--__:GözLerin ÖLümüm Ve GözLerin İçin Kendimi ÖLdürürmm--__:

#1
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!
Biliriz ki bilinmez ne kadardır zemherinin küturu asla,
Zamanın sakladıkları karnında bir kızıl gizemi Mark Planck'tır,
Ve aslında şairlerce bir serüvendir Dicle'nin ıslak aşkı,
Ol nedenle ben ve Sırrı'nınki tarihte bir mihenk sabırtaşıdır,
O sırdır ki sufi bir on beşinci boyuttur vaktin klanında,
Ya da say ki ey Leyla paraleller arasındaki sanrıdır ay,
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

Sanırız ki ikinin birle toplamı a ve b ve c eder,
Ve açılır göçmen kuşlar diyarına yitik ama asri pencereler,
Deyin bre vay zamanı fetretin sertavulları,
Acep hangi ülkeden gelir dervişan masalları?
Bu acul leyleklerin ve yitik ankaların canhıraş feryatları,
Dur, imgeni kur ve sende de bana Leyla,
O çöllere bulanan zamansız yontunun çakır gözü hangi irisin isyanıdır,
Ve karanlıkların tırnak arasındaki Mecnun,
Ne yanına düşer başı valalı bedeviler şahının,
Ve develer yürür biz şiir mırıldanırken,
On beşinci boyutlar üzerine yalınkılıç ay,
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

Şiirdir Hayriye'ye dair kitabe i senglerinde yazılanlar,
Yani yitik aşkların içrek şiirinde hicrettir her satır arasındaki kan,
Karanlıkları yıldızlayan sufi enlemler ise ebcette bir vakti hayriyedir,
Yakupsuzluk ise bir ivme olur arzla endam arasında,
Kör bilincimizde ışıklar balkır ve bakarsın arsız bir engerek yalanır,
O ki brüt bir hasreti nagihandır,
O an nil yanar ve Yakuplar kınalar kör gömlekleri,
En renkli bedenleriyle azar azar tamunun eşiğinde,
Ki antik bir mühendisliktir o insan beynine dair,
Yani Yusuf da bir mihenk taşıdır serüven ortasında ay,
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

Kapanan her yara bir kapı daha açar on beşinci boyuta,
Ve o açılış ki bin bir gecede kapılara vurulan mühr ü Süleyman'dır,
Haylaz bir ağlama duvarı olur çölde Salamon kuhtünce,
Bir Nil i Züleyha'nın ve bir de Necd i Leyla'nın gözleri…
Ne hüdhüd ve ne de ebabil kırlangıçları şaşar rotada,
Saba diyarı da yanar buzdan odlarına ve aşkla ışığına ay!
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

Haydi ey ehl-i şiir…
Şaşkınlık şöleni var son devir atlılarının ardından…
Duvarlar arası lacivertlerin kızıl kokulu Ka(r)deş harbince.
Ve eflatun kuluçkaların üzerine yattığı araf alfabesinde,
Bâtınî folluk gerdeğinin arifesinde inzal olur kıssayı nas,
Karalar sırrı ile fakirin beyni nisyan ile arsızlığını ateşin,
Semiz atların yarışları otuzuncu karanlık sektörde kertilir ay!
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

Bakarsın çatlatır big banga dair şiirler eflatun bilinçlerini insin,
Çünkü bilir klanı aşk, yumurtadır bir kara çadır derununda Mecnun,
Ve o bir kozmik kırmızılık üstünde kamer şuaları tırıs tırısa,
Ya da yavuz bir yaramazlıktır kimi zaman Yakupsuzluk,
Akasya ağaçlarının ilkbahar aşkı gibi on beşinci boyuttadır şimdi ay,
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

Aslında sırrımız şudur ki bizim,
A ve Be ve Ce bir üçüz düşmandır kutsal imgeler buutunda,
Yüreklerimiz de bir boyut vurgunluğunda tutsaktır piramitlere,
Orada aylar ya yirmi dokuz çeker ya da otuz,
Amma ey Leyla otuz bir değil haşa,
Anla ki artık zaman ve boyut paralellerinde bir taşa kazılır,
Yusuf ile kuyuların yaslı ve tutsak sevdası,
Burulur kement ins ü cinin Nusaybin vadisi içre çember dışında,
Ama kozmik alemlere hicretlerin arkası ışınsal tozdur,
Boğar fakiri, sırrıyı ve kaymazoğlu salih amel neferini,
Bir üçüz alfabe artığı gibi dökülürüz aruzun mefailün diyarlarına ay!
Ey Yakup sen de ağla gayrı bizcileyin vay!

İlginizi Çekebilir


#2
eski dil bir paylaşım yüreğine sağlık arkadaşım


#3
biraz öLeeee gözLerine sağLıkk


#4
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir
ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili.


#5
Aşkta yarın yoktur sevgili ne kadar doğru bir söz harika yüreğine sağlık arkadaşım


#6
güzeldi,teşekkürler cnm




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:31 .