Ne Gerİ DÖnen Aynidir, Ne Gerİ DÖnÜlen!!!
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 05-02-2007, 01:49 #1

кαzα[η]σνα_06

♥ ♥ ♥ ♥ ♥

Ne Gerİ DÖnen Aynidir, Ne Gerİ DÖnÜlen!!!


Şiddetli bir kapı çarpması duyuldu. Yüreği yerinden oynadı kadının, titredi, ama tepkisizliğini korudu. Adam, kaçarcasına indi merdivenlerden. O an, öfkenin özgürlüğünü, sinir uçlarının titrediğini, adımlarının çıkardığı sesi, ve yüreğinin pres altındaki değişimini hissediyordu. Dışarıda, alaca bir aydınlık, tene keskin bir kılıç ucuyla dokunan soğuk, birde şekilden şekle giren bulutlar vardı. Her şey olması gerektiği gibiydi evinin dışında.

YILLANMIŞ EVLİLİĞE USULCA DOKUNDUĞUNDA SUSKUNLUK ...

“N’oludu böyle?” dedi, kendisiyle konuşur gibiydi. Birden bire gelen afetti. Doluya yakalanmış, camdan şemsiyesi kısa sürede tuzla buz olmuştu. Denge uçurumlardan aşağıya bırakmıştı kendini. Kristallerin yer çekimine yenik düşerek yerle kavuşması gibi duygular ve hisler saçılmıştı ortalıklara. Neye uğradığının farkına henüz varamamış, bilmediği onlarca duyguyu ev sahipliği yaparak bakakalmıştı. “Noldu böyle?” diyordu, şaşkınlık ve öfke yalnız bırakmıyordu. Avuçlarını yüzüne bastırıyordu. “n’oldu böyle? Lanet olası °°°°net hangi cehennemdeydin? Allah kahretsin! Allah kahretsin!” ne yapacağını, ne düşüneceğini bilmez haldeydi. Sanki hiç tanımadığı bir boyuta geçmişte, o boyutun yeniliğini alışamamış, ama eski boyutta da kalmak istemezmiş gibi yabanıl duyguların içindeydi.

GERÇEK DUYGULAR TEMELDEN SARSILMAYA GÖRSÜN BİRKEZ, GERİ DÖNÜLDÜĞÜNDE NE GERİ DÖNEN AYNIDIR, NEDE GERİ DÖNDÜĞÜ YER...

“Biz mutluyduk! Biz mutluyduk!...” kısa cümleler ağzında nakarata dönüşüyor, bıkana kadar tekrarlıyordu. “Bizi herkes gıpta ederdi! Ve uyumumuzu örnek alırlardı!.. kızgınlıklarımız bile ufaktı... N’oldu böyle?”

Çoğu zaman, gereksiz tartışmaların saçmalığını bildiğinden, haklı olsa da özür dilerdi. Hala öfkesi geçmez ise, affetmesi için yalvarırdı.... boş yere sorun çıksın istemiyordu; yada çıkan sorun gereksiz yere sürsün. Tek isteği vardı eşinden, uyum! İyiydi... bu güne değin iyi idare etmişlerdi... “n’oldu böyle? bize n’oldu böyle?” derken, kendine inandırması gereken bir gerçek varmışta, bunu anlamakta güçlük çekiyormuş gibi vurgulu kullanıyordu ses tonunu. Sanki bu olanlar gerçek değildi, sanki onlar yaşamamışlardı; bir rüyaydı, yada başka bir hayatın karmaşasını dıştan izler gibiydi.

