!!..FARE ZEHİRİ ..!!
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 22-03-2006, 20:40 #1

Buz_mavisi

Foruma Isınan Üye

!!..FARE ZEHİRİ ..!!


Fare Zehiri
Doktor ne zaman eczanenin önünden geçse, elinde olmayarak içi burkulur.
Çok değil daha iki yıl öncesine kadar bir kız çalışırdı bu eczanede.Sarı, kıvır kıvır saçları omuzlarına inen, iri ela gözlü, cıvıl cıvıl bir kız. Çok mu güzeldi. Yoksa güzelden de başka bir şey miydi? Herhalde başka bir şeyler de vardı bu kızda. Doktor da dahil, baktığı herkesin ama herkesin içinde bir yerlere dokunur, insana onu ele geçirmek, sarmak, okşamak, öpmek, tekrar tekrar öpmek hissi verirdi. Öpmek ama, kötülüğüne değil! Okşamak ama, incitmeden, kırmadan!
Eczanenin kasasında bulunurdu çoğu zaman. Galiba hiç kimse, hatta dünyanın hiç bir kasiyeri ondan daha tatlı, ondan daha çabucak, ondan daha şirin olamazdı. Böyle gelirdi doktora. Yalnız doktora değil, başkalarına da, herkese. Tabiî onun çalıştığı eczaneden alış veriş edenlere..
Ama doktora bambaşka tesir ederdi kızın hali.
- Buyurun doktor bey!
- Eczacı beyi mi aradınız? Şimdi gelir.
- Canım doktor bey, hep eczacı bey için gelinmez ya!

