Arap çölleri alev ateş kavruluyordu
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 02-07-2009, 10:19 #1

GUAPO!

Osmanlı İmparatorluğu

Arap çölleri alev ateş kavruluyordu



Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.Kızgın kumları yakan güneş,
katılaşan kalpleri yakamıyordu işte.

Kum taneleri kadar insaf ve izana sahip olmayan bir millet vardı bu talihsiz yarımadada

Feryatlar yükseliyordu arzdan arşa doğru.

İnsanlık,geçirdiği amansız imtihanda sınıfta kalmıştı ki bir nur belirdi ufuklardan.

Kâinat gebeydi,doğum sancıları çekiyordu.

Bu kutlu doğum,insanlığın kaybettiği vasıflara ilticasının da habercisiydi

Titriyordu yedi gök.Sıtmaya tutulmuştu arz.

Bu nuru taşımak kolay olmayacaktı onlar için.

Alışılmışın dışında bir vuslattı bu

Âlemlerin âlimine kavuşması

Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır.
Bu gelen tevhid ü irfan kanudur.

sesleri muştuluyordu gelen nur çerağını

Kimsesizlerin kimsesi,gariplerin hâmisiyle müşerref oluyordu âlemler

On sekiz bin âlemin Mustafası yola çıkmıştı âlem-i ervahtan.
Aylar paylaşamıyordu bu şerefli doğumu
Rebiülevvel bir adım öndeydi bu hususta
Kıskanıyordu diğer aylar.Keşke,keşke diyorlardı
Takvimler bu ışık sağanağını taşımakta zorlanıyorlardı.
Çok ağır bir yüktü bu,taşıyanı bahtiyar eden
Hasta ruhların tabibi, yürek yanıklarının ilâhî merhemi geliyordu tedavi için.

Gökte ay ve güneş bu mübarek gelişe şahit olmak için erkenden kurulmuşlardı
dünya üzerine
Aminenin evinden etrafa yayılan ışık,ayın ve güneşin ziyasını gölgede bırakıyordu.
Yırtıcılıkta sırtlanları geride bırakan beşerin kurtuluşunu müjdeliyordu
bu güzel ve mübarek doğum

Esselâmu Aleyke, ya Muhammed
Esselâmu Aleyke, ya Ahmed

diye çınlıyordu asumanArap çölleri alev ateş kavruluyordu

Adı güzel,kendi güzel Muhammed dünyaya doğru mukaddes bir yolculuğa çıkmıştı.

Milâttı bu vahşilikte sınır tanımayan insanlık için.

Melekler adını sayıklıyordu ulu serverin.Kubbelerden taşıyordu aminler

Kandiller yanıyordu semanın derinliklerinde.

O gelmişti bir seher vakti.Yerle sema nura gark olmuştu.
Mevcudat onunla müşerrefti artık, ilelebet payidar.
.Bir yetim gelmişti dünyayaArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
Sevgili babasını dünya gözüyle görmek nasip olmamıştı kendisineArap çölleri alev ateş kavruluyordu
Ruhlar âleminde tanışmışlardı bi iznillah
Bereket dolmuştu muhterem validesinin istiratgâhına
Dünyada bir kısım gariplikler yaşanır olmuştu
Çünkü bu alelâde bir doğum değildi.
Putlar tersyüz olmuştu bu gelişin heybetinden
Küfrün kaleleri yıkılmaya mahkûmdu.İ
nsanlık yepyeni ve apak bir sayfa açıyordu.
Yürekler arınıyordu.

İnsanlığın medar-ı iftiharı olacak o gül bebek doğar doğmaz başını yere koyup
Rabbine secde etmişti.

O,çocuk hâliyle secdede "Ümmetim, ümmetim" demişti.
Doğuştan sünnetliydi ve göbeği de kesilmişti
Her hâlinde bir harikulâdelik vardı.

Yaratılanların en hayırlısı ve kâinatın efendisi,doğumuyla cihanı aydınlatmıştı.

