Kar Taneleri Beyaz Ölüm

#1
Sabah uyandığımızda, doğanın bembeyaz örtüyle kaplandığını görünce, çılgınca sevinen ve mutluluktan havalara uçan biz değil miydik? Çünkü, kartopu oynayabilecektik. Çünkü, havuç burunlu kardan adam yapacaktık. Çünkü, ayak paletlerini geçirip beyaz örtünün üzerinde rüzgar gibi uçacaktık. Çünkü, dört tahta parçasıyla yapıp, karda daha iyi kaysın diye ayaklarına çelik çember geçirdiğimiz kızaklarımıza keyifle kurulacak ve en tehlikeli yokuşlardan aşağıya bırakıverecektik kendimizi. Çünkü, beyaz kar örtüsünün pürüzsüz olduğu alanlarda sırtüstü uzanıp, bedenimizin şeklini ve kalıbını çıkaracaktık. Çünkü, beyazın her türlü çılgınlığını yapabilecektik. Sonra büyüdük, kocaman oluverdik. Ama içimizdeki çocuk hep yaşadı. Bembeyaz kar örtüsünü her görüşümüzde yine çılgınca sevinmeye, yine mutluluktan uçmaya devam ettik.

Ancak, en müthiş doğa harikası olan o beyaz örtüyle aramızdaki ilişkinin şekli biraz değişmişti. Kaymak uğruna tepeüstü yere çakılıp yıldız saymak yerine, karda el ele, kol kola yürüyüşler yapmayı, şarkılar ve türküler söylemeyi, romantik şiirler yazmayı tercih etmeye başlamıştık. İçindeki şeytanın sesine uyanlar ise 'karda yürüyüp iz bırakmamanın' provalarını yapıyorlardı. Bugün öyle mi?

'Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam! / uyandırmayın beni, uyanamam / kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına, Allah aşkına, gök, deniz aşkına / yağsın kar üstümüze buram buram' diyen Ahmet Muhip Dranas nerede?

Nerede 'Geceleyin penceremin ötesinde,/ Karlar yağıyor lapa lapa / Karanlık günlerimin ardından, / Ulaşırcasına aydınlığa, / Bir ışık oluverir dünyama, / Kar taneleri' dizelerinin sahibine 'hay ağzına sağlık' diyebilenler?

Zerrin Özer, 'Gökten oynaya oynaya yağar kar tanesi / Düşer sessiz sessiz, döne döne kar tanesi / Havalar çok ayaz, çok ayaz, çok ayaz üşüyorum' diye başlayan şarkısını neden söylemiyor?

Yarım medeniyet

ARTIK erguvani kar yağmıyor notaların üzerine...

Çocuklar yine kartopu oynuyor, kardan adam yapıyor, düşe kalka kaymaya çalışıyor.

Ama nerede el ele, kol kola yürüyen sevgililer?

Ne oldu insanların düşlerine, duygularına? Doğanın ak örtüsü eskisi gibi insanları mutlu etmiyor artık. Her kar tanesi düştükçe insanların yüzü biraz daha asılıyor. O kar taneleri yeryüzüne değil de yüreklere düşüyor sanki.

Kar artık kabus demek, felaket demek...

Gökyüzünden birbirine yapışmadan büyülü bir ritim ve ahenkle yeryüzüne inen yoğun kar taneleri, birkaç saat içinde yaşamı felç edebiliyor. Yollar kapanıyor. Araçlar takla atıyor, otobüsler devriliyor. Trenler çarpışıyor, uçaklar inip kalkamıyor. Elektrikler ve sular kesiliyor.

'Beyaz cennet', birkaç saat içinde 'beyaz cehennem'e, hatta 'beyaz ölüm'e dönüşebiliyor.

Yarım kalan düşler

MİNİK iki öğrenci... Ellerinde karneleri, sevinçle evlerine doğru koşuyorlar. Fakat evleri uzakta, yolları uzun... Aniden başlayan yoğun kar yağışı önlerini ve yollarını kesiyor. Korkmaya ve üşümeye başlıyorlar giderek... Yavaş yavaş bedenleri uyuşuyor. Uyku bastırıyor, gözkapakları ağırlaşıyor. 'Beyaz ölüm'ün gelmekte olduğunun farkında değiller.

İki minik öğrenciyi, akşama doğru ellerinde karneleriyle, donmuş olarak buldular!

Oysa, yürekleri sevinçle çarpan o çocuklar, annelerine karnelerini gösterdikten sonra, bembeyaz karlarda yuvarlanacak, kartopu oynayacaklardı.

Çocuklardan birinin cebinden kocaman bir havuç çıktı. Belki de, yapmayı düşledikleri kocaman kardan adamın burnu olacaktı o havuç

İlginizi Çekebilir


#2
emeğine sağlık




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:56 .