Bizim Destanlarımız ve Ata sözlerimiz
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 27-09-2007, 21:19 #1

rabel_hawk

Foruma Alışıyor

Bizim Destanlarımız ve Ata sözlerimiz

Arkadaşlar bildiğiniz ve arkaaşlarınıznda bilmesinde yarar gördüğünüz Hikayeler, Kıssalar ve Atasözlerinizi buraya bekliyorum.
Ne demişler bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır

Herşy aslına çeker

Zamanın birinde Padişahın biri Hızır aleyhisselamı görmeyi o kadar çok istermişki
Haber saldırmış 4 bir yana her kim bana Hızır Aleyhsisselamı getirirse ona dilediğini vericem diye.
Köylerin birindede çok fakir bir adam yaşarmış.Hanım ben gidiyim padişahyan bol para ve yiyecek istiyim.Hızırı bulamasamda çoluk çouk sen rahat yaşarsınız demiş.Hanımı olurdu olmasdı adam düşmüş yola.Varmış padişahın huzuruna
Padişahım ben size hızırı bulurum ama 40 vakit, bir araba yiyecek ve bir katırd altın isterm demiş
Padişah tamam demiş bu işe Adam almış yiyecek, giysi ve altınları gelmiş eve
aradan 40 gün geçmiş ve paişah bulun bu adamı bana bakalım demiş.
Adamı getirmişler huzura.
Nerde hızır demiş. Adam paişahım ben size yalan söyledim benim hızır bulma ihtimalim yok demiş.Çoluğum çocuğum rahat etsin fakirlikten kurtulsun istedim demiş
Paişah hemen vezirlerine dönmüş ve biirnci vezirine sormuş
Sence Padişahına Ylan söyleyen bu adamı ne yapmak lasım demiş
Vezir padişahım bu adamı satırla kesip kasap çengellerine asmak lasım demiş
O arada kapıdan bir çocuk içeri girmiş ve laa karışıp herşey aslına çeker demiş
İş bu ya kimse merak etmemiş bu çocuk kimdir nasıl girdi ne demek istedi diye.
Padişah 2 vezirine döner ve sen söyle bakalım der
Padişahım Bu adamın derisini yüzdürüm şehir meydanına asmak lasım bidaha kimse size yalan söylemeye cesaret edemesin demiş o ara çocuk yine lafa karışıp herşey aslına çeker demiş
Padişah son vezirine sormuş sence demiş.
Padişahım bu adam size suçunu kabul etti hem kendi için değil çocukları için yapmış size bu adamı affetmek yakışır demiş çocuk yine herşey aslına çeker demiş
Hükümdar bu sefer çocuğa dönmü sende kimsin diye sormuş.
ben 3 vezirimede bu konuyu danıştım sen 3 defasındada söze karıştın Her şey aslına çeker edin demiş.
Söyle bakalım ne demektş bu der.
Çcukta Hükümdarım demiş.
Birinci vezirinizin babası kasaptı sözleriylede aslını gösterdi
ikinci vezirinizin Babası2 da dericiydi o da aslını gösterdi sözleriyle
Üçüncü veziriniz ise vezir oğlu vezirdir o da aslını gösterdi demiş
Beni sorarsanız bende bu fakir adamı utandırmamak için gelim buraya.Vezirleriniz hakkında size bilgi verdim.Hızır istersen işte hızır Vezir istersen işte vezir demiş.
Çocuk bunları söyledikten sonra hızla kapıdan çıkıp kaybolmuş meğe kenisi hızırmış
İşte arkadaşlar aynen böyle unutmayın herşey aslına çeker


Benzer Konular

Görüntüleme:602, Cevaplar:7

Alt 27-09-2007, 21:34 #2

bakarcan

Forum Heveslisi
Canım çok güzeldi paylaşımın ve emeğin için sağol




Alt 28-09-2007, 14:24 #3

rabel_hawk

Foruma Alışıyor
Rica ederim ne demek bu ara görünmüyon tatildenmi yoksa şekerim




Alt 28-09-2007, 19:51 #4

bakarcan

Forum Heveslisi
yok yok evden bebegım




Alt 29-09-2007, 18:13 #5

rabel_hawk

Foruma Alışıyor
GENÇ OSMAN

Osmanlı Devleti vaktinde, koyunları ile Fırat'ın azgın sularını geçerek bir aile gelip Ağın'a yerleşir. Aile reisi, ahali içinde koyunları ile geldiği için "Koyun Ağa" olarak anılır. Eşi Hesna Hatun'la evliliğinden de Osman adlı bir evlâtları olur.

