UMUDU BEKLEYİŞ

#1
Seksen yılın tüm izleri çizgi çizgi okunuyordu yüzünde.Oysa O, her uyandığı yeni güne güneşin sunacağı sürprizi kucaklamak ümidiyle kalkıyordu. Her yeni gün, yeni bir başlangıç, yeni bir umuttu. Yüreğinde köze dönüşen hasretiyle, beklediği biricik oğluna sarılıp koklamak, onunla kucaklaşmak özlemi, ümidiydi bu. Biliyordu ve ‘’bir gün mutlaka’’ diyordu hep. Kızıyordu da bazen ana yüreğiyle
‘’Arkadaşların geldi bak...’’
..............
‘’Herkes döndü bak...’’
.............
‘’Nerede kaldın kınalı kuzum, neden dönmezsin? ’’
.............
Cevap alamazdı ve lakin cevap olarak duyabildiği tek ses, sessizlik olurdu daima.
Öğleni bu duygularla karşılıyor, akşamları hüzün kaplıyordu yüreğini.
Geceler mi? .. Hiç sevmezdi o saatleri. Umudun en zayıf, beklentilerin en karamsar, duyguların en karasıydı geceler. Gece olunca, seksen yılın yıprattığı yorgun bedeniyle cebelleşir ama inadına, umuda uyanmak üzere dalardı yeniden uykuya.

Yirmi yıl olmuştu, tam tamına yirmi yıl. Davul zurnayla yolculamıştı. Gurur ve hüzün karışmıştı uğurlarken. Boynunun borcu vatan beklemeyeydi gidişi oğlunun. Erkekten sayılacaktı dönüşüyle.

Sayılı günler geçivermişti özlemle yoğrularak. Son mektubunda;
‘’ŞAFAK 30’’ diye yazıyordu kuzusu
‘’29 gün sonra DOĞAN GÜNEŞ diyeceğim annem’’ diyordu.
O günü belli ki iple çekiyordu o da tıpkı kendisi gibi.
Ve bir gece dar vakitti. kapsını çalıvermişti kötü haber
Haberci;
‘’Oğlunuz kahramanca....’’ demiş, sonunu getirememişti...
Dili yüreğinden bağımsız yanıtlamıştı haberciyi
‘’Vatan sağ olsun’’ diyebilmişti sadece.
Çöküvermişti oracıkta acılara. Gece bütün karanlığıyla boğazına çöreklenmişti. Haberci ağır adımlarla uzaklaşmıştı hıçkırıklar arasında.

Aylar ayı, yıllar yılı kovalamıştı. O gece akli melekeleri kendisini terk etmişti. Artık yüreğiyle duyuyor, yüreğiyle hayata tutunuyordu. Uyandığında telaşla ayaklandı. Güneş neden gecikmişti bu sabah.
Üstelik horoz da ötmemişti kör olasıca...
Sesler duyuyordu yakınlardan. Perdeye yöneldi aceleyle. Bir çırpıda açıverdi bir baştan başa. Güneş kocaman gülümsüyordu kendisine. Kapı önüne kadar yaklaşmıştı bu sefer. Müjdesi vardı belli ki. Bir silüet belirdi hemen önünde. Şaşırdı bir an, duraksadı. Nihayet mahcup adımlarla geliyordu oğlu kendisine. Şaşkınlığı hıçkırığa, hasreti
gözyaşlarına dönüştü. İki elini dudaklarının hemen altında birleştirip, geçiverdi pencereden öylece. Mahcuptu kuzusu, geç kalmışlığına.
Sıkı sıkı kucaklaştılar
‘’Yavrum’’ diyordu durmadan tekrarlayarak
‘’Özür dilerim annem’’
‘’Yavrum’’
‘’Özür dilerim annem’’
Görevli son perdeyi çekivermişti yüzüne
‘’Allah Rahmet eylesin ‘’ diyerek...

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:47 .