tek bilinmeyenli denklem: malcolm x

#1
tek bilinmeyenli denklem: malcolm x

Matematiği sevmiyor. Çünkü hata yapıldığı yerde kalmayıp yeni alanlara yuvarlanıyor ve çizginin altına düşene kadar büyüyor çığ. Sonuç: Çığ altında kalan adamın elinden tutup çıkartıyor polisler. Çıkartıyorlar kelepçeleri kemerlerinden ve kara bileklerine geçiriyorlar.
Genç bir hırsız bu 21 yaşında. Dört amcasından sonra babası öldürülmeseydi, kundaklanan evlerini itfaiye seyretmeseydi, yokluktan hindiba ağacı yaprakları haşlanıp konulmasaydı önlerine, çilek tarlalarında “tilkilik” yapmasaydı geceleri, yedi çocukla dul kalan annesi yatırılmasaydı akıl hastanesine, kardeşleri farklı ailelere evlatlık verilmeseydi, öğretmeni, avukat olmak istediğini söylediğinde, “Sen bir zencisin! Niçin marangoz olmak istemiyorsun!” demeseydi, sınıfa girerken şapkasını çıkarmadığı için dur denilene kadar dolaşma cezası verilmeseydi, sandalyesine raptiye yerleştirmeseydi öğretmenin, okuldan atıldıktan sonra geceleri konser salonlarında ayakkabı boyamasaydı, garsonluk yapmasaydı barlarda, Boston-New York tren hattında sandviç satarken bir gün kendini Harlem’in batakhanelerinde bulmasaydı çığ düşer miydi?
Malcolm Little’ın, altı yıl yani 2190 gün geçirmesi gerekiyordu hapishanede. İlk iki yıl “İblis” dendi ona. Uyuşturucu bulamayınca iblisleşmişti çünkü. Yılan gibi kıvranıyor, yanına gelen psikiyatristleri ve papazları çatallı diliyle kovalıyordu. Yemekhanede birden tepsiyi yere bırakıyor, numarası okunduğunda cevap vermiyor, hücresindeki eşyaları dışarı fırlatıyordu. Ta ki Bimbi adlı bir mahkumla tanışana kadar. Bimbi ne güzel konuşuyordu! Sürekli kitap taşıyordu yanında. Bimbi ne güzel okuyordu! Malcolm Little, iyi halinden ötürü yeni bir hapishaneye nakledildi sonunda. Zengin bir kütüphanesi bulunan ve mahkumların daha iyi şartlarda cezalarını çektikleri Concord Hapishanesi Malcolm’un okulu oldu. Günde beş saat uyuyor, kalan bütün vaktinde deliler gibi okuyordu. Doğu ve batı felsefesinin bütün kaynaklarını tek tek elinden geçirdi. Bir sözlüğü, yani bir milyon kelimeyi gözleri bozuluncaya kadar tek tek yazdı kağıtlara. Yakın tarih kitaplarında köklerini ararken, insan tacirlerinin Afrika ve