Yüreğimde Kaldı Kokusu
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 01-06-2010, 09:09 #1

bebestom

~Sanma Şâhım ~

Yüreğimde Kaldı Kokusu


Offff, dedi saatine bakarak, yine eve geç kalmıştı. Her yağmur yağışında felç oluyordu İzmir trafiği. Daha eve gidip dinlenip, mutfağa geçecekti yemek yapmaya… Balık istifi doluydu otobüs, herkes de eve gitme telaşı, geç kalmanın verdiği sıkıntı vardı. “Buna da şükür” dedi. En azından otobüsteydi, bu havada hala durakta bekliyor olmak da vardı.

Birden ani bir fren yaptı otobüs, canhıraş bir ses çıktı. Ayaktaki yolcular birbirlerinin üzerine devrildiler. Bir yandan söyleniyor, bir yandan da meraklı gözlerle çevreye bakıyorlardı. Camlara üşüşmüştü herkes. Aslı da yaklaştı cama o da merak etmişti ne olup bittiğini. Dışarıda da insanlarda bir telaş başlamıştı. Otobüsün ön tarafından bir ses duyuldu.

- Merak etmeyin, önemli bir şey yok, az sonra yola devam ederiz. Herkes yerine otursun, diye de devam etti ses.

Kapılar açılınca birkaç yolcu aşağıya indi merakla. İnenlerin yüzü asılıyordu. Otobüs bir arabayla çarpışmıştı, uzun bir süre burada kalacak gibiydiler. Merakla şoförün ağzından çıkacak sözleri beklediler. Yüzü asılmıştı adamın da, otobüse bindi ve durumu anlattı. Bir süre burada kalmaları gerekecekti, isteyen yolcuları arkadan gelen araca bindirebilirim, dedi.

Bir süre tereddüt geçiren yolcuların çoğu aşağı inip gelecek ilk otobüsü beklemeye başladılar.

Aslı da indi aşağıya, tam da eve geç kaldım derken olacak iş miydi bu. İnceden inceye bir yağmur yağıyordu iyi ki şemsiyem yanımda, diye düşündü. Diğer yolcularla birlikte beklemeye başladı. Hafiften üşümeye başlamıştı. Çevresine bakındı, nerede olduğunu merak ederek. Tanıdık gelen birkaç bina vardı akşamın karanlığında seçebildiği. Birden yüzü aydınlandı, tanıyordu bu çevreyi. Nasıl tanımasın ki, doğduğu, çocukluğunun en güzel günlerinin geçtiği yerdi burası…

Mahallenin iç taraflarına doğru yürümeye başladı. Ne eve geç kalması ne de yapılan kaza aklında değildi. Geçmişe dönmüştü birden. Nedense yüreği pır pır atmaya başlamıştı. Nedir, bu heyecan? Diye, düşündü. Oysa ne kadar sık geçiyordu buralardan. Bu kaza olmasa farkına bile varmayacaktı. Bunu düşününce içi burkuldu. Ne kadar kolay unutuyordu insan geçmişini.

Yaşam kavgası içinde kendimizi bile düşünemiyoruz ki geçmişi nasıl düşünelim, dedi kendi kendine ve içi burkularak.

Kabanının yakasını kaldırdı ve yürümeye başladı. Tanıdık gelen her bina da garip duygular doluyordu içine. Önce sokağın sonuna kadar gitti, çevresine bakınarak. Hatırlamaya çalıştı eski halini. Çok şey değişmişti ne yerinde kalıyor ki diye gülümsedi. Burası da zamana ayak uydurmuştu işte.

Birden ayakları bir evin önünde durdu. İşte burasıydı doğduğu ev. Üç yaşına kadar bu evde yaşamışlardı. Annesinin anlattığı kadarıyla hatırlıyordu bu evi ve yaşadıklarını. “Mutluyduk burada” demişti annesi, güzel günlerimiz geçti. Eski tip avlulu bir evdi, “Koşup oynardın özgürce, topraklara belenirdin” derdi hep o günleri anlatırken…

Tam karşıda ise daha sonraki günlerini geçirdikleri ev vardı. Burayı daha net hatırlıyordu Aslı… Asıl çocukluğu burada geçmişti. İki katlı ve terası olan bir evdi. İki katı da onlara aitti.

Nasıl da koşarak iner çıkardı merdivenlerden. Annesinin “ Dikkat et, düşeceksin” feryatlarına aldırmadan. Alt kat boştu, odalara bölünmemiş, inşaat haliyle kalmıştı. Aslı için harika bir oyun yeriydi burası. Arkadaşlarıyla burada toplanır oyunlar oynarlardı. Küçük bir köşe hazırlamıştı annesi onlara. Evhamlıydı annesi Aslı gözünün önünde oynasın diye onlara oyun oynayabilecekleri yer hazırlar, istediklerini getirir, yiyecekler hazırlardı.

