Sponsorlu Bağlantılar:
  Osmanlı Türkçesi
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 24-11-2009, 01:32 #1

TaM{1}Manyak

Mutsuz.

Osmanlı Türkçesi

Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca :عثمانليجة ya da lisân-i Osmânî: لسان عثمانى) Osmanlı devlet ve resmî yazışma dilidir. Bilimsel alanlarda Tarihî Türkiye Türkçesi denilmektedir. Türkçe'den ayrıca bir dil değildir. Dönemine ve kullanım alanına göre içinde (az ya da çok) Arapça ve Farsça unsurlar bulunsa da bugün latin harfleriyle yazılan Türkçe'nin arap harfleri ile yazılmasından ibarettir.

Tanım [değiştir]

13-20. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü yerlerde yaygın olarak kullanılmış olan, özellikle 15. yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçanın etkisinde kalan Türk yazın dilidir. Osmanlıca; Arap alfabesine, Fars ve Türk dilinden yeni sesler ilavesiyle oluşturulmuş, uzun tarihi boyunca kendine has özelliklerle geliştirilmiş, farklı yazı türleriyle bir sanat haline getirilmiş, kelime hazinesi günümüz Türkçesi ile kıyaslanamayacak kadar zengin bir yazı dilidir.

1. Temel Osmanlıca (Osmanlı Türkçesi)
2. Osmanlı Paleografyası
3. Osmanlı Diplomatikası (Osmanlı İnşâ Dili, Vesika İlmi)

olarak üç ana başlık halinde ele alınıp yorumlanmaktadır.
Osmanlıca
Harfler
elif ﺍ
be ﺐ
pe پ
te ﺖ
se ﺙ
cim ﺝ
çim ﭺ
ha ﺡ
hı ﺥ
dal ﺪ
zel ﺬ
re ﺭ
ze ﺯ
je ﮊ
sin ﺱ
şın ﺵ
sad ﺹ
dad ﺽ
tı ﻂ
zı ﻆ
ayın ﻉ
gayın ﻍ
fe ﻑ
kaf ﻕ
kef ﻙ
lam ﻝ
mim ﻡ
nun ﻦ
vav ﻭ
he ﻩ
lamelif ﻻ
ye ﻯ

İmla kaideleri

Osmanlıcanın herkes tarafından kabul edilmiş kati imla kuralları yoktur. Lakin bu, herkesin istediği şekilde yazabileceği anlamına gelmez. Bu kaideleri temel olarak, okutucu harfler, harflerin birleşme esasları, kelime köklerinin Arapça veya Farsça olmasına bağlı olarak alınan eklerin durumu gibi birkaç kategoriye ayırmak mümkündür. örnekler

Sesli Harflerin Gösterimi

احكام ahkâm احمد Ahmed اقران akrânآرابه araba آرسلان arslan پاپا papa طاش taş باجا baca صاچاق saçak مال mal قيا kaya يايا yaya پاشا paşa بابا baba اعضا azâ أت et اساس esas امير emir اكرئ eğri اكه eğe اشك eşek ازبر ezber اجل ecel اولاد evlâd اثر eser افسانه efsane ابه ebe دده dede بلده belde تپه tepe ارق ırk اخلامور ıhlamur عراق ırak عرض ırzعطر ıtr ايليق ılık ايشيق ışık ايليجه ılıca قير kır قزيل kızıl آغرئ Ağrı يازئ yazıتاكرئ Tanrıآيرئ ayrı يازئ yazı ايش iş ايت it ايپ ip التجاء iltica ايكنه iğne ايليك ilik ميل mil كير kir پيل pil شيش şiş ايزجئ izci ايرئ iri ايشچئ işçi ايكئ iki كپئ keçi اوت ot اوتاغ otağ اوتلاق otlak اورمان orman اوجاق ocak اورس örs اوكله öğle اوفكه öfke اوكوز öküz اورتو örtü اوجوز ucuz اوشاق uşak اوغور uğur اولو ulu اوزون uzun اوركك ürkek اوچ üç اوتو ütü اوزوم üzüm اوستون üstün



Benzer Konular

Görüntüleme:1689, Cevaplar:13

Alt 24-11-2009, 01:43 #2

aloneboy1903

Yasaklı Üye
Bu kadar degil Osmanlı Türkçesi.
Örnek sözcüklerin de cümle içinde kullanılırken değişebilir.

