GURUR...
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 16-05-2007, 20:21 #1

cano_ka

Forum Heveslisi

GURUR...


Güneş öyle güzel doğuyorduki tepelerin ardından güneşin doğuşu bir başka güzelleştiriyordu yaz aylarında Dallıca Köyünü kuzular çimenlerin üzerinde zıplaşıyordu.
Küçük bir köydü Dallıca köyü köy halkı bir birbirleriyle çok iyi geçinirdi daha o köye bir olaya olupta Jandarma bile gelmemişti komşular bir birlerine yardımcı destek olurlardı.
Köyde tüm mahsüller oluyordu sebzesi ,meyvesi çünkü mahsülün canı suydu suyuda geçen yıl getirmişlerdi köyde eksik hemen yok gibiydi yolu suyu elektriği telefonu hepsi mevcuttu köy halkı bir kaç aile haricinde varlıklıydı çünkü toprağından istediği mahsülü alıyor satıyor para kazanıyordu .
Mustafa bir bir ailenin tek evladı idi, babası tek oğul diye gözü gibi bakıyor onun için iyi şeyler düşünüyordu çünkü Mustafayı okutup adam edecek kendi çektiği sıkıntıları oğlu çekmesin babası gibi fakir bir köylü olmasını istemiyordu.
Mustafa o yıl ilkokulu birincilikle bitirmişti babası onunla iftahar ediyor oğlunla gurur duyuyordu Mustafa yaz tatillerinde hem koyun güder koyun güderkende kitsp okurdu yaz tatili bitmek üzeredi babası orta okula kaydını yaptırmıştı.
Mustafayı bir kaç gün sonra okulların açılmasına bir gün kala babası kasabadaki öğrenci yurduna götürmüştü.
Ertesi günü okullar açaılmış Mustafa okulun yolunu tutmuştu bile zil açalıp herkes sınıfına girmişti Mustafaya kasaba cocukları tuaf gelmişti köydeki arkadaşlarını arıyordu .
Aradan üç yıl çok çabuk geçmiş Mustafa son sınıfta okuyordu ama son sınıfta dersleri iyi değildi sınıfta arkadaşları köylü olduğu için onu küçük görüyordu cocukluk aklı işte buda Mustafanın guruna dokunuyordu ama belli etmiyordu okulun son günü Mustafa mezun olup köyüne gitti Babasına ben okumıyacağım benden bu kadar dedi babası çok kızmıtı öfkesi geçince Lise yazdırırım diyordu kendi kendine fakat Mustafa okumıyacağım diyor başka bişi demiyordu babası çok kızdı bu hareketine neredeyse dövecektiki anası musade etmedi buna o günden sonra babası Mustafayı her zaman azarlıyor ağır sözler söylüyordu heryerde azarlıyordu Mustafayı tarlada bağda bahçede olsun Mustafaya rahat vermiyordu Mustafa işten korkmazdı çok çalışırdı yinede babasına yaramazdı ne iş yapsa babası beğenmezdi çok ezik büğüdü yirmi yaşına kadar delikanlı çağlarında ne bayram ne düğün yüzü göremezdi arkadaşlarıyla bir düğüne bayrama gitse harçlık vermezdi babası .
Günler aylar derken Mustafanın askerlik çağı gelmişti o arada Mustafanın babasınında hali vakti iyileşmişti yani kimseye muhtaç değillerdi .
O gün askere gidiyordu tüm köylü ile helalleşti asker uğurlamsında ama babası onu askere uğurlamaya bile gelmemişti çok gücenmişti kırılmıştı Mustafa ama belli ettirmiyordu yinede babamdır diye seviyordu babasını.
Mustafının acemi birliği bitmiş usta birliği için ara izine gelmiş anası özlem ve hasretle oğlu Mustafayı bağrına basmış Babsı hoş geldin oğlum dememişti bile babasının bu davranışları çok gücüne gidiyor üzülüyordu ama belli ettirmiyordu ,askerden izine geldiğinde bile babasına yardım etmek için izin günlerinde bile hayvan otlatmaya gidiyordu on gün göz açıp kapatır gibi geçmiş Mustafa usta birliğine gitmişti askerden komutanları ve arkadaşları çok severdi efendi dürüst kişiliğini hatta katıldığı operasyonda gösterdiği üstün cesaretten dolayı en üst rütbeden üstün cesaret taktir belgesiyle onurlandırılmıştı belgenin birinide komutanı Mustafaının babasına mektup ile göndermişti Mustafanın bundan haberi bile yoktu babası ne diye bu belgeyi göndermişler haylaz adamın bir diyerek belgesyi okumamıştı bile .
