Sponsorlu Bağlantılar:
  Gagavuz Türkçesi
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Lahana Çorbası Konuları Okundu Kabul Et
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Yazan Beyaban
Cevapla
Seçenekler
Alt 08-02-2013, 20:42 #1

Beyaban

Deneyimli

Gagavuz Türkçesi

Gagavuzca, Gagauzca veya Gökoğuzca çoğunluğu Moldova'daki Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi'nde yaşayan Gagavuzların konuştuğu dildir. Yaklaşık 300.000 kişi tarafından konuşulur. Gagavuzca, Oğuz grubuna bağlı Türk dilidir.
Komşu dillerden birçok ödünç sözcük almasına rağmen bir Türkiyeli bir Türk ile Gagavuz Türkü kolayca anlaşabilir. Eskiden Gagavuzca Yunan abecesi ile yazılırdı, ancak 1957'de Kiril abecesi kullanılmaya başlanınca Yunan abecesinden vazgeçilmiştir. Moldova'nın bağımsızlığına kavuşması ve Gagavuzlara özerklik verilmesinden sonra Türk abecesi üzerine biçimlendirilmiş bir abece oluşturuldu.
Bu abece günümüzde hâlâ kullanılmaktadır. Türk alfabesinden farklı olarak Gagavuz abecesinde (Türkçedeki açık e sesi yerine) Ää harfi, Êê ve Ţţ harfleri bulunur. Gagavuzcada yazı dili Türkiye'de halk arasında konuşulan Türkçenin yazıya dökülmüş biçimidir denebilir. Ğ harfinin yerine birçok sözcükte, ünlü harfler çift yazılarak Ğ sesi kazandırılır.

ÖRNEKLER:

Soram = Sonra
Lääzım = Lâzım
Birliindä = Birliğinde
Büük = Büyük
Çoğul ad yapımlarında çoğul eki Türkçedeki gibi ler - lardır. Ancak sözcüğün son harfi n ise, çoğul ekindeki l harfi düşürülüp, sondaki n sesi yinelenir.
Günnerindä = Günlerinde
Onnar = Onlar
Hayvannar = Hayvanlar


KAYNAK:VİKİPEDİ

Korcan Bunu beğendi.
Görüntüleme:3146, Cevaplar:4

Alt 23-07-2013, 22:46 #2

Greenstreetholigans

Deneyimli

Gagavuz Türkçesi - Gagavuzca

Oğuzcanın en batıdaki ve en küçük bu kolunu konuşanların büyük kısmı bugünkü Moldovya Cumhuriyeti’nin güneyiyle Ukrayna’nın güneybatısında yaşamaktadır. Eski Sovyetler Birliği sınırları içerisinde kalan bu bölgelerdeki Gagauzların nüfusu 1989 yılı sayımına göre 197.000 civarındadır. Ayrıca Bulgaristan’da 5 bin kişilik bir Gagauz grup olduğu tahmin edilmektedir. Yine Romanya, Yunanistan, Kazakistan ve Kafkasya’da belirsiz sayıda Gagauz yaşamaktadır.

Hristiyan oldukları için Gagauzların sonradan Türkleşmiş Yunanlılar veya Bulgarlar oldukları iddia edilmiştir. Gagauz kelimesinin kökeninin belirsiz oluşu da Gagauzların etnik kimlikleri konusunu spekülasyona açık bırakmıştır. Bu isim ilk olarak Ruslara ait 1817 tarihli bir belgede geçmektedir. Yaygın görüşlerden biri Gagauz adının Selçuklu sultanı II. Kcykavus’tan geldiğidir. Bu görüşe göre Gagauzlar Bizans’ı Slav akınlarından korumak üzere Balkanlara gönderilen ve burada Hristiyanlaşan bir grup Selçuklu askerinin torunlarıdır. İkinci yaygın görüş bu adı iki öğeden oluşmuş sayar. Birinci ga veya gag öğesi belirsiz olmakla birlikte ikinci öge Oğuz veya Uz kavim adıdır.

İlk Gagauz Devleti 1365 yılında Tuna Deltası’nda kurulmuş, 1368′de Varna başkent olmuştur. Daha sonra Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı hakimiyetine girmiş olan bölge, Osmanlı İmparatorluğunun dağılmaya başlamasıyla birlikte Gagauzlar tarafından terk edilmiştir. Rusya’ya göç edip Besarabya’da küçük yerleşim birimleri oluşturan Gagauzlar Çarlık Rusyası dönemindeki asimilasyon politikalarına karşı 1906 ve 1917-20 yılları arasında iki kez isyan etmiş, Romanya’nın Besarabya’yı işgali sırasında Rusya’ya sığınmışlardır. Besarabya 1947 yılındaki Paris anlaşmasıyla Rusya‘ya bağlanmıştır.
Uzun bir aradan sonra Gorbaçov döneminde Gagauz aydınları arasında bir uyanış başlamış ve 1987′de Gagauz Halk Hareketi oluşturulmuştur. 20 Ağustos 1990′da Moldovya’da özerk bir devlet kuran Gagauzların ülke adı Gagauz Yeri ve resmi dilleri Gagauzca, Romence ve Rusçadır. 2000 yılı itibariyle Bağımsız Devletler Topluluğunda yaşayan Gagauz sayısı 230 bin, Gagauz Yeri’nde yaşayan Gagauz sayısı ise 180 bindir.

Gagauzca dilbilimsel açıdan Türkiye Türkçesinin bir ağzıdır. 1957′de eski Sovyetler Birliği içinde yazı dili olmuş, 1996′ya kadar Kiril harfleriyle yazılmıştır. İki büyük ağzı vardır. İlki, yazı dilinin dayandığı, Çadır-Lunga ve Komrat bölgelerinde konuşulan merkez ağzıdır. İkincisi ise Valkaneş bölgesinde konuşulan güney ağzıdır.

Yoğun Slav etkisi altında kalmış olan Gagauzcanın en belirgin özelliği söz diziminde ve söz varlığında görülen değişmelerdir. Söz dizimindeki değişmeler A. Menz tarafından incelenmiştir (1999). Örneğin: Var mı nasıl ben hızlaniim aliim gözlüklerimi? “Koşup alabilir miyim gözlüklerimi?“. Bu lafları vardı nasıl sotesin saade en iy dost “Bu sözleri sadece en iyi dost söyleyebilirdi”.


Alt 23-07-2013, 22:59 #3

Greenstreetholigans

Deneyimli

GAGAVUZ ( GÖKOĞUZ )

Gagavuzlar

Ortodoks Hristiyan bir Türk topluluğu olan Gagavuzlar
1989 nüfus istatistiklerine göre eski Sovyetler Birliği sınırları içinde sayıları 197.164'tür. Bulgarlar, Gagauzları "Türkleşmiş Bulgar"kabul ettikleri için Bulgar istatistikleri bu konuda sessiz kalmakta, bu sebeple de bunların oradaki sayılarını tespit etmek mümkün olmamaktadır. Ama Gagauzlar bütünü hesap edildiğinde, bunların tahminen 250 bin olduğunu söylemek mümkündür.
Gagauzlar, din, dil ve kültürel özellikler bakımından kendine has bir Türk topluluğudur. Gagauzya=Gagauz yeri diye anılan Güney Moldova başta olmak üzere Ukrayna'nın Odesa ve eski bir Baserabya toprağı olan Bolgrad'dan başka Kabardina-Balkar, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Yunanistan ve Romanya'da yaşamaktadırlar.

