Dilinde Aşk vardı Yüreğimde İhanet / Bölümleri
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 19-09-2008, 02:44 #1

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk vardı Yüreğimde İhanet / Bölümleri

Dilinde Aşk vardı Yüreğimde İhanet Bölüm 1






Bu öykü gerçektir. Bu nedenle şahıs ve yer adlarının değiştirilmesi gerekmiştir. Eğer kişiler arasında kendini tanıyan varsa, sorumluluğun bir bölümünü yüklenmeli ve, sonsuza kadar suskunluğunu korumalıdır.

Öykü: Ölümsüz bir aşkın kahramanları olan Veda Arasıl ile Hasan cevat Kartal’a adanmıştır. Onlar farkında değiller ama, bu aşkı dolu, dolu yaşadılar ve yaşattılar.




TUTKU ÇİÇEKLERİNİN AÇTIĞINI GÖREBİLİYORUM.
KARANLIKTA RENGARENK
VÜCUDUNUN EN EGZOTİK NOKTALARINDA
DANS EDEBİLİYORSA DÜŞÜNCELERİM ÖZGÜRCE
BİR TEBESSÜMÜNÜ YAKALAYABİLMEK İÇİN
YİRMİ DÖRT SAAT GÖZÜMÜ KIRPMADAN
BAKABİLİYORSAM UMUTSUZCA.
HER NEFES ALIP VERİŞİNDE
BİR UZVUNU ELDE EDEBİLMEK İÇİN
SAVAŞABİLİYORSAM
ZAMAN DENİLEN SOYSUZLA
TENİN TENİME DEĞMEDEN
O HAZZI TADABİLİYORSAM.
VE BU YETMEDİ SONSUZA KADAR,
MAHKUMUM DİYEBİLİYORSAM.

AŞKLA DOKUNDUM SANA
BENİ HİSSEDEBİLDİN Mİ?





BİRİNCİ BÖLÜM


İstanbul, İstanbul olalı böyle soğuk, böyle kar görmemişti. Bütün gazeteler ağız birliği etmişcesine son elli yılın en şiddetli kışını yaşadığımızı yazıyordu. Beyaz bir kabus gibi İstanbul’un üzerine çökmüştü.
Veda yarım saat’tir minibüsün gelmesini bekliyordu. Alt tarafı Yayla’ya gidecekti. Normal şartlarda beş dakikalık yol. Bu akşamda eve geç kalmıştı. Abisinin yine başının etini yiyeceğini düşündü. Evdeki yaşantısı hala normale dönmemişti. Bilirlerdi soğuğa hiç gelemediğini. Kendi kendine annem de merak etmeye başlamıştır? dedi. Daha fazla bekleyemezdi yokuş aşağı inmeye başladı eğer bir yerlerde düşüp kalmazsa önünde tırmanacak uzunca bir yokuş daha vardı. Bir an için evde sıcacık odasında olmayı özlediğini fark etti. İçten gelen bir tepkiyle gülümsedi. Kendine hayret etti. Gülümsemeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki. Yokuş yukarı çıkarken vücudunun artık hiç bir şey hissetmedi-ğini düşündü. Yolun karşısına geçip sokağın girişine geldiğinde, hala gülümsediğini fark etti. Avucunu yumruk yapıp kolunu kar taneleri’nden görünmeyen göğe doğru hiddetle salladı //beni yenemezsin, işte geldim, yorgun ama mutluyum //nerden atıldığı belli olmayan kar topunun hızla başının üzerinden geçmesi ile apartmanın kapısından içeri girmesi bir oldu. Seri adımlarla merdivene doğru yürüdü.

Gayri ihtiyari durdu etrafında ters giden bir şey vardı içinden gelen sese uyarak posta kutusuna doğru yürüyerek kapağını açtı. Kutuda duran mektubun üzerinde adını ve adresini görebiliyordu. Uzandı aldı arka yüzünü çevirince bomboş olduğunu gördü.
Gönderenin adı ve adresi yoktu. Nereden gönderildiğini anlamak için P.T.T, nin damgasına baktı ama bir şey anlayamadı zarf ıslanmış ve harfler bir birine karışmış, etrafına yardım arar gibi bakındı. Tedirgindi. Nasılda düşünememişti. İç güdüsüne güvenerek mektubu burnuna götürdü ve derin, derin kokladı. Eğer düşündüğü gibi ise azda olsa kokudan geriye bir şeyler kalmış olabilirdi. Aman Allah’ım diye inledi.
Bu mektup ondan geliyor. Şimdi ne olacak beni buldu? öylece kaldı. Başının döndüğünü hissetti duvara yaslandı. Kendini toparlamaya çalışarak merdivenlere yürüdü. Ağır, ağır iki katı çıktı. Anahtarı ile kapıyı açıp içeriye girdi. Mutfaktan annesinin sesi geliyordu. Geç kaldığı için kendisine söylendiğini düşündü. Annesi seslendi.
... Veda, sen misin, kızım?
Aklı çok uzaklarda olmasına rağmen cevap verdi.
... Ben geldim anne, trafik berbat, arabalar çalışmıyor. Yürüyerek geldim. Ben odama gidiyorum.
Annesi mutfaktan çıkıp yanına gelince elinde ki mektubu gördü.
... Bu havada bir de mektup mu getirmişler?
Veda düşünceli, düşünceli cevap verdi:
... Hiç işte anne. Deniz’i bilirsin. Ara sıra antikalığı tutar. Elinin altında cep telefonu varken üşenmemiş, bana mektup yazmış
... A kızım, iki gün önce beraber değil miydiniz?
Veda annesinin yüzüne bakarak cevap verdi:
... Çok yorgunum, anne. Odamda biraz uzanayım ve şu mektubu okuyayım. Bakalım hanımefendi ne diyor?
Ağabeyim ile babam salonda televizyon seyrediYorklardı. Usulen hatırlarını sorup hemen odama geçtim. Kapımı kilitledim. Yüreğim küt, küt atıyordu. Allah’ım ne olur ondan değildir bu mektup. Ama onun kullandığı koku. Açmasam yırtıp atsam daha iyi olmaz mı? Ya ben yanılıyorsam? Ya başkasından geliyorsa? Belki de çok kötü bir şey olmuştur? Dur bakayım. Tabi ya yazı onun değil. Kim yazmışsa, özenip bezenip yazmış. Kokuya gelince... Ben yanılmış olmalıyım.
Mutlaka tesadüftür. Niye bu kadar heyecanlanı-yorum ki Her şey çok geride kaldı. Benim eve dönece-ğimi düşünemez. Düşünse bile o çok onurludur. Beni bulsa bile aramaz. Peki bu mektubu yazan kim? En iyi-si mektubu açayım... cevap kendi içinde?
Dolabın kapağını açıp raftan makası aldım. Zarfın kenarını kestim. Parmaklarımın titremesine engel olmaya çalışarak mektubu zarfın içinden almaya çalışırken kağıt parmaklarımın arasından kayıp salına, salına halının üstüne düştü. Eğildim ve elime aldım yapabileceğim tek bir şey vardı: okumaya başlamak..

Aşkla dokundun sana, beni hissettin mi?

Tenini benden başka kimse bu kadar yoğun hissedemez. Dudaklarının tadını kimse benden daha iyi bilemez. Ben hep aşkla dokundum sana bir tanem. Hiçbir zaman hoyrat olmadım.
Sen başka alemlerde, başka yüreklerde gezerken, ben hep aynı yürekle, aynı durakta bekledim. Sen içki kadehlerinin arkasında gülücükler dağıtırken ben senin için yıldızlardan fal bakıyordum, bir tanem.
Sen sere serpe uzanmış yatarken, benim için seyredilebilecek en güzel tabloydun.
Mutluluğum hep uykusuz geçen gecelerimin sabahlarıydı allah’ım bana bir çiçek armağan etmişti, ama...... ne diyebilirim ki, bir tanem
Diyorsun ki: Gideceğim Bu ilişki sona ersin. Ben özgürüm... Durma git. Aklın zaten burada değildi. Hiç benim olmamıştın ki. Varlığında yaşadığım mutluluğu, yokluğunda yaşanmış mutluluk olarak yaşayacağım.
Ama ne olur unutma ki: Seni sevdim, hem de çok sevdim. Hani derler ya: Ölesiye. Aşkla dokundum sana, beni hissettin mi?
Mektup elimde kalakalmıştı.Sanki avucumun içinde ateşten bir toptu. Beni içine alıp kavurmaya başladı.
Allah’ım, alnıma nasıl bir yazı yazılmıştı ki, peşimi bırakmayan. Düşüncelerim çok gerilere gitti, o mutlu günlerime...
Hasan Cevat bahçede kardan adam yaparken, Ayşenaz da ona yardım ediyordu. Ben de onları evin penceresinden seyrediyordum, nasıl da mutluydu. İçimde gizli, gizli yanmaya başlayan hasret denilen ateş o zaman daha ortaya çıkmamıştı. Her şey geride kaldı. Yaşanmış zamanı geçmişin sayfaları arasına gömdüm. Bir daha açmamak üzere.
Mektubu zarfın içine koyup dolabın en dibine yerleştirdim. Dışarıdan çocukların neşeli sesleri, ta odaya kadar geliyordu. Mutfağa, annemin yanına geçtim. Yemekten sonra abimi kandırabilirsem, bu sefer zevk için kar yağarken yürüyüş yapmaya gidebiliriz.
Acaba, mektubu Ayşenaz mı gönderdi? Ya adresi nasıl buldu? Mektubu Ayşenaz gönderdi ise ne yapmak istiyor? İşte, daima boşlukta kalacak olan cevapsız sorular. Daha da önemlisi: Devamı gelecek mi? Allah’ım, ne günah işledim?
... Yine daldın gittin, kızım Bu mektubu okuduktan sonra durgunlaştın Çok mu kötüydü?
... Boş ver anne Artık masayı hazırlayalım. Belki yemekten sonra kar topu oynarız.