Osman, gözü pek ve çevresinde sevilen bir delikanlıdır. Kabına sığmadığı günlerde IV. Murat'ın Bağdat seferine çıktığı haberi yayılır. Sultan, Safevi Devleti ile yıllardır süren anlaşmazlığa son vermek, büyük dedesi Kanuni Sultan Süleyman'ın hediyesi Bağdat'ı geri almak muradındadır.

Padişah fermanı, Devlet-i Âliyye'nin-her tarafına duyurulur. Eli silâh tutan, gözü pek yiğitler orduya alınacaktır.

Genç Osman, bunu duyar. Hemen sefere katılmaya karar verir. Memleketi için savaşacak, Şah'a bir ders verecek, ölürse Peygamber'in müjdelediği şahadet mertebesine ulaşacaktır.

Ancak bu heyecanı fazla sürmez. Sefere katılmak için gittiğinde "Senin daha bıyıkların bile terlememiş." diyerek askere almak istemezler. Buna çok üzülen Genç Osman, muhafızların uyarmalarına ve engellemelerine aldırmadan Padişah'ın huzuruna ulaşmayı başarır. Dileğini iletir, ancak padişahtan da çocuk olduğu uyarısını alınca, cebinden çıkardığı tarağı dudaklarına saplar. Yiğitliğin ve cesaretin sakal ve bıyıkla olmayacağım gösterir.

Bunun üzerine IV. Murat, onun sefere katılmasına izin verir. Savaş esnasında büyük kahramanlık gösteren Genç Osman, şehit olur. Şehit olduktan sonra da, kellesi koltuğunda üç gün savaşır.