Adı güzel,kendi güzel Muhammedi zor bir istikbal bekliyordu
Çileli yollardan geçmeliydi.Buna hazırdı zaten…
Rabbi onun ruhunu bunlara hazırlamıştı evvelden.
Sevgili validesinin sütü yetmez olmuştu ona.
Sütanne Halimenin yanında geçen yıllar başlamıştı onun için
Bolluk ve bereket,kıt kanaat geçinen Halimenin evine taşınmıştı.
Güller Muhammedin kokusuna gıpta ediyordu.
O güller ki kokularının esrarını onun mübarek tenine borçluydular.

Annelerin annesi Amineyle, gül yavrusu Medine yoluna revan olurlar
Emelleri baba yurduna vaslolup o mübarek iklimi teneffüs etmektir.
Öyle de yaparlar.Babayla oğlun farlı bir âlemde vuslatıdır bu.
Bu manzara yürekleri parçalar.
Fakat asıl acıyı yolda annesi Amineyi gencecik yaşında kara toprağa vermekle yaşar.
Artık yetimliğinin yanında bir de öksüzlüğü kaldırmak zorundadır.
Bundan sonra nurlu dedenin şefkat kanatları altındadır.
Bize bir nefes kadar yakın ve bir gölge kadar uzak olan ölüm dedeyi de
çekip alır rûy-i zeminden
Bu sefer de Ebu Talib yetişir yeğeninin imdadına.
Sıcak yuvasının bir parçası olur.

Lat,Uzza,Menat ve bir yığın sözde mabudun önünde diz çöken gafilleri
ateşten çekip kurtarmak için irşat faaliyetlerine başlar büyük bir iştiyak ve kararlılıkla Sırtına vurulan nübüvvet mührünün çilesine adamıştır kendini.
Acıyı bal etmek ve çileye talip olmak yüce gönüllerin işi.
Zaman onu Muhammedül Emin vasfıyla taçlandırmıştı.

Bundan sonra derin ilmi, kültürü, zenginliği,güzelliği
ve soyu ile devrindeki kadınların en üstünü olan Haticeyle yolu kesişen
Resulullah için yeni bir sayfa açılır.
Bu izdivacın meyveleri olarak Zeynep, Rukiyye, Ümmi Gülsüm, Fatıma ve Abdullah gelir dünyaya.
Sonra canından aziz bildiği mübarek torunları Hasan ve Hüseyin.
Hiçbir şey ona Rabbiyle arasına girecek kadar tesir etmez.
Maişetini helâl yoldan temin etmek için rızkın onda dokuzu olan ticaretin içinde bulur kendini

Bir gün Oku! Bütün mevcudatı yaratan Rabbinin ismiyle ki;
O,insanı kan pıhtısından yarattı, Oku senin Rabbin kalemle yazmayı öğreten,
insana bilmediğini bildiren kerimlerin kerimi ve ihsan sahibidir.(Alak suresi / 1-5)
hitabıyla karşılaşınca insanlık yepyeni bir dönemece giriyordu.
Risalet yıllarının habercisi olan bu kutlu hadisenin tesiri nur yüzlü Resulü yataklara düşürmüştü.
Fakat insanlığın küfür bataklığına saplandığı bir demde o yatıp uyuyamazdı

Zira bu hâlde iken ilâhî ikaz hemen geliverdi:
Ey örtülere bürünüp yatan!Kalk inzâr eyle ve Rabbini tekbir et
(Müddessir S.,1-3.Ayetler)
Uzun sürecek çileli yılların başlangıcıydı bu ilâhî fermanArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
Sonra ayetler yağmur gibi,şimşek gibi,kasırga gibi ardı ardına gelmeye başladı:
Sana emrolunan şeyi açıkla, baş ağrıtırcasına anlat, müşriklere aldırma
(Hicr/94)

Kolay değildi bu ağır yükü sırtlamak.