Benzer Konular


Görüntüleme:2408, Cevaplar:42

Alt 19-09-2008, 10:05 #2

_LeSTaD_

Foruma Alışıyor

güsel hikaye




Alt 19-09-2008, 16:15 #3

senem_serhan

Forum Heveslisi

güzeldi devamını çok merak ettim




Alt 20-09-2008, 19:04 #4

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye
TeşK Ederim ArkadaşLar




Alt 20-09-2008, 19:05 #5

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk vardı Yüreğimde İhanet / Bölüm-3

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet - 3


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


Yanlış hatırlamıyorsam, evliliğimizin ya ikinci ayı idi yada üçüncü ayı. Bahçede, çardağın altında oturuyorduk. Hasan Cevat yere çömelmiş, elinde bir çubuk toprağı eşeliyordu. Çubuğu elinden atarak ayağa kalktı. Yüzünü bana dönerek.
... Tutku nedir? Nasıl bir nesnedir, bilir misin?
Biraz düşündükten sonra cevap vermeye çalıştım:
... Bağlılık veya bir şeye coşkuyla sarılmaktır. En azından ben böyle düşünüyorum.
... Aşağı yukarı yaklaştın. İrade yargılarını aşan güçlü bir coşku. Güçlü istek. Bunun bir adım ötesi tutkunluktur. Gönül vermiş müptela. İşte, benim hayatım, benim sana olan bağlılığım. Bu aşamada tehlike çizgisini geçmiş oluyorum. Sende biliyorsun ki senin için gerekirse ölürüm. Hayatım sakın bu söylediklerimi kulak ardı etme!
Hasan Cevat’ın daha fazla konuşmaması için parmağımı dudaklarına bastırıp susturdum. O zaman anlayamadığım şeyi şu iki mektubu aldıktan sonra anladım. Tutku, kişinin iştahını açan acı bir şerbet gibiydi.
Üçüncü mektup mart ayının ortalarında elime geçti.
Evden çıkarken anneme Deniz’e gideceğimi, söyledim.
İşten çıkınca doğru Deniz’lere gittim. Kapıyı Mert açtı. İçeri fırtına gibi girip Deniz’in karşısına dikildim.
Deniz:
... Kız seni bu kadar çabuk beklemiyorduk! Bir şey mi oldu?
Veda:
... Deniz, bu ne demek oluyor? ! Benim hayatımı alt üst etmeye ne hakkın var? ! Neden bana bu acıları çektiriyorsun? !
Deniz:
... Ne oldu Veda? Ben sana ne yaptım?
Veda:
... Oku şu mektubu! Orada eski bir dosttan söz ediyor. Acaba eski dost kim ki? Bana hiç yabancı gelmiyor! Bir tahminde bulunayım mı?
Deniz:
... Ver şu mektubu okuyayım.
Sevda çiçeğime / Sıladan haber geldi.

Eski bir dosttan haber aldım. Sana benden bahsetmiş. Hala seni unutamadı, demiş. Uzun, uzun düşünmüşsün, hatırlayamamışsın, sevda çiçeğim!
Bir şairin dediği gibi: Unutmak için, unutulmak gerek. Ruj değil ki, sileyim! Kan değilsin ki, tüküreyim! Sen benim içimde onarılmaz bir yarasın.
Unutmadım, unutamadım, sevda çiçeğim!

İşin kötü yanı ne, biliyor musun? Ben, sende ilktim. Sen, bende son! Sonda sorun yok, ama ilkler daima unutulmaya mahkum. Bu da benim şansızlığım. Olsun be sevda çiçeğim. Sen dalında aç. Ben, zaten hayatı iki kişilik yaşıyorum!
Bu kaçıncı mektubum? Artık hatırlayamaz oldum. Son yazdığımda kışın tam ortasındaydık. Şimdi neredeyse bahar geliyor. Dışarıda yine yağmur, yine kasvet. Ha, unutmadan söyleyeyim: Terliklerini komşunun kızına verdim. Şimdi o kullanıyor. Ara sıra ona iki heceli adını sesleniyorum, sen diye. Darılmazsın değil mi?
Vakit hayli geç olmuş. Yatmadan evvel sana bir hikaye anlatayım: Bundan on beş yıl kadar evvel bir kız tanımıştım. Senin boyunda, kömür gözlü, simsiyah saçlı, karakuru bir şey. Sevmiştik birbirimizi. Hem de, ne sevgi, tastamam beş uzun yıl. Bir akşam üzeri. Telefonun çalan zili, bir dakikalık konuşma ve her şey bitti. Ayrıldık.
Aradan iki uzun yıl geçti. Yara yeni, yeni kabuk bağlıyordu. Çarşamba günü bizim oranın pazarı idi. Aylak, aylak dolaşıyordum. Arkamda kuş kanadı çırpıntısı gibi bir el omzuma dokundu. Döndüm. Oydu! Kucağında bir çocuk! Gözlerim kömür gözleri ile kitlendi! Öylece kalakaldık! Zaman durdu! . Etrafımızda ne Pazar kaldı, ne de mahalle! Her şey yok oldu. Sadece İkimizdik, hasret dolu gözlerle bakışan. Bir damla inci tanesiydi, gözpınarlarından yuvarlanıp akan. Beyazlar giymiş melekler gibiydi. Kalabalığa karışıp son defa hayatımdan çıkıp gitti. Bir daha ne adını duydum, ne de bir ayak izine rastladım. O bir melekti, bir daha karşılaşma şansım olmayan! ...
Bunu neden anlattım, biliyor musun? Sen, yıllar sonra gelen ‘Son şansımdın’!
Kendimi meydan savaşı kaybetmiş bir komutan gibi hissediyorum, yenilmiş ama mağrur.
Dışarıda hava aydınlanıyor, minarelerde sabah ezanı okunuyor. Sokak lambaları tek, tek sönüyor ve ben bir gecemi daha seninle paylaştım, sevda çiçeğim, yüreğim yanıyor! ..
Hasan Cevat.

Deniz mektubu okudukça yüzü kızarmaya başladı çok üzüldüğünü anladım.Ama adresimi vermeden evvel bana sormalıydı.
Veda
... Anlaşıldı Deniz. Yüzünün kızarmasından da belli oluyor. Bu senin başının altından çıktı neden böyle bir durumu yaratma gereği duydun?

Deniz:
... Her şeyden önce kızarmamın sebebi üzülüyor olmamdan değil sana öfke duyduğum içindir. İkiniz de arkadaşımsınız. Veda, ikinizi de çok seviyorum. Böyle davranmakla kendinize işkence ediyorsunuz. Bana söz vermişti, sadece adresini bilmesinin dahi kendisini mutlu edeceğini söylemişti. Ben ona inanıyorum.
Veda:
... Ama sözünde durmadı değil mi Güzelim?
Deniz:
... Anlamadığım şey, yazı onun değil. Bu işte bir bit yeniği var. Acaba mektuplar nereden postaya verildi?
Veda:
... Bu mektubu Hasan Cevat postaya vermediyse gönderen kim ise bizi şaşırtmak için, Manisa’nın herhangi bir ilçesinden postalamış olabilir.
Deniz:
... Acaba oda senin gibi kaldığınız yeri terk etmiş midir?
Veda:
... Bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa buralarda olmadığıdır.
Deniz:
... Doğru söylüyorsun Veda. Kartal en rahat kendi kayalıklarında barınır. Çünkü en iyi kendi bilir ulaşılmaz kovukları o İzmirli bir kartal.
Veda:
... Hatırlatmana gerek yok. O da, benim nereli olduğumu çok iyi biliyor.
Mert:
... Hiç boşuna uğraşma Veda konuşmalarınızı baştan beri dinliyorum. Ne dersen de sen bu adamı seviyorsun. Neler olup bittiğini öğrenmek istiyorsan dünyanın öbür ucu değil ya, bir arabaya atla git, dikil karşısına. Sorulacak hesabın varsa sor. Ama sende o yürek var mı
Veda:
... Ben evden ayrılırken arkamdan, burada sensiz yaşamak bana haram diyordu. Daha önce de söylediğim gibi o yerini değiştirmiştir. Acaba çok iyi tanıyorum derken, yanılıyor olabilir miyim? Yoksa hala ikinci kattaki üç odalı evimizde mi yaşıyor?
Deniz:
... Kendine gel Veda hala evimiz diyorsun. Evinde mi de. Artık sen orada yaşamıyorsun. Burada da yaşıyorsun sayılmaz ya.



Devam EdeCeK...




Alt 20-09-2008, 19:07 #6

MaviSimmm

Foruma Alışıyor

PayLasımın için sağoL cnm




Alt 20-09-2008, 20:32 #7

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye
Sende SağoL Canımcım




Alt 20-09-2008, 20:43 #8

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet / Bölüm- 4

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm 4



DÖRDÜNCÜ BÖLÜM



Ayşenaz’a çok kırıldım.Dün akşam üzeri eve biraz erken geldim. İçeri girince, Ayşenaz’ı dolabın çekmecelerini karıştırırken suçüstü yakaladım. Neden benden gizli olarak böyle bir işe kalkıştığını anlamak için sıkıştırınca, bana haber vermeden ona yazmış olduğum üç mektubumu Veda’nın adresine göndermiş. Bağırsam bir türlü ses çıkarmasam bir türlü. İçimde kabaran öfkeyi engellemeye çalışarak, Yazmış olduğum bu mektupları niye göndermediği mi anlattım. Sonunda anlaştık. Bir daha bana sormadan hiçbir şeyi karıştırmayacak.
Beni düşünerek yapmış olduğu bu hareket, düşüncelerimi ve yapmak istediklerimi hızlandırmaya yaradı. Akşam yemeğini beraber yedik.Ve ben odama çekildim. Bu odadan sevda çiçeğime son defa yazacağım

