Doremiremiresol

#1
Dostluk bestesinin en narin notası, kardeşim Emir�e...

Üzeri pirinç kaplama, içi yaldızlı notalarla dolu parıldayan bir müzik kutusu. Özkütlesi safir ağırlığında, molekül ve partikülleri fizik ötesi işleyen atomlarla bezenmiş, mikroskobun odağına alsanız merceğini buğulandıracak bir hüzün damlası. Beyaz tenine karlar yağan, elinde ipin ilmiğine geçirilmiş kancası, buz kütlesini çatlatıp soğuk sularda sıcak balıklar tutan, içinde köze oturturmuş bir demlikte sürekli çaylar, kahveler, sahlepler kaynayan bir ehl-i muhabbet. Hilmiyle sanki gökten yeryüzüne inen beyaz bir bulutu andırırken yüreğinize dokunuşuyla duygularınızı okşayan kadife kumaş...

Onu ilk gördüğümde lise yıllarına ait hatıralarımın en sade olanıyla beni karşılamıştı. Üzerinde mavi düz çizgileri olan bir t-shirt ve krem rengi pantolonuyla ilk bakışta aklınızda kim olduğuna dair sorular bırakan bir imge insanıydı. Cüssesi, duruşu ve tane tane konuşmasıyla benden bir kaç gömlek üstün sıfatlara sahip olduğu kanaatindeydim. Daha sonra onu tanıdıkça bu sıfatların görünüşüyle kalmayıp kendi iç alemine ait duygu ve düşünceleriyle de bana fark atmış olduğunu müşahede edecektim. Kantincilik yaptığım o günlerde sessiz sedasız bir beyefendi edasıyla isteğini iletir ben de bir öğretmen ya da bir veliye servis edermişçesine laubaliliğe kaçmadan bisküvi, çikolata ya da keklerden birini uzatırdım.

Hatırladığım kadarıyla ilk kişisel diyaloğumuz İbrahim Okumuş�un bizi haftasonları evinde misafir ettiği günlerin birinde gerçekleşmişti. Yatılı kalan bir grup liseli genç için o evin cazibesi akıl almaz derecede bağlayıcıydı. Yemekler, filmler, oyunlar ve İbrahim Okumuş�un sohbetleriyle bütün cismani ve ruhani latifelerimiz doyar, Pazar günü ikindi yoklamasına yetişeceğimiz saate kadar o sarı lacivert evin içinde keyifli anlar yaşardık. Sadece Emir ile benim misafir olduğumuz bir Cumartesi akşamında İbrahim Abi�nin �biraz oynayın sonra yatarsınız� diyerek bilgisayarını bize emanet etmesi ve dışarı çıkmasıyla işlediği büyük hata! dolaptaki bütün çokokremin tüketilmesi ve evinin sabaha kadar bir oyun salonuna dönüşmesiyle sonuçlanacaktı. Starwars, Fifa 97 ve NFS nin çizgi film versiyonlarının moda olduğu o dönemde oyun sırası ondayken mutfağa dalıp çokokremi parmakladıktan sonra hiçbirşey olmamış gibi oyunu devraldığımda onun da benle aynı şeyi yaptığını ve bunu birbirimizden gizlediğimizi İbrahim Abi sabahleyin eve döndüğünde öğrenecekti. O gece sonrasında samimiyetimizin perçinlendiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Milenyuma gireceğimiz akşam, yani üç sıfırlı ilk ve tek yılbaşı gecemizde ve dört günlük tatil boyunca koskoca okul binasının bütün anahtarları elimizde, yalnızca dört arkadaş kalmıştık. Elbette Emir de ekipte yer alan isimlerdendi. Yatılı okulda kalanlar bilirler; bu, dört gün dört gece sürecek muhteşem bir partinin bizi bekliyor olduğu anlamına geliyordu. Televizyonumuz, pinpon masamız, öğretmenler odasında kaçak giriş yapabileceğimiz bir bilgisayarımız ve içi envai çeşit yiyecek-içeçekle dolu bir kantinimiz vardı. Yeniyıla 15 dakika kala öğretmenler odasındaki bilgisayarı alelacele kapatıp, sonrasında bir söylentiden ibaret olduğunu öğrendiğimiz �bütün bilgisayarlar milenyuma girerken çökecek� teorisinin çöküşüne cesaretlerimizi birleştirerek şahit olduk. Pansiyon müdürünün bizlerin dört mazbut genç olduğunu düşünerek mutfağı emanet etmesi, bulaşıkçı teyzelere de �dört kişinin bulaşığından ne olacak� düşüncesiyle izin vermesi, tatil dönüşünde onu ve bulaşıkçı teyzeleri büyük şaşkınlığa uğratacaktı. Zira, yemek yapacak tas dahi kalmadığı için son dev yemek kazanının içinde bir paket makarna haşlamış ve bulaşığını öylece bırakmıştık. Salih Hoca�nın bir gece sahur soframıza katılması, benim makarna sosunu yakıp büyük bir pişkinlikle bunu örtbas etmem ve bir gece zincirlerle çevrilmiş dolabın kapağını zorla aralayarak avuç avuç götürdüğümüz pişmiş etlerden bir arkadaşımızın zehirlenmesi bu dört günlük maceramızı renklendiren hadiselerdendi. Emir�i o yılbaşında kendime dost ilan ettim.