Alfabede 3 çeşit "se" vardır kullanısta.Peltek se başka, sin başka, sad başka.
Bunlar yazılırken de farklı özellikte kuralları vardı.
Var da var işte.
Unuttum.




Alt 15-12-2009, 12:34 #3

ιη¢ιтαηєм

Deneyimli
payLasim icin tskLer x)




Alt 21-12-2009, 17:59 #4

Asİ_MéLéNq

Foruma Alışıyor

paylaşımın için saol




Alt 03-02-2010, 18:38 #5

-¤-l a r v e n l-¤-

Bizden Biri

pay. için saoL [=




Alt 15-02-2010, 23:43 #6

*Cennet_Gülü*

Türk Dili ve Edebiyatı

bunLarı nasıL akLımda tutucam ya

teşekkürler..




Alt 16-02-2010, 12:12 #7

TaM{1}Manyak

Mutsuz.

riCa..




Alt 25-02-2010, 16:33 #8

"E-K"

"Küçük Meleğim"

Edebiyat vak. gösteriliyorlardı..
Seminerleri çok güzel oluyor..
emeğine sağlık




Alt 05-03-2010, 16:33 #9

TaM{1}Manyak

Mutsuz.

saOL..




Alt 24-06-2010, 15:15 #10

mertgurler

Yeni Üye
paylaşım için teşekkürler.Osmanlı Türkçesi üniversitede gerçekten zor derslerden biri.Şükür benim için sorun çıkarmadı.Zor olabilir fakat öğrendikçe büyük bir haz alıyorsunuz ve daha da ilgi duyuyorsunuz...




Alt 15-09-2010, 14:56 #11

~MuCiZe~

Forumun Tiryakisi

tesekkurler (: bende osmanlıca derslerı göruyorum üniversıtede cok zor aslında =)