Bugün halâ halis bir Rumeli Türkçesi konuşan Gagauzlar Ortodoks Hristiyanlardır. Günümüzde Moldova, Bulgaristan, Ukrayna,Yunanistan, Romanya, Makedonya, Türkiye, Kazakistan, Özbekistan ve hatta Arjantin'e yayılmış bir coğrafyada yaşamaktadırlar. Gagauzlar menşe'i ve buna dayalı olarak da Gagauz adı üzerinde faraziye ileri sürülmüştür. Bunlardan "Gagauzların İslâmiyeti kabul etmemek için Orta Asya'dan Avrupa kıtasına kaçmış olan Türklerin torunları olduğu"gibi, tamamen gayri ciddi ve mantık dışı olanlarını da bir yana bırakırsak, diğerlerini şöylece sıralamak mümkündür.

1. Gagauzların Uz (Oğuz)ların torunları olduğu. Gagauzadının da Gök Uz'dan geldiği.
2. Gagauzların Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'u takiben Sarı Saltuk liderliğinde Dobruca'ya gelip yerleşen Anadolu Selçuklu Türklerinin torunları olduğu, Gagauz adınında "Keykavus'tan geldiği".
3. Gagauzların "Türkleşmiş Bulgar" oldukları.

Günümüz genç Gagauz araştırmacıları,Gagauzların, Oğuzların torunları olduğunu kabul etmekte, Gagauz adının da Hak Oğuz'dan geldiğini ileri sürmektedirler. Gagauzların, Oğuzlardan geldiği tezine katılmakla birlikte, Gagauz adının Hak Oğuz'dan geldiğini kabul etmek mümkün değildir. Bir kavmin adını (Gagauz) kendi dilinde bulunmayan bir kelime ile ifade etmesi mümkün değildir.

Sonuç itibariyle en aklî vetarihî gerçek, Gagauzların, Peçenek, Uz (Oğuz) ve Kıpçaklarla Anadolu SelçukluSultanı II. İzzeddin Keykâvus (1236-1276)'u takiben Dobruca'ya yerleşen Selçuklu Türklerindenolduklarıdır.

Bu Türk topluluğu tarih boyunca Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Bulgar, Romen ve Rus egemenliğinde kalarak, dil, din, kültürel yabancılaşmalara ve baskılara karşı koyma mecburiyetiyle yaşamıştır. Ayrıca Bulgaristan'da Provadya yakınında, Varna bölgesinde köylerde, Dobruca ve Kavarna ile Bulgaristan'ın güneyindeki Yanbol ve Topolovgrad çevresinde de Gagavuzlar yaşamaktadırlar.

VII. yüzyıl ortalarında batı Göktürk devletinin çözülmesi sonucu batıya başlayan ve ilkini Peçeneklerin meydana getirdiği göç dalgası Türk tarihinin önemli olaylarından birini meydana getirir. Türk illerinde başlayan iç mücadeleler sonunda Peçenekler batıya doğru hareket etmiş,860-880 yıllarında Don-Kuban nehirleri havalisine gelmişlerdir. Daha sonraları bu hareketlerini sürdüren Peçenek kitleleri Don'dan Tuna'ya kadar uzanan bozkırları işgal edip Kiev Rusyası ile komşu olmuş, 948 yılında da Kive'i kuşatarak Knez Svyatoslav'ı öldürmüşlerdir.

Peçeneklerin bu sahada bulunmaları Ruslarla düşman olmaları, Rusların Karadeniz'e inmelerini engellemesi yanında, Peçeneklerin Bizansla dost olmasını sağlamış ve bu andan itibaren Peçenek-Bizans ilişkileri başlamıştır.Bu sırada Peçeneklerin doğu sınırına hücumlarını artıran Uz (Oğuz)lar, Peçenekleri sıkıştırdılar. Bir yandan Oğuz kitlelerinin, diğer yandan Rusların baskısı sonucu Peçenek reisleri arasında anlaşmazlık çıktı. 1046 yılında Belçer Oğlu Kegen 20 bin Peçenek ile Kağan Turak'a karşı ayaklandı. Bu zor durumda kurtulmak isteyen Kegen, Bizans İmparatorluğuna sığınmaya karar verdi. Hristiyanlığı kabul etti.

Bizans İmparatorluğu'ndan Kegen'in iadesini isteyen Turak, isteğinin reddedilmesi üzerine, kendisine bağlı kuvvetlerle Tuna'yı geçerek Bizans ülkesini yağmalamaya başladı. Fakat aralarında çıkan salgın hastalık ve Turak'ın durumu iyi değerlendirememesi sonucu Turak'a bağlı kuvvetler yenildi. Bunlardan 140 Peçenek büyüğü İstanbul'a getirilerek Hristiyan edildiler. Esir edilen diğer Peçenekler ise Sofya-Niş arasındaki ovalık bölgelere yerleştirildiler. Diğer kalanlar ise Makedonya'ya iskan edildiler.Sofya-Niş arasına yerleştirilen Peçenekler, birkaç defa Bizans'a baş kaldırdılarsa da başarılı olamadılar. Ve 29 Nisan 1091 yılında Kıpçak-Bizans ittifakı sonucu mağlup edilen Peçenekler askeri güç olmaktan çıktılar. Bunların da bakiyeleri Balkanların değişik yörelerine yerleştirildiler.
Bizans ordusuna da pek çok Uz alınmıştır. İşte bu Uzlar daha sonra Bizans tarihinde önemli rol oynayacak olan Türkopol adlı askeri kıtaları meydana getirmişlerdir. Bu kıtaların 1071 Malazgirt Meydan muharebesindeki hizmetleri bir gerçektir.

Uzların diğer bir kısmı ise,geriye dönerek Rusya'ya sığınmış, onların sınır muhafızlığını yapmışlar ve Karakalpakların teşekkülünü sağlamışlardır. Rusların etkisi ile Hristiyanlaşan bu Oğuzlar, 1233 yılında Ruslarla-Kıpçaklardan müteşekkil ordunun Moğol tarafından imhası üzerine kitleler halinde göç etmeye mecbur kalarak ikinci defa Tuna nehrini geçmiş ve Türk kitlelerinin yoğun olarak bulunduğu Dobruca'ya yerleşmişlerdir.Günümüzde ise Romanya'da sadece birkaç Gagauz köyü bulunmaktadır. İstilalara ve sürekli değişen yönetimlere bağlı olarak sık sık göç etmek zorunda kalan Gagauzlar'ın etnik çekirdeği de değişime uğramıştır.
Kültür, edebiyat, gelenek ve görenekte Anadolu Türkleriyle birçok benzerlik taşıyan Gagauz Türkleri bugün uzun mücadeleler sonucunda Moldova Cumhuriyeti içinde ve Moldova Anayasasına eklenen bir maddeyle sağlanan Özel Hukuki Statüye istinaden Gagauz Yeri Özerk Cumhuriyeti çatısı altında varlıklarını sürdürmektedirler.