Mustafayı askerdeki arkadaşları çık severdi yanık sesi ile türkü söyler arkadaşları onu can kulağı ile dinlerdiler askerde sanatçı arkadaşı Murat ona asker sonrası sana kaset yapalım diye takılırdı murat ünlü bir ses sanatçısıydı her seferindede Mustaf babam dedi izin vermez diyordu doğruydu babası asla izin vermezdi böyle bişeye .
O günün gecesi karakola baskın olmuş Mustafanın arkadaşı şehit düşmüştü Mustafaının tezkeresine az bir zaman kala bu olaya Mustafayı çok etkilemişti .
Bir kaç gün sonra tezkeresini alıp köyüne döndü ama Mustafa bambaşka bir insan olmuştu sanki davranışları hareketleri akıllı bir insan gibi değildi ,
Babası zaten delinin biriydi deyip aldırmıyordu Mustafanın bu garip haline , Mustafa kimse ile konuşmayan suskun içine kapanık biri olmuştu.
O günlerde ilkokulun boş kalan öğretmen eksikliği yeni bir öğretmen atasıyla giderilmişti .Yeni atanan öğretmen bayandı ve adı Nermindi çok güzel bir bayandı Nermin öğretmen okulun lojmanına yerleşmişti.
Bir gün Mustafa okul lojmanının tam karşısında tepe tarlada koyunlarını otlatırken şöyle bir türkü patlattı kendi kendine ;
Haydi durma git diyorsun , Söyle bana nere gidem ,Sevdiğimi biliyorsun ,Yapma böyle gözün sevem diye devem etti türküsüne o zamanlar Mustafanın seside çok güzeldi Nermin öğretmenin bile çok hoşuna gitmiştiki kim bu türkü söyliyen diye öğrencilerine sordu Mustafa abi dediler Mustafa bir tek babası hariç herkesle iyi geçinirdi büyükle büyük cocukla cocuk olana biriydi köyde onu herkes severdi ,Nermin öğretmen çok merek ediyordu bu yanık sesli delikanlı kimdi diye Günler aylar geçmiş yaz tatili yaklşmıştı Nermin öğretmen tatile girmeden öğrencilerini toplayıp dere kenarına pikniğe götürdü Mustafada koyunlarını otlatmış sıcak bastırınca koyunlarını dereye su içmeleri için götürmüş gölgede koyunlar sıcakta otlamadığı için yatıyordu,Mustafa hatıra defterini açmış askerlik arkadaşlarının resimlerine bakıyor arkadaşlarını anıyordu bazen şiir yazıyor zaman geçiyordu ,Nermin Hoca ve öğrencileride Mustafanın olduğu yere yakında bir yerde piknik yapıyor oyun oynuyorlardı ,Nermin öğretmen hava sıcak olduğu için dereye ayaklarını sokmuş az sonra ayağı kayıp derenin derin yerine düşüvermişti bir batyor bir çıkıyordu yüzme bilmediği için öğrencileri öyle bir bağrıyorlardıki dağ taş inliyordu sanki Mustafa sese doğru koştu hemen dereye atlatı Mustafa küçük yaşlardan beri iyi yüzerdi Nermin öğretmeni sudan çıkardı askerde boğulan insana yapılan ilk yardımı öğrendiğinden Nermin öğretemen ilk yardım yaptı fazla gecikmediği için bir kaç dakika sonra Nermin öğretmen kendine gelmişti Mustafaya çok teşekür etti daha sonra tanıştılar Mustafa Nermin öğretmenin güzeliğinden çok etkilenmiş bir süre konuşmamıştı tanıştılar Nermin öğretmen kendisini kurtaranın Mustafa olduğunu öğrenince evet dedi seni hatırladım güzel türkü söyliyen Mustafa deyince Mustafa utanmıştı aralarında sıcak bir dugular başlamıştı sık sık buluşup sohbet etikleinden köylü onları konuşmaya dedikodulerını etmeye başlamıştı gel zaman git zaman Mustafa abayı yakmıştı Nermin öğretmene birbirlerine deli gibi aşıktılar.
Bir gün Nermin öğretmen buluşmak için Mustafayı çağırdı onu kızdırmayı çok seviyor ara sıra böyle şakalar yapıyordu ama son şakası Mustafayı üzeceğini düşünmemişti bile Mustafa ise hiç bir şeyden habersiz sevinçli sevinçli gitti Nermin öğretmenin yanına Nermin öğretmen bak Mustafa senle dalga geçtim ben hak bayram sanıp gelin güvey olma kendi kenidine ben bir öğretmenim sen ise bir çoban ben kimim senkimsin yakışırmıyız bir birimize halbuki Mustafayı gerçekten seviyordu ve ona aşıktı Nermin öğretmen çoban olup olmaması önemli değildi yüreği pırlanta gibiydi Mustafanın Nermin şakasına devam ediyor sanamı kaldım yakışırmıyız bir birmize dedi Mustaf ya o söylediğin sevgi dolu sözlerindemi yalandı ne sandınki sen dedi Nermin öğretmen hepsi yalandı seninle gönlümü eğlendirdim deyince Mustafanın dünyası yıkılımıştı Nermin dur bekle desede hiç bir şey söylemden çekiğ gitti gözleri yaş doluydu oysa Nermin öğretmen onu seviyordu şaka olsun hemde seviyormu sevmiyormu anlamak için söylemişti tüm sözlerini.