Asya’da kurdukları kolonilerden kalkan ölüm gemilerinin, hastalanan hamile kadınları nasıl okyanusa bıraktığını öğrendi dehşetle. Zencilerin efendileri hastalandığında, “Patron hasta mıyız?” dediklerini de. Mahkûmlar arasında yapılan münazaralar dilini biledi ve iyi bir hatip oldu. Ve bir mektup aldı kardeşi Reginald’dan o günlerde: “Malcolm sakın domuz eti yeme ve esrar içme artık!”
Hapisten çıktığında Nation of İslam’ın lideri, Elijah Muhammed’in yanında buldu kendini. Soyadını değiştirmesini istedi Elijah. “X” olmalıydı. Yani bilinmeyen. Çünkü gerçek soyadlarını bilmiyordu zenciler, efendilerinin soyadlarını kullanıyorlardı. Malcolm X’in tek bilinmeyenli bir denklem olarak hayatı başlamıştı. Kardeşinin çalıştığı mağazada işe girmiş, abdest almayı, namaz kılmayı öğrenmişti ondan. Namaz kılmayı çok sevmiş, Müslümanların samimiyetine hayran olmuştu. Herkesin birbirine “Kardeşim!” demesi ne kadar güzeldi! Başkalarını da tanıştırmalıydı bu güzelliklerle. Kurtulduğu batakhanelere koşmalı, günaha batmış dostlarına, “Adamım sana şöyle biraz fıs geçeyim mi?” diyerek şakalaşmalı, sonra beyazların şeytanlıklarını anlatmalıydı onlara.
Elijah Muhammed ırkçıydı. Öyle ki Tanrı’nın bile siyah bir adam suretinde kendine göründüğünü iddia ediyordu. Beyazların hepsi şeytandı ona göre. Malcolm X’in yaşadıkları, hapishanedeyken mektuplaşmaya başladığı bu siyahi liderin söylediklerine inanmasını kolaylaştırıyordu. Öyle ya şeytanlıktan başka bir şey görmemişti beyazlardan. İşte Harlem’de coplarla parçalamışlardı yüzünü polisler Johnson Hinton’un. Dahası hastaneye götürecek yerde nezarete atmışlardı. Malcolm karakola gitmiş, tutukluyu görmesine izin vermeyen polislere dışarıda bekleyen elli Müslüman’ı göstermişti pencereden. Bunun üzerine bir ambulansla hastaneye yollanmıştı Hinton. Malcolm X ve beraberindeki 50 Müslüman, arabalarla bir konvoy oluşturarak ambulansın ardında, ayağa kaldırmışlardı şehri. Malcolm X, “Kimse size özgürlüğü veremez. Kimse size eşitlik, adalet ya da başka bir şey veremez. Erkekseniz gidip kendiniz alacaksınız!” diyordu arkadaşlarına ve ekliyordu: “İnsan bir şeyleri elde etmeyi kafasına koymuşsa bir parça gürültü yapmaktan geri durmamalıdır.”

