Artık kelebek olmak istemiyorum!
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 03-06-2011, 20:59 #1

Saturday.

RoronoaZoro.

Artık kelebek olmak istemiyorum!


Okullar açılalı bir ay olmuştu.Her gece yatarken “yaz gelse de köye gitsem” diye dua ediyordum. Üçüncü sınıf olunca kendimi iyice büyük görmeye başlamıştım.Öğretmenim çok konuştuğum için yanımı boş bırakmıştı.Sırada tek başıma oturmaya o kadar çok alışmıştım ki koca sıra dar gelmeye başlamıştı.Öğretmenim konuşmamam için yanımı boş bırakmıştı ama pek faydası olmamıştı.Yalnız olunca arkamdaki ve önümdekileri dürterek konuşuyordum.

Öğretmenime göre ceza, bana göre saltanat olan bu durum sınıfımıza gelen yeni arkadaşımızla son buldu. Sabah derse başlamadan sınıfın kapısı çaldı ve bütün başlar kapıya çevrildi. Kapı açıldı ve müdürümüz yanında bir kız çocuğu ile kapıda belirdi. Sarı uzun bukleli saçları vardı. Saçlarını iki taraftan toplamışlardı. Hep sevdiğim ama hiç sahip olmadığım uzun saçları hayran hayran seyre koyulmuş konuşulanları duymuyordum. Yüzündeki endişe ve hüznü ise görmemek mümkün değildi.Gözlerini herkes onlara çevirmişken o sadece yere bakıyordu.Halinden memnun olmadığı hissediliyordu.

Ben saçlarını incelerken öğretmenimiz yeni gelen arkadaşımızı bize tanıştırdı Adı Filiz… Sadece benim yanım boş olduğu için de yanıma oturtturdu .Ben sarı bukleli saçları incelerken arkamdaki arkadaşım dürttü:

” Sorsana bacağına ne olmuş? ”

Bir an yanımda oturan arkadaşıma baktım. Siyah önlüğünün altına dar bir pantolon giymişti Neden bacağını sorduğunu anlamamıştım.
” Ne bacağı” dedim.

” Neden topallıyormuş sorsana? ”

Ben hep olmasını istediğim uzun saçları incelerken topalladığının farkına varmamıştım.

”Sonra, sonra” diyerek arkamdaki arkadaşımı susturdum.

Demek topallıyordu, oysa iki bacağıda yerindeydi.Bende merak etmiştim ama pat diyede soramazdım ya.O gün pek yerinden kalkmadı.Hatta günlerce, teneffüslerde bile sırada oturup; mecbur kalmadıkça yada biri soru sormadıkça kimseyle konuşmadı.Bazen, üzerinde resimler bulunan bir deftere birşeyler yazıyor sonrada küçücük kilidi ile kilitleyip sıranın altına saklıyordu.Sorduğumuzda hiç cevap vermiyordu.Bu gizli defter o kadar ilgimi çekmişti ki bir şekilde ne yazdığını görmeliydim.Aynı sırada oturuyor olmamıza rağmen pek konuşmuyorduk.Öğretmenim sonunda yanıma uygun birini bulduğu için memnundu.Üstelik derste çok iyiydik. Fakat benim aklım sakladığı defterdeydi.

Bir gün büyük sınıflardan bir öğrenci kapıda belirdi:

” Filiz, müdür bey seni çağırıyor” deyince, sayfa arasına kalemini koyarak defteri acele ile sıranın altına soktu.

Başkasının eşyalarını izinsiz ellemenin ne kadar yanlış olduğunu bilsemde şeytan dürtmüş, merakım galip gelmişti. Kapıdan çıkar çıkmaz defteri aldım ve arasında kalem olan sayfayı açtım .Bir sayfa ” Bıktım, bıktım, bıktım” diye yazmış ve sonuna ”Keşke ben bir kelebek olsaydım! ” diye eklemişti.Bu ne biçim şey diyerek defteri kapattım. Acele ile yerine koydum. Bir çocuk neden bıkabilir yada neden kelebek olmak isterdi. O kadar sinirlenmiştim ki hem suç işlemiş hemde hiç bir şey elde edememiştim.

Gece boyu defteri düşündüm durdum.Sonunda suçumu itiraf edip, sormaya karar verdim. Sabahı zor ettim. Okula gidince sürekli sormak için fırsat kolladım. İki ders sonrası uzun teneffüsümüz vardı. Bu benim için iyi bir fırsattı.Bütün cesaretimi toplayıp:

”Ben senin defterini okudum” dedim.

Boş boş yüzüme baktı.

” Hani şu teneffüste yazdığın defteri” deyince başını önüne eğdi ve bir şey demedi.