Alt 15-09-2010, 14:56 #12

~MuCiZe~

Forumun Tiryakisi

Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca)
Oğuz Türklerinin kullandığı dilin devamı olan ve Selçuklular'ın son zamanlarından Cumhûriyet devrine kadar 700 yıl kullanılan ve kesintisiz eserlerini veren Osmanlı Türklüğünün devlet ve resmî yazışma dili.
Kaşgarlı Mahmud, Dîvân’ında Oğuz ve Hâkâniye adlı iki edebî şîveden bahseder. Bunlardan Oğuz Türklerinin kullandığı Oğuzca; daha sonra Türklüğün İslâmî devresi içinde ve Osmanlı Hânedanına nispetle Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi adını almıştır. “Osmanlıca” deyimi daha çok Osmanlıyı inceleyen müsteşrikler tarafından kullanılmıştır.
Eski Türkçe devresinden sonra, 13. asra kadar, Türk kültür târihi içindeki eserlerimiz; göçler ve yeni yeni kültür merkezlerinin ortaya çıkması sebepleriyle, Kuzey-Doğu (Kıpçak, Çağatay) ve Batı Türkçesi'ni de içine alarak “Müşterek Orta Asya Yazı Dili” ile verilmiştir.
Batı Türkçesi adını verdiğimiz Oğuz Türkçesi; Osmanlı Türkçesi-Azerî Ağzı ile birlikte olan müşterek devresini, hemen hemen 15. yüzyılın ortalarına kadar sürdürür. Ancak bu zamandan sonradır ki, Selçuklular devrinin sonunda yer alan ve Eski Anadolu Türkçesi adı ile andığımız her iki ağzın müşterek oldukları zaman görülen bazı ayrılıkların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı da Azerî Türkçesi'nde umumîleşerek 16. yüzyıldan başlamak üzere iki ağzın kesin çizgilerle ayrılmasına sebep olur. Bunun yanında her iki şîvenin komşularından alınan kelimeleri, Arapça ve Farsça olanlar hariç, Azerî ve Osmanlı Türkçelerinde anlaşmada çıkacak, ikinci bir ayrılığı ortaya çıkarır.
Azerî Türkçesi daha çok Rusça ve Moğolca ile onlara yakın yerlilerin ve Hintçe'nin kollarından kelimeler alırken, Osmanlı Türkçesi de komşu Avrupa milletlerinin dillerinden kelimeler almıştır. Gerçekte, kurulan büyük bir imparatorluğun, sınırları içine aldığı pekçok milletin dilinden meydana gelen Osmanlı Türkçesi; topraklarla birlikte yeni kelimeler de fethederek onları millîleştirmiştir. Bu durum, Türkçe'nin karakteri icâbı da böyledir. Bu kelimeler daha çok, İtalyan, Yunan, Arnavut, Sırp, Romen, Bulgar vs. gibi milletlerin dillerinden girmiştir. Ancak bu milletlerin dillerinden alınan kelimeler, zamanla Türkçe'nin içinde yoğrulmuştur.
Arapça ve Farsça'dan gelen kelimeler ise yadırganmazlar. Çünkü Osmanlılar'da bu iki dile hiçbir zaman yabancı diller gözü ile bakılmaz. Bu sebepledir ki Türkçe başta olmak üzere, Arapça ve Farsça gramer unsurları Osmanlı Türkçesi'ne girmiş, yabancı kelimelerde herhangi bir ayrılık gözetilmediğinden, galat da olsalar, Türk zekâ ve kâbiliyetinin ürünü olan kelimeler ortaya çıkmıştır. Bu durum tamlamalarda da kendini gösterir.
İslâmî devre içerisinde Batı Türklüğünün dili olan Osmanlı Türkçesi, devre itibariyle Türk Dili tarihinin Orta ve Yeni Türkçe devreleri içine girmektedir. Tarihî Türkiye Türkçesi adını da verdiğimiz Osmanlı Türkçesi ilk devir eserlerinde; Türkî, Lisân-ı Türkî ve Türkmence olarak adlandırılır. Cevdet Paşa ve Fuad Paşa tarafından yazılan gramerin adı da Kavâid-i Osmâniye’dir. Cevdet Paşa, daha sonra Osmanlı lafzını bırakmış eserine Kavâid-i Türkiye adını vermiştir. Bu isim daha bazı gramer kitaplarında Lisân-ı Osmânî, Osmanlıca, Osmanlı Sarfı, Nahv-i Osmânî, Osmanlıca Dersleri gibi günümüze kadar gelmektedir. Ancak Süleyman Paşa ve Şemseddin Sâmî gibi zevâtın yazdığı gramerlerde İlm-i Sarf-ı Türkî ve Nev Usûl Sarf-ı Türkî gibi yine Türkî lafzına yer verilir. Deny ve Redhouse gibi batılılar ise, eserlerinde her iki kelimeyi de kullanmışlardır.
On üçüncü yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar devam eden, alfabe olarak Arap menşeli İslâmî Türk alfabesine yer veren Osmanlıca'yı;
1) Eski Osmanlıca,
2) Klasik Osmanlıca,