SEVDA ÇİÇEĞİM’E

Bir tanem, bu evde, senin hatıralarınla geçen son gecem ve sana yazdığım son mektup olacak. Bahar geldi toprak üzerinde oturacak kadar ısınmaya başladı, kapıları pencereleri açıyoruz. Dışarıda mehtaplı bir gece var.
Baharla beraber, ağaçlar ve bitkiler canlanmaya başladı. Bu gecenin şerefine bir kadeh içki içip, bir sigara yakacağım.
Uzun bir gece ve uzun bir hesaplaşma olacak. Ufak resmin vardı tutku ile baktığım. Dargındık, son zamanlarda yüzü duvara dönüktü tozlanmış. Temizlerken içim cız etti. Gülümsüyordun yüreğimin ta derinliklerinde bir şeyler harekete geçti. Seni gülümserken görmeyeli epey zaman olmuş doğrusu.
Seninle tanışalı kaç yıl oldu. Hiç düşünmedim üç, beş, yedi, yılların ne önemi var. Ben dakikalardan yıllık yapıyorum dağarcığıma. Belki ama belki bir Gün beraber okuruz diye. Neden ayrıldık onu da anlayabilmiş değilim. Benden sonra hala kadehlerin ardından mutlu, mutlu bakıyor musun? Yoksa seni de mutsuz edenler oldu mu? Büyük bir ihtimalle hangi durakta olduğunu kendin de bilmiyorsundur.
Bundan evvel ki mektubumun sonunda, sabah ezanı okunurken kalmıştık bir tanem. Uykuya yatmadım yorgun ama huzurlu olarak, fidanlığa gidip, iki ağaç fidanı aldım. Bahçeye diktim.Birine senin iki heceli adını verdim. Diğeri benim isimsiz fidanım ikisi sonsuza kadar beraber yaşasınlar.
Sevda çiçeğim bu gece yaktığım ikinci sigara, beni terk edip gittikten sonra, birkaç dakikanı ayırıp, bu adam bana niye bu kadar bağlandı diye düşündün mü
hiç? Eğer düşündüysen nasıl bir sebebe dayandırdın.
Sadece sıradan bir aşk mı sandın? Yoksa sadece kadın erkek ilişkisi içinde, salt duygusallık ve ya
cinsellik mi algıladın. Beni kendince hangi konuma yerleştirmeyi uygun gördün. Ama bilemezdin sevda çiçeğim, ilahi bir kuvvetin yazmış olduğu bir oyunda ikimizde piyonduk. İkimiz de kaybettik. Ben seven, sen ise sevildiğini bildiğin halde kaçıp giden.
Ah sevda çiçeğim, hayatımda oynadığın rolü bir bilsen, bir anlasan. Komşu kızının adını bile değiştirdim sana daha yakın olabilmek,seni yanı başımda yaşatabilmek için.Terliklerimi geri aldım.Bir gün onları sahibine geri vereceğim. Benim için ne kadar önemli olduğunu anlamadan hayatımdan çıkıp giden ikinci kişi oldun. Hoşça kal hayatım. Şimdi burada sevdiğim iki kişiye ayrılık mektubu yazacağım.
Bu gecelikte bu kadar. Hoşça kal sevgim.

Hasan Cevat


Yazıma ara verip kendime çay demledim. Hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra, biraz dışarısını seyrettim. Uzaklardan cırcır böceklerinin sesleri geliyordu, bunun dışında, kasabaya ağır bir sessizlik hakimdi. Biraz daha vakit geçirip yazı masama geri döndüm.
Bu kasabayı geçmişte yaşamış olduğum acı, tatlı anılarla yüklü olarak terk edeceğim.

Kızım Ayşenaz

Sen kahvaltımı bırakmaya geldiğimde, ben buralardan uzaklaşmış olacağım. Burada kalmanın bana faydadan çok zarar vermeye başladığını anladım.
Her gece geçmişle geleceğimin çatışmasını yaşıyorum. Bu durum beni boğuyor. Yok ediyor kızım.
Dairenin anahtarını kapının kilidine takılı olarak bulacaksın. Bu daire sana emanet tabi ki etrafı karıştırmamak şartı ile biliyorum ikimizde seviyorduk ikimizde mutsuz olduk inşallah sen mutlu olursun. Senin şansın benden daha fazla bir sene içinde buraya dönmezsem annenin ne yapması gerektiğini mektuba yazdım. Fidanlarıma iyi bak onları sula uzaklarda olsam da fidanların varlığını bilmek beni daima mutlu edecek.
Not: Daireyi kiraya verirseniz oradaki eşyalarımı koruyun.
Hoşça kal kızım.

İhtiyacım olan birkaç parça eşya ile, terlikleri sırt çantama koyup, kapıyı sessizce kapattım.

Gürültü çıkartmadan bahçeye çıktım. Bahçe kapısından çıkıp sokağa adım atınca rahat bir nefes aldım. Kimseyi uyandırıp ortalığı velveleye vermeden, yokuşu tırmanmaya başladım. Tepeye vardığım da nefes nefese kalmıştım. Arkama dönüp baktığımda, iki iyi insanı habersiz bırakıp buralardan uzaklaşmanın acısı bütün vücudumu sarmaya başlamıştı. Ama bu acılar dahi, geçmişimin film şeridi gibi, gözlerimin önünden geçmesini önleyemedi.
Annem, babam, kardeşlerim, kendisini terk edinceye kadar bütün kahrımı çeken eşim, çocuklarım. Yaşayıp yaşamadıklarını bilemediğim, Aslı, Fatoş, Hatice vede yaşamı için yaşamımı bir kenara attığım Veda Hatırlayamadığım diğerleri, hayat bana da onlara da çok acımasız davrandı.
Yıllardır bana ev sahipliği yapan kasabayı ilk defa bu kadar yüksekten seyrediyorum. Kasabanın üzerini sis beyaz bir bulut gibi kaplarken, yavaş, yavaş gün ışımaya başladı. Bulunduğum yerden güneşin doğuşunu seyretmeye başladım. Her insanın bir kere de olsa görmesi gereken bir doğa olayı. Çöktüğüm yerden kalkıp, sırtımı evime dönüp ağır, ağır yürümeye başladım. Geleceğin bana iyi şeyler hazırladığına inanmak istiyorum. Bu yol sevda yolu, bu yol ince uzun bir yol. Yolunu kaybedenler için. Benim için. Sevda çiçeğim, yolumu kaybettim, kendi içimde kendimi arıyorum.



ARA
Bende bulamıyorsan soruları,
Cevapları özde ara.
İyileştiremiyorsan yaraları,
Ateşte ara közde ara.
Göremiyorsan hataları,
Bakışlarda ara gözde ara.
Çok konuşma yanlışa düşersin,
Kelamda ara sözde ara.
Dindiremiyorsan acını,
Bir damla akan yaşta ara.
ARA
ARA
ARA
Yılma sonsuza kadar ara
Eğer aramak istemiyorsan
Geç aynanın karşısına
KAŞLARINI al saçlarını tara.

Sevda çiçeğim, bu kalp bu ayrılığa
Nasıl dayanacak, gözümden akan bir
Damla yaş mı? Yoksa bir damla kan mı olacak.

DeVaMı VaR




Alt 21-09-2008, 01:04 #9

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet/ Bölüm - 5

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 5



BEŞİNCİ BÖLÜM



Hasan Cevat’ın mektubu elime geçer geçmez bir solukta okudum. Okuduktan sonra ağır bir yükün omuzlarımdan kalktığını hissettim. En azından Hasan Cevat, bana vermiş olduğu sözü tutmuştu. Veda’ya gelen mektupları Ayşenaz’ın göndermiş olduğu ortaya çıktı. Veda’yı iş yerinden aradım. Ancak üçüncü çalışından sonra açabildi:
.... Neredesin be kızım?
Veda
.... Herhalde çalışıyoruz burada. Ne oldu bir şey mi var?
Deniz
.... Sana haberlerim var. Akşam iş çıkışı bize gel. Ben anneni arar haber veririm. Ha Hasan Cevat’tan bir mektupta bana geldi.
Veda
.... Yine şu mesele, yeter ya. Bir de beni rahat bıraksın artık.
Deniz
.... Evet canım şu mesele. Ne o dördüncü mektup gelmedi diye kıvranıyordun. Şimdi tu kakamı oldu? Düne kadar kıvranıp duruyordun?
Veda
.... Ne yapacağımı şaşırdım Deniz. Ama ne olur onunla beni bir araya getirmek için uğraşma. Tamam, tamam akşama geliyorum.
Deniz
... Bilge ablaya da selam söyle. Onu çok özledim. Görüşmek üzere hoşça kal.
Akşam işten çıkınca doğru Deniz’lere gittim. İstanbul’da havalar hala serin. Yolda üşümedim desem yalan olur. Evden içeri girer girmez doğru kaloriferin yanına yerleştim Hoş beşten sonra Deniz, mektubu elime tutuşturdu. / Oku şunu güzelim./

Sevgili arkadaşım Deniz. Sana bu mektubu yolculuk esnasında, bir otel odasından yazıyorum. Ne yazık ki kaleyi önce Veda terk etti. Ben de çok direndim, ama dayanacak gücüm kalmayınca, dün gece sabaha karşı, evimi ve hatıralarımı geride bırakarak sonu belli olmayan bir yola çıktım. Bu satırları yazmamın sebebi, bunları anlatmak değil. Mektubu okurken yüzünün nasıl bir şekil aldığını tahmin edebiliyorum. Bana çok kızgınsın. Hatta burnundan soluduğunu görür gibiyim.
Veda ile başını derde soktum üzgünüm. Veda kendine gönderilen mektuplardan sana mutlaka bahsetmiştir. Mektupların Veda’nın eline geçmesinde benim hiçbir rolüm yok. Onun adresini alırken sana defalarca söz vermiştim.
Mektupları ben göndermedim. Mektupları benim haberim olmadan gönderme cahilliğinde bulunan da Ayşenaz’dır. Ama oda kötülük olsun diye yapmamış. Oda benim kadar Veda ablasını çok seviyor. Senden ricam ne olur karımı ikna et. Suçun sende olmadığını bilsin. Hiçbir şekilde onu rahatsız etmek gibi bir düşüncem olmadı. O bakımdan huzursuz olmasın.
Madem satırlar üzerinde kalem gezdirmeye başladım. Biraz daha yazayım, o evde yalnız başıma oturup, hatıraların içinde kaybolmaya başlayınca ben de yollara düştüm. Yoruluncaya kadar gideceğim. Durmaya karar verdiğim yerde,geçmişim karşıma çıkmaz ve uygun bir yer bulup yerleşirsem, seni yine haberdar edeceğim. Satırlarıma burada son verirken, lütfen benim için Veda’ dan özür dile. Mert’e de sevgilerimi ilet.





Lütfen ona söyle
Onu çok seviyorum.
Hasan Cevat Kartal


Ne yapacağıma ne diyeceğime şaşırdım. Acıdım Hasan Cevat’a, beraber çok güzel günlerimiz geçti. Mektup elimde öylece kalakaldım. Deniz seslenmese kendime ne zaman gelirdim bilmiyordum. Terazinin bir kefesinde Hasan Cevat. Diğer kefesinde ailem, mecburdum. Ailemi tercih etmek benim için mecburiyetti.
Deniz
.... Eeee ne düşünüyorsun?
Veda
.... Bana hiçbir şey sorma moralim bozuk, üzüldüm.
Deniz
.... Daha çoook kafanı duvarlara vurursun. O adam seni çok seviyordu, hadi her şeyi bir kenara bırakalım. Madem geri dönecektin ne diye peşine takıldın. O zaman ailen yok muydu?
Veda
.... Yeter, yeter artık, yeter beni yalnız bırak.
Evet çok üzgündüm ama yapacak bir şeyim yoktu. Hasan Cevat’ı çok sevmeme rağmen tercihimi ailemden yana kullandım. Yapacak başka bir şeyim yok. Ha var, var bağrıma taş basıp oturacağım.