Gagavuz İsmi Nereden Gelmiştir ?

İlk resmi kullanılışı 1817 yılındaki bir nüfus sayımında olan, Gagauz sözcüğünün etimolojisi hakkında birçok görüş vardır.Gagauzların etnik çekirdeğine bağlı olarak yapılan yorumlardan yola çıkılarak birçok teori ortaya atılmıştır.

Oğuzların bir kolu olduğunu öne sürenler
Radlov'a göre Gag eki Oğuzlarda bir kabile ifade etmektedir. Yani Gagauz Oğuzlardan bir kabile anlamındadır. Dimitrov'a göre Sanskritçe'de ga, nesil anlamına gelmektedir. Bu çerçevede, "Gagauz" Oğuzlar'ın halefi anlamını taşımaktadır. Moşkov'a göre Gag eki Oğuzlar'ın spesifik bir kolunu ifade etmektedir. Bu bağlamda, Gagauz adı, Oğuzların bir kolu anlamına gelmektedir.

Maledonov ise; Gagauz adının Gökoğuz sözcüğünden meydana geldiğini iddia etmektedir. Manof, Gagauz sözcüğünün bir milletin tarihi adını değil, Oğuzların ailevi bir ünvanını ifade ettiğini ve bu adın onlara Hristiyan oldukları için verildiğini düşünmektedir.
Ülküsal'a göre Gagauz sözcüğü Hristiyanlığı kabul eden Oğuzlar'a verilen addır.
Çakır'a göre Oğuz Türkleri'nden bir grup Gaga adıyla anıldıkları için Gagauz adını almışlardır.
Tanasoğlu'na göre "Gagauz" eski dilde hak yani öz demektir. Gagauz bu çerçevede,asıl Oğuz anlamına gelmektedir.Doğru, Gagauzların Oğuzlar'ı batıl kabul ettikleri için kendilerine Hak Oğuz dediklerini ve H sesi yerine G sesini kullandıkları için de sözcüğün Gagauz olarak değişime uğradığını iddia etmektedir.

Mensel, İslam Ansiklopedisinde Uz'un Oğuz kelimesinin kısaltılması olabileceği ve Gagauz'un da gök anlamına geldiğini ve böylelikle Gagauz sözcüğünün Oğuzlar'ın ikincil biri konu anlattığını iddia etmektedir.Cebeci de, Gagauz sözcüğünün Gökoğuz sözcüğünden türediğene inanmaktadır. Ercilasun, Anadolu ağızlarında "gaga" kelimesinin ağabey anlamına geldiğini, bu çerçevede, Gagauz sözcüğünün ağabey Oğuz, kardeş Oğuz anlamına geldiğini düşünmektedir. Gagauz sözcüğünün Aga-Uz yani ağabey Oğuz'dan türediğini iddia edenler de olmuştur. Selçukluların ardılları olduğu ve Keykavus'tan geldiğini öne sürenler
Balasçaev'e göre, Gagauz sözcüğü Keykavus'tan türemiştir. Bu teoriye göre, doğu milletleri "K" harfini "G" gibi telaffuz ettikleri için, Keykavus yerine Gagauz demeye başlamışlardır. Ancak, Manof bu yoruma katılmamakta çünkü,Gagauzların da Anadolu Türkleri gibi K harfini telaffuz ettiklerini iddia etmektedir. Manof ayrıca, Anadolu'dan göç eden İzzettin Keykavus ve tebasına ilk önce Gagauzlar denmesi gerekeceğini, halbuki onlara Selçuklu Türkü dendiğini ifade etmektedir. Halil İnalcık ve Kemal Karpat da Gagauz sözcüğünün Keykavus kaynaklı olduğu görüşündedirler.

Grek Yorumu
Grekler, Gagauzların Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşarken padişahın bir emriyle Rumca konuşmaları yasaklanan ve bu yüzden Türkofon olan, Rumcayı unutan Grekler olduğunu iddia etmişlerdir. Bu teoriye göre padişahın yayınladığı ferman çerçevesinde Anadolu'da yaşayan Rumlara "Gagan Uz"olsun, yani dilin (Oğuz) Türkçe olsun denmiş, bu zamandan sonra Anadolu'da yaşayan Rumlar anadilleri olan Rumcayı unutup Türkçe konuşmaya başlamışlar. Sonraları bu Rumlar Varna ve Dobruca çevrelerine yerleşmişlerdir.

Bulgar Yorumu
Bulgarlar da aynı Rumlar gibi Osmanlı Padişahının bir fermanıyla Bulgarların kendi dillerini konuşmalarını yasakladığını ve zorla Türkofon bir millet yaptıklarını iddia etmektedirler.Gagauz sözcüğünün anlamı ve kaynağı hakkında yapılan bunca değişik yoruma karşı, Gagauzların kesin olarak Türk soylu olduklarını kabul etmek gerekir. Bugün Gagauzlar da kendilerini Oğuz olarak görmektedirler.Bunun en güzel örneği de Gagauz Yeri'nde Türkçe ve Latin Alfabesiyle çıkarılmakta olan "Ana Sözü Gazetesi'nin logosudur ki, "Oğuzluk Ana sözüyle Yaşasın" denmektedir.

Gagavuzlar Kimdir ve Nereden Gelmişlerdir ?

Bazı ırkların etnik olarak ortaya çıkışlarına bir veya bir başka ırkan katkıda bulunduğu bir gerçektir. Gagauzlar da bu genellemeden muaf tutulmamalıdırlar. Tarihi ve ilmî deliller, Gagauzların etnik yapılarının esasını Oğuzların oluşturduğunu göstermekteyse de, zaman içinde birçok değişik teori de ortaya atılmıştır. Dil, kültür, tarih, etnografi ve antropoloji açısından değerlendirildiğinde, Gagauzlar etnik doğuşları Peçenek, Oğuz ve Kumanlarla aynı tarihlere rastlamaktadır.

Gagauzların etnik kimlikleri hakkında Türkçe,Bulgarca, Romence, Rusça yapılan yorumlar başka başka açıklamalar içerir. Bazıları onları Rum, Bulgar adlederken, bazıları halis Türk, bazıları Selçukluların kalıntıları,bazıları Kuman, bazıları Peçenek ve bazıları da bütün bunların sentezinden oluşan bir grup olarak kabul ederler. Dimitrov, Gagauzların etnik kökenleri hakkında 19 değişik teori olduğuna işaret etmektedir.

Moşkov, Gagauzların Oğuz Türklerinin soyundan olduğunu savunmaktadır. Türker Acaroğlu da Gagauzların Oğuzların akrabası olduklarını düşünmektedir. İreçek, 1878 yılında yazdığı Bulgarların Tarihi adlı kitabında Gagauzlar aslının karışık olduğunu, ancak bunların Kumanlarla organik bağları olduğuna inandığını ifade etmektedir. İreçek Gagauzların Selçuklu Türklerinin kalıntıları olamayacağından çünkü; Selçukluların İzzettin Keykavus önderliğinde Dobruca'ya geçtiklerini, ancak burada kısa bir süre kaldıklarını,daha sonra Kıpçak ülkesine göç ettiklerini anlatmaktadır. İreçek; Gagauzların orijinal bir millet oldukları gerçeğinin altını çizmektedir.