Onca yıllar tebliğle geçti
Müşrikler her geçen gün şiddet ve nefret sağanağını kasırgaya dönüştürdüler.
Bunun yanında nur halkası da her şeye rağmen genişliyordu.
İslâm güneşi,küfrün kara bulutlarını bertaraf ederek hakikate inanan
ve bu uğurda canlarını Hakka kurban eden cengâver müminlerin üzerine doğuyordu.

Atalarının batıl itikatları üzere yaşamakta ısrar edenler,o güzeller güzeline yapmadık eza ve cefa bırakmadılar.
Onu Hak yoldan döndürmek için bin dereden su getirdilerArap çölleri alev ateş kavruluyordu
O nihaî sözünü haykırarak söyledi:
Bir elime güneşi,öteki elime ayı verseniz yine de bu davadan vazgeçmem

İslâma teslim olan müminlerin kanı sular seller gibi aktı.
Bir zamanlar köle olan Bilâllerin yanık sesi Mekke semalarını çınlattı.
Gökler açıldı Resûl için
Rabbiyle vuslatı bir lütuftu onun için
Müşrikler onca mucizeye rağmen küfürde ısrar ederler.
Dinmek bilmeyen zulüm ve inkâr, Mekkeyi yaşanmaz hâle getirirArap çölleri alev ateş kavruluyordu

Medineye göç etmek için yola revan olurlar.
Ensar ve Muhacirler Medinede kardeşliğin en güzel numunesini sergileyerek
İslâmın çoraklaşan bahçelerini yeşertirler.
Bütün zorluklara karşılık yine de söndüremezler inananların yüreklerinde yanan iman ateşini

Her geçen gün mahzunlaşır Resulullah.
Sanki misafirdir bu yalan dünyada
Dost halesine duyduğu aşk ve şevk gittikçe artar

Ve bir gün davasına gönül veren ve her biri bir yıldız hükmünde olan ashabını
toplayarak onlara veda hükmündeki son sözlerini irâd eder:

Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz!
Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha birleşemeyeceğim;
Öyle de olur;o mübarek bedeni dünyayı acı ve hicrana boğarak güzeller güzeline kavuşur.

O gün bugündür dünya virandır biz müminler için
Resulün olmadığı bir dünya ıstıraptan gayri nedir ki?Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.
Onun yüzü suyu hürmetine halk olunan kâinat,en acı demlerini yaşıyor.
İnsanlığın başında kümelenen kara bulutlar,ancak onun yolundan gitmekle bertaraf edilebilir.
Bilâller in okuduğu ezanlara hasret çoraklaşan yüreklerimiz
Yoluna yeksân olduğum gönüllerin sultanı,
bil ki bize gayri hiçbir ilâç derman olmaz senin nurundan başkaArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
Pusulamız puslu,imanımız yara aldı pusuda.
Münzevî çığlıklar uyandırır gaflet uykusunda sabahlayan rind-i şeydayı
Gayri gönül terazisi çekmez bu sıkleti.
Refik-i Âlâya yükselen ruhuna binlerce salât ve selâm olsun ey Resûllerin piri!Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.
Bizi şefaatine eriştir.İrademizi iradene râm eyle ki kurtuluş bundadır.
Çöller suya nasıl hasretse biz ümmetin de işte öyle sana müştâkız.
Sözler kâfi değil sana olan aşkımızı izhar etmeye
Duygularımın tercümanı olan şâir A.Ulvi Kurucunun sözleriyle sana olan aşkımı beyan ederim:

Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,
Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.



Arap çölleri alev ateş kavruluyordu Kim Allah'ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar süphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır.(Maide 55,56)








Benzer Konular

Görüntüleme:1714, Cevaplar:1

İlginizi Çekebilir >
Alt 02-07-2009, 10:19 #2

GUAPO!

