Son Bayram

#1
Kuruyemişçinin depodan çıkartırken döktüğü fıstıkların tadına baktı. Bir vakit sonra kanatlanıp gözüne kestirdiği bir yere kondu. Eskilerden kalma bir ahşap pencerenin kenarındaydı. Kırmızı boyası dökülmeye yüz tutmuş çerçevelerden içeri bakıp bakıp başını çekiyordu. Temiz çarşaflar yastık kılıfları hazırlanmış, Martın başlarında bahar gözetlenirken üstüne hafif kırağı düşmüş saksının içine girdi. Evin sakinleri henüz uyanmıştı. Odanın kapısı açıktı. Holde gezinen iki ya da üç kişi seçebildi. Bir kahvaltı telaşı sezdi, besbelli salonda misafirler vardı.

Gözkapaklarındaki ağırlığı hissediyordu, yumuk yumuk bakıyordu etrafına. Henüz tam olarak uyanabilmiş değildi. Gece boyunca ne kadar uğraştıysa da karanlığa boşaltamamıştı içini. Öksürse içinde barut patlayacaktı sanki. Odasını toparlamaya koyuldu. Masanın üstünde yatan kâğıtları uykusundan uyandırdı. Hepsini alıp bir dosyanın içine yerleştirdi. Masanın altındaki boşlukta duran yastığı kanepenin altına koydu. Pencereye yöneldi. Perdeyi sıyırınca saksının içinde başını hafif kaldırmış ona bakan güvercini gördü. Ürkmemişti güvercin. Bir iki dakika baktılar birbirlerine. Sonra odanın kapısı çalındı ve kahvaltı davetiyesini aldı.

İşten erken çıkmış, bayram alışverişini yapmış evine dönüyordu. Otobüs durağında beklerken bir sigara yaktı. Hava kararmıştı. Saatine baktı otobüsün gelmesine 10 dakika vardı. Telefonunu çıkardı evdekileri aradı. Konuşurken otobüs geldi ve görüşmesini bitirip otobüse bindi. Otobüs hareket edecekken birisi koşarak yetişti ve iki arka koltuğa oturdu. Yol boyunca müzik dinleyip dışarıyı seyretti. Kuruyemişçinin önünde indi ve evine doğru yürümeye başladı. Aynı durakta onunla birlikte bir başkası daha inmişti. Arkasından yürüyordu. Kız bunu fark etmemişti. İkinci sokaktan dönünce uzayan bir gölgenin kendisini takip ettiğini anladı. Dönüp bakmadan adımlarını hızlandırdı. Gölge seslendi. ‘Bir dakika konuşabilir miyiz?’ Sesi duyunca kız duraksadı. Korkuyla başını çevirdi. Tam gölgenin yüzünü görecekti ki bir anda uykusundan uyandı. ‘Bu gölge peşimi bırakmıyor’ dedi.

Arkadaşlarının hepsiyle birer birer vedalaştı. ‘Bilir misiniz bazen özlemek için sahip olmak gerekmez. İnsan topraktan yaratılmış. Varlığının 3te 2si ise su. Gözlerinizi kapatıp buharlaştığınızı düşünün. Size kucak açan bir atmosfer göreceksiniz. Hayat bu atmosferden ibaret. Bir vakit misafiri olacaksınız ve yağmur olup toprakla buluşacaksınız. Özünüzle buluştuğunuz o anda yeni bir baharda gerçek bayram sevincini yaşayacaksınız. Ailelerinize çokça selam edin bayramlarını tebrik ediyorum’ dedi ve onları yolcu etti. Odasına geçti, çantasını çıkardı. Çizgisiz defterini birkaç fotoğrafı ve vazoyu içine koyduktan sonra dışarı çıktı.

Yatağından kalktı. Mutfağa gidip bir bardak su içti. Koridor paketlenmiş eşyalar ve kutularla doluydu. Gecenin dördüydü. Uykusu kaçmıştı. Odasına döndü ve pencereyi aralayıp bir sigara yaktı. Caddeyi, arka bahçelerini, köşedeki kuruyemişçi dükkânını seyretti. Dört senedir bu evde yaşıyordu. Civarda gördüğü her şey ona tanıdık geliyordu. Bu sokak onda bir alışkanlık gibiydi. Karşı apartmana baktı. Bir tanesi hariç bütün ışıklar kapalıydı. Geceyle ters düşen odanın penceresi açıldı. Pencereden uzanan bir el bir düğün merasiminde çiftin üzerine saçılan pullar gibi, bir kar festivalinde gökyüzünden dökülen kristaller gibi gecenin yüzüne bir avuç beyaz kâğıt saçtı. Başını çıkartıp saçtığı kâğıtları bir süre seyreden gençle göz göze geldi. Belki yirmi belki otuz saniye sonra karşı pencere kapandı. Sigara da bitmişti. O da penceresini kapattı, kalan bir iki eşyayı kutulara doldurdu. Sekiz gibi kamyon gelecekti. Kahvaltılık bir şeyler hazırlayıp arkadaşlarını uyandırdı.

Bütün gün sahil kenarındaydı. İstanbul’u hiç bu kadar yalnız düşünmemişti. Vazoyu karşısındaki kayaya koydu, fotoğrafları vazoya yasladı. Arka fonda deniz manzarası bir iki saat öylece seyretti. Bir iki satır bir şeyler karaladı. Acıkınca büfeden kumpir aldı, sıkılınca nargile içti. Akşam ezanında küçük bir mescit buldu, namazını kılıp eve geri döndü. Pijamasını giydi, dişlerini fırçaladı. Evde kimse yoktu ama odanın kapısını arkadan kilitledi. Pencereyi araladı. Güvercin yerinde yoktu, karşı pencerede ‘kiralık’ yazıyordu. Uyuşuk bir müzik açıp yatağa sokuldu. ‘Kiralık bir yaşam, geçici bir yuva…’ dedi kendi kendine. O gece kanepede yatmayı tercih etti, erkenden uyudu. Yarın bayramdı, dört gün boyunca uyanmak istemiyordu

Alıntı

İlginizi Çekebilir


#2
emeğine sağlık cnmmmm


#3
Okuyan gözlerine sağlık.


#4
Emegine saglık


#5
Okuyan gözlerine sağlık.


#6
emeqıne saqlık


#7
Okuyan gözlerine sağlık.


#8
TesekkürLer


#9
saoL =/


#10
paylaşımın için teşekkürler..


#11
emeğine sağlık


#12
okudugum guzel paylasimlarda


#13
emeqıne saqlk cnm ck qüzl olms


#14
Okuyan gözlerinize sağlık.
Ablam beğenmene sevindim.


#15
emeğine sağlık canm


#16
Okuyan gözlerine sağlık.


#17
güzLdi.
saoL CNM..


#18
emeğine sağLık....


#19
güsel hikaye


#20
emegine saglık canım




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:21 .