Mert
.... Sen Deniz’i bırak o seni sevdiği için öyle konuşuyor. Hadi biz televizyonda güzel bir film var onu seyredelim.



Yolun açık olsun Hasan Cevat. İnşallah talihin de açık olur.






Devamı Var




Alt 21-09-2008, 01:07 #10

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde ihanet Bölüm - 6

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde ihanet Bölüm - 6



ALTINCI BÖLÜM



Çöken sisin içine girerken kendimi tüm günahlarımdan arınmış olduğumu hissettim. Kuş gibi hafiflemiştim.Başımı yukarıya kaldırıp gökyüzüne baktım. Güneşin parlak ışıkları, ağaç dallarının arasından süzülüp, ormanın üzerine çökmüş olan sis bulutunu delmeye çalışıyordu.
Bu bölgeyi iyi tanımamış olsa idim ormanlık içinde kaybolmak işten bile değildi . Aklım hala geride bıraktıklarımda kalmıştı. İnşallah ziyaret içinde olsa bir gün geri dönerim. Hızımı hiç yavaşlatmadan yarım saat kadar daha yürüdüm. Şoseyi görünce,derin bir nefes aldım. Bu siste doğru yolu bulmak, gerçekten zordu. Yola çıktım ve ağır, ağır yürümeye başladım.
Öğle vakti yol kenarında, bir köy kahvesinde mola verdim. Kahvenin yanındaki bakkaldan yiyecek bir şeyler alıp, öğle yemeğimi yedim. Biraz dinlenerek tekrar yola koyuldum. Akşam olduğunda kendimi, küçük bir otelin tek kişilik odasında buldum. Soyunup dökünmeye bile gerek görmeden kendimi öylece yatağın üzerine attım. Sabaha kadar hiç kıpırdamadan uyumuşum. Uyandığımda, saat sabahın dokuzuydu, kendime çeki düzen verip, otelin yemekhanesine indim. Önce sıcak bir çorba ve arkasından demli iki bardak çay içip üçüncüsünü de yudumlarken, otelin sahibiyle ahbap oldum. Laflamaya başladık. Adı Salim imiş. Ama lakabı ile anılıyormuş. Fötr Salim. Çok meraklı adam. Hemen kendince beni sorguya çekmeye başladı:
.... Söyle bakalım arkadaş nereden gelip nereye gidiyorsun.
Hasan Cevat
.... Çimenlik kasabasından geliyorum, gidebildiğim kadar gideceğim.
Fötr Salim
... Orası buraya bir günlük yoldadır, ve çok sapadır nasıl geldin. İlçeden Çimenliğe otobüs sabah gider akşam döner.
Hasan Cevat
... Aynen dediğin gibi, biraz yürüdüm biraz otostop yaptım.
Fötr Salim
... Bak Hasan Cevat kardeş, sana bir teklifim var. Bu akşam burada kal benim misafirim ol, hem banyo yapar kirlerini atarsın. Hem de iyice dinlenip yarın dip diri olarak yola çıkarsın. Ama beni dinlersen, yarın buradan öğleye doğru, Dere bükü kasabasına mal götürecek bir kamyon kalkacak. Bir kuruş ödemeden oraya kadar gidersin, teklifimi beğendin mi.
Hasan Cevat
... Ben de zamandan bol bir şey yok. Tamam arkadaşım öyleyse önce güzel bir banyo yapayım.
Fötr Salim
... Ben de bizim çocuğa söyleyeyim hamamı yaksın.
Yola çıkmadan evvel Deniz’e mektup yazma fırsatı buldum. Fötr Salim’le ayrılmamız zor oldu. Defalarca birbirimize sarıldık. Kamyon hareket edip, köyün içinden geçip, ana yola çıkarken arkamızdan beni unutma arkadaşım diyen sesini hala duyuyorduk./ Seni de unutulmayacaklar listesine dahil ettim be fötr Salim.
Kamyon tepeleme mal yüklü olduğu için çok ağır gidiyordu. Gece yarısı bir benzin istasyonunda mola verdik. Karnımızı doyurup biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulduk. Ben şoför için bulunmaz bir nimet imişim, zira yalnız yolculuk yapmaktan hoşlanmıyormuş. Bir ara dalmışım. Sabah dokuza doğru, Dere bükü kasabasının, tek caddesine girdik. Kamyoncular kooperatifinin, bulunduğu binanın önünde durduk. Arabadan indim.
Şoför Ali
... Hasan ağabey benden bu kadar. Akşam geriye döneceğim.
Hasan Cevat
... Hepinizden Allah razı olsun. Buralar hoşuma gitti, kalacak bulursam buraya yerleşirim.
Şoför Ali
... Ağabey ben, haftada bir gün buraya geliyorum.
Hasan Cevat
... Bak bu iyi işte, demek ki Fötr Salim’le sık, sık haberleşeceğiz. Hadi sağlıcakla kal ben ileriye doğru yürüyorum.Yol boyu iki üç dakika yürüdüm, köşeyi dönünce, bakkala benzer bir yer görüp içeri girdim ve selam verdim.
Bakkal
... Aleyküm selam, hemşehrim birini mi arıyorsun .
Hasan Cevat
... Önce bir Maltepe sigarası verirseniz memnun olurum. Sonrada izin verirseniz soluklanayım. Daha sonra meramımı anlatırım.
Bakkal
... Çayı yeni demledim. Birer bardakta çay içelim.
Yaşlı adamdan hoşlanmıştım. Çaylarımızı içerken birbirimizi tartıyorduk. Birde sigara yaktım. Bir bardak derken, ikinci bardak çayı da bitirdik.
Bakkal
... Evet azizim. Benim adım İhsan . Bu kasabada işim adımdan önce gelir. Bakkal İhsan efendi. Ya sen.
Hasan Cevat
... Bende Hasan Cevat .


İhsan efendi
... Tanıştığımıza memnun oldum Hasan Cevat. Senden hoşlandım. Yolun bu taraflara nasıl düştü. Sen buraların insanı değilsin.
Hasan Cevat
... Doğru söylersin İhsan efendi. İzmir doğumluyum Uzun yıllar İstanbul’da yaşadım. Bir süredir Çimenlik kasabasında yaşıyordum, bu taraflara geldim . Şimdilik başıboş bir gezginim. Sizin bu yöre hoşuma gitti. Kalacak bir yer bulabilirsem buraya yerleşebilirim.
İhsan efendi
... Dur bakalım bir düşünelim. Hah iyi aklıma geldi. Yolun sonuna doğru Himmet dayının, bahçe içinde büyük bir evi var. Bir kısmı boş duruyor. Biraz kendisi ters bir adamdır ama, hadi kalk gidelim bakalım, belki kandırabiliriz.
Bakkal İhsan efendi ile etrafı da dolaşarak Himmet dayının, bahçesinin önüne geldik İhsan Efendi kapıyı açtı, bahçeye girdik evinin kapısına kadar yürüdük. İhsan Efendi yüksek sesle bağırarak seslendi. Biraz sonra sevimli bir ihtiyar dışarı çıktı.
İhsan efendi
... Himmet dayı misafir kabul eder misin ?
Himmet dayı
... İhsan efendi gelin, gelin. Bu saatte hayırdır.
İhsan efendi
... Himmet dayı hayırlı bir iş için geldik. Yanımda gördüğün arkadaşın adı Hasan Cevat. Tanrı misafiri bizim kasabaya yerleşmek istiyor. Biraz konuştum kendisiyle, hali tavrı hoşuma gitti. Sen aklıma geldin. Biraz aksidir dedim ama yinede geldik.
Himmet dayı
... Hasan cevat kardeşim inşallah hırlı hırsız falan değilsindir. Görünüşüne aldanırsak çok üzülürüz. Bu kasabanın insanları bir birine çok bağlıdır. Yarın öbür gün herkesi tanıyacaksın, kimsenin üzülmesini istemeyiz. Ben buraya kiracı değil alırsam can yoldaşı alırım.
Hasan cevat
... Evvel Allah, ben eğer buraya yerleşirsem, birbirimizi daha iyi tanırız ve yoldaş oluruz. Yalnız gelirim pek fazla değildir. Size aylık ne ödeyeceğim.?
Himmet dayı
... Kira önemli değil. Anlaşırız, evin eşyası da var. Yine de istediğin gibi değiştirebilirsin. Sana uygun bir işte buluruz. Olur biter. İhsan efendi sen cennetliksin mirim Yine birisine elinden gelen yardımı esirgemedin.
İhsan efendi
... Benden bu kadar. Hasan cevat sana teslim.
Bakkal İhsan efendi beni Himmet dayıyla baş başa bırakıp gitti. Himmet dayıyla biraz daha lafladık, bir ara içeri gidip, elinde evin anahtarıyla geldi, elindeki anahtarı bana uzattı.
... Hayırlı olsun Hasan Cevat güle, güle otur.
Hasan Cevat
... Sağ ol Himmet dayı güvenini boşa çıkarmayacağım.
Himmet dayı kendi evinin kapısını açarken, bende: anahtarı, bundan sonraki yaşamımı sürdüreceğim evin kapı kilidine sokup çevirdim, itince kapı açıldı içeri girdim. Tertemiz, içinde eşyası da olan, bir evdi. İki odası, mutfağı, banyo ve tuvaleti iç içe olan bir ev. Benim için beklenmedik bir piyangoydu. Minnettarlıkla Himmet dayıyı düşündüm. Bana güvenmemiş olsaydı hala bir otel odasında olacaktım. Akşama kadar evi rahat edeceğim şekilde hazırladım. Yemeği beraber yedik. İhsan efendi dükkanı kapatınca yanımıza geldi.
Himmet dayı bizim için çay demledi. Gece yıldızları seyrederken üçümüzde başka yerlerde, başka gönüllerdeydik; ama mutluyduk. Kendimi uykunun kollarına bırakırken, sanki Veda’nın dudaklarını dudaklarıma değdirerek iyi geceler öpücüğü sunduğunu hissettim. İyi geceler hayatım . İyi geceler.