Radlof ise, Gagauzları Altay ailesine mensup topluluklar içerisinde saymaktadır. Moşkov, Gagauzların Kumans oylu olmadıklarını zira, Kumanların Tatarlarla karışmış olduklarını anlatmaktadır. Moşkov, İreçek'e bu konuda karşı çıkmış ve Gagauzların saf Oğuz ırkından olduklarını vurgulamıştır.

Manof, Gagauzları Hristiyan Oğuzlar olarak adlandırmaktadır. Çakır, Gagauzların Selçuklularla ve Kumanlarla olan ilişkilerini reddeder. Kowalski daha dialektik bir yaklaşımla Gagauzların bir millet olarak ortaya çıkışlarının farklı unsurlara dayanarak üç dönemde gerçekleştiğini düşünmektedir:

1. En eski tabaka kuzeyden gelen bir Türk topluluğunun kalıntısıdır.
2. İkinci tabaka Osmanlıların gelişlerinden daha önceki döneme dayanan güneyli bir Türk topluluğu.
3. En yeni tabaka ise Osmanlıların bölgedeki Türk kolonilerinden oluşmuştur.
Kowalski'ye göre, Gagauzlar, mono-etnik bir kimlik yapısına sahip olmayıp, tarih içinde karışık bir etnik yapıları olmuştur.

İlk tabaka ile karışan ikinci tabakaya güneyden gelen dil karakterinin izleri bütünüyle yayılmıştır.Gagların hristiyanlığının menşei Tuna ötesine dayanır. Gagauzlarla pek çok ortak özelliği olan Deliorman Türkleri'nin Müslümanlığı ise güney kaynaklı ikinci ve üçüncü tabakadan gelir.

Gagauzların etnik kimlikleri ve tarihleri hakkında teorilerin tutarsızlığı Gagauzların demografisini de etkilemiştir.1817, 1835, 1851 ve 1859 yıllarında yapılmış olan nüfus sayımlarında Gagauzlar kayıtlara Bulgar olarak geçirilmişlerdir. Ancak 1897 yılından sonra, bölgede yapılan nüfus sayımlarında Gagauzlar ayrı bir millet olarak kabul görmüşlerdir.
Sovyetler Birliği döneminde ise Gagauzların orijinal bir millet olduğu gözardı edilmemiş ve bu yaklaşım istatistiklere, nüfus kayıtlarına, referans kitaplarına nüfus cüzdanlarına, seçmen kartları gibi her türlü resmi belgeye de yansıtılmıştır. Büyük Sovyet Ansiklopedisi Gagauzları Oğuzların dilini ve geleneklerini miras almış bir millet olarak tanımlamaktadır. 1954 yılında Moskova'da basılmış olan "European Peoples of the USSR" adlı kitapta da Gagauzlar tanıtılmış ve etnik, kültürel ve sosyal hayatlarıyla ilgili bilgi verilmiştir. Moldova Ansiklopedisi ise Gagauzları orijinal bir millet olarak tanımlamaktadır.

"Gaglar Grek soylu değildirler,zira Yunanlıların, Romen ve Moldovalıların, Rum ve Fanariyotların arasında yaşarken aralarında yaşadıkları milletlerin kendilerini daha iyi kabul etmeleri için kendilerini onlara Türkleşmiş Rum olarak göstermişlerdir. Halbuki Gagauzlar; adet,fizyonomi, tabiat ve karakterleriyle asla Rumlara benzemezler. Gaglar Türkleşmiş,Bulgarlar da değillerdir. Aksine Gagauzlar Bulgar kelimesini hiç kullanmazlar, bunun yerine "Tukan" adını kullanırlar. Söz gelişi bir Gagauz köyünde Rum ve Bulgar bulunsa bunlar Gagauzlardan o derece ayrıdır ki, parmakla hangisinin Bulgar veya Rum olduğunu göstermek çok kolaydır. Gagauzlar arasında Türkleşmiş, Gagauzlaşmış Rum ve Bulgar bulmak çok kolaydır. Ama Rum ve Bulgarlaşmış Gagauz bulmak asla mümkün değildir.
Ünlü bir Gagauz şiiri bizlere Gagauzların kendilerini nasıl gördükleri hakkında önemli ipuçları vermektedir:

Ben kimsesiz kaldım
İsmini bilmeer
Ne olduğumu bilmezler
Ben Türk evladı vatansız kaldılar
Bana Urum Tukan derler
Türklüğümü hep çekerler (gizlerler)
Vatanım da vardır
Soyum kanım Türktür
Ama bilmezler
Gagavuzların Moldovya'ya Yerleşmeleri

Gagauzlar daha önceleri Dobruca başta olmak üzere Balkan yarımadasının çeşitli bölgelerinde yaşarken XVIII. yüzyıl boyunca kısa aralıklarla devam eden Osmanlı-Rus savaşlarını takiben, Bulgarların baskısı ve Rusların teşviki ile eski yurtlarını bırakıp Moldova içine göç etmeye başlamışlardır. Bu göçte Moldova Boyarları Gagauzlara bazı hususlarda yardımcı olmuşlardır. Ayrıca bu göçte 1774 yılında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşmasının da etkili olduğunu unutmamak gerekir.

1770 yılında Moldova'da biri Çadırdiğeri de Orak adlı iki köy kuran; işlerine bağlı, dürüst ve cömert Gagauzlar,1812 yılında yapılan Bükreş Antlaşması sonucu Tatarların Bucak'tan çıkarılması üzerine yine Rusların teşviki ve her çorbacıya 50 Desetina (ar) toprak verilmesinden dolayı Bucak'a yerleşmiş, 1818'de Çadırlı Gagauzlar "Çadır-Lunga"'yı,Oraklı Gagauzlar da "Avdarma" köyünü kurmuşlardır. Daha sonra gelen Gagauz göçmenlerin sayıları da buna paralel olarak çoğalmıştır.

Yüzyıla yakın Rusve Romenlerin egemenliğinde yaşayan Gagauzlar 1906 yılının Ocak ayında, millîkültür ve kimliklerini koruma amacıyla, Atmaca Pavli oğlu Andre'i Galatan önderliğinde hem Rus hem de Moldovanlara karşı ayaklanmış, Komrat'ta cumhuriyet ilan etmişlerdir. Ne var ki, bu hareket Çarlık Rusyası askerleri tarafından bastırılmaya gayret edilmiş, Rus askerleri Komrat'a girerek halkı Sobor önüne toplamış, kar üzerine diz çöktürmüş ve çeşitli işkenceler yapmışlar ve bu bağımsızlık hareketini bastırmışlardır. Komrat Cumhuriyeti'nin ömrü iki hafta gibi çok kısa bir süre devam etmiştir. Bugün bu hareket Gagauz bayrağında bir yıldızla temsil ve sembolize edilmektedir.