3) Yeni Osmanlıca olarak üç devreye ayırmak gerekir.
Birinci devre; yukarıda da belirtildiği gibi Osmanlı Azerî Türkçelerinin birleştiği 13-15. yüzyılları içine alan, yabancı dillerden gelen kelimelerin az olduğu, açık Türkçe devresidir. Bu devreye Eski Anadolu Türkçesi veya İlk Osmanlı Türkçesi de denmektedir.
İkinci devre Klâsik Osmanlıca devridir ki 16-19. asırları içine almaktadır. Türkçe, bu devrede Arapça ve Farsça'dan gelen kelime ve gramer kaidelerine ziyadesiyle açılmıştır. Ancak bu durum, yazılan eserlerin mevzûuna ve işlenişine göre, dilin açık ve anlaşılır veya kapalı olması şekli, değişmektedir. Meselâ Bâkî’nin Dîvân’ını anlamak güç olabilir. Fakat Meâlimü’l-Yakîn adlı siyer kitabı gayet açıktır ve anlamada zorluk çekilmez. Ancak, belirli kültür seviyesine ulaşmamış bir insan, hangi devirde olursa olsun günlük kelimelerin dışında hiçbir şey anlamaz ve cehaletini, ortaya konan eserlere yüklemekten kendini alamaz. Bu durum göz önüne alındığı takdirde, elbette çobanın ve padişahın dili bir olmayacaktır. Çünkü dünyaları başkadır. Fakat daha çok 16. yüzyıldan itibaren Arapça ve Farsça'dan meydana gelen kelimeler ağırlık kazanmaya başlar; 17 ve 18. yüzyıllarda gittikçe koyulaşır, anlaşılmaz bir hâl alır. Türkçe kelimelerin, cümlenin sadece fiilinde kaldığı görülür. Nesir dilinde daha fazla anlaşılmazlık ortaya çıkar. Nazım dili ise, bir noktada ölçülü bir cümle yapısına sahip olduğu için, kendini pek kaybetmez.
Bu devre “Klâsik Osmanlıca” olarak adlandırılan devirdir. Ancak bunda büyüyen ve gelişen bir devletin, her sahada, dilindeki ihtişam ve ifade kabiliyetinin bulunması ve kültür seviyesi bakımından hayatının yükselmesi de büyük rol oynamıştır. Devrenin sonunda bu durum halk şiirinde de kendini göstermiştir. Fakat son iki yüzyılda halk şiirinin dili 1908’den sonra gerçekleştirilecek olan ikiliği ortadan kaldırmış ve halk diliyle yüksek zümre dili birbirine yaklaşmıştır.
Yeni Osmanlıca devresiyse, 19-20. asırları ve Cumhuriyet devrine kadar olan zamanı içine almaktadır. Osmanlıca'nın bu sonuncu devresi, gazeteci lisanının başladığı, Arapça ve Farsça tamlamaların çözüldüğü, Türkçe'nin kendi kaidelerine sahip çıkmaya başladığı devirdir. Fakat bu devrede de Arap ve Fars dillerinden gelen kelimelerin yanında, batı dillerinden pek fazla kelime alınmıştır. Hattâ bu durum Cumhuriyet devrinden sonra, günümüze kadar uzanmıştır.
Her ne şekilde olursa olsun Osmanlı Türkçesi'ne, kültür dili olması hasebiyle, bir yüksek zümre dili olarak bakmak mümkündür. Ancak “Arapça, Farsça ve Türkçe'nin karışımı bir dildir!” demek yanlıştır. Eğer öyle olsa idi, geride kalan kültür hazinesine Arapların ve Farsların da sahip çıkması gerekirdi. Halbuki bu hazine, sadece Türk milletinindir. Yalnız bu dil, zevk-i selim sahibi yüksek tabakanın dili olmuş ve halk dilinden ayrılmış olarak zuhur etmiştir. Yazı dili, aradığı açık ve anlaşılır şekle, ancak yirminci asrın başlarında kavuşmuştur. Böylece bu devirden sonra yazı ve halk dili birbirine yaklaşmış ve zamanla aradaki açığı kapatmıştır.
Osmanlıca içinde ele aldığımız ilk devre ise, sonda yer alan her iki devreden daha açık ve anlaşılır bir durum gösterir. Bu devrenin eserleri, bugün bile anlaşılır durumdadır. Fakat son devreye nispeten ilk devrede, sonradan kullanıştan düşen arkaik, eski kelimeler yer almaktadır. Bugün milletimizin zevkle okuduğu Yunus Divânı ve Mevlid gibi eserler bu devrin mahsulüdür. Her ne şekilde olursa olsun, Osmanlıca, 700 yıl süren uzun ömrü ile, Türklüğün en büyük yazı dili olmuştur.





Alt 15-09-2010, 17:16 #13

izt_aydin

Azimli Üye

TARih Bölümü Okuyosun HERHALde =? yanılmıyorum dimi




Alt 22-09-2010, 06:24 #14

§åRåH

Aktif Üye

paylasim icin teskkürler




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:40 .