***

“Beni ‘Amerika’daki en öfkeli Zenci’ diye anıyorlar. Bu ithamı inkâr edecek değilim,” diye söze başlıyordu Malcolm X, siyahların hınca hınç doldurduğu salonlarda. Bu söz dinleyicilerin gözlerine sürtünerek alev alıyor, her aydınlıkta yeni bir rüya gören kibritçi kızın rengini siyaha boyayarak yeni bir masalın içine sürüklüyordu.
Takım elbiseli, kravatlı ve gözlüklü genç adam, öfkeyle işaret parmağını sallarken birden duruluyor, ders anlatan bir profesör edasıyla sakin sakin her kelimenin üzerine basarak kızgınlığının bilimsel tahlilini yapıyordu: “İnsanlar üzgün olduklarında çoğu zaman bir şey yapmazlar. Sadece içinde bulundukları şartlardan dolayı yazıklanır ve üzülürler. Ama kızdıkları zaman değişime neden olurlar.”
“Değişim!” ne tılsımlı bir kelime Malcolm için. “X”in anlamı kaç kere değişti hayatında? Değişim için o şehir senin bu şehir benim koştururken bir de baktı ki, bir bilinmeyenli denklem, iki bilinmeyenli, üç bilinmeyenli oluvermiş. Peşinden kalabalıkları sürüklerken değil, kendi peşine düştüğünde çatırdamış omuzları yükten. Ku Klux Klan’ın kukuletalı şeytanları ölümcül ateşler yakmışlar ne gam, onun yangını söndürmek adına yeni yangınlar çıkaranlarla beladaymış başı. Bir zamanlar “konuşan ağzı” olduğu Elijah Muhammed’in “susan ağzı” olmaya karar vermiş gördüklerinden sonra. Önder bellediği adamın yaşantısıyla inançları arasındaki derin uçurum ürkütmüş onu. Siyahların da beyazlar kadar şeytanlaşabileceğini fark ettiği anda koca bir çarpı çekmiş Elijah’ın üstüne, bilinmeyenin değil, bilinenin işareti olarak. Bir bilinmeyen varsa “İslâm’dır” diyerek başlamış yol hazırlıklarına hemen. Elijah’ın engellemelerine rağmen siyah bedenini beyaz ihramlara bürümüş.
O da ne, siyah dirseklerle beyaz dirsekler birbirine dokunuyor aynı safta namaz kılarken. Nasıl bir manzara bu! Siyah eller de beyaz eller de Kâbe’yi selamlıyor tavaf ederken. Musafaha ederken nasıl da kenetleniyorlar! Nasıl siyahla beyaz tek renge dönüşüyor! Nasıl dua ediyorlar birbirlerine salavatlar eşliğinde! Malcolm, heyecanla kaleme sarılıyor odasına döndüğünde. Eşi Betty X’e gözyaşları içinde şu satırları yazıyor: “Yüce Allah, kutsal Mekke’yi ziyaret etmekle ödüllendirdi beni. Kâbe’nin çevresini yedi kere döndüm. Dertlere deva zemzemden kana kana içtim. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa gittim geldim. Âdem’in yurdunda, tarihin en eski kenti Mina’da, Arafat’ta dua ettim. Biliyor musun Betty, dünyanın dört yanından on binlerce hacı ile birlikteydim. Mavi gözlü sarışınlardan siyah derili Afrikalılara kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Hepsi birliği, tek bir ruh halini simgeliyordu. Bu, bizim Amerika’da göremediğimiz bir manzaraydı. İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Çünkü Peygamberimiz ırkçılığı yasaklamıştır...” Malcolm şöyle bitiriyordu eşine yazdığı uzun mektubunu: “Bütün övgüler yedi kat semanın ve evrenlerin yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah’a âittir. Hacı Mâlik eş-Şahbaz. 1964”
Malcolm X, tek bilinmeyenli denklemini çözmüştü. Haccını tamamlayıp Amerika’ya döndüğünde Mâlik eş-Şahbaz’dı adı. Bir basın toplantısıyla ırkçılığı bıraktığını, beyazların da üye olabileceği yeni bir dernek kurma hazırlıklarına başladığını ilan ettiğinde hem dikkatleri hem şimşekleri çekti üstüne. Adım adım izlenmeye başladı. Sadece beyaz ırkçıları değil, siyah ırkçıları da hoşnut etmemişti bu karar. Tehditleri umursamıyordu Malcolm. “Şimdi artık şehitler zamanıdır. Şehit olursam bu sadece kardeşlik davasına hizmet edecektir,” diyerek yeni mesafeler kat ediyor evini kundakladıkları gecenin sabahında bile uçakla Detroit’teki konferansına yetişmeye çalışıyordu.
Ve şahadet yetişti bir gün Şahbaz’a. Dört yüz kişinin toplandığı bir salonda dokundu omzuna. Kürsüye çıkıp Allah’ın selamını verdikten az sonra, on altı kurşun yağdı üstüne ilk sırada oturan eşi ve dört çocuğunun önünde. İşte o gün Malik eş- Şahbaz, “X” soyadını bıraktı katillerine bilinseler de. Kardeşliğe düşmanlığın rengi yoktu. Kardeşliğinse İslâm’dı rengi. İşte siyah, beyaz, kızıl, sarı binlerce insan akıyordu cenaze evine. Şahbaz’ı omuzlarında yükseltiyor, sonra veriyorlardı toprağa tekbirlerle. O sırada Elijah Muhammed’in ağzından iki kelimelik bir cümle çıkıyordu: “Çok konuştu!” Bir Amerikan gazetesi ise ertesi günün manşetini belirliyordu: “Malcolm meteliksiz öldü!”

a.ali ural

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:03 .