Gagauzların bir kısmı geçim sıkıntısı nedeniyle 1909-1910 yıllarında Orta Asya'ya göç ederek Turgay bölgesine yerleşirken, daha sonra bir kısım Gagauz da 1925 yılında yine Orta Asya'ya göçüp Taşkent civarına yerleşmişlerdir. Ruslarla Romenler arasında sık sık el değiştiren Besarabya bölgesi son olarak 10 Şubat 1947 yılında imzalanan Paris antlaşması neticesinde Rusya'ya bağlanmış, nihayet daha sonra Moldova SS Cumhuriyeti adı ile tarih sahnesinde yerini almıştır.

Moldova SS Cumhuriyeti'nin kurulması, Gagauz topraklarının gelişigüzel ikiye bölünmesine sebep olmuş, sonuçta Gagauz nüfusunun €'i Moldova 'si Ukrayna'da kalmıştır. Böylece Bucak bölgesinde yaşayan Gagauz halkı da ikiye bölünmüştür. 1980'li yıllarca Sovyetler Birliği içinde canlanan millî hareketlilik ortamından yararlanan Gagauzlar 1937 yılında Gagauz Halkı Örgütü adlı bir teşkilat kurmuş, bu hareket 12 Kasım 1989 yılındaki Gagauz özerkliğinin temelini hazırlamış, 31 Ekim 1990 yılında Gagauz Millet Meclisi oluşturulmuş ve Stefan Topal Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

1994 yılı ortalarında Moldova Cumhuriyeti Gagauzya'nın idari yetkisini Gagauz halkına devretme kararı almış, bu çerçevede hazırlanan Gagauz Yeri'nin özel statüsü üzerine kanun tasarısı (No: 344-XIII) 23 Aralık 1994 tarihinde kabul edilmiştir.

Söz konusu yasayagöre Gagauzlara Moldova Anayasası'na ters düşmemek kaydıyla çeşitli alanlarda yasa çıkarma hakkı verilmiştir. Yasaya göre Gagauz Yeri'nin yüksek mercili başkandır.Gagauz Yeri'nin bütün makamları Başkan'a bağlıdır. Gagauz Yeri'nin resmi dili Gagauzca, Moldovanca ve Rusca'dır. Gagauz Yeri'nin başkenti ise Komrat'tır. Gagauzlara bu kanunla self determinasyon hakkı tanınmıştır. Gagauzlara özel statü tanıyan bu yasaya göre Millet Kongresi kültür, bilim, eğitim, iskan, belediye, hizmetleri,sağlık, spor, bütçe, ekoloji, finans ve ekonomi alanlarında Moldova Anayasası'nı ters düşmemek kaydıyla kanun yapmaya yetkili kılınmıştır. 5 Mart 1995 tarihinde Özerk Gagauz Yeri Cumhuriyeti'nin sınırlarını belirlemek üzere yapılan referandum sonucunda 3'ü şehir 29 köy olmak üzer toplam 31 yerleşim biriminde Gagauz Yeri'ne bağlanma sonucu çıkmıştır.5 Mart 1995 tarihinde yapılan referandum sonucunda Gagauz Yeri'ne giren yerleşim birimleri şunlardır:

Şehirler: Komrat, Çadır-Lunga,Vulkaneşti.
Köyler: Alekseevka, Avdarma, Baurçi, Beşalma, Beşgöz, Budjak,Karabalia, Kazayak, Çokmeydan, Çeşmeköy, Köselia Ruse, Kiriet Lunga, Kirsovo, Kongaz,Kongazcikul de Jos, Kongazcikul de Sus, Kıpçak, Kotovskoe, Dezgindja, Duduleşti,Etulia, Etulia Noue, Ferepontevka, Gaydar, Joltay ve Tomay.

Gagavuz Özerk Bölgesi ve Kültür Yapısı

Yüzölçümü: 1.831 km2
Nüfusu: 171.500
Başkenti: Komrat

Komşuları :KuzeydeUkrayna, batıda Romanya, güneybatıda Bulgaristan.

Kültür Yapısı
Gagavuz Türkçesi, yaşayan Türk lehçelerinden biridir. Gagavuz Türkçesi; Azeri Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Türkiye Türkçesiyle birlikte Türk dilinin Oğuz grubunu teşkil etmektedir. Bu üç lehçeden Türkiye Türkçesine en yakın olanı Gagavuz Türkçesidir. Bu dil, Osmanlı Türkçesinden etkilenerek Türkçe,Arapça, Farsça kelimeler alarak zenginleştiği gibi, birlikte yaşadığı Yunan,Bulgar, Romen, Moldova ve Rus dillerinden de birçok kelimeyi bünyesine almıştır. Bugün edebi Gagavuz Türkçe'sinin içerisinde çok sayıda Slav asıllı kelime bulunmaktadır. Gagavuzlar Osmanlı alfabesini öğrenmemiş ve Osmanlı yazılı edebiyatını okumamışlardır.Osmanlı döneminde ve ondan sonra uzun zaman Kiril alfabesi ile yazılmış bulunan Türkçe kitapları okumuşlardır.

1957 yılına kadar Gagavuzların kendilerine ait bir alfabeleri olmamıştır. Gagavuzlar değişik zamanlarda Rumca, Bulgarca, Rusça ve Romence öğrenmek ve bu dillerin alfabelerini kullanmak zorunda kalmışlardır. 1918'den 1932 yılına kadar Kiril alfabesini, 1932'den 1957'ye kadar Latin Alfabesini kullanmışlardır. 1957 yılında Moldova S.S.C.B. Yüksek Sovyeti'nin kararıyla Rus Alfabesine birkaç harf ilave edilerek, Kiril esaslı Gagavuz Alfabesi hazırlanmıştır. 1957'den 1996'ya kadar tekrar Kiril Alfabesini, 1996'dan sonra ise Latin Alfabesini kullanmaya başlamışlardır.Gagavuz Türkçesini bir yazı dili haline getirme mücadelesinde Rusça'dan etkilenilmiştir. Gagavuz Türkçesi morfoloji, fonetik ve sentaks açısından değerlendirildiğinde Slav etkisinde kalmıştır.Gagavuz Türkçesinin bu gün yaşayan iki diyalekti vardır. Birisi merkez diyalekti(Konrat ve Çadır), diğeri ise güney (Vulkaneş) diyalektidir.

Kanuna göre GagavuzYeri'nin resmi dili "Gagavuzca, Rusça ve Romence"dir. Özerklik süreciyle birlikte Gagavuzların anadillerini her alanda kullanabilme imkanı doğmuştur. XI. Yüzyıla kadar Hıristiyan kiliseleri arasında bir takım teolojik problemler olmasına rağmen bu problemler kiliseler arasında büyük bir ayırıma sebep olmamıştı. Ancak 1054 yılında Hıristiyan kilisesi Ortodoks ve Katolik olmak üzere iki ana mezhebe ayrıldı. Eskiden olduğu gibi günümüzde de Gagavuzlar arasında Babtist ve Adventist gruplar ve bunlara ait kiliseler mevcuttur.