Osmanlı İmparatorluğu


Arap çölleri alev ateş kavruluyorduResim Otomatik Ekrana Olarak Uygun Küçültüldü Orjinal Büyüklükte Görmek İçin Tıklayınız...Arap çölleri alev ateş kavruluyordu

okuyor musun EFENDİMArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
yazılarımızıArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
sana olan sevgilerin izharınıArap çölleri alev ateş kavruluyordu.

haberdar mısın aşkınla yanan
yüreklerdenArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
samimi özlem çekenArap çölleri alev ateş kavruluyordu
gönüllerdenArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyordu

bir konu açtıK senin adınaArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
BİZLER SENİ GÖRMEDEN SEVDİK EFENDİM (S.A.V)Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.!
aşıklar gelsin seni koklasın diyeArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
ve volkan gibi patlasın bazılarıArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
SEVDA fışkırsın gönüllerindenArap çölleri alev ateş kavruluyordu.

seninle konuşmayaArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
seni koklamayaArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyordu
ellerinden tutmayaArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyordu
dizin dibine oturmayaArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
ve seninle beraber Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.
aglamayaArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
bir konu açtıK EFENDİMArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyordu.

VE BUGÜN GÖRÜYORUM KİArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
BİR AŞIĞIN GELMEDİĞİ GÜN YOK
GÜL KOKAN BU KONUYAArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
BİR AŞIĞIN SEVGİSİNİ ANLATMADIĞI
GÜN YOKArap çölleri alev ateş kavruluyorduArap çölleri alev ateş kavruluyordu
VE BİZ HER MESAJDAArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
SANA SESLENİYORUZArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
BİZLERİ AFFETTİN Mİ EFENDİMArap çölleri alev ateş kavruluyordu.! S.A.V










Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı."
(Necip Fazıl)

Issızda yakarışların yankılanır da, fezada bir çift muzdarip el daha bilmem kanatlanır mı? Rahmet çağlarken el'an gözlerinden art arda, bari bir haldaş çıkar da yüreği ıslar mı? Bağışla, Efendim, sana yakışmak isterdikArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
"Yolcu benmişim gibi,
Bir gemi demir aldı.
Ey her yerin garibi,
Vatan ırakta kaldı."
(Necip Fazıl)

Yalnızlık gurbette hepten zor, zordan da öte bir zor! Çilede yalnızlık, elde değil, sinedeki korArap çölleri alev ateş kavruluyordu. Anlamadan sevenler, bilmeden hakaret edenlerArap çölleri alev ateş kavruluyordu. Çileden nasibi yok, aşka istidatsız benlerArap çölleri alev ateş kavruluyordu. Bağışla, Efendim, sana yakışmak isterdikArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
"Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur:
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur."
(Necip Fazıl)


Arap çölleri alev ateş kavruluyordu

İnciten yüreğini, bilirim, taşlar değil, dostun gülüdür. Ya taşı dost atarsa, bu, ölümden önce ölümdür. Mahzun Nebi'nin dertli varisiArap çölleri alev ateş kavruluyordu. Ağlayan mı, gülen mi? Ağlayan bizimle mi ağlar, bizim yüzümüzden mi? Sevenler bizimle mi sever, yoksa bize rağmen mi? Efendim, sana yakışmak isterdikArap çölleri alev ateş kavruluyordu.
Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.

Arap çölleri alev ateş kavruluyordu

Bağışla, Gül Efendim!
Perişan hâlimizle bir serzeniştir bu. Derdi dert edinmeye davet, kendimizi kendimize şikâyettir bu. Gamsızın harcı değil ki; ötelerden gelen bir mesuliyettir buArap çölleri alev ateş kavruluyordu. "Rabbim, yolunda büyütsün, yolunda yürütsün, yolunda çürütsün." Nefis putu, rahat tutkusu göz açıp kapayıncaya kadar dahi fırsat bulamasın da ölsün
. Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.

Arap çölleri alev ateş kavruluyordu

Bağışla, Gül Efendim!
Ümidimiz senden yine: "Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene."
Yazın yeşil tonları çekilince mekândan,
Her yanda bir vaveylaArap çölleri alev ateş kavruluyordu sitem var yaşanandanArap çölleri alev ateş kavruluyordu
Arap çölleri alev ateş kavruluyordu





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:55 .