Ortaokul resimlerinden gördüğüm kadarıyla, üzerinde �V� yakalı mavi hırkası ve gözlerinde siyah çerçeveli yuvarlak, büyük gözlüğüyle o zamanlar için �inek ve asosyal öğrenci� tiplemesini canlandıran bir insandı. Söylediğine göre yaşam koçluğunu abisi üstlenmiş ve onu bu �vahim� durumdan son anda kurtarmış; zira onu tanıdığımda ortaokul resmindeki imajıyla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Son derece efendi duruşu, tespitleri, edebî sözleri ve cazibesiyle 20. Yüzyılın başlarında yaşamış olsaydı onun hakkında o yıllar için bir İstanbul beyefendisinin gençlik döemini müşahede ettim diyebilirdim.

Bildiğim kadarıyla Gürcü asıllı olan ailesine birkaç kez gerçektirdiğim ziyaretlerle Validesi ..... Hanım�la tanıştığımda onun neden bu kadar ılık bir insan olduğunu anlamıştım. Çünkü ...... Hanım kendisinde bahar iklimi hakim olan bir kadındı ve Emir de bu atmosferde soluklanmıştı. Babası hakkında çok bilgi sahibi değilim ancak onu yıllardır görmediğini söylediğini hatırlıyorum. Abisinden defaatle bahsetmiş ve merakımı celbetmiş olmasına rağmen kendisiyle tanışmak nasip olmadı. Ancak söylediğine göre irfan sahibi ve basiretli bir insanmış.

Tanışıklığımızın ikinci senesinde aynı sınıfta yer almak bizi daha yakınlaştırmıştı. Hem presentabl oluşu, hem karakterinde boşluklara yer vermeyişi, hem de yürekleri ısıtan yumuşak sesiyle söylediği türküler onun hakkında birçok erkekte ideal dost, birçok kızda da ideal erkek düşüncesini uyarmıştır. Ne var ki onun gözünü diktiği ufkun pusulası bambaşka bir gezegeni gösteriyordu. Kendi dünyanıza ait duygulardan bahsederken sizi ya Tolstoy�dan ya Konfiçyüs�ten alıntılarla karşılar, rahatça açılmanız için iyi bir dinleyici kimliğine bürünürdü. Halvethanelerde yetişmiş gibi davranıyordu çoğu zaman; gerçek dostun kim olduğunu biliyordu. Kalıbı bir dergahtaki derviş ellerden çıkmış gibiydi; gerçek sevgiliyi arıyordu.

Samimi duruşu ve beklentisiz tavırlarıyla bende hep bir güven insanı imajı uyandırmıştı. Halinin yanında ifadeleriylede kendisine güvenebileceğimi söylerdi. Nitekim bugüne kadar kendisinden küçükte olsa bir zarar gördüğümü söylemek ona karşı büyük bir saygısızlık olurdu. Hatta bir keresinde azman bir grubun mazlum görünüşümden istifadeyle bir etüd salonunun kapısına ayaklarım yerden kesilecek şekilde koli bandıyla bantlayıp kahkahayla gülerlerken beni bu utanç verici durumdan elinde bir falçatayla o kurtarmıştı. Birçok şeyin yanında ona bir de vefa borçluyum...

Çay sohbetlerinde kestane şekeri tadında konuşmalar yapar, okuduğu türkülerle kulaklarımıza aşk kokulu besteler üflerdi. Hatta lisedeki son yılımızda bir yurda kapanmış güya ders çalışma kampındayken birlikte geçirdiğimiz iki hafta içinde kendime ait sırlardan onu da haberdar ederek ona bir nevi hayırhahlık misyonu yüklemiş, kendisini kardeşimden daha çok sevmiştim. Hafızam beni yanıltmıyorsa son yılın ilk döneminde birlikte kaldığımız 12. Koğuşta polifonik melodi olarak telefonunda kayıtlı Beethoven�in Ölüm Senfonisini dinler, üzerine söylemler geliştirirdik.