Gagavuzların uzun bir süre yazılı edebiyatları olmamıştır. Çeşitli zamanlarda farklı alfabeler kullanmak zorunda kalan Gagavuzlar yaşadıkları ülkenin alfabesiyle Türkçe kitaplar yayınlamışlardır.Çağdaş Gagavuz edebiyatının gelişmesinde Mihail Çakır'ın oldukça büyük rolü vardır. Çakır daha 1934 yılında Gagavuz Türkçesiyle ilk gazeteyi çıkarmış ve bu dilin bir edebî dil haline gelmesi için ilk meşaleyi yakmıştır. 1934 tarihinde Gagavuz Türkçesiyle Besarabyalı Gagavuzların İstoryası adlı kitabını bastırmıştır.Bu kitap bir Gagavuz tarafından yazılan ilk Gagavuz tarihidir. Yine Çakır 1939 yılındaGagavuzca-Romence sözlüğü neşretmiştir ve İncil'i anadiline çevirmiştir. 1957 yılından günümüze kadar Gagavuz Türkçesi ile 25-30 civarında edebi eser yayınlamıştır.

Demografik Durumu

Gagavuzlar: 137.500
Ruslar : 11.800
Moldovanlar : 8.300
Bulgarlar : 7.800
Ukraynalılar: 7.800

İdari Yapısı
Gagavuz Yeri'nin en üst düzey idari yöneticisi Başkan'dır.Kanunun 6. Maddesine göre bütün yeraltı ve yer üstü kaynaklarının mülkiyeti Gagavuz Yeri idaresine aittir. Gagavuz Yeri'nin Moldova Cumhuriyeti bayrağı yanında kullanılan kendi bayrağı mevcuttur. Gagavuz Yeri idaresine, Moldova Anayasası ve kanunlarına ters düşmemek kaydıyla kanun çıkarma yetkisi tanınmıştır.

Siyasi Yapısı
Özel Yasaya göre, Gagavuz Yeri Moldova'nın toprak bütünlüğü içinde özerk bir bölgedir. Kendi parlamentosunda ve bölge yönetiminde söz sahibidirler.

Ekonomi
Ekonomisi tarıma dayalı olan bölgenin ekilebilir alanı 148 hektardır. Yılda 400.000 ton üzüm işleyen 12 şarap fabrikası, 1 adet et kombinası, 2 adet yağ fabrikası, 1 adet tütün fabrikası, mentasyon fabrikası ve 2 adet halı fabrikası vardır. Şarapçılıkta dünya çapında üne sahip olan Gagavuzlar üzümün yanı sıra hububat, bakliyat ve sebze-meyve yetiştirmektedirler.

Eğitim - Öğretim
Bugün yaşlı ve okuma-yazma bilmeyenler yalnızca Türkçe konuşmaktadırlar. Sovyetler Birliği vaktinde Rusça'nın okullarda zorunlu hale getirilmesi sonucu Gagavuzlar, iki dilli olmuşlardır. Moldova'da yaşayan milletler içinde Rusça'nın ikinci dil olarak konuşulma oranının en yüksek olduğu grup Gagavuzlardır Gagavuzların t'ünün Rusça'ya vakıf oldukları tespit edilmiştir. Okullarda kademeli olarak Latin Alfabesi ve Gagavuzca eğitim verilmeye başlanmıştır. Gagavuzca yayınlanan gazetelerden başlıcaları Ana Sözü ve Gagavuz Sesi Gazetesidir. Ayrıca Saba Yıldızı adlı bir dergi de yayın hayatına başlamıştır.

Türkiye İle İlişkileri
Hamdullah Suphi Tanrıöver'in T.C. Bükreş Büyükelçisi olduğu dönemde (1931-1944) Gagavuzlar Türkiye'nin gündemine gelmiştir. Bu dönemde Gagavuz Yeri'nde Türkçe kursları açılmış ve Türkçe kitaplar gönderilmiştir. Öte yandan bazı Gagavuzlar seçilerek Türkiye'de yüksek öğrenim görmeleri sağlanmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Gagavuzlar Türkiye'nin gündemine tekrar girmişlerdir. Uzun zaman kopuk olan ilişkilere büyük önem verilmektedir. Türkiye Gagavuzlara yardım mahiyetinde bir çok program ve proje gerçekleştirmiştir.

Faaliyetlerin çoğu eğitim alanında yoğunlaşmıştır. Bunun yanında insani yardım ve sağlık malzemesi gönderilmiş,Gagavuz öğrenci ve öğretmenlere Türkiye'de çeşitli sürelerle Türkçe yaz kursları verilmiştir. Gagavuz Yeri'ndeki Komrat Devlet Üniversitesi'ne Türkiye'den öğretim elemanı gönderilmesi için alt yapı çalışmaları başlatılmış, ayrıca üniversiteye çok sayıda kitap gönderilmiş, maddi yardımda da bulunulmuştur. Bursa ile Çadır-Lunga şehrinde ilkokullar arasında kardeş okul ilişkisi kurulmuştur.


Alt 23-07-2013, 23:02 #4

Greenstreetholigans

Deneyimli

Gagavuz Türkçesi

Gagauzcanın iki diyalekti vardır: 1) Orta (Çadır ve Komrat dolayı) diyalekt, 2) Güney (Vulkaneşt dolayı) diyalekti. Bu iki diyalekt arasında bazı seslik, biçimlik ve sözlük farklar vardır. Biçimlik farkların en önemlisi şimdiki zamanın Orta diyalektte -er ile (al-er, ver-er), Güney diyalektinde ise -ıy/-iy eki ile kurulmasıdır:

Örnek:
Türkiye: geliyor - gidiyor
Orta: gelêr - gider
Güney: geliyi - gideyi

Gagauz yazı dili orta diyalekt üzerine kurulmuştur. Fakat Güney diyalektinden alıntılar da mevcuttur. Bu iki diyalekt arasında sözlük farklar da vardır. İşte bir kaç örnek: Orta diyalekt giysi = Güney d. çamaşır, Orta d. şişe = Güney d. sırça (pencere camı) vb. Güney diyalekti,

Her iki diyalekt de, Türkiye Türkçesine çok yakındır ve tercümesiz anlaşılabilmektedir.

Bir kaç uç/zor örnek gösterelim. Siz konuştuğunuz/yazdığınız zaman bir Gagauz çok rahat dediklerinizi anlayacaktır. Fakat siz bu örnekleri anlayabiliyorsanız (ki en zor örneklerdir) Gagauz Yeri'ne gittiğinizde orada konuşulanları rahat anlarsınız.

1. Uşak çeketti âlâma = Çocuk ağlamağa başladı (harf. "Çocuk başladı ağlamağa"). (Çeketmek:başlamak)

2. Biz gördük, ani yavaş işlemektän var nicä geri kalalım = Yavaş çalışınca nasıl geri kalacağımızı gördük (harf. "Biz gördük, hani yavaş çalışmaktan nasıl geri kalalım").

3. Dädü, haylak durmasın deyni, girmişti başça brigadasına çiten ärmä = Dedecik, boş durmamak için, sepet örmek amacıyla bahçecilik ekibine girmişti (harf. "Dedecik, aylak durmasın diye, girmişti bahçe ekibine sepet örmeğe").

4. Beklärkän gemiyi gecälär tâ oya geçärdi, nekadar işlärkän = Gemiyi beklerken, geceler, çalışırken olduğundan daha yavaş geçiyordu.