Yalnızlığın tam ortasındayım, sensizlik kadar.
Sevda çiçeğim, bir tanem, yazın ortasındayız, yakında sonbahar... Yine hüzün yine kasvet. Anadolu’nun bir köşesinde , senden çok uzaklardayım. Zor olmayan bir iş, iki odalı bir ev, resmin masamın üstünde bana bakıyor. Burası ikinci mabedim olacak. Odanın birini seninle düşündüğümüz gibi şark odası yapacağım. Hiç kimsenin girmeyeceği, benden başka kimsenin görmeyeceği bir oda olacak.
En güzeli ne biliyor musun? Sevda çiçeğim, karnımı doyuracak kadar kazanıyorum. Ruhumu doyuracak kadar düşünecek zaman buluyorum. Zaman, zamanda kendimi sorguluyorum. Ben niçin buradayım? Geçmişimden kaçmakla meseleler çözülecek ve ben kurtulacağım. Ama gerçek hiçte öyle değilmiş. Geçmişim çoktan geleceğimi yüreğimde mahkum etmiş. Anahtarını da ulaşamayacağım birinin eline vermiş. Gördüm ki nereye varsam ben seni değil, sen beni karşılıyorsun.
Bir tanem Ayşenaz’a bir mektup yazdım. İnşallah eline geçmiştir, ben kaderimden kaçıyorum, o kaderine koşuyor. Hem de dolu dizgin bilmez ki yollar ne tuzaklarla dolu. Sigarayı iki, üç taneden beş, on taneye çıkardım artık paket taşıyorum. Senin anlayacağın yolum yol değil. Günlük tutmaya başladım.İlk sayfasını tek bir kelime, iki heceli adınla doldurdum. Tarih milattan önce, milattan sonra der. Benim tarihim ise Veda’dan önce, Veda’dan sonra diye başlıyor.Ahmet Selçuk’un dediği gibi. Bugün günlerden Veda, saat Veda’yı beş geçiyor gazetelerden Veda’yı okuyorum. Veda, Veda
Yeni, yeni insanlarla tanışıyorum. Eczacı murat bayraktar Nurettin Amca, kahveci Kamil. Bunların arasına Himmet dayı ile bakkal İhsan efendi, otelci dostum Fötr Salim’i daha ilave etmedim. Kısa zaman içinde epey dostlarım oldu. Ama gece olup ta karanlık kasabanın üzerine çökünce, herkes evine çekildiği zaman yine yalnız, yine senin resminle baş başa kalıyorum. İşte o zaman anlıyorum, Mecnun’un niye Mecnun olduğunu, Ferhat’ın neden dağları delmeye kalktığını. Ben ne Mecnun’um nede Ferhat’ım . Elimden gelen sadece kaçmak. Kaçtığım kişi beni hatırlamasa dahi.
Sevda çiçeğim, tek korkum bundan sonra karşılaşamamak. Yoksa hiçbir zaman seninle yüzleşme imkanı bulamayacağım. Eğer bir daha seninle karşılaşamaz-sak, dalında açmadan solan gülden farkım olmayacak. Ben isterdim ki, bedenim yok olunca geri kalan parçam beni unutturmasın. Bayağı geç olmuş sevda çiçeğim . Yıldızlar gökyüzünde teker, teker yerlerini almışlar. Aynı senin sevecen bakışların gibi ışıl, ışıl.
Canım benim
Hasan Cevat

Bu gece de görevini yapmanın, huzuru içinde mektubumu katlayıp diğerlerinin yanına koydum. Kasaba derin bir uykunun içine dalarken, dışarı çıkıp yol boyunca dolaşmaya başladım. Uzaklardan geçen bir arabanın sesi kulaklarıma kadar geldi. Kim bilir ? İçinde ne kadar değişik yaşam hikayeleri olan insanları taşıyordur. Hoşça kal sevgilim inşallah, başını yastığa koyduğun zaman uyku melekleri göz kapaklarını hemen kapatır

Devamı VaR




Alt 21-09-2008, 03:07 #11

tuura

Acemi Üye
güzel bir yazı yüreğine sağlık




Alt 21-09-2008, 11:01 #12

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet/ Bölüm - 7

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 7



YEDİNCİ BÖLÜM




Bu günlerde sıcaklar iyice bastırdı. Eskilerin dediği gibi, pastırma yazı bu olsa gerek. Fırsat buldukça dereye yüzmeye gidiyorum. Buraya yerleşmekle ne kadar isabetli karar vermiş olduğumu daha sonraları anladım. Gün geçtikçe kasabayı ve insanlarını daha çok seviyorum. Onlar da benden dostluk elini hiç çekmediler. Her gün dostlarıma bir yenisi ekleniyor. Ev sahibimden bahçenin bir köşesine bir şeyler ekmek için izin istedim. Himmet dayıda bana katıldı, bahçeyi güzelce belledik. Taşlarını temizleyip, ekilmeye hazır hale getirdik. Himmet dayı mevsimlik ne bulursa onu ekeceğiz. Yol kenarında duvar dibine birer buçuk metre aralıkla iki tane akasya fidanı diktim. Yavaş, yavaş biraz sakinleşip kendime geliyorum.Günler ağır, ağır akıp gidiyor. Pek masrafım olmadığı için, rahatça geçiniyorum.
Geçen hafta el birliğiyle yatak odama, küçük bir kütüphane yaptık.İlçeye inen oldukça kitap ve gazete getirtiyorum. Himmet dayı ilk başlarda kitap ve gazete merakımı şaşkınlıkla karşıladı ama zamanla oda ilgi göstermeye başladı. Gazeteleri okumaya çalışıyor.
Dün, ilçeye kurulmuş olan panayırı gezmeye gittik. Gezip dolaşmaktan ayaklarımıza kara sular indi. En çok alış verişi de ben yaptım. Mutfak için bazı mutfak gereçleri, üç dört tane kaliteli kilim aldım. Şark odası için kullanacağım. Himmet dayı beni böyle sağa sola koşuştururken görünce / Oyuncaklarını önce kaybedip sonrada bulan çocuk gibisin / demeden edemedi. Veda nın fotoğrafını büyülterek şark odama astım.
Birazda kasabadan bahsedeyim, iki dağın arasına sıkışmış bir vadide kurulu. Kenarından karayolu geçiyor. Tek bir caddesi var. Sağlı sollu sokakları ve genelde tek katlı, büyük bahçeli evlerden kurulu. İnsanları dost canlısı samimi ve sevecen. Camisi, ilk okulu ve bir de kah-vehanesi bulunuyor. Kasabanın kenarına kurulmuş son evlerden sonra, bağlar daha sonra’da tarlalar başlıyor. Derenin öbür tarafında bağlıklar devam ediyor. O tarafa hiç geçmedim. Tarım ve bağcılık kasabanın gelir kaynağının önemli bir bölümünü teşkil ediyor.Yazın kuruyup ip gibi akan dere, kışın, dağlardan gelen kar suyuyla coşan dere zaman, zaman taşıp etrafa zarar veriyor.
Akşam çayımızı bahçede içip hem laflıyoruz, hem de yorgunluğumuzu gideriyoruz.Yine böyle bir akşam meclisimize, bakkal İhsan efendi’de bize katıldı. Himmet dayı kendisinin de buraya sonradan gelip yerleş-tiğini söyledi. Demek ki bana onun için yakınlık gösterdi. Bende fırsatı kaçırmadan sözü kaptım.:
... Neden buraya gelip yerleşme gereği duydun Himmet dayı.?
Himmet dayı
... Önce bana sor neden buradayım?
Çünkü rahmetliyi bırakıp gidemedim. Şimdi esas soruna cevap vereyim. Arka bahçede yatan rahmetliyle askere gitmeden evvel sözleştik. Askerden dönünceye kadar beni bekleyecek ve evleneceğiz. Gittim. Gidiş o gidiş, şimdiki gibi değil ki, bir mektup gönderiyorsun ne zaman ellerine geçeceği belli değil. Beni beklemişler benimle gidenler geri dönüyor ama, Himmet ortalarda yok Herhalde bir yerlerde öldü kaldı diye benim yavukluyu, başkasına vermeye kalkıyorlar. Aradan dört yıl geçmiş, terhis olalı bir ay olmuş hala yollardayım. Davullar vururken köye girdim. Merak bu ya doğru düğün yerine gittim. Saç sakal karışık, kir pas içindeyim kimse tanımıyor. Baktım benim yavuklu gelinliği giymiş baş köşede oturuyor, ama belli ki yüzünden düşen bin parça. Geriye dönüp kimseye görünmeden doğru ahıra gittim. Beni görseler hırsız diye vuracaklar. Ahırda atlardan birini eyerleyip sessizce bizim evin önüne geldim. Artık bizimkilere görünme zamanı gelmişti. İçeri girdim beni görünce hepsi şok oldular. Sevinsinler mi, üzülsünler mi? Birbirimize sarıldıktan sonra yapacakları mı anlattım, hepsiyle vedalaşıp,duvardan tüfeği kaptığım gibi ata atladım. Daldım düğün alanına, millet ne olduğunu anlayıncaya kadar, benimkini yakaladığım gibi atın terkisine attım. Baştan bayağı debelendi ama sesi mi alınca sıkıca sarıldı.
Hasan Cevat
... Valla Himmet dayı sen de az değilmişsin.
İhsan efendi
... Sen sonunu dinle
Himmet dayı
... Biz korku içinde asker arkadaşım Sarı Remzi’nin yanına yerleştik. Korkudan başımızı dışarı çıkaramıyorduk. Aradan iki, üç ay geçti, bir gece gizlice ata atladığım gibi, köye döndüm evdekiler beni görünce bayram yaptılar. Meğerse Kayınpeder beni affetmiş zaten iki taraf içinde zoraki bir düğün oluyormuş. Bizimkini alıp geri döndüm. Ailece gittik kayınpederimin elini öptüm. Dillere destan bir düğün yaptık. Ama biz buraya alışmıştık. Biraz babam, biraz kayınpederim yardım etti. Gördüğün bu toprak parçasını aldık, ufak ama benim rahmetlikle burada uzun yıllar mutlu yaşamama yetti arttı. Sıra sende şimdi sen anlat.
Hasan cevat
.. İzmir’de doğdum. Çocukluğumun en güzel anları, Susurluk’ta geçti. Çok şirin bir ilçe Balıkesir’le Bandırma arasında, bir yanından kara yolu, öbür yanından demir yolu geçiyor. İstasyon şehrin iki kilometre kadar dışındaydı. Bağımız istasyonun biraz ötesinde, kara yolu ile demir yolu arasındaydı. Dedem, ön tarafa kavun, karpuz ekiyordu, bağın içinde kalabilmemiz için ufak bir kulübe, önünde iki tane şeftali ağacı var. Bağın sı-nırlarını ise yan yana dikilen muşmula ağaçları çiziyordu. Bu benim için muhteşem bir görüntüydü. Him-met dayı, sen hiç asmanın altına yatıp, bir kenarından tutmaya gerek dahi görmeden dalındaki salkımdan üzüm yedin mi? Veya karpuzu tarlasından koparıp sof-raya getirdin mi? İşte bunlar benim yaşamış olduğum güzellikler. Ooo! Saat gece yarısını geçiyor. Hadi beyler kovmak gibi olmasın. Bulaşıkları bana bırakın ben yıkarım.
Bu saatten sonra hayallerimle randevum var. Bütün öpücükler senin olsun sevda çiçeğim