“Bir iş, bir ev, çocuklar!.. Üç harika evlat... Her şey güzeldi!.... daha ne? ... Ne ister insan?... Varsın çoğu zaman sokulmasın yanıma, varsın iki muhabbet etmesin... Sudan bahanelerle dengemi bozsun, sen akıllı bir adamdın, gelmezdin bu oyunlara.”dedi kırgın ve kendi kendine kızan bir insanın sesiyle; üşüyordu. Hava ayaz mıydı, yoksa buz dağına çarpan yüreğinin çaresiz donduruculuğu muydu pek önemi yoktu şu an. “Birbirimizin dilinden hiç anlamayıp anlarmış gibi görünseydik de bunları yaşamasaydık.... kötü bir eş, iyi bir anne!... iyi bir anne o!... neyim var benim?! Bu başkaldırı niye?!” diyordu, içinde başkaldıran suçluluk ve cesaret savaş mağdurlarıydı. Bir an durakladı....... ruhunun derinliklerinden yükselen fısıltıyı dinledi. “Artık kaçacak bir yerin, sığınacak bir yalanın yok! İnanmıyorsan paramparça ortalığa saçılan gerçeklere bak!” Bu ses nasılda susturmuştu nakaratlarını. “Kendinle yüzleşme gerçeğini anlayamadın henüz!” dedi o ses. Sahip olduğu her şeyi hoşnutlukla saymıştı da, eşinin varlığını farklı bir ikirciklenmeyle dile getirmişti. Bugüne değin derinlerde gizlediği kırgın ve küskün ruhu, onu anarken sevgiyi esir almıştı. Tükenmiş bir sevda türküsü çığırtkanlığı yapmaya hiç hali yoktu.

KORKULAR, GERÇEKLERİ HEP EN ÖTELERE İTER DE, YALANCI BİR OYUN BAHÇESİ KURDURTUR BİZLERE.

“Sevda ölür mü? Yada sevda sandığımız duygu sanmaktan öte gidemediği için mi olduğu yerde kalır, yada bizimki gibi bozguna uğrar.....yiter gider hiçlikte?” bugüne değin bunca soruyu kendine sormakta nasıl korktuğunu, gerçeklerden nasıl kaçtığını anladı ilk kez. Gerçekler göz ardı edilip ötelenince, olmayanı varmış gibi yaşamak, bu sonu ertelemişti muhtemel. “Şimdi n’olacak?” diyordu sesindeki kaygıyla. “Korkak adamım ben! Korkak adamın tekiyim.”

Bazen hiç umulmadık anlarda kapılar acar ruhumuz. “Hadi gir!”der bize. Ruh gözüyle
dengesizliklerimizi, sezgilerimizi görmemizi ister. Ama bizler akıllı olduğunu inanan bir yığın akılsız insan, tenezzül bile etmeyiz önümüze açılan kapıları. “Gerek yok!” deriz, çarparak kapatırız.. Çünkü kendimizden bile gizlediğimiz gerçekler hep korkutur, türlü sorunlara gebedir ve biz bu gerçeklerin sevimsizliğini yaşamaktansa, doğru sandığımız yalanların dinlendiriciliğini yeğleriz. Ta ki, kendimize yalan söyleyecek takatimiz kalmadığını keşfedene dek.

YETER ARTIK! DEMEK KOLAY OLSAYDI EĞER...

Neler düşlemişti sevda yangını yüreğinde. Sevda sandığı hayalin kucağında, uçmayı başaramamış bir kuş yavrusu gibi çırpınıp durmuştu. Yalan duygular gerçek olsun, gerçek yaşanılası bir dünya sunsun diye... Ama hisler karşılıklı değilse, arkasına bakmadan kaçıyordu sevda “Ve ben, bakmaktan doyamayacağım gözlerine en parlak yıldıza bakar gibi bakıp, yorgun bedenimle dizlerinde uyuyacağım. Senin kucağında senin rüyanı göreceğim, ta sonsuza kadar.. Aşkın gecelerime dolunay gibi doğduğunda.” Cümleleri düşse bile satırlara, satırlara dokunan sevdalı bir yürek yoksa, önemini yitiriyordu. Bunun farkına vardıkça, kor üstüne dökülmüş su gibi sönüyordu sevdası.

Hepsi hayaldi, istenirse gerçekleşme ihtimali en yüksek hayallerdendi. Hayallerinin gerçek dışı olması ve bunlarla yüzleşmek kırıp dağıtmıştı onu.