” Neden bıktın, hem neden kelebek olmak istiyorsun sen?” Soruma soru ile cevap verdi:

”Senin arkandan topal diye bağıran oldu mu?” hayır der gibi başımı salladım.

“Ben işte bundan bıktım.Keşke ölsem! Biliyor musun kelebeklerin ömrü üç günmüş!”

” Biliyorum dedem söylemişti ”diyorum.

” İşte ben onun için kelebek olmak istiyorum.”

O kadar üzülmüştüm ki içimden “ keşke sormasaydım ” diye geçirdim .Ben soğuk havayı dağıtmak istercesine zorda kaldığım zamanki gülümsememi takınarak:

“Ben kelebek olmak istemezdim.Sende isteme! ” dedim.

“Sen ne olmak isterdin.”

“Ben kuş olmak isterdim, hemde kartal; bulutların kıralı, aslanda orman kıralı ya onun gibi”

Benim neşeli halimi görünce gülümsedi. Bunu fırsat bilerek:

“Sende kartal olsana!” dedim.

“Topal kartal olur mu?”

“Uçmak için ayaklarımıza ihtiyacımız yok ki!”“Bakalım kanatlar sağlam mı?” diyerek kollarını bir aşağı bir yukarı sallıyorum. Biraz benim hareketlerime, birazda gıdıklandığı için gülmeye başladı. O güldükçe ben iyice abarttım. Sonunda:

“ Tamam kartal olurum” dedi.

“ Hadi gözlerini kapat oyun oynayalım.”

“ Ne oyunu?”

“ Hayal etmece, şimdi ikimizde kartal olalım; ben seni köye götüreyim.”

“ Hangi köye?”

“Bizim köye, Tepeköy’e; dedemin yanına gidelim. Kapat gözlerini, salla kollarını; bir aşağı, bir yukarı … Eveeet uçuyoruz .”

O kadar çabuk uyum sağlamıştı ki benim sordukları mı cevaplıyor, oyuna katılıyordu.Ben arada sırada tek gözümü açıp ne yaptığına bakıyordum.Oyuna daldığını görünce seviniyordum.

“ Bak, dedemlerin evi aşağıda gördün mü? ”

“Gördüm ”

“Kümese bak! Benim Çilli’yi gördün mü? Keltoş olanı!”

“Çilli kim?”

“Benim tavuk.”

“Gördüm”

“Yumurtalar varmı?”

“Var”

“Sakın alma Çilli çok kızar , nenem alıcak”

O kadar dalmıştımki arkadaşımı eylendirmek isterken kendi özlemlerimi anlatıyordum:

“Şimdi ormana doğru gidelim.Tepeyi çıkalım, balıklı göl var; Bak! Dedem orada balık tutuyor.Beni özlemiştir değil mi?”

“Özlemiştir”

“Kanatlarını yana çevir. Aboo bak çingeneler dedemin nadas tarlasında oba kurmuş, dedem kızıcak! “

“Nadas tarlası ne ki?”

“Dinlenen tarla! Çingeneleri gördün mü? Eşekleri var , ai ai diye anırıyor.”

Filiz kahkahayı basıyor. Benim eşek gibi bağırmam çok hoşuna gitmişti. Tabii biz oyunu bitirmeden ders zili çalmış, , herkes gürültü ile sınıfa dolmuştu. Filiz’e ders arasında, güldürmek için “ai ai “ediyorum. O kadar mutlu olmuştu ki elini ağzına götürüyor ve başını eğip gülüyordu. Öğretmenim durumu farketmişti. Ama hiç kızmadı. Galiba Filiz’i gülerken görmek onunda hoşuna gitmişti.

Bu uçma oyununu sık sık yapmıştık. Artık eskisi kadar üzgün durmuyordu. Bacağının sakatlanmasına sebep olan kazayı bile anlatmıştı. Birlikte mutlu bir kış geçirdik .Her güzel şey gibi bu da Filiz’lerin İzmir’e taşınmasıyla son buldu. Giderken çok ağlamıştı. Ben duygularını saklamayı bilen bir çocuktum ve her zaman ki sakin tavrımı takınarak yolcu etmiştim.

Yaz sonu köyden döndüğümde annem bir mektup verdi. Filiz’den gelmişti. Demek ki benim onu özlediğim gibi O da beni özlemişti. Mektubu heyecanla açtım. Neler yaptığını ve yeni arkadaşlarını anlatıyordu. Mektubun sonuna”Artık kelebek olmak istemiyorum” diye yazmıştı. O kadar çok mutlu olmuştum ki! Çocuk kalbimle yaptığım güzel şeyi biliyordum.



Benzer Konular

Görüntüleme:384, Cevaplar:1

İlginizi Çekebilir >
Alt 29-06-2011, 05:11 #2

K.O

Foruma Alışıyor

Teşekkürler





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:26 .