DeWaM EdiCeK




Alt 21-09-2008, 13:53 #13

senem_serhan

Forum Heveslisi

saol canm devamını bekliorum zaten




Alt 21-09-2008, 14:01 #14

senem_serhan

Forum Heveslisi

emeğine sağlıık




Alt 21-09-2008, 14:55 #15

_LeSTaD_

Foruma Alışıyor

güsel hikaye




Alt 21-09-2008, 15:00 #16

_LeSTaD_

Foruma Alışıyor

güsel hikaye




Alt 21-09-2008, 15:08 #17

_LeSTaD_

Foruma Alışıyor

emeğine sağlık




Alt 22-09-2008, 00:17 #18

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 8


Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 8


SEKİZİNCİ BÖLÜM


Geçmiş zaman tünelinde yaşanmış anılar


Sonbaharın güneşli son günlerini yaşıyoruz. Havada fırtınadan önceki bir sessizlik var. Bahçede çardağın altında çayımı içerken,Himmet dayı başıma dikildi:
... Öyle kara,kara ne düşünüyorsun?
Hasan Cevat
... Ne düşünebilirim ki? Benim işim her zaman olduğu gibi geçmişin muhasebesini yapmak.
Himmet dayı
... Burada sakin kafayla bir düşün bakalım. Bu kızla hiç mi mutlu günün olmadı? Hiç mi bir birinizi sevip okşamadınız? Hiç mi kucak, kucağa yatmadınız? Bana sakın bu soruların hepsine olumsuz yanıt verme.
Hasan Cevat
... İyi ve mutlu günlerim tabi ki oldu, ama bitti. Ya şimdi?
Himmet dayı
... O zaman sende elindeki az ama mutlu günlerin değerini bil. Mutlu olmaya bak. İhsan efendi ile işim var. Biraz’dan onun yanına varacağım. Hadi sağlıcakla kal.
1998 15 kasım Perşembe

Otobüsten indiğimizde, elimizde bavullar ortada kalıverdik. Benim bir kere gelip gördüğüm.Veda’nın ise hiç görmediği, Ege bölgesinin kendine has karakterlerini taşıyan, minicik bir kasaba. İkimizde birbirimize şaşkın baka kaldık.
Veda
... Hasan Cevat inşallah ne yaptığını biliyorsun? Ortalarda hiç kimse görünmüyor? Sakın buralarda kaybolmayalım?
Hasan Cevat
... Bilmez olur muyum hayatım. Ben buraya ezbere getirir miyim seni, benim ki bir anlık şaşkınlık. Bizim Semih’i biliyorsun teyzesi burada yaşıyor. Onların oturduğu evin bir bölümünü satın aldım. Neden satma gereği gördüler, hala anlamadım ya?
Veda
... İnşallah bir terslik olmaz. Hadi düş önüme yolu göster de evimize kavuşalım!
Hasan Cevat
... İki tarafı da ağaçlık olan yokuşu ağır, ağır tırmanmaya başladık. Buranın havası, İstanbul’un kirli havasına hiç benzemiyordu. Yol kenarındaki kurumuş yaban çiçeklerinden toplayıp bir demet yaptım ve Veda’ya uzattım.
Buyur hayatım. Güldü, uzattığım çiçek demetini büyük bir ciddiyetle aldı ve teşekkür etti. Gülünce gözlerinin içi gülüyordu.
Veda
... Biliyor musun Hasan Cevat? Artık kendi evimin kadını olacağım.
Yokuş aşağı inerken Veda’nın elini tutup durdurdum:
... Yokuşun başında bahçe içinde ki, binanın İkinci katında balkonlu yer var ya, işte orası bizim evimiz. Bahçe kapısına kadar geldik, kapının mandalını kaldırıp açtım, içeri girdik, Veda bahçeyi görünce gözleri parladı.

Veda
... Aman Allah’ım çok güzel. Yazın bahçeye masa koyarız. Burada çok keyifli çay içilir.
Bu sırada Ayşenaz merdivenlerden inip yanımıza geldi.
Hasan Cevat
... Veda, bu küçük hanım, buraların / Çalıkuşu / Ayşenaz. Semih’in teyzesinin kızı. Ayşenaz, Veda ablana merhaba de.
Ayşenaz
... Hoş geldin Veda abla tanıştığımıza çok sevindim
Veda
... Bende seni tanıdığıma çok sevindim Ayşenaz.
Ayşenaz
... Sizi yarın bekliyorduk. Erken geldiniz.
Hasan Cevat
... İşlerimiz tahmin ettiğimizden daha çabuk bitti, bizde bir gün önce geldik.
Ayşenaz geldiğimizi annesine haber vermek için yukarı çıkarken, bizde peşinden dairemize çıkmak için, binadan içeri girdik. Veda/ Heyecandan ölüyorum. İlk defa kendime ait bir evim olacak/ dedi.
Merdivenleri çıkıp daire kapısının önüne geldik. Anahtarı kilide sokup çevirdim. Kapıyı ardına kadar açtım:
... Hayatım, içeri önce girmek senin hakkın, ama dur bekle.
Bavulları kenara çektim ve Veda ne olduğunu anla-madan kucakladım içeri girdim kollarını boynuma doladı, salona götürüp iki kişilik koltuğa bıraktım.
Hasan Cevat
... Hayatım çok üzgünüm, gönlümden geçen seni bu kapıdan beyaz gelinliğinle geçirmekti, ama olmadı. Ya-nına oturdum, başını omuzu ma dayadı ve bana sarıldı /çok ama, çok mutluyum Hasan Cevat / Usul, usul ensesini okşadım,oldum olası bundan çok hoşlanırdı. Kedi gibi mırıldanmaya başladı. Ondan sonrada ayağa fırladı.
Veda
... Ev çok harika, hem de dayalı döşeli.
Hasan cevat
... Her halde iki bavulla seni boş eve getirmeyeceğimi düşünmüyorsun değil mi?
Veda
... Ben de sanmıştım ki çok iyisin Hasan Cevat.
İki oda, bir salon, mutfak, banyo ve tuvalet, bir arada. İçimize sindire, sindire evin her yerini dolaştık. Böyle bir kasabada böyle bir ev hiçte fena değil.
Yeniden salona geldik. (Nasıl bilebilirdim ki, bir yıl içinde her şeyin darmadağın olacağını, Veda’nın bir daha dönmemek üzere evi terk edeceğini.)
Akşama kadar vaktimizi eve yerleşmekle ve temizlik yapmakla geçirdik. Akşam yemeğimizi Ayşe-naz’larda yedik çokta iyi oldu.Yemekten sonra çaylarımızı da içip oyalanmadan, evimize çıktık. Yorgunluktan bitmiştik. Hemen soyunup yatağa uzandım. Veda ile ilk defa aynı yatakta beraber yatacağız.
Geceliğini giyerek yanıma geldi. Utanmıştı yüzü kızardı, elinden tutup kendime çektim.
Hasan Cevat
... Ah benim utangaç sevgilim, sen en doğrusunu yaptın. Bu güne kadar seni hep yanımda uzanmış olarak hayal ettim. Sırtını dön göğsüme yaslan.
Dediğimi yaparak başını kolumun üzerine koydu. Yaralı ve ürkek bir kuş gibiydi, dokunsam kaçacak yavaşça kendime çekerek sarıldım. Elimi geceliğinin içine sokarak göğsünü avuçladım. Nihayet hayallerim gerçeğe dönüşmüştü. Veda hafifçe bana dönerek:
... Çok mutluyum sevgilim.

Boşta kalan elimi sıkı sıkıya tuttu. O kadar yorgunduk ki, ışığı kapatacak halimiz dahi yoktu. Veda’nın derin, derin nefes almasından,uyuduğunu anladım. Her halinden çok huzurlu olduğu belliydi. Bende dalmışım. Uyandığımda, hala kucağımdaydı, ve elim hala göğsünün üzerindeydi. Uyandırmamaya çalışarak saatime baktım. Vakit hayli geç olmuş, kolumu dikkatle başının altından çektim.Bir bebek gibi uyuyordu dudağının kenarı hafifçe kıvrılmış sanki uykusunda bir şeye gülümsüyordu. Sarsmadan yatakta oturdum. Eğildim ve yüzümü saçlarının arasına gömdüm kendine has olan kadınsı kokusunu, içime çekerek derin,derin kokladım. Öyle ki, o kokuyu yaşadığım sürece unutmayacaktım. Her şeyi ile benimdi. Bilmediklerini bende görüp öğre-necekti. Onun ilk göz ağrısıydım. Yavaşça uyandırmadan yataktan çıktım. Pencerenin önüne gidip dışarıya baktım. Karanlıkta hiçbir şey görünmüyordu, içim ürperdi. Bizim için camın dışında bilmediğimiz ve tanımadığımız bir dünya vardı. Geriye dönüp bir sandalye çektim ve karşısına oturdum. Geceliğinin ön kısmı ha-fifçe açılmış, nefes aldıkça göğsünün görünen kısımlarında esrarengiz gölgeler oynaşıyordu. Karşımda, en usta ressamların dahi resmini çizemeyeceği güzellikte bir tablo vardı. Bu görüntü Hayatım boyunca seyredebileceğim en güzel tabloydu. Veda çok sakin ve huzurlu bir şekilde uyuyordu. Bana olan güveni sonsuzdu. Demin ki düşüncelerimden dolayı utandım. Ama düşüncelerim doğruydu.
Sabah uyandığında hala o muhteşem tabloyu seyrediyordum. Bir kadına yatakta sere, serpe yatmak bu kadar mı yakışır Allah’ım. Yataktan çıkmasına fırsat vermeden yanına giriverdim.
Asırlardır hiç karşılaşmamış sevgili idik. Sarıldık, doyuncaya kadar birbirimizi içtik. Gözlerine baktım büyüdü, büyüdü okyanus oldu. İçine düştüm kayboldum. Ben sen yok, biz varız. Ben ve Veda tek bir vücut, Doğan güneşin ilk ışıkları altında, yorgun beden-lerimizin bize yaşattığı mutlulukla birbirimize gülümsedik. Kulağına yavaşça terbiyesiz laflar söyledim. Birbirimize sıkı, sıkıya sarıldık. Aynı anda / Akşama kadar yataktan çıkmayalım / dedik.

