Ağustosta Yüreği Ateşle Olmak

#1
Ağustosta Yüreği Ateşle Olmak
Anmak ne kadar zor ise ‘unutmak ihanettir.’ Hele hele Erdem’li arkadaşların varolunca. Ve çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm diyorsa şair. Çocuk yüzümüzün onbirinde vuruluşunun onbirinci yıldönümünü yaşıyoruz 25 Ağustos 96 yılından bu yana.
Zaman sürüngen bir yılan gibi geçti geçiyorken, donmasını veya durmasını istediğimiz anlarda, tarih bile çok görürken dileklerimizi; ardından çocuksu haykırışlarla koştuğumuz bulutlardan yağmur yağardı ve umutlarımızı sağardı bir kez daha. Ağlardık yağmurla, belki de umut olmayı düşünürcesine değil. Öğrendiğimizi başkasına öğretme dileğiyle göz yaşlarımızın bir umut olmasını bekledik sabırla. Tıpkı yağmur gibi olur olmaz anlarda dayatıcı yokluğuyla, umudu ve sadece umudu yaşamak adına dilenirdik. Hayatımızda günübirlik yaşam olanaksızlaşırdı böylece. Ama olanaksızlaşan bir şey daha vardı. O da Erdem arkadaşın bir daha var olmayacağı, onbir yaşındayken bizi onsuz bırakan bir kurşunla bulutların ağladığını, Ağustos sıcağının buna yol açtığını, varoluş sebebimizin bundan ibaret olduğunu bilmemizdi bin yılların filozof gerçekliğine kendi çabamızla ulaşmaya çalıştığımızda.
Bilimin, sevginin, kültürün, dilin ve çocuksu oyuncaklara sahip olma gibi bir lüksümüz bile yokken; adı yasak olmanın asalakça isyan gerçeği, bedel ödemekti.
Ancak yasaklı da olsa çocukça bir gülüşün vurulması yüreğimizde, çocukta olsak dost kaybetmenin acısını bilebilecek durumdaydık her gün doğuşunda umut etmeye devam ederken. Her 25 Ağutos sabahı beynimizde ve yüreğimizde acı kazınırken, zamanın bizden alıp götürdüğü, onbirinde olgun tavırlarıyla başkasının yapması gerekeni kendisi yapma bilincindeyse bir hedef tahtası değildi tüm hayatı.
Oysa yaşasaydı 21’inde olacaktı, dolu dolu ömür bir tüketmeye.
Ve bunu adak sunaklarında verse, bile gam yemezdi yarattıklarının ardından.
Ihanet onu ağustos böceklerinin tanıklığında vurdu. Sağ gözünün altında gördükleri ve düşündükleri bilebileceği her şeyi kesip atmıştı.
Belkide özgür olmanın ve kendin olmanın önünü böyle alıyordu senden. Eğer öğrenirsen cezan ölümdür diyerek. Ama ölümsüzleşmek bir Erdem’in yitirilişini üç Erdem’le diriltmek, bizi biz yapan bu gerçeklikte, ağustosta yüreğini ateşle doldurmak ve umut sağmak gençliğimizin arayışında uyandığımızda çalınmış çocukluğumuzu çoktan unutmuşken. Telli duvaklı bir gelinin bize armağanıdır yeniden ve yeniden nice Erdem’in doğuşu. Onuncu doğuşunda seni anarken, özlerken bize sevgiyle ‘seni seviyorum’ deyişini her 25 ağustosta yeşil gözlerin, sarı saçların ve olgun tavırlarınla küçük bedenin ve büyük yüreğinle ölüm bile kıskanır ya insanı ve çelimsiz olur ya yaşam. Işte öylece o gün hayat vermek isterdi ölüm bile sana.


İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:18 .