5. Annader cenk için = Savaş hakkında anlatıyor.

6. Karannık olducânan, yabanı çıker dâdan = Karanlık olunca kurt dağdan çıkar.

7. Ama onun kısmetsizlinä, o yer, ani o ayırmıştı, yannaşıkmış taman bir zengin hem hodul adamnan = Şanssızlığına bakın ki onun ayırdığı yer zengin ve kibirli bir adamınkinin tam yanındaymış.

8. Yoktu nicä gitsinnär = Gidemezlerdi.

9. Tutunduk yeniycä işä, neçinki yeskiycesinä büün yok nasıl yaşamâ = Bugün eskisi gibi yaşamak olanaksız olduğundan yeniden işe girdik.

10. Läzımdı göstermä insana, nekadar tâ islä birerdä işlemä = İnsanlara, birlikte çalışmanın çok daha iyi olduğunu göstermek gerekiyordu.

Gagauz Türkçesi,tıpkı Gagauzlar gibi Türkçenin Oğuz koluna mensuptur. Dolayısı ile çok eskidir. Fakat Gagauz diliyle basılı ilk eser 1811'de Viyana'da yayınlanan "Psaltır"dır. Bir dini kitaptır. Osmanlı'dan yarım asır daha önce kitap basan, Gagauzlardır. (O yıllarda Türkiye'de matbaa yasaktı. 1874 te serbest olmuştu)

Anılmış Gagauz aydını Mihail Çakır 1800 lü yıllarda şöyle diyor:

''Gagauzlar lafederlär pak Türkçä, ölä, nicä lafedärmiş eski zamannarda cümne insannar, angıları çekiler Türk halkından, Türk soyundan. Gagauzların dili, lafı taa aslı Türkçedir, taa paktır Osmannı Türkçelerin dillerinden, zerä Osmannılar çok laf, çok söz almışlar farsizlerdän hem arablardan.''

(Gagauzlar, eski zamanlardan beri temiz Türkçe konuşurlar; ki, diğer Türk halkından ve soyundan olanlar gibi. Gagauzların dili,Osmanlı diline göre sözü ve dili daha asıl Türkçedir.Çünkü Osmanlılar Fars ve Araplardan çok kelime almışlardır)

''Sevin bizim dilimizi- bundan paalı bişeycik yok!!'' ( Sabaa yıldızı isimli gazeteden )

Aşağıdaki yazı, 'Orkun' isimli Türkçü dergide 'Ahmet Yaman' imzası ile yayınlandı.

Türkiye Türkçesi ve Gagauz Türkçesi

Türkçe her büyük dil gibi; gerek asırlar öncesine uzanan geçmişi, gerek geniş bir coğrafyadaki izleri ve hâkimiyeti ve gerekse günümüzde yüz milyonu aşkın insanın ağzında ana dil olarak yaşaması, bünyesinde bazı değişme ve farklı gelişmeleri de kaçınılmaz kılmıştır. Aslında bu, dal budak salışı dilin bir zaafı değil, bil’âkis zenginliği olarak almak da mümkün. Ve bilindiği gibi bu farklılaşmanın dozuna bağlı oluşan kategoriler de büyükten küçüğe doğru; lehçe-şive-ağız biçiminde sıralanır.

Türkiye Türkçesi bugün Türkçenin hem kelime zenginliği, hem işlerlik, hem de kazandığı ve kazandırdığı kültürel inisiyatif ve prestij açısından Türkçenin şüphesiz büyük koludur. Gagauz Türkçesi ise; coğrafyanın güzellikler bahşettiği bakir bir köşede yüz elli bin insanın ana dili olarak yaşama mucizesi göstermiş narin bir dalı gibi. Mucize, kelimesi çok abartmalı değil. Zira; tarih boyunca gelip geçmiş değişik baskı ve rüzgârlara öyle direnmiş ki; bugün kullanılırlığının yeri, ölçüsü bir yana, bu şartlarda mevcudiyeti bile-gerçekten- bir mucize...

Gagauz Türklerinin kullandığı dilin Türkiye Türkçesine yakınlığı da o kadar şaşırtıcı ki, insanın bu farka -neredeyse sadece- “ağız” diyesi geliyor. Çünkü Anadolu’da da dilimizin buna yakın farklılıkla kullanılan şekillerine rastlamak mümkün. Bu yazıda karşılaştırmayı; kelime, söz birikimi zemininde yapacağız.

Gagauz Türkçesindeki kelimeleri Türkiye Türkçesi ile mukayese ederken ortaya kendiliğinden bir şablon çıkıyor, biz de ona bağlı olarak kelimeleri şu gruplara ayırıyoruz;

A- Ses ve anlam bakımından Türkiye Türkçesi ile aynı biçimde kullanılanlar: Yapı, lâzım, yorgan, hazır, mezar (-lık), bacanak, surat, tabiat, tava, sağdıç, tavan, çamur, yoğurt, ip, teklif etmek, Allah, günah...

Burada iki ayrı dilin benzerliği değil, aynı dilin iki kolunun karşılaştırması yapıldığından pek tabiidir ki bu gruba ait listeyi yüzlerce örnekle uzatmak mümkün ama gereksiz. Biz yalnız şu iki noktada parantez açıp diğer türlere geçeceğiz:

1- Deyimler ve mecazlar bir dilin en derin ve özel ürünlerindendir. Bunlar dilin manevî dünyasını yansıtan subjektif yorumların ifadesidir. O nedenle deyim ve mecazlardaki ortaklıklar bir dilin kolları arasında kelime benzerliğinden çok ileride kesin ve yoğun bir yakınlığın göstergesi kabul edilir. Meselâ: Yoğurt çalmak, nerde çokluk..., suratı kızarmak, sofranız bereketli olsun, kalın yüzlü, sağlık Allah versin, kaynanan seviyor... sözleri mecaz türetme mantık ve zevkinde de Anadolu benzerliğinin güzel örnekleridir.

2- Türkiye Türkçesi ile aynı şekilde kullanılan bu tür kelimelerin içinde; akıl, tabiat, hazır, lâzım gibi Arapça-Farsça kökenli olanlar da var. Türkiye’de -hem de- başka her konuda milliyetçiliğe-Türk Milliyetçiliğine-karşı olanlar, sıra dile gelince birden milliyetçi, hattâ ırkçı kesiliverirler ve öztürkçe yutturmacasıyla dili talan ederler; hakikî milliyetçi aydın ve sanatçılar ise buna karşı çıkarlar... Meşhur mücadeledir, bunu herkes bilir... Bu sırada; Arapça-Farsça diye Türkçeleşmiş pek çok kelimeyi dilden atmanın; bu dili kullanan insanları ayıracağı, dikey plânda nesilleri, yatay plânda Asya ve Avrupa’ya dağılmış değişik zümreleri, Türkçe kullanan diğer Türk kesimleri (Dış Türkleri) koparacağı söylenince; “Ne Türkçesi, hangi Dış Türkler?” istihzası ile bakan o çokbilmiş cahilleri burada her gün hatırlıyorum. Gagauzların “Tabiat” dediklerini görünce; Anadolu’da; tabiat, yerine doğa denilsin diye yırtınanları da şimdi daha iyi anlıyorum. Tabiî buna karşı çıkıp tabiat denilsin diye ısrar edenlerin de; hangi oyunu görmekte ne kadar hassas; ve karşı çıkmakta ne kadar haklı olduklarını, işte -çok da geçmeden- zaman gösteriyor. Ama maalesef amaçlara bir ölçüde ulaşılmıştı. Biz tabiat diyen Gagauzlara ulaştık ama, olan olmuştu ve artık Anadolu insanı doğa demeye mecbur bırakılarak tabiatından koparılmıştı. Şimdi; ben, tabiat deyince Gagauz anlıyor fakat arkadaşımın “doğa”sına alık alık bakıyor. Çünkü onun gözünde; Anadolu Türkünden bile duysa doğa, -meselâ- İngiltere’den gelmiş birisinin nature’si kadar yabancı. Demek ki o zamanlar tabiatında direnenler de, doğaya dayatanlar da kendi niyetleri zemininde doğru yoldaymış. Bu yollarda alınan mesafeler ve o mesafelerin tarihî perspektif içinde hangi hayır veya şerleri doğurduğu da gün gibi aşikâr...