Mustafanın gurunu babası yeterince kırmış sevdiğide böyle davranınca dayanacak gücü kalmamıştı o gün Nermin hoca Mustafayı arıyordu ondan özür af dilemek için ama Mustafa ortada yoktu .
Mustafanın gururu çok önemliydi ona göre ve bir gün olanlar olmuştu Mustafa bu dünyaya ben çokum her halde deyip içerliyordu tüm olanlara ve o gece içmiş olduğu zehirle canına kıymıştı."
Sabah olduğunda her sabah olduğu gibi Mustafanın babası hadi lan amma uykucu adamsın be temmel herif deyip tekme ile ayaklarına vurmuştu kalkmayınca Mustafanın saçlarından tutarak kafasını itekledi zavallı Mustafanın yüzü yana düşüverdi sanki dünyada murada eremedim dercesine gözleri açık yüzü ise mosmor olmuştu Babası gözlerini öyle bir açtı öyle bir haykırdıki Mustafaaaaaaaaa diye sanki dağlar taşlar inliyordu ama Mustafa babasını duyamazdıki öyle bir sarılmıştıki Mustafaya yaşarken böyle oğlum diye hiç sarılmamıştı nasıl bir feryat figan ağlıyor dizlerini dövüyordu görmeliydiniz anası daha fazla dayanamadı üzüntüsünden bir bayılıp bir ayılıyordu kadıncağız.
O arada Mustafının doğduğu gün gözünün önüne geldi babasının Mustafının anasıyla evlendikten bir kaç yıl cocukları olmamıştı ilk cocuğu erkek olduğunda çok sevindiğini köy kahvesinde tüm köylüye çay ısmarladığı kahvenin içinde erkek oğlum oldu diye oynamıştı bile Mustafaya babasının adını vermişti cocukken çok seviyordu Mustafayı tarlaya bağa bahçeye davar gütmeye bile hep Mustafayı omuzlarına alır götürür yanından ayırmazdı taki Mustafa ortaokuldan sonra ben okumıyacağım baba diyene kadar işte ozaman Mustafaya kötü davranmaya başlamıştı ah dedi keşke böyle olacağını bilsem kızarmıydım canım oğlum deyip deyip sarılıyordu.
Nermin öğretmen sabah öğrencilerinden duydu bu acı haberi ilk duyduğunda hayır olamaz dedi inanamıyordu daha bir kaç gün önce onunla görüşmüştü fakat oda Mustafayı şakada olsa kırdığına bin pişman olmuştu ama ne çare olan olmuştu sevdiğinemi yansın vicdan azabıyla yaşayacağınamı yansın koşa koşa Mustafının evine gitti gözlerinden yaşlar sel gibi akıyordu Mustafam yanık sesli bahtı kara mustafam diye ağıt yakıyordu bu yürek dayanmaz bir acıydı.
O gün tüm köye bir kara bulut inmişcesine köy halkı yasta idi Mustafayı toprağa verdiler , ondan hatıra boy boy fotografları vardı anacağızı bakar bakar Mustafam canım oğlum der ağlardı babası ise görseniz üzüntüden aptal gibi olmuştu ne söylediğini nede söylenini aklında tutamaz hale gelmişti her zaman Mustafayı aklına getiriyor kendi kendine unuttum oğlum unuttum yavrum ama ben seni hep küçük Mustafam görürdüm gözümde oysa sen yirmi iki yaşında delikanlı düşünemedim diye kendini ve çevresindekileri kahrederdi.
Nerminse hemen hemen her gün Mustafanın mezarına gider benide al yanına mustafam diye ağlar göz yaşlarınla sulardı Mustafanın toğrağını...



Benzer Konular
  • Gurur......
    Gurur... Nasıl buldun beni? Nasıl sarıldın gene boğazıma, gün batımıyla? Sen değil miydin dönmeyeceğini s...

  • Gurur...
    Sâlim Şebşîrî'nin talebelerinden Nûreddîn Ali Şebrâmelîsî isminde bir zât, bir gün İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin...

  • &&& && AŞK MI GURUR MU ? &&...
    HANGİSİ ÖNDE SİZİN İÇİNİZDE AŞKINIZ MI YOKSA GURURUNZ MU...

  • gurur!!!!...
    Bir insan neden kendini acındırmak istesin ki? Acınacak olan insan kendi ayakları üzerinde duramayan hep başka...


Görüntüleme:701, Cevaplar:1

İlginizi Çekebilir >
Alt 16-05-2007, 21:39 #2

cnsuuuuu

Forumun Tiryakisi

cookk uzunmus ama cok güzel sağol arkadasım





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:11 .