IV. Murat, Genç Osman'ın ailesi ile seferden sonra ilgilenir. Oğlunu Bağdat'a Tatarbaşı olarak tayin eder.

Genç Osman'ın kahramanlığı halkın hafızasında efsaneleşir ve destanlaşır




Alt 29-09-2007, 18:19 #6

rabel_hawk

Foruma Alışıyor
Çanakkale'de İnsanlık Dersi
>
> Baştanbaşa bir destandır Çanakkale.. Mehmetçiğin aslanlaştığı aynı
>zeminde şefkat kahramanı kesildiği.. yokluğun varlığa galebe çaldığı..
imanın zaferinin bayraklaştığı.. toptan bir milletin istikbalini pazara
çıkarıp ölüm kalım mücadelesi verdiği yerdir Çanakkale...
>
>Anlatılamayacak kadar çok harikulâde hadisenin vuku bulduğu, ehl-i
keşfin işaretiyle, Rasûlüllah'ın da ruhaniyeti ile hazır bulunduğu
Çanakkale hakkında pek çok kıymetli eser kaleme alınmıştır. Bu nadide
eserleri okurken insan, kimi zaman göz yaşlarıyla, kimi zaman coşan bir
gönülle, kimi zaman mahzun ve mükedder, kimi zaman da iftiharla olup
bitenleri sanki bir sinema ekranından seyrediyormuş gibi olur ve 80 yıl
önceki olayları hayalinde bir kere daha yaşar. Akıl almaz hadiseler,
dehşetengîz olaylar zaman zaman insana gayri ihtiyarî "olamaz böyle şey"
dedirtir.
>
>Japonların maziden çok iyi ders aldıklarını, Hiroşima ve Nagazaki'nin
bir kısmını II. Dünya Harbi sonundaki durumuyla aynen bıraktıklarını,
çocuklarını önce modern fabrikaları gezdirip ardından bu iki şehri ve
tahribin boyutlarını gezdirip göstererek, "Eğer siz, çalışmaz ve o modern
fabrikaları daha da ileri götürmezseniz, birileri gelir yine sizin
memleketinizi bu hale çevirir" şeklinde ders verdiklerini okumuştum.
Tarihten ders alabilen milletlerin geleceğe daha güvenle bakacakları da
bilinen bir gerçektir.
>
>İşte Çanakkale, ders alacak o kadar çok yönü olan bir hadisedir ki,
belki de Asr-ı Saadet istisna edilecek olursa bir benzeri görülmemiş bir
mücadeledir. Evet o derslerden biri de imanla gerilmiş Mehmetçiğin
akıllara durgunluk veren insanlık dersidir. Ateş çemberi içinde mürüvvet
>sergilemesi, şefkat ve merhamet kanatlarını sonuna kadar yerlere
sermesi, aciz ve muhtaçların imdadına koşması eşine az rastlanır bir
düzeydedir. Bu minvalde sayısız örneklerinden bir kaçını müsaadenizle
arzedeyim...
>
>* * *
>Hüseyin isminde bir er yaralanmış ve sargı yerinde tedaviye alınmıştı.
Ancak yarası çok ağırdı. Durumunun ümitsiz olduğunu kendisi de
>hissediyordu. Onu çok seven arkadaşları etrafında pervane gibi
dönüyor, son anlarında can dostlarını mutlu etmek için elinden geleni
yapıyorlardı. Bu arada hastalara taze ekmek gelmişti. Hemen bir yarım
somun da ona uzattılar. Hüseyin somunu aldı, tam ısıracakken birden
durakladı; ve yeniden ekmeği başucunda bekleyen Mehmetçiklere uzattı.
Onların yemesi için ısrarı üzerine, sahabe ahlakını çağrıştıran şu sözleri
söyledi:
>
>"Kardaşlarım!.. Bu ekmeği benim yemem doğru değildir. Ben nasıl olsa
şimdi işe yaramadan öleceğim.. alın, bunu çarpışacak yiğitlere yedirin de
ekmek boşa gitmesin..."
>
>* * *
>General Guro anlatıyor:
>
>Bir gün, bir taarruz sonrası cepheyi dolaşıyordum, yaralı bir Fransız
subayını gördüm ve elini sıkmak istedim. Elimi sıkmadı ve "benim değil, şu
Türk subayının elini sıkınız, o olmasaydı ben şimdi ölmüştüm" diyerek
ilerde baygın yatan Türk subayını gösterdi. Sebebini sordum, subay şöyle
devam etti:
>
>"İkimiz de ağır yaralı idik. O kendi yarasına aldırmadan sargı
paketini çıkardı ve benim şaşkın bakışlarım arasında boynumdaki yarayı
sardı. Rica ederim, yalvarırım onu kurtarınız."
>
>General çok meraklanır, acaba bu Mehmetçik neden kendi yarasına
bakmamış da, düşmanını tedaviye çalışmış. Merakını yenemeyip işin aslını
soruşturur ve şunları öğrenir.
>
>O Fransız subayı yaralanmıştır. Bir kenara çekilir, elini cebine atar
ve cebinden cüzdanını çıkarır. Cüzdanın içinden yaşlı bir kadın fotoğrafı
çıkarıp, bakar, bakar, sonra öper, yüzüne gözüne sürer... Mehmetçik, onun
annesi olduğunu tahmin etmiş ve demiştir ki: "Beni bekleyen ne annem var,
ne de babam... Ben ölsem arkamdan ağlayan kimsem olmaz... Ama bu arkadaşın
onu bekleyen bir annesi var. Bari o sağlığına ve annesine kavuşsun..."
>
>* * *
>Harbin en çok kızıştığı bir hengamda birkaç İngiliz subayı esir
alınır. Hemen cephe gerisine götürülür. Yaralı olanlarının tedavisine
bakılır.
>
>Mehmetçik yokluklar içinde mücadele vermektedir. Haftada bir etli
yemek bulurlarsa bayram ederler, çoğu zaman da bir kuru ekmekle
geçiştirirlerdi. Fakat karşı taraf içeceği şaraptan çukulatasına kadar
herşeyi tam tekmildi.
>
>Derken yemek vakti sargı yerine taze ekmek getirilir. Mehmetçik, taze
ekmeği esir subaylara verirler ve kendileri kuru ekmeğe talim olurlar.