Sıcak yaz günlerinde serin, soğuk kış günlerinde de serin olurdu oyun evleri. Belli bir saatte sokağa çıkma izni vardı o da annesinin çok önem verdiği öğlen uykusunu uyuyunca…

Ama çoğu kez annesini uyutup sokağa kaçardı Aslı. Uykudan daha tatlı gelirdi oyun. Oyun çocuğuydu daha kalamazdı ki sokaktan uzak.

Koşardı arkadaşlarının yanına, daha özgür olurdu sokak oyunları. Ağabey dediği biri vardı, çok severdi onun bisikletiyle gezmeyi. Yakın sokakları dolaşırlardı, arkadaşlarını kıskanç bakışları da ayrı hoşuna giderdi… Bazen de sokaklarının sonundaki parka gider orada oynarlardı. Şimdiki gibi oyuncakları yoktu, babası büyük bir makaraya tel takıp araba haline getirmişti. Memurdu babası pahalı güzel oyuncaklar almaya gücü yetmiyordu ki… Ama olsun Aslı çok seviyordu oyuncaklarını. Hem o ağaç tepelerinde gezmekten, topraklara belenip

oynamaktan daha çok zevk alıyordu. Her zaman yara bere içindeydi dizleri ve kolları. “Ne olacak senin bu halin hiç kız gibi oynamıyorsun” Derdi annesi hep.

Şimdiki gibi değildi hiçbir şey. Gecenin geç saatlerine dek korkmadan sokakta kalabiliyor, oyunlar oynayabiliyorlardı. Anneler de bazen balkonlarda bazen de kapı önlerinde toplanıyor, hem çocuklarını izliyor hem de sohbet ediyorlardı. Hele de uzun yaz günlerinde eve girme saati iyice uzuyordu. O yorgunlukla da öyle güzel uyunuyordu ki…

Komşu evin bahçesindeki ıhlamurun kokusu geldi bir an burnuna. Direği sızladı burnunun. Bu kokuyu nerde çekse içine hep o güzel günlere dönüyordu Aslı… İncir toplayayım derken üstü başı incir sütü, elleri yapış yapış oluyordu. Belki de o günlerden kalmaydı inciri böyle sevmesi. Arkadaşlarıyla ortaktı hayvanları da. Yolda buldukları yavru kedileri besliyorlardı sırasıyla. Annesi hayvan seven arkadaşlarında saklıyorlardı minik sevgiye aç yavruları. İçindeki hayvan sevgisi de o günlerden kalmaydı.

Ne çok şey katmış o günler hayatıma, diye düşündü. Şimdiki Aslı da çok etkisi vardı o günlerin. Özgürlüğe bu düşkünlüğü, hayata bu bağlılığı ve savaşçı yanı o günlerden kalmaydı.

Bir de şimdiki evlere kapalı kalmak zorunda olan; oyun oynamak için bir avuç toprak parçası,

Bir sokak arası bulamayan, ağaçtan meyve toplamanın, düşmenin, yaraların bile tadını alamayan günümüz çocuklarını düşündü.

Tamam, şimdiki gibi bilgisayarı, modern ve pahalı oyuncakları, kitaplığını dolduran ama okumadığı kitapları, bin bir çeşit kalem ve boyaları olmamıştı belki ama mutluydu hem de çok… Temiz havada büyümüştü, özgürdü, rüzgâr yüzünü yalayıp esmişti. Sevmeyi sevilmeyi, paylaşmayı, azla yetinmeyi, bulduğuyla mutlu olmayı, komşuluğun ne demek olduğunu ne kadar değerli olduğunu öğrenerek büyümüştü. Pek çok kitaptan öğrenemeyeceği kadar öğrenmişti hayatı…

Derin bir of çekti, saatine baktı. Evet, bu sefer gerçekten geç kalmıştı eve… Ama olsun, dedi. Olsun… Unutulmaya yüz tutmuş anılarını yaşamış, o güzelim günlere dönmüştü bir süreliğine de olsa. Hayat nasılsa devam ediyor, diye düşündü. Bu akşam da kahvaltı yaparlardı. Gülümsedi kendine ve iyi ki bu kaza oldu, dedi. Her zaman savunduğu “her şerden bir hayır doğar” sözü ne kadar doğruydu. Yavaşça durağa doğru yürümeye başladı. Artık üşümüyordu, anıları içini ısıtmıştı. Yüzünü dolduran bir gülümseme ile ilk yanaşan otobüse binerek evine doğru yol aldı…



21.05.2010

Belgin Yazar



Benzer Konular

Görüntüleme:509, Cevaplar:2

İlginizi Çekebilir >
Alt 15-06-2010, 15:17 #2

nesliy

Foruma Alışıyor

teşekkürler





Alt 16-06-2010, 00:46 #3

^.. iŁŁэqaŁ ..^

Deneyimli


harika x)





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:53 .