SoKak Arası MartıLar...
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 22-05-2009 #1

TaM{1}Manyak

Mutsuz.

SoKak Arası MartıLar...

Karlarla örtülü, güzel bir Pazartesi sabahıydı. "Pazartesi sabahının güzeli mi olur?" demeyin, güneşin doğduğu her gün güzeldir. Hele de denizin iyot kokusu hafta içi hengamesine rağmen burnunuza ulaşabiliyorsa. Bostancı semtinin sakin mi sakini olan ben, geç kalmış servisimi minibüs caddesindeki o hengamede beklerken, sabah ayazıyla birlikte iyot kokusunu da içime çektim. "Kış ayazında iyot kokusu o yamacı çıkar mı?" demeyin, iş günü psikolojisine girmeye direnen bir avarenin hayalgücü azımsanamaz.

Bulunduğum dörtyol ağzına dört-bir-yandan aheste süzülerek erişen martıları gördüğümde de bunun hayalgücümün bir ürünü olabileceğini aklımdan geçirdim. Yine de, böyle görsel halüsinasyonlar için fazla ayıktım. Hem Bostancı gibi bir sahil semtinde bu tür manzaralar doğal olmalıydı. Çocukluğum ve ilk gençliğim karasal iklimde, dağ yamacında ve ova üzerinde geçmişti. Denizle ancak yaz tatillerinde haşır neşirdim. Kış günlerinde deniz benim için bir kartpostal, televizyonda modası geçmiş bir program, sabahına üzgün uyandığım bir rüyaydı. Bazen de karanlık bir gecede, üzerinde yıldızların dinlendiği çorak toprakların hayalgücümle ovalanmış haliydi. İstanbul’da yaşamaya başlayalı ve deniz habitatını güncel yaşamıma adapte edeli henüz bir kaç ay olmuştu. Bu sebeptendir ki, hala sokak arasında bir martı gördüğümde çöl kaplanı görmüşçesine şaşırıyordum.

Gittikçe daralan çemberleri, caddeden sokağa ayrılan yoldaki refüj üzerinde dönüyordu. Martı büyük meclisini farkeden kumrular da yollarını teker teker başka yönlere çevirdiler. Yakından bakıldığında heybetleri iyice göze çarpan bu martıların toplanma amaçlarını merak etmeye başladım. Her yıl aynı gün düzenledikleri bir ayin mi vardı, yoksa bir önceki gece burada birini mi öldürmüşlerdi? Bir yandan bir sonraki kurbanları olmaktan korkuyor, diğer yandan da merakımdan ve mecburiyetimden kıpırdayamıyor, gökyüzünü süzmeye devam ediyordum.

Martılar kendimi bildim bileli İstanbul silüetini tamamlayan figürler olmuşlardı benim için. Şehir hattı vapurlarına eşlik ederken arkadaşlarıyla simit kapma yarışına giren, iskelelerde pinekleyen martılara aşinaydım. Sokak aralarında yaşayan, çöp tenekelerinin üzerine konan martılara da ancak “Jumanji” filminden bir karede rastlayabilirim sanıyordum. Oysa köpek havlamalarıyla kesilmeye alışık olan uykum, artık geceleri kargalarla kavga eden martıların inlemeleriyle bölünüyordu. Bıçkın delikanlı martılar, bir o kadar asi ruhlu kargalarla sokağın çöplüğünü parsellemek için çete savaşı yapıyorlardı demek. Kahkaha atan karga ve ağlayan martı, kazanan ve kaybedeni mi simgeliyordu, bilemedim. Yok yok, ying-yang çemberinde süren hayatta, karga siyahı kadar martı beyazının da şansı olmalıydı.

Arkamdan gelen bir zil çıngırdamasıyla irkildim. Sıska mı sıska, üstü ince mi ince, omuzları titrek mi titrek bir kız, kocaman mukavva bir kutuyu kucaklamış halde arkamdaki börekçiden çıkmıştı. İnce ve buruşmuş beyaz gömleği ve kahverengi önlüğüyle oranın çalışanı olduğu anlaşılan bu kızcağız, görüntüsünden beklenmeyecek emin adımlarıyla, üzerinde martıların dans ettiği refüje doğru yöneldi. O zaman bu emniyet hissinin, rutinin verdiği güvenden kaynaklandığını anladım. Kutudaki börek ufaklarını betonun üstüne özenle boşaltırken, o heybetli martılar da havada sabırla beklediler.

Kendimi bir an kızın yerine koydum. Ellerime kat kat eldiven, başıma da yüzü kapalı bir motorsiklet kaskı geçirmeden imkanı yok böyle bir işe cesaret edemezdim. Kısa ve ürkek adımlarla ulaştığım yere de börekleri tepeden bir güzel döker, hatta saçar, sonra koşar adım dükkana geri dönerdim. Kız ise piyanoda ağır bir sanat eseri çalarcasına sakin ve kolayca yayıyordu börekleri... Hafif yana eğilmiş başı, bu kutsal ritüele uyuyor gibiydi.

Martılar, sakince ve özenle karlar üzerine yayılan kahvaltılarını, aynı sakinlikte ve saygıyla beklediler gökyüzünde. Kız uzaklaşır uzaklaşmaz da gürültülü, fakat kavgasız bir şekilde karınlarını doyurdular. Gittiklerinde de, son kırıntıları toplamak için kumrular üşüştü sofranın başına.

Bizim servis şoförü, saati olmasına rağmen geç kalabilmişken, saatsiz martıların tam böreğin çıkış zamanına ayarlı olmaları beni şaşırttı. Aslında dünyanın ve düzenin ne kadar basit olduğunu hatırladım. Türlü iniş çıkışlarımızla, çatışan çıkarlarımızla ve çoğu zaman hoyratça bir şımarıklıkla onu karmaşıklaştıran bizlerdik. Martıların ne buz gibi hava umurlarındaydı, ne haftanın ilk iş günü olması. Huzur içinde arkadaşlarıyla buluşmuşlar, kendilerine enfes bir kahvaltı çekmişlerdi, hem de en lezizinden, peynirlisinden kıymalısına böreklerle. Belki sonra Kadıköy’e yol aldılar, belki Üsküdar vapur iskelesine. Boşalmaya başlayan yakıt depolarını vapurdan atılan simitlerle doldurdular. Hazırladılar güne kendilerini, sonra kimbilir hangi sokak arasında hangi kargalarla çarpışmak, sahile yakın parketmiş hangi arabanın kaportasının üstünde uykuya dalmak üzere...


Benzer Konular

Görüntüleme:335, Cevaplar:8

Alt 23-05-2009 #2

Lârviya

mother's daughter

PayLaşım için TeşekkürLer (:




Alt 23-05-2009 #3

" кαđєяG. "

Foruma Alışıyor

tşqqRLr... emeiNe yüReiNe saqLıq




Alt 23-05-2009 #4

mülteci x

Deneyimli

çok güsel emeğine sağlık....




Alt 23-05-2009 #5

ஃ Éiεи ஃ

'ma douce souffrance'

*Emeğine sağlık




Alt 23-05-2009 #6

«« єςђєг »»

ѕυкυт-υ нαуαℓ

guzeldı emegıne saglık




Alt 23-05-2009 #7

b3ySs!!

Foruma Isınan Üye

emeine saqlıkk




Alt 23-05-2009 #8

TaM{1}Manyak

Mutsuz.

BendZe Sevindim:;




Alt 23-05-2009 #9

αѕι яυн_вנк

''αşкα ιηαηм

yüreğine sağLıkk




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:35 .


aaaaaaaaaaaaaaaaa