## Özgürlüğe Bir Saat... ##
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 18-04-2009, 17:22 #1

«« єςђєг »»

ѕυкυт-υ нαуαℓ

## Özgürlüğe Bir Saat... ##


Karanlıktı…
Her zaman karanlıktı…

Kanlanmış gözlerini odadaki tek ışık kaynağı olan monitöre dikmişti. Gördüğü manzara gitmek istediği yerdi. Ünlü her hangi bina veya şehir değil sadece bir ormanın resmiydi. Yoğun bir kar, yapraklarını dökmüş uzun kuzey ağaçlarının eteklerini belki de diz hizasında doldurmuştu. Yukarıdan dalların arasından gelen güneş demeti, kışa has o altınımsı renkle yağan bir kar anaforunu ve kısmen zemini aydınlatıyordu. Dalların arasından beyaz kar yığınları arasında dökülen ışıklar, antik zamanlara ait bir motifi yansıtır gibiydi. Resme sessizlik hakimdi. Çok uzun zaman önce, tozlu sandıkların içine kapatılıp unutulmuş sırlar kadar dilsizdi. Tek yaşam belirtisi, soğuktu. Sert bir rüzgarla sonsuzluğa kadar akıp gidiyormuş gibi gözüken soğuk… Bakmak bile içini ürpertiyordu. Yine de orada olmayı çok istiyordu…

Acaba dünyanın hangi köşesindeydi bu güzel orman, neresindeydi? Gerçekten oraya gidebilir miydi? Yoksa bu sönüp gidecek bir hayal miydi?

İçinde sıkışan isteğe dayanamayarak bakışlarını odada gezdirdi. Her şey o kadar eski ve tozluydu ki, eşyaları gören dilenciler bile hallerine acırdı. Oda çok karanlıktı. Kapıdan içeri bakıldığında sadece bir yüz görünüyordu, orman karının ışığı ile parıldayan.

Hiç umudu kalmamıştı. Kendisini kurtaracak kadar gücü yoktu, birçok sorumluluğun –maddi ve manevi- altında ezilirken kendisini kurtaramazdı. Hiçbir ayna yüzünü görmek istemezdi, hiçbir insan kendisine sempati duymazdı. Onu buradan, bu sislerin içinde boğulmuş karanlık dünyadan kurtaracak kimse yoktu. Kendisini kurtarabilecek tek kişi arkasında bir sürü üzüntü ve tıpkı bir amarantha gibi asla solmayacak anılarını bırakarak gitmişti. Yine de biliyordu ki, eğer nefesi yetseydi, içinde duyduğu en küçücük bir acıya dayanamaz, güçlü elini uzatarak kendisini karanlıktan çekerdi…

Ama gitmişti… Arkasında, hayatında ıstırap dolu bir boşluk bırakarak…

Ters bir nefesle rutubetli havayı içine çekti. Saatine baktığında sadece bir saat kaldığını gördü. Kısa bir süreliğine özgür olmasına bir saat kalmıştı. Buna sevinse mi, üzülse mi yoksa lanet mi okusa bilemiyordu. Özgürlük –ki kısıtlı bir özgürlüktü- geçiciydi. Sonra yeniden buraya dönmek zorundaydı.

Halbuki ne kadar çok isterdi gündüz vakti canlı güneşi görmeyi... Canı istediğinde kar yağan bir ormanda soğuğu nefesiyle renklendirmeyi... Her istediğinde gülümseyebilmeyi… İstediği gibi uyuyup, acı çekmekten mahvolmuş zihnini dinlendirebilmeyi…

Az da olsa bunları yapabiliyordu, ama buraya, bu lanet yuvasına geri dönmek zorundaydı. Üşüyen parmaklarına birkaç kez sıcak hava üfledi ve soğuktan korumak için kazağının içine hapsetti.