- ......
- .......
Kasadan fırlar, bir iskemle uydurur, iskemleyi tam da zarif bacaklarının en iyi gözükeceği yere yerleştirir, doktora ikram eder. İri ela gözleriyle başlardı gene cıvıl cıvıl ötmeye:
- Çay doktor bey?
- Kahve?
- Canım her zaman böyle nazlanırsınız. İçin işte bir şeyler..
- Gazoz ?
- Peki Coca-Cola için o halde!
Bunları öyle saflık, öyle içten, öyle bir taa yürekten, çocuksu söylerdi ki, doktor katıla katıla gülerdi. Yalnız komik değildi, komik olmaktan çok başka.. Tatlı mı? Şirin mi? Cici mi ? Belki hepsi, belki hepsinden başka.
Bir eczanenin kasiyerliğini yaptığına göre, ihtiyaçta olması gerekiyordu. Yanında çalıştığı eczacı: "Bilmiyorum" demişti. "Anlayamadım, bana o taraftan hiç söz açmadı. Bir günden bir güne haftalığımı artır da demedi. Ben kendiliğimden artırdım. Artan haftalığını aldığı gün bakmadan cebine atmıştı. Pazartesi günü geldi, fazla para verdiğimi söyledi. Haftalığının arttığını söyledim. Kulak memelerine kadar kızardı, o kadar." Gene eczane sahibinin anlattığına göre, sokakta, yani alt baştaki büyük kahvenin yanındaki sokakta bulunan laboratuara gidip reçeteler verip, yapılmış ilaçları getirirken, ardına takılan takılana olurmuş. Gençler orta yaşlılar, hatta yaşlılar. Kim laf atar, kim konuşmak isterse durur, konuşurmuş konuşmasına, randevu isterlerse verirmiş ama o kadar.
- Gittiğini hiç sanmam. Hele kendini sevdirip okşattığını hiç. Bambaşka bir kız!!
Doktor en çok yerleştirdiği iskemleye oturduktan sonra, kasasına geçen kızın zarif bacaklarına hayranlıkla baktığı anları unutamıyordu. Bacaktı işte, bacak! Yeryüzündeki milyonlarca güzel bacaktan biri. Sadece "güzel bacak" olsa, eh işte der geçerdi. Değil. Sadece güzel bacaktan başka bacaklar.
Bir güzel delikanlı gelmişti bir gün eczaneye. Kasaya sokulmuş bir şeyler fısıldamıştı kıza. Kız, bağırıp çağırmadan, hatta kaşlarını çatıp "terbiyesiz" filan demeden, bir parça alaylı şöye konuştu:
- Efendim? Çok mu beğeniyorsunuz?
Delikanlı kıpkırmızı kesilerek doktora bakmış bir an sonra:
- Sus! demişti. Bağırma!
- Bağırmıyorum! Doktor bey yabancı değil!
- Ulan ne matrak kızsın sen be!
- Teşekkür ederim..
Çocuğun şaşkın, kıpkırmızı gidişine de tatlı bir kahkaha atmış, sonra durumu doktora açıklamıştı.
- Laboratuara gidip gelirken yolumu bekliyor, önüme çıkıyor. Randevu veriyor bana, sinemaya gidelim diyor. Benim böyle şeylere vaktim var mı?
Doktor merakla sormuştu:
- Niçin yok?
- Çünkü, sabahleyin erkenden buraya geliyorum. Öğleye kadar burası. Öğleyin okuldaki kız kardeşim gelir, yemek yeriz, gider. Burada mesai başlar. Akşamın beşine, altısına kadar. O sıra kardeşim okuldan gelmiş olur. Onu eczanede bırakıp beyefendilerin gönüllerini avutamam ya!
O gün eczanede hemen hemen kimseler yoktu. Doktor neşelenmişti.
- Nere oturuyorsunuz?
- Taşlıtarla'da!
- Baban var mı ?
- Var
- Annen?
- Var.
- Onlar çalışmıyorlar mı? Sen neden çalışıyorsun?
- Babam felçli, annem verem. Kardeşlerimin en küçüğü iki yaşında. Dört, altı, sekiz, on yaşlarında beş küçük kardeşimden başka ortaokula giden benim üç yaş küçüğüm. Yani benimle yedi kardeşiz. Evimiz kira doktor bey!
Bütün bunları bir çırpıda anlatmış, sonra da dehşetli pişman, yalvarmağa başlamıştı.
- Ne olursunuz bunu kimseye, hele bizim eczacıya söylemeyin olmaz mı? Yalvarırım!
Doktor hayretle, sormuştu:
- Peki ama neden?
- Çünkü..
- Çünkü?
- Kalabalık bir ailenin çalışan tek insanı olduğumu öğrenir!
- Öğrenmesini neden istemiyorsun?
- Haftalığımı artırmaya kalkar!
- Fena mı?
- Değil belki ama, aldığım haftalık bu işe göre. Hakkım olmayan fazla parayı istemem!
Doktorda o günden sonra bir iç dalgalanması. Geceleri evde, yatağında, gündüzleri kabinesinde bu kızı, bu akıllı, hem matrak, hem haysiyetli, hem de filozof kızı düşünüyordu. O kadar ki, günün birinde kalkıp evlerine gitmek isteğine karşı duramadı:
- Beni bir gün evinize davet etsene!
Hiç şaşmadı:
- Edeyim ama, değer mi?
- Ne?
- Bize gitmek?
- Neden değmesin?
- Yollarımız bozuk, otobüslerimiz laçka, pis, tıklım tıklım. Evimize gelince, yarı bellerine kadar ıslah duvarlar, ıslak minderler, ıslak örtüler. Yaz gelmeyince de kurutamıyoruz!
Karların lapa lapa savrulduğu gün, Taşlıtarla otobüsünde onunla kardeşinin arasına oturup, bozuk yollarda ırgalana ırgalana çalkalana gitmişti. Söyledikleri doğruydu. Yarı bellerine kadar ıslak duvarlar, ıslak minderler, ıslak örtüler.. bütün bu ıslak grilikte ıslanmış, kalpleri, ciğerlerine kadar romatizma içinde yaşlı insanlar, felçli baba.. Fakat kış bambaşkaydı. Bu ıslak griliğin içinde bir ilkbahar güneşi gibi sımsıcak, cıvıl cıvıl. Bir an durduğu yoktu. Şimdi elinde gaz teknesi bakkala koşuyor, bakkaldan dönüyor gazocağına çaydanlığı oturtuyor, babasının kalkmasına yardım ediyor, annesinin balgam kutusunu koşturuyor, çamura yuvarlanmış en küçük kardeşinin üstünü başını değiştiriyor, çorbayı kaynatıyor...
Bulgaristan'ın Plevne yakını Türklerindenmişler.
Doktor bu düşkün aileye bol bol ilaç yardım yapmış. Sık sık evlerine gitmiş, ama bir uzun Avrupa gezisinden sonra kızı bir daha eczanede bulamamış.
- Nerde o küçük afacan?
Eczacının gözleri dolu dolu:
-Sorma!
- Ne oldu?
- Sorma dedim ya!
- Canım söyle ne oldu?
Eczacı gözlerini koluyla şöyle bir sildikten sonra:
- Hani, dedi, bir oğlan gelirdi arada, hatırladın mı?..
- Kıvırcık saçlı, sarışın. uzun boylu..
- Tamam. Bir gün Taşlıtarla'da dört arkadaşıyla önüne çıkmış..
- E?
- Arkadaşlarının külüstür dolmuşuna atıp...
- E??
- ALLAHısmarladık!
- Sonra?
- Sonrasını tahmin edersin. Kızda hayır bırakmamışlar. Polis, karakol, jandarma filan ama iş işten geçmiş. Hemen o günün akşamı da bir kutu fare zehiriyle..
- ............. ??
İşte doktor ne zaman o eczanenin önünden geçse, elinde olmayarak içi burkulur.



Benzer Konular

Görüntüleme:1187, Cevaplar:4

İlginizi Çekebilir >
Alt 23-03-2006, 10:14 #2

●нüzüη çiçєği●

๓єгฬє Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ


yüregine saglık çok güzelmiş





Alt 23-03-2006, 12:17 #3

SeVGi_NeDiR

Aktif Üye

Yüreğine SaLık Güzel





Alt 23-03-2006, 14:36 #4

TaTLixPeRi

Forumun Tiryakisi


Paylastigin Icin T$kLer.





Alt 28-03-2006, 20:48 #5

Aksam_Gunesi

Forum Üstadı

Yüreğine Sağlık...





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:38 .