Parkın ölgün ışıkları altında, gecenin sessizliğinde, içini titreten esintinin umursamazlığıyla dertleşiyordu; yapayalnızdı. Hep yalnızdı. İlk kez doğruları itiraf edebiliyordu kendine. Yorgun adımlarla her akşam eve yöneldiğinde sevgi kırıntıları arıyordu ruhunu doyuracak. Bir yudum su arıyordu tohumun boy vermesini sağlayacak. Sert bir kaya gibi bakıyordu gözler. İrkiliyordu; anlamsızlığa ve sevgisizliğe yok etmek adına didiniyor, çabalıyor, parçalanıyordu. Her görmezden gelip elini ona uzattığında havada asılı kalan parmaklarının takatsizliği... ah rengini yitiren hayaller, yeter artık terk etmeyin beni!.. Ruhunun bitap düşmesi, bakışların umursanmaması, duyguların, hislerin, sevilerin bir daha çıkmamacasına gömülmesi... bu gerçeği kendine itiraf etmesi yıllarını almıştı.
Dağların doruklarında öbeklenen bulutlar, ayın bıraktığı çiğ bir aydınlıkla dans ediyordu. Hayvan figürleri, çiçeklere, akarsulara, sonra beyazlar içinde bir geline dönüşüvermişti. Yeniden başlama arzusu işte tam o an düşmüştü içine. O gelinin yerine kime koyabileceğini düşündü....düşündü.... sevda yiteli çok olmuştu ruhunda. Ne geçmişten, nede şimdiden bir siluet insana dönüşerek gülümsedi karşısında. Bomboş bir yürek, kıraç bir duygunun solduruculuğunu yüklemişti ona. Bunca geçen zaman, nasıl olurda yalnızlığını kendi kendine itiraf ettirmez, bunu anlamaya çalışıyordu. Yeniden başlama duygusu güçlendikçe güçleniyor, düşler düşleri, hayaller gerçekleri kovalıyordu. Hep yaşattığı veya yaşatmak için didindiği sevdayı istiyordu... Güzel bakışlı bir kadın, yumuşak sözleriyle ruhuna sevgi dağları örsün istiyordu. İçindeki çocuk okşanılmayı, okşamayı istiyordu. Üşüme nöbetleri geçiriyor, bir anda aklına düşen sevdanın ateşiyle ruhu ısınıyordu.”Gerçek bir sevda... bunu istiyorum ben... Gerçekten bir kadın istiyorum hayatımda. İlk kez başka bir kadını düşlüyorum ve ilk kez hayalini kurduğum yaşamı istiyorum. Yıllardan sonra ilk kez... Bir sevda ..... Allah’ım n’olur! Yardımına ihtiyacım var... yüreğimin üşümesinden kurtar beni!.”diyordu. “Sevda aranılmaz ki, o kendiliğinden bakar yüze sevdanın gözleriyle....”

BAZEN YOĞUN BİR SİSE TESLİM OLUR DUYGULAR, AMA SİS DE KALKAR, GECE DE BİTER, GÜN DOĞAR YÜZÜMÜZE

Gözlerini kapadı. Ruhunu hayal dünyasına hibe etmişti şu an. Buna ihtiyacı vardı. Gerçeklerin acıtıcılığıyla başka türlü yüzleşemezdi.
“Senden nefret ediyorum bunu bil! Benim için hiçbir anlam ifade etmiyorsun! İstediğin her şeyi yapabilirsin! Defol git! Öğrencilerinle uğraş, rahat bırak beni!” cümleleri hala kulaklarında çınlıyordu. Paltosuna sıkıca sarıldı ve usulca gecenin ayazlı kollarına bıraktı kendini.
“Baba!..........Babacımm!”
“Efendim kızım!”
“Bizi sevmiyor musun? Hala bizi sevmiyor musun?”
“O da nerden çıktı?”
“Sen söylüyorsun?”
“Olur mu öyle şey kızım!.. Hiçbir zaman sizi sevmediğimi söylemedim, bunu biliyorsun.”
“Ama sevmiyorsun.”
“İyide buna nasıl karar verdin?.. O gelinlikte ne sırtındaki? Elini tuttuğun çocuk kim? Arkanızda duran adam?... N’oluyor böyle?” Kızının gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, nihayet babasıyla konuşabilme gücüne erişerek karşısına geçip sorular sormaya başlayabilmişti.
“Bizi yok ediyorsun baba!”
“Prensesim, seni ne çok sevdiğimi bilmezmiş gibi konuşursun. Olur mu öyle şey!”
Yerinden kalktı. Nedenini anlamasa bile kızının sesindeki mutsuzluğu ve gözlerinden süzülen yaşları silmek istiyordu. O bir adım attığında kızı on adım uzaklaşıyordu. İkinci adımdan sonra kızına doğru adım atmaktan vazgeçti; akıllı adamdı. Hemen iki adım geri attı. Kızını yakınlaştırdı.
“Bizi yok ediyorsun baba!” dedi kız yine.
“Sizi yok etmektense ölürüm daha iyi kızım. Bunu hepiniz bilirsiniz. Nasıl inanırsın böyle şeylere? Ben sizin incinmenize bile dayanamazken.”
“Ama geçmişini silmek üzeresin! Bizi yok etmek üzeresin! Bak bu torunun, buda kocam.”
Sıçrayarak kalktı uyuyup kaldığı banketten. Soğuk iliklerine işlemişti. Şimdi ruh üşümesi büsbütün artmıştı. O kısacık anda sızıp kalmasına kendide şaşırdı. “Hiçbir şeye akıl sır erecek gibi değil. Yardımına ihtiyacım var Allah’ım.”