Aklında güneşli ve güzel günlerin anıları vardı şimdi. Hafif bir meltemle savrulan yaz kelebekleri gibi gözlerinin önünden akıyordu. Özgür olduğu günler. Gün ışığını içine çektiği günler…

Bir daha saatine baktı, ama sahte kurtuluşuna daha zaman vardı…

Çok geçmeden kendisine sürekli işkence eden adam gelmişti. Bu sefer ne yapacağını merak etti biraz umursamazca. Çünkü artık çektiği acıyı umursamayacak bir noktaya gelmişti ki, işkenceci başının yaptığı tür bedensel değil zihinsel işkenceydi. Zaten içinden sessiz çığlıklar atıp her nefesinde boğulurmuş gibi hissederken, biraz daha acı duymak bir süre sonra göründüğü kadar zor gelmemişti.

Çoğu kez ölmeyi diliyordu. Ölüm bile daha huzurlu ve iyi olabilirdi buraya göre. Bir mezarın ağır kokusu ve hapsi bile buradan iyi olabilirdi. İçinden nefret akıyordu, geçmeyen zamana karşı, buraya hapsolmasına neden olan şeylere karşı, kendisine karşı…

Umudu olmayan insanların delice şeyler yaptığını okumuştu bir zamanlar. Zalim bir efendi kölelerini öldürürcesine çalıştırıyor ve her zaman onlara cılız bir kurtuluş umudu bırakıyordu acımasızca. Ama kendisi umutsuz olmasına rağmen aptalca bir cesaretle karşı gelemiyordu bu esarete. Sorumlulukları onu bağlıyordu. Sorumlulukları onu kendisi değil, olması gereken kişi yapmıştı…

Korkusuz, acıya dayanıklı, soğuk…

İçten içe, isyankar, ıstırap dolu ve umutsuz…

Daha ne kadar böyle devam edebilirdi?

Bu hali, bu yalnızlığı bazen kendisine bir zafer gibi geliyordu, yalnız başına bu kadar ayakata kalabilmesi masallardaki bir mucize gibiydi... Yalnız, güçlü, gururlu, ama bir yardım elien muhtaç... Ve bunu yine gururu yüzünen red edecek olması...

Hepsi o kadar zordu ki!

Bir daha saatine baktı. Beyninin içi zihinsel işkence yüzünden yanıyordu ve dişleri kasılmıştı. Burada, bu yerde hiç değilse konuşabileceği, kendisini anlayabilecek birisi olsaydı! O zaman bunlara katlanmak daha kolay olurdu.

Ama burada olan tek şey karanlıktı…
Her zaman karanlık…

Gözlerini yeniden resme dikti. Zihninde eski şarkılardan birisinin sözleri yankılanıyordu. Düşüncelerini sakinleştirmeye verdi kendisini, umursamamaya…

Bir süre sonra umursamıyordu.

Özgürlüğüne çok az bir zaman kalmıştı… Hiç değilse bir süreliğine kaçabiliyordu…

Sonunda resme bakarken özgürlüğüne giden bir saat dolmuştu. İçi hala ağırdı, bakışları ağırdı. Karanlığa son defa saygılı bir şekilde tuhaf bir selam verdi, ardından yürüyerek kilitsiz kapılardan dışarı çıktı…

Koyu bir kış güneşi çevreyi aydınlatıyordu. Hava soğuktu. Gözleri o dipsiz karanlıktan sonra güneş yüzünden kısa bir süre göremedi…

Kurtulduğuna sevinip gülümseyemedi bile. Sadece ağır adımlarla, biraz olsun dinlenmek ve özgürlüğün tadını çıkartmak için ilerledi…

İnsanlar yolda ona bakıyordu, karanlık bir şekilde kişiliğine işlemiş gibiydi, keskin bir bıçak kadar parlak bir karanlık…

Gözleri karanlıktı…
Her zaman karanlıktı…



Benzer Konular

Görüntüleme:406, Cevaplar:2

İlginizi Çekebilir >
Alt 18-04-2009, 18:05 #2

b3ySs!!

Foruma Isınan Üye


emeqine saqlıkk





Alt 18-04-2009, 20:35 #3

Nuг-uL HüĐα

Fî Sebîlillâh


Emeğine SağLık...





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:27 .