B- Anlam değişikliğine uğrayarak kullanılan kelimeler: Bu tür kelimeler de ortak ama az veya çok anlam kaymaları yaşanmış: Bizdeki haylaz (boş-avare), işlemek (çalışmak: Bizim adam okulda işliyor), öğrenmek (koşmak), kabul etmek (almak, kazanmak: Çocuk okulda iyi notlar kabul etti), seslemek (dinlemek), yaşamak (oturmak, ikamet etmek: Üç yıldır Komrat’ta yaşıyor), şişe (cam: Arabanın şişesini yıka), bitki (son), kâğıt (kitap), pantolon (don), don (pantolon). Yalvarmak fiili bizdeki duygusal derinliğini ve anlam tansiyonunu kaybetmiş, standart bir; isteme, rica etme... eylemi. (Yalvarıyorum, bana gazete getirin.)

C- Anlam daralmasına uğrayanlar: Ev (yalnızca müstakil ev, daire ev değil) çocuk (yalnız erkek çocuk), konuşma (sadece içki meclisinde konuşmak), insan (kadın), meme (yalnız hayvanlar için), koşmak (sadece atı hazırlayıp koşmak), içmek (yalnız hayvanlar içer; insanın içmesi, buyurmak), adam (biraz bizdeki gibi-yalnız erkek için).

D- Anlam genişlemesine uğrayanlar: Yakışmak (uygun, münasibin bütün anlamları, hattâ yeterlilik yardımcı fiilinin anlamı: Yakışıyor mu kitabınızı alayım, yakışırsa akşam size geleceğim), kuş (bütün kuşlar ve kümes hayvanları), pahalı (manevî yönü de var: Pahalı dostlar, pahalı radyo sesleyicileri), adamak (söz vermek, taahhüt etmek: Adadı bize iki adam gönderecek), fikir (zekâ’yı da kapsıyor: Onun fikirciliği tam değil).

E- Bariz ses değişikliğine uğrayanlar; değil (diil), ıslah (isle), akşam (ağşam-avşam).

F- Türkçe asıllı olup da Türkiye Türkçesinde ya işlek olmayan veya hiç bulunmayanlar: Uşak (çocuk), şavk (ışık), ikinci kardeş (amca çocuğu), yapıntı (bina), yaratma (eser: Bu uğurda onun yeni yaratmaları var.), balaban (uzun boylu), toyan (şişman-gürbüz), oya (yavaş), iç-yeri (oda: evde iki içyeri var.), özleşmek: Bu kelime aslında başlı başına bir yazıya ilham olsa yeridir: Türkçede pek çok fiilin; karşılıklı veya beraber yapıldığını anlatan işteş biçimleri vardır ve yaygındır da; döv (üş), vur (uş)-, öt (üş)-, koş (uş)-, at (ış)-, vb. Bunların hepsi karşılıklı veya beraber yapılabilir, o takdirde de işteş haliyle kullanılır. Ancak bir fiil var ki; o tek de yapılabilir ama asıl değer ve anlamını işteş olunca kazanır, yani gramerde işteşlik sırf onun için türetilmiş olsa yakışır. Fakat ne hikmetse, Anadolu Türkçesinde, iyi-kötü, kaliteli-kalitesiz demeden bir sürü eylemin karşılıklığını düşünmüşüz de; en güzel mesajına işteş olunca ulaşan güzelim “Özle (ş) mek” kelimesini yapmak Türkçenin başka kollarına nasip olmuş. Ne kadar munis ama o ölçüde derin ve incelikli kelime... İmrenmemek mümkün mü?

G- Bütün Doğu Blokunda olduğu gibi Gagauzlarda da herkes Rusçayı iyi biliyor ve maalesef genellikle de onu kullanıyor. Ama bunun dışında bir de Gagauz Türkçesine girmiş Rusça kelimeler var. Yani Gagauzca konuşurken kullanılan Rusça kelimelerin de dildeki payı az değil. Ancak bu; Gagauzcanın, Türkçenin bir kolu olmasına veya bu insanların millî dillerini konuşuyor olmalarına engel değil. Hem bunu fark eden, fark etse bile umursayan da yok zaten. Herkes o anda derdini anlatmanın peşinde. Bizde de öyle değil mi? “Dert” derken kim bunun Arapça mı, Farsça mı, veya Türkçesi nedir diye düşünür? Önemli olan muhatabının anlayacağı, dilin kabul etmiş bulunduğu ortak bir sembolle derdimizi anlatmaktır.


Alt 23-07-2013, 23:03 #5

Greenstreetholigans

Deneyimli

TDK'de satılan Gagavuz Türkçesi Grameri kitabı:
Trk Dil Kurumu - Gagavuz Trkesi Grameri -

Gagavuz Türkçesi ile söylenen müzikler:
ANA SÖZÜ

Ve bir video:
Gagauz (Gök Oğuz) Türk Dili - YouTube


Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Gagavuz Türkçesi Konusuna Benzer Konular

Gurbetçi Türkçesi


Yurtdışında büyümüş olan insanların konuştuğu Türkçe.Bozuk ama sevimli olur genelde. :)

Türkçesi varken...!!


"Türkçe senin ana dilin! İlk öğrendiğin dil! Daha iyi ifade edemezsin kendini yabancı sözcüklerle! Boşuna inkar etme, en iyi Türkçe'yi...

Osmanlı Türkçesi


Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca :عثمانليجة ya da lisân-i Osmânî: لسان عثمانى) Osmanlı devlet ve resmî yazışma dilidir. Bilimsel alanlarda Tarihî Türkiye...

Türkçesi Varken...


Teker : Disk (Fr.) Çıkış : Depar (Fr.) Yoğunlaşma : Konstantre (Fr.) Zekâ Düzeyi : IQ (İng.) Yakınlık : Sempati (Fr.) Birleşim : Kombinasyon (Fr.)...

Gagavuz (Gökoğuz)


Ortodoks Hristiyan bir Türk topluluğu olan Gagavuzlar 1989 nüfus istatistiklerine göre eski Sovyetler Birliği sınırları içinde sayıları...




Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:35 .