Elbette her yaşam gezgini gibi onun da yolu �aşk diyarından� geçmiştir. Bu, çıplak sözle satırlarda ifşa edemeyeceğim bir halin ürünü olarak tezahür etmişti onda. Bazı kimselere bundan bahsetse de benim gibi patavatsızlık edip ulu orta saçmaktansa her gramını içinde biriktirip yıllar sonra sahibine teslim etmeyi tercih etmiştir. Sevdiğinden bahsederken iri gözlerinde yadsınamayacak bir parıltı belirir, bazen bana yazdığı şiirlerden okur ve aramızda ne denli büyük bir uçurum olduğunu düşünmeme sebep olurdu. Sanki, periler ülkesinde geçen masallarda, bir kuğuyu dinliyor gibi hissederdiniz onu dinlerken. Yıllar sonra o ateş beni de yaktığında, kendime bir model ararken en yakınımda onu buldum. Evet, o bir mumdu benim ipliğimi tutuşturan...

Üniversite yıllarında somut birlikteliğimiz uzun aralıklarla devam etse de gönül birlikteliğimiz aynı tazeliğini hep koruyacaktı. Birkaç kez beni İstanbul�da ziyarete gelmiş ve bende memleketi Bursa�ya yolum düştükçe aynıyla mukabele etmiştim. Kendisini Uludağ�a davet ettiğimde ona ömründe hiçkimsenin birdaha aynı şekilde hissettiremeyeceği bir üşüme yaşatmış, ciğerlerine buzdan mızraklar saplamıştım. Üniversite yıllarında ne tür bir yaşam sürdüğüne dair kesin kanaatim asla oluşmadı ancak kendi ifadesiyle o yıllara gönderme yaptığını düşündüğüm şu alıntıyı naklediyorum. �hisli ve hassas olmamayı öğrendiğimde, artık kırılacak bir yer kalmamıştı kalbimde�.

Mezun olup Görele�ye öğretmen olarak tayini çıktığında aramızda yeniden şekillenen bir yakınlaşma oldu. İstanbul�dan kaçıp biryere ya da birine sığınmam gerektiğinde yine o en yakınımdaydı. Onulmaz bir derdin içinde çırpınıp ateşten sıyrıldığımda can havliyle kaçıp onun kucağına düşmüştüm. Sağolsun beni dikkat ve ilgiyle dinledi, yarama pamuk bastı. Onun yıllardır içinde biriktirdiği duygu ve düşüncelerini bir kenara bırakıp benim hislerimi kendi hislerinin bir adım ötesine koyarak nazikçe iltifat etti. İki kez Görele�de misafiri olduğumda canhıraşhane sözlerimi itinayla dinledi, yine kendisinden beklenen içtenlikle mukabelede bulundu.

Şimdilerde dağılan hislerime en yakın hisleri olan, halen müsamaha kokan sözleri ve birazda burkulmuş kalbiyle kendisini hep aydın bir gönül insanı olarak hatırlayacağım. Hani kaynaklarda geçer �teşbihte hata olmasın- büyük aşıklar sevdiğini betimlerken hep o manevi şahsın ürpertici güzelliği ve erişilmezliğini öne çıkarırlar ya öyle de Emir�den bahsederken onu benim çok uzağımda, Kaf Dağının ötesinde, kanatları arşınlarca göğe uzanan Zümrüd-ü Anka Kuşu olarak tarif edesim geliyor. İnsanların hayatında hep yanında olduğundan emin olduğu gerçek dostlar vardır.

BU HALİYLE KABUL GÖRMELİ AŞK

Bu haliyle kabul görmeli aşk,
en fazla hafiflik hissi doğurmalısın içimde.
Özgürlüğü omuzlarının üstüne
kanatlar kondurarak değil ama,
bir nebze olsun yaşatabilmeliyim sana
kendi ağırlığımın orta noktasında.
En basit ve narin hayaller bile
en çok coşkunluğu doyuruyor kimi zaman.
Sen sadece sevginin tanmı değil,
aynı zamanda tek şartı olmalısın fedakarlığın.
Armağan olsun sana varlığım
ve yalnız sende var olayım
***
Emir Aydın NARİN



#2
emeğine sağlık


#3
emeğine sağlık...




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:54 .