.... Hah işte böyle olacak bak nasıl gülümsüyorsun.
Hasan Cevat
.... Hay Allah, Himmet dayı sen misin? İçim geçmiş uyumuşum. Tam da yerinde uyandırdın.
Himmet dayı
... Benim olduğumu görüyorsun. Uyuyup kalmışın geldiğinden beri seni ilk defa gülümserken gördüm. Demek ki her göz yaşı hüzün demek değilmiş.
Hasan Cevat
... Rüyada da olsa çok mutluydum Himmet dayı. Demek yıllar sonra da olsa bir damla gözyaşında bir ömür yaşamak varmış. Himmet dayı, İhsan efendiyi göremiyorum. Dükkanı dünde kapalıydı bugün de Kapalı. Yani insanın aklına iyi şeyler gelmiyor.
Himmet dayı
... Tüh be sana söylemeyi unuttum. Onun İstanbul da öğretmenlik yapan bir kızı var.
Hasan Cevat
... Bak bundan haberim yoktu. İstanbul’un neresindeymiş.
Himmet dayı
... Aksaray’da bir ilk okulda öğretmenlik yapıyor. Merak etme yarın kasabaya dönüyor.
Hasan Cevat
... Kızın adı neymiş?



Himmet dayı
... Kızın adı Selma. Hem sana ne oluyor. Bu ne merak böyle? Sakın İhsan efendiye böyle meraklı, meraklı sorma. Arkanı saçma ile doldurur.
Hasan Cevat
... (Gülerek) yok, yok merak etme.
Bir tanem insan bazen böyle de mutlu oluyor. Bana daha sonraki gecelerde ve sabahlarda çok mutluluk yaşattın. Ama ilk gece ve sabahını hiç yaşamadık. Bu bizim ilk ve tek özelimiz oldu. Seni ilk defa gece değil de bir cumartesi öğleden sonrası andım. Göz yaşlarıma gelince, Boş ver bazen kendi kendine akar giderler.
Hayallerimle randevum bundan sonrada devam edecek. Dudaklarımda dudaklarının tadını hala hissediyorum. Hoşça kal sevgilim.

Devamı Var




Alt 22-09-2008, 00:23 #19

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 9

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 9



DOKUZUNCU BÖLÜM



Bahardı yazdı derken, sonbaharda geçip gitti. Kışın içinde kalakaldık. Bir haftadır kardan tipiden gözümüzü açamadığımız yetmiyor gibi, hava gittikçe daha da kötüleşiyor. Gözümüzün görebildiği yere kadar her yer bembeyaz. Bahçede en az yarım metre kar var. Beyaz kelebekler gökyüzünde o kadar çok uçuşuyor ki. Karşımızdaki dağın tepesi görünmez oldu. Bahçeye kardan adam yaptım. Himmet dayı kardan adamla beraber resmimi çekti.Dışarıya hakim olan sessizlik içimdeki yalnızlığı ortaya çıkardı. Aklıma akşam yazdığım dizeler geldi.

Benmi gurbetteyin,
Gurbet'mi benim içimde.
Hangi zamandayım,
Hangi hangi biçimde.
Aşk alev,alev olmuş.
Kurtuluş yok'mu yarab,
Son demde son biçimde

boşuna dememişler yalnızlık Allah’a mahsus. İnsan oğlu mutlaka çiftini bulur. Ben bu yalnızlığı bir kere daha yaşamıştım. Yıllar önce Avrasya maratonuna katılmıştım. Yanlış hatırlamıyorsam, katılım on binin üzerindeydi. Koşu Atatürk köprüsünün Anadolu yakasındaki ayağından start aldı. Görünüşte binlerce kişiyle beraber koşuyorsun. Ama yalnızsın, tek başınasın. Hayatımda o tür bir yalnızlığı hiç yaşamadım. Kaset çalarlı ufak bir radyo aldım. Böyle kötü havalarda dünya ile bağlantımızı ufacık radyo sağlıyor. Zamanımın büyük bir bölümü kitap okumakla geçiyor. Kitaplarım yavaş, yavaş çoğalıyor. Sabah akşam uzun yürüyüşler yapıyorum. Karda yürümek insanı oldukça yoruyor ama bir o kadarda zevk veriyor. Bir keresinde yalnız başıma dereye kadar yürüyüş yaptım. Geri döndüğümde Himmet dayı ateş püskürüyordu. Yalnız ve silahsız Olarak bu havada kasabadan uzaklaşmanın yanlış bir hareket olduğunu gayet nazik bir şekilde anlattı. Onu ancak bir demlik çayla ikna edebildim, tabi bir daha yalnız gitmemeye söz verdikten sonra. Ah bir tanem seninle karda beraber yürümeyi öyle özledim ki.


İstanbul / 1997

Hiç dikkatimi çekmemişti, aslında yolumun üzerinde de değildi o cadde. O yana sapmam sadece bir tesadüftü. Bir an için dönüp bakmasaydım, pastaneyi de göremeyecektim. Belki de hayatım parçalara bölünmeyecekti. Tezgahın arkasında seni görünce durdum ve seyretmeye başladım. Öyle saf görünüşün vardı ki yürüyüp giderken hala aklım sendeydi. Günlerce zihnimden o görüntünü silip atmak için uğraştım. Olmadı düşündüğüm kadın portresine o kadar uygundun ki. Ve bir gün kendimi vitrinin camekanından seni seyrederken buldum. Bir şeyler alacakmış gibi oyalandım. Bir an için dışarı baktın beni gördün farkında olmadan gülümsedin. İşte o zaman anladım, beni düşmüş olduğum bu boşluktan kurtaracak olan kadın sendin. Her gün bir bahane bulup seni görmeye geliyordum bu günlerce devam etti ve bir gün dikkatini çekti. Beni ilk defa görüyormuş gibi, gözlerini ir,iri açarak baktın.Bel ki sende daha sonra olacakları hissetmiştin. Bakışlarında Lütfen ne olur beni incitme der gibiydin./ Ah be yavrum ben sana nasıl zarar verebilirim ki / Yavaş, yavaş benim gelişlerime dikkat etmeye başladı. Her gün beni bekler gibiydi,
Bir gün o pastaneden içeri girme cesaretini kendimde buldum. Tezgahın bir tarafında ben, diğer tarafında o. Aramızda yarım metre mesafe var. Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak siparişimi verdim. / Üç poğaça, içecek olarak da... çay rica edeyim / dedim. Biraz sonra istediklerimi getirdi, Tabağı masanın üzerine bırakırken /Buyurun / dedi. Teşekkür ettim. Çayımı getirdiğinde, kaldığı yerden devam etti. / Sizi hatırladım her gün gelip vitrine bakıyordunuz. / Evet / diye cevap verebildim. İki kelimeyi bir araya getirinceye kadar terden su gibi olmuştum. Getirdiklerini ağır, ağır yemeye başladım. Hem işini yapıyor, hem de fark ettirmeden bana bakıyordu. Gözle görülmese de aramızda bir iletişim kurulmuştu. Boşalan bardağımı doldurmak için aldı Geri döndüğünde, bardağı masaya bırakırken, bakışlarımız buluştu. Kahverengi gözlerinde kendimi gördüm. Kaderimiz yazıldı, yargımız buluştu, mühür vurulmuştu. Bütün cesaretimi toplayıp, bir peçeteye adımı soyadımı ve telefon numaramı yazıp verirken sordum / Servisi her zaman siz mi yaparsınız? Peçeteyi fark ettirmeden cebine koyarken sorumu cevapladı / Ara sıra servisi ben yaparım./ Sesindeki sıcaklık içi mi ısıttı. Bakışlarını masanın üzerinde gezdirirken, beklediğim esas soruya cevap verdi / Adım Veda Arasıl / Sesi su gibi akıyordu.
Her gün yolumu uzatarak kahvaltımı Veda’nın çalıştığı pastanede yapıyorum. Her gidişimde birbirimizi biraz daha tanıyıp ısınıyoruz. Onun çevresine de uyum sağlamaya başladım. Diğer çalışanlarla da arkadaşlık kurdum. Artık bana yabancı olarak bakmıyorlar. Daha da önemlisi Veda ile aramda bir şeyler olduğunu anlıyorlardı. Hesabı ödeyip çıkarken, / buluşalım / dedim. Bir an şaşaladı bu teklif çok ani olmuştu. Biraz durakladıktan sonra / Bu gün olmaz izin alamam. Ama Çarşamba günü izinliyim. Yarın gelirsen yine konuşuruz. Hesabı ödeyip dışarı çıktım. Bambaşka bir adam olmuştum. İçimdeki delikanlı uyanmıştı, uyumaya da hiç niyeti yoktu. Hasan Cevat dikkat et hayatında yeni bir devir başlıyor.
Salı sabahı pek bir şey yapamadık. Sadece Çarşamba günü öğleden sonra saat ikide İncirlide buluşalım dedi. Ne olur ne olmaz telefon numarasını aldım. Çar-şamba gününü zor ettim. İncirli de geçidin altında buluştuk. Çabucak bir taksi cevirdim. Bakırköy sahilinde indik. Yürümeye başladık. Sanırım ikimiz de korku ve heyecandan ölüyorduk Hadi ben neyse ama Veda’nın bana uyması büyük bir çılgınlıktı. Veda kendinden çok yaşlı bir adamın koluna girmişti. İleride bir banka oturduk. / Gelmene sevindim, hayal kırıklığına uğramaktan çok korkuyordum./ Uzun bir sessizlikten sonra cevap verdi / Bütün gece seni ve bu buluşmaya gelip gelmemeyi düşündüm. Benim için karar vermek çok zor oldu./
Elini avuçlarımın içine aldım.:
... İster inan ister inanma. Seni ilk gördüğüm andan itibaren seviyorum.
Bakışlarını bana çevirdi:
... Çok hızlı gitmiyor muyuz. Bana biraz zaman tanı. Ben senin gibi başına buyruk değilim. Eğer ailem tanımadıkları birinin yanında beni böyle görseler neler olabileceğini aklına getirebiliyor musun? Ağabeyim beni öldürür inan bana.
Düşünme sırası bana gelmişti. Önce söyleyeceğim kelimeleri sıraya koymaya çalıştım. Bazı şeyler var ki ilk önce söylenmeli. Bu karşılıklı.... buraya düşüncelerimi ifade edecek kelime bulamıyorum. Güven diye-lim elini sıkarak dikkatini bana vermesini sağlayarak:
... Bak güzelim, Seninle olan ilişkimi yalan yanlış şeylerin üzerine kurmak istemiyorum. Öncelikle şunları bilmen en doğal hakkın. Belki seni hayal kırıklığına uğratacağım ama evliyim, Biri kız biri erkek iki çocuğum var.
Yüzüne bakarak beklemeye başladım. anlattıklarımı hazmetmesi lazım bu kız biraz sonra belki de hayatının en zor kararını verecek. Başıyla devam etmemi istedi.:
... Evliliğim yürümüyor. Laf olsun diye söylemiyorum. Kurtarmak için çok uğraştım. Eğer kurtulacağına azıcık inancım olsaydı, yemin ediyorum senin yanında değil karımın yanında olurdum. Ve daha kötüsü böyle olduğunu oda biliyor. Fakat ayrılmaya da yanaşmıyor. Eğer beni kabulleneceksen bunları bilmende fayda var.
Oh be nihayet anlatabildim. Ter içinde kalmıştım. Uzun bir sessizlikte sonra Veda kısık bir sesle konuşmaya başladı:
... Ben sana evet dersem, büyük bir çıkmaza gireceğiz öyle değil mi? Ama yine de sana ilgi duymasaydım burada olmazdım. Elimi de avuçlarının içine alamazdın.
İkimizde denizi seyretmeye başladık. Eğer kabul ederse ikimizde işimizin çok zor olduğunu biliyorduk.
Veda
... Niye başka biri değil de ben.?
Hasan Cevat
... Sen olduğun için. Seni o camın dışından gördüğüm ilk günden beri seviyorum. Senin de beni sevinceye kadar bekleyeceğim. Yeter ki bana bu fırsatı tanı.
Yerimizden kalktık ileride ki çay bahçesine kadar yürüdük
Hasan Cevat
... Çay bahçesine girelim mi?
Veda
... Sinemaya gidelim. Biliyor musun bugüne kadar hiç sevgilim olmadı?
Hasan Cevat
... İnanmam. Madem sinemaya gideceğiz, geri dönelim.
Veda’yı sinema yetmiş dörde götürdüm. Filmin ne
olduğu önemli değildi. Kolumu beline atıp hafifçe kendime çektim. Oda başını omuzu ma dayadı. Filmi öylece seyrettik. Sinemadan çıktığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu.