İngiliz subaylar, bu işte bir iş var, ekmeği zehirlemiş olmasınlar sakın,
diyerek yemeğe yanaşmazlar. Bizim Mehmetçik ne kadar yeyin, dediyselerde
anlatamazlar. Nihayet, ingilizce bilen Türk subayı gelir. İşi öğrenir ve
sebebini sorar Mehmetçikten. Tam bir Anadolu delikanlısının saffeti içinde
şöyle cevap verir:
>
>"Kumandanım, madem bu adamlara bakacağız, yedireceğiz. Bari taze ekmek
yesinler, onlar bayat ekmeğe alışık değillerdir. Biz zaten askere gelmeden
evvel de köyde bayat ekmek yiyorduk..."
>
>* * *
>Çanakkale'de yedi oğlundan dördünü şehid veren Samsun'un Bekdiğin
köyünden Ali Çavuş'un hikayesi de çok ilginçtir. Harbin son dönemleridir.
Mehmetçik süngüyle hucuma kalkar ve düşmanı geri püskürtür. Geri kaçarken
bazı yaralı düşman askerleri de siperlerde kalır daha geri gidemezler. Ali
Dayı, düşman askerlerinden iki tane Anzak askerini bu şekilde siperde
yaralı bulur. Bunları tutar tedavileri için cephenin arkasına getirir.
Orada bir kısım tedavileri ile ilgilenir. Nihayet harp biter. Sekiz ay bu
cephede harp eden Ali Dayı, harp bitince bu iki esiri yanında İstanbul'a
getirir. Kimse zarar vermesin diye de üzerlerine Türk askeri üniformasını
giydirir. Oradan doğru memleketi Samsun'a. Samsun'un Bekdiğin köyüne alır
getirir. Köylü bu iki yabancıya kucak açar bunları bağrına basar. Derken
iki Avustralyalı 1916 yılında Samsun'da yaşamaya başlarlar. Kendilerine
gösterilen tarlayı ekerler, biçerler. Sıcak bir dostluk atmosferi oluşur.
Hayat alabildiğine hoş ve huzurlu devam ede dururken,
> bir gün Ali Dayı bunları melûl mahzun görür. Sebebini sorar.
>Memleketinden çok uzakta olan bu iki asker, kendi topraklarını ve
akrabalarını özlemiştir. Ali Dayı durumu anlar. Hemen ne yapabileceğini
düşünür. Nihayet, çareyi hanımının altınlarını istemede bulur. Bu ikisini
alır doğru İstanbul'a. Araştırır, soruşturur hemen yakında Avustralya'ya
kalkacak bir gemi bulur. Ali Dayı, eşinin altınlarını bozdurur, bu iki
Anzak askerinin biletlerini alır, yanlarına azık temin eder ve uğurlar...
>
>* * *
>İşte, imanla yoğrulmuş bu şefkat abideleri, haksız yere kimseye
>kıymamışlar. Hatta, civanmertlikleri sayesinde düşmanları tarafından
bile takdir görmüşlerdir. Öyle ya fazilet odur ki, düşman dahi takdir
etsin. Şimdilerde bu ruha başta bizim ve daha sonra da bütün insanlığın ne
kadar ihtiyacı var. Evet bu yüce duyguları biz nereden aldık ve nasıl
kaybettik. Üzerinde uzun uzun durulmaya değer...
>
> Ali Ünsal (www.herkul.org)
> ***************************************
> Çanakkalede yaşanmış bir olay
>
>O zamandan bu zamana hangi ozelliklerini kaybetti ve ısrarla
>kaybettirilmeye devam ediyor da bu hale geldi bu millet dusunmek gerek...
>
>Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı , kimi
Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı
getiriliyor...
>
>Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça
ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir.Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha
tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır.Nefes alıp vermesi oldukça
zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
>
>"Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma
>ulaştırın..."
>
>Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
>
>"Ben...Ben köylüm Lapseki'li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç
>aldıydım...Kendisini göremedim.Belki ölürüm.Ölürsem söyleyin hakkını
helal etsin"
>
>"Sen merak etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış
alnını eliyle okşar.
>
>Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "söyleyin
hakkını helal etsin" olur...
>
>Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.
Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin
üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir
künye ve yine bir pusula.Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat
bulamamıştır.Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır.
Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de göz yaşlarına engel
olamaz...
>
>PUSULADAKİ NOT:
>
>"Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi
beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız.Belki ben
dönemem.Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim."





Çanakkale'de İnsanlık Dersi hikayesini okudunuz.





Alt 29-09-2007, 18:49 #7

bakarcan

Forum Heveslisi
sağol canım emeğine yüreğine sağlık




Alt 21-10-2007, 15:01 #8

burcinci

Aktif Üye

cok begendim yaaa emegine saglik valla paylasim icin cok Türk Silahlı Kuvvetleri
+ReP




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:47 .