)



“En büyük zayıflığımız, pes etmektir. Başarılı olmanın en kesin yolu, her zaman bir kez daha denemektir.”

-Thomas Edison


Velhasıl demem o ki azizim. Kim ne derse desin insan inandığı yolda ilerlemeli.
Bir fikre inanıyorsa o fikrini hayata geçirmek için çalışmalı, pes etmemeli, olmadıysa bir kez daha denemeli.
Bir hayali varsa peşinden gitmeli asla vazgeçmemeli.
Ben oturduğu yerden böyle alengirli, şatafatlı, yaşamadığı şey hakkında atıp tutan tarzda cümleler kuran bir insan değilim.
İnanmadığım ya da yaşamadığım hiçbir şey yazmadım.
Tecrübeyle sabit hepsi, eksiği var fazlası yok.

"Karamsar ben, mücadeleyi hep yarım bırakan ben, istikrarı; yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğinde bırakan ben vs. vs."
Ben bile bugün böyle konuşuyorsam; varsın sen düşün azizim.


Elbette başarısızlık yaşayacak insan ama bu başarısızlığa bile Edison tarzında bakmalı:
"Başarısız olmadım. İşe yaramayacak 10.000 yöntem buldum."

Dipnot: Aslında Edison'ı hiç sevmem, sevmeme nedenim de bazı dünya görüşleri vs. (bu çok detaylı bir konu.)
Favorim Nikola Tesla'dır.
Ama Edison'nın bu ve birçok sözü hayatıma çok ışık tutmuştur ondan örnek verdim.
Yiğidi öldür hakkını yeme.

Görüşürüz azizim.


#13
- Ne 20'lik dişmiş yıllardır bir türlü çıkamadı.
+ Aa sana diş hediği yapayım o zaman
- Koskoca adama diş hediği mi yapacaksın anne ?
+ Evet.
-

Annemin esprili halleri her gün olduğu gibi bugün de devam ediyor.


Bugün Anladım.

#14
-Bugün anladım Hz.Yakup'un bekleyişinin zorluğunu, haber alamamanın insanı nasıl kahrettiğini,
yine de Allah'a güvenmenin insanı asla yarı yolda bırakmayacağını...

Hz.Yakup peygamberdi ve imtihanı çok ağırdı elbet, bana bir gün bile bu kadar ağır gelirken habersiz kalmak, Hz.Yakup 40 yıl nasıl sabretti?

Hz.Yakup'un tabi tutulduğu imtihanın ne kadar ağır olduğunu herkes bilir ama
öyle bir zaman gelir ki bunun nasıl ağrılı ve sancılı bir dönem olduğunu ancak o zaman idrak eder insan.

Bugün daha iyi öğrendim Allah'a tamamen teslim olup tevekkül etmeyi ve O'nun verdiği hüküm ne olursa olsun kabullenmeyi ve Allah beni bedbaht etmedi yine.

"Sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım Allah'ım. (Meryem Suresi 4.Ayet)"

Bana taşıyamacağım yükü yüklemediğin için teşekkür ederim Allah'ım...

Şükürler olsun,
Şükürler olsun,
Şükürler olsun...




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:27 .