Hasan Cevat
... Geç kalmadın mı?

Veda
... Evden Deniz’lere gidiyorum diye çıktım. Biraz daha vaktim var.
Özgürlük meydanını geçtikten sonra bir taksi çevirdim. Evlerine giden sokağın yakınında arabadan indik Hava iyice kararmıştı. Sokağın girişindeki köşe başından önce, ya şimdi yada hiç deyip dudaklarına eğildim. Öpüştük beklediğim cevabı dudakları vermişti. Koşar adımlarla evine giderken, Bende dönüş yolunda mutluluktan, beceremediğim halde ıslık çalmaya başladım

Devamı Var




Alt 22-09-2008, 00:25 #20

{{_MaViŞ_}}

Yasaklı Üye

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 10

Dilinde Aşk Vardı Yüreğinde İhanet Bölüm - 10




ONUNCU BÖLÜM


Şarkılar ve Burçlar



Seni beklerim öptüğün yerde,
Belki bir akşam dönersin diye,
Belki dönersin eski günlere.
Dağlara akşam çöktü,
Kuşlar yuvalarına döndü
Dönmez oldun sen.
Eski bir şarkıdan aklımda kalanlar.




Son günlerde eski bir şarkı dolandı dilime. Biteviye tekrarlayıp duruyorum. Biraz dikkat edince bu şarkı ile bir çok ortak yanlarım olduğunu gördüm. Seni ilk öptüğüm yerde hayal etmek. Hatta zamanı geri alabilsem, tekrar orada olabilmek, sana sarılabilmek, önce burnunun ucuna öpücük kondurmak, dudaklarının tadına bakabilmek. Benim için ulaşılabilmesi çok zor olan bir mutluluktur. Sizin sokağın köşesindeki iki katlı evin çatısı altında beklemek, köşeyi dönmeden evvel ayak seslerini duymak ve geldiğini kalbimin derinliklerinde o hissi yaşamak, çok güzel ve çok özel bir duygu sevgilim. Sık, sık aklımı kurcalayan bir şey de seni bu kadar özel bu kadar dokunulmaz yapan güç nasıl bir şey. Senin yapından kaynaklanan, sana has bir olgu mu? Yoksa sana olan sonsuz sevgim mi? Ya da her ikisi mi? Ne olursa olsun, seni öyle hissetmek, Bir erkek için çok güzel bir duygu. Bunları yazdıktan sonra sakın beni hayal kurmakla suçlama. Hayalleri olmayan yaşayamaz. Senin gibi, özel bir insanı tanımış ise hiç yaşayamaz.
İlk koklaşmamızı unutabilmek mümkün mü? Akşam karanlığı sokağın üzerine kara bir perde gibi çökerken ne olursa olsun deyip, şansımı denemek için yüzüne eğilince, hafif aralanmış dudaklarını, altın bir tepside, yaşamak için alınan bir yudum nefes gibi sundun. O kadar heyecanlıydın ki İlk öpüşmeye bütün vücudunla tepki veriyordun. İşte o zaman sana inandım, senin için ilk olduğuma. Bu da bana yıllar sonra güçlü bir erkek olmanın gururunu yaşattı. Buluşabilmek için her ikimizde ailelerimize çeşitli yalanlar uyduruyorduk, kendi doğrularımızı yaşayabilmek için. Ve hiçbir gün yaşadığın hayattan şikayet etmedin. Ta ki ben hadi sevgilim gidiyoruz deyinceye kadar. Hele bir gün neredeyse yakalanıyorduk. Zar zor kurtarmıştık kendimizi, sonrada halimize kahkahalarla gülmüştük.
Sözlerini hatırlamaya çalıştığım şarkıyı, bu günün gençleri hatırlayamazlar, ama o şarkılar bizim kuşak için çok önemliydi. Bir yerinde şu sözlere rastlarsınız./ Bütün kuşlar yuvalarına döndü / Bunların içinde kaçak kuşlarda var mı?
Benim dişi kuşum bir daha dönmedi,ah bir dönse. Burada dağlara akşamla beraber karda çöküyor kalkmamacasına. Burnumuzu dahi dışarıya çıkaramıyoruz. Kışın gelmesi ile beraber bu havalara alışkın olmayan ben, sabah ve akşam yapmış olduğum uzun süren yürüyüşlerin sonucunu yatağa düşerek kısa zamanda aldım. Bundan sonrasını Himmet dayının anlatması ile öğrendim. Ateşim kırk dereceye yükselmiş. Geceler boyu sayıklamışım. Himmet dayı daha fazla dayanamamış, kasabanın doktorunu getirmiş. Bir ara benden umudunu bile keser gibi olmuş. Ancak iki üç haftada, ortalarda dolaşabilecek kadar kendimi toparlayabildim. Daha sonra yavaş, yavaş iyileşmeye başladım.
Dün kitaplığımı yerleştirirken Burçlar kitabını buldum. Eski bir dostla karşılaşmış gibi sevindim. Seninle beraber az mı karıştırmıştık kitabın sayfalarını Senden kalan bir alışkanlıkla, burcunun bulunduğu bölümü arayıp buldum. Yaz mevsiminin ilk aylarında doğmuştun. Senin burcunun bulunduğu bölümün sayfalarında satır altları kalemle defalarca çizilmiş. Kitabın boş yerlerine dip notlar yazılmıştı. Üşenmedim hepsini okudum. Satır aralarında sen vardın karşımda. Bütün satırlar seni tarif ediyordu. Eğer birazcık resim yapma yeteneğim olsaydı Güzel bir portreni yapabilirdim. Bu satırlara burcunun özelliklerini anlatan kısa alıntılar yapacağım. Bakalım kendini görebilecek misin? Bu burcun kızı, biraz çılgın azıcık üzgün olağan üstü hayal dolu. Evlenmeden evvel ona asla belli bir mesafeden fazla yaklaşamazsın. Bu burcun yükseleni, orta boyda etine dolgun ve biçimli vücutları olurmuş. Kan dolaşımı teninin uçuk mavi, fakat çekici bir renkte görünmesini sağlarmış. Bu burcun en önemli özelliğiymiş. Bu burçta kadınlarla ilgili her şey yazılmış, ama bir satır eksik kalmış. Bu burcun kadını olarak neden çekip gittiğini, neden durup dururken beni terk ettiğini yazmamış.
Eskiye nazaran çok daha sağlıklıyım sevda çiçeğim. Bu gün şark odasına girdim. Resmini uzun, uzun seyrettim. Şu sonuca vardım, senin benden olduğum müddetçe sana asla kızamam. Gidişinde bir anlam mana ararım. Eğer bu sayfaları okumak bir gün sana kısmet olursa, gidişine eskisi kadar üzülmediğimi, seni lanetle değil, geçmiş günlerde yaşamış olduğum mutlu günlerle hatırlayacağımı göreceksin. Yaşadığım müddetçe her doğum gününde,bir tek gül göndereceğim, bilinmeze. Bir gün o bir tek gülle ben geçeceğim bilinmezin kapısından Veda’sına kavuşmak üzere.
Biraz daha iyileşince Veda ile yaşadığım evi ziyarete gideceğim. Orada birkaç hafta kalmayı düşünüyorum. Zaten Ayşenaz’ı da annesini de özledim. Umarım bundan sonraki mektubumu oradan yazarım. Satırlarıma burada ara veriyorum. Bu sefer gözlerinden öpüyorum.





devamı Var




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:39 .