Tepelerin doruklarında şekilsiz duran bulutlara baktı, birde göz kırpıp duran yıldızlara..... zaman kavramı yitmişti....uykuda yitirdiği zaman ne kadardı farkında değildi. Şehrin gürültüsü azalmış, yüksek binaların camlarından yansıyan ışıklar sönmüş, gökte parlayan ay yeryüzünü gümüşi bir tülle örterek, bütün şehri rüyanın kollarına çekmişti.

Yüzünü avuçlarının içine aldı; öylece kaldı bir süreliğine. Aklında rüyadaki kızının yüzü vardı. Kan çanağına dönmüş gözleri, elinden sıkıca tuttuğu oğlan çocuğu ve yüzünü net olarak hatırlayamadığı genç bir adam.Usulca kalktı yerinden, ayaklarının onu nereye sürükleyeceğini bilmiyordu. Kendini, ara sokaklarda, Tanrının unuttuğu insanların yaşadığı karanlık ve dar sokaklarda buldu. Eli ayağı donmak üzereydi. Çiğ aydınlık, binaların gölgelerini dokunamasa da soğuk esinti kağıt parçalarını, naylon poşetleri gizemli şekillere sokup savurarak başından aşağıya bırakıveriyordu.

Keşke bir tek sigarası olsaydı; yada bir içki masasında hiçbir şeyi anımsamadan yuvarlasaydı rakı bardaklarını. Hiç kültürü yoktu ki bu konularda. “Acizlik bu olsa gerek” diye geçirdi içinden. Bu şekil güçsüzlüğü ilk yaşıyordu, bu şekil yenilmişliği. Bir otel odasında onlarca insanın uyuduğu ve yüzlerce rüyalara ev sahipliği yapan yatağa uzansa.... ama dört duvar arasını istemiyordu şu an. ayakları sürüklüyor, o da itirazsız peşine düşüyordu.... Şu kısacık zamanda ne çok su akmıştı köprülerinin altından. Ne çok düş kırılıp parçalanmış, ne çok sevi terk etmişti.

Kızının siluetine tutunup kalmıştı.... Ve silmek istediği geçmişteki bağımlılığını düşündü. Üç buruk yüz, üç canından can koparan sevgi ve boynuna sıkıca dolanan sıcacık kollar.Bundan böyle yabancılıkları su yüzüne çıkan iki küskün insanın yaşam rollerini üstleneceklerdi. Adımlarının sürüklediği noktada durdu, başını yüksek binaların pencerelerine dikti, ortalardaki bir evin camından perdelerin koruyuculuğunu aşan ölgün bir ışık sızıyordu geceye.



Benzer Konular

Görüntüleme:943, Cevaplar:3

İlginizi Çekebilir >
Alt 05-02-2007, 02:53 #2

^^BiG_BaNg^^

Seküri


yüreğine sağlık süperdi..





Alt 05-02-2007, 03:04 #3

кαzα[η]σνα_06

♥ ♥ ♥ ♥ ♥


senın gecenın bu yarısında bu uzun yazıyı okuyan gozlerıne saglık kardesım begenmen sevındırdı





Alt 06-02-2007, 10:12 #4

TweNdyy

göη[ü]ℓüм

yüreğine sağlık kardeşim... güzel bir hikaye...alıp götürüyor insanı..





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:37 .