''Kur-an'ı kerim arapça latin harfli meali..
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 04-08-2010, 01:22 #1

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi

''Kur-an'ı kerim arapça latin harfli meali..




FÂTİHA SÛRESİ الفاتحة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
1-) “BismillahirRahmânirRahıym”;
İsmi Allah olanın Rahmâniyet (yokluktan vücuda getiren, izhar eden sıfatları) ve Rahimiyyeti (kemale erdiren, OKUmayı nasibederek birime hakikatini farkettiren rahmeti) ile (izhar olmakta; varlığım ve bilişim hakikatım-ismi Allah olan-dandır)... Veya “B” sırrı itibariyle: Esmâsıyla varlığımı yaratan ismi Allah olanın Rahmaniyeti ve Rahimiyyeti ile
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
2-) “ElHamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn”;
Hamd (mutlak değerlendirme, kemâlâtlarını izhâr) Rabb’ül âlemiyn olan Allah’a mahsustur (bu nedenle her şey O’nu tesbih eder; zira herşey O’nun Esması’nın açığa çıkması içindir).
الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
3-) “er RahmânirRahıym”;
(Hamd kendisine mahsus/kendi hakkı olan Allah) Rahmân’dır, Rahıym’dir (Allah’ın rahm sıfatı dolayısıyla Hamd işlevi sözkonusudur; genel ve özel rahmeti ve ni’metleri vardır).
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
4-) “Maliki YevmidDiyn”;
(Rabb’ül Alemiyn olan Allah) Diyn (ceza) Günü’nün (ÂN’ın) Mâlik’i (herşeyin sahibi olarak mülkünde tasarruf eden) / Melîk’idir (hükümranlık ve iktidar sahibi; dilediği gibi kurallandırıp, belli bir fıtrat ile yarattıklarını buna göre de değerlendirmekte).
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
5-) “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn”;
Yalnız sana kulluk ederiz VE yalnız senden yardım dileriz... Yani: Ancak dilediğin (izhar ettiğin) kulluk halin olarak varız ve bunun devamı gene Sana, Senin Hamd işlevine bağlıdır; Müstean Baki Sensin!.
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
6-) “İhdinasSıratal’müstekıym”;
Hidâyet et bizi o Sırat-ı Müstakım’e;
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ
عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

7-) ”Sıratalleziyne en’amte aleyhim”;
O sırat ki İN’ÂM’da (ilâhi sıfatlarla tahakkuk) bulunduklarının (Nebîler’in, Sıddıklar’ın, Veliyler’in) yoludur (ilâhi özelliklerle yaşayan onların arasında bulundur)...

“Ğayril’mağdubi aleyhim”;
Gadap edilmişlerin (müşriklerin, yüzü-kalbi Allah’a dönük olmayanların; seyr-i sülüke girmeyenlerin; zahirle perdelenenlerin, yahudilerin) değil.

“Ve laddaaalliyn”;
Ve (Hâkikatlarından) sapanların (batın ile perdelenenlerin, nasaranın), değil.

BAKARA SÛRESİالبقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.
ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
2-) Zalikel Kitab’u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;
işte O (yani, Hakkani Vücud) KİTAB (ı; OKUnması gereken), kendisinde şüphe-kuşku olmayan (Hakk olduğu şüphe götürmeyen) dır... HÜDA (hidayet kaynağı, gerçeği gösterici, rehber) dır O, muttakıyler (korunmak isteyenler, korunanlar) için.
الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا
رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
3-) Elleziyne yu'minune Bil ğaybi ve yukıymunas salate ve mimma rezaknahüm yünfikun;
Ki onlar “B”il-Gayb’a (B sırrınca ğayblarına) iman edenler (arınanlar) ve salat’ı/namaz’ı ikame edenlerdir... Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah yolunda, Allah adına sarfederler).
وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ
مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
4-) Velleziyne yu'minune Bi ma ünzile ileyKE ve ma ünzile min kabliK (E) * ve Bil ahıreti hüm yukınun;
Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da (B sırrıyla) iman edenlerdir... Ve onlar ahiret boyutuna da (B sırrınca) ikan halindedirler.
أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ
الْمُفْلِحُونَ
5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül muflihun;
İşte onlar rabblerinden olan bir HUDA (hidayet) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ
لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
6-) İnnelleziyne keferu sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm la yu'minun;
Kesinlikle o kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri; küfrü-perdeliliği ortaya koyanları) inzar etmiş olsan da olmasan da onlara müsavidir; iman etmezler.

خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى
أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
7-) HatemAllahu alâ kulubihim ve alâ sem'ihim ve alâ ebsarihim ğışaveh* ve lehüm azabün azîym;
Allah, kalblerini, kulaklarını/işitmelerini mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır... Ve onların müstahakkı’dır azıym azab.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ
الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ
8-) Ve minenNasi men yekulü amenna Billahî ve Bil yevmil âhıri ve ma hum Bimu’miniyn;
İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik” derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.
يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ
إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

9-) Yuhadi’unAllahe velleziyne amenu ve ma yahdeune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Allah’a ve iman etmiş olanlara hile yarışına kalkışırlar/ (kendi zanlarınca) aldatmağa çalışırlar... Halbuki (gerçekte) hileyi ancak kendilerine (nefslerine) yapıyorlar da bunun şuurunda değiller (farkında olamıyorlar).
فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ
عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
10-) Fiy kulubihim meradun fezadehümüllahü merada* ve lehüm azabün elimün Bima kanu yekzibun;
Onların (münafıkların) kalblerinde maraz (hastalık) vardır... Allah da onların hastalığını artırmıştır... Yalancılık etmeleri dolayısıyla (B sırrınca) onlar için eliym azab vardır.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا
نَحْنُ مُصْلِحُونَ
11-) Ve iza kıyle lehüm lâ tüfsidu fiyl Ardı, kalu innema nahnü muslihun;
Onlara “Yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkarmayın” denildiğinde, “biz ancak islahcılarız” dediler.
أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
12-) Elâ innehüm hümülmüfsidune ve lâkin lâ yeş'urun;
Bu böyle biline ki, gerçekte onlar fesadçı/bozguncuların ta kendileridir... Lakin bunun şuurunda/farkında değillerdir.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا كَمَا ءَامَنَ النَّاسُ قَالُوا
أَنُؤْمِنُ كَمَا ءَامَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ
السُّفَهَاءُ وَلَكِنْ لَا يَعْلَمُونَ
13-) Ve iza kıyle lehüm aminu kema amenenNasü, kalu enu'minu kema amenessüfehaü* elâ innehüm hümüssüfehaü ve lâkin lâ ya'lemun;
Onlara “insanların iman ettiği gibi iman edin”denildiğinde, “süfeha’nın (akılsız, beyinsiz, kafası çalışmayan zavallı, anlayışı kıt, gerçeği bilmeyen cahiller’in) iman ettiği gibi mi iman edelim, yani” derler... Haberiniz olsun ki asıl süfeha onların ta kendileridir; lakin bilmiyorlar.
وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا
إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ
مُسْتَهْزِئُونَ
14-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza halev ilâ şeyatıynihim, kalu inna meaküm innema nahnü müstehziun;
İman edenlerle karşılaştıklarında “amenna = iman ettik” derler... Fakat (iman edenlerden ayrılıp) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında “muhakkak biz sizinle beraberiz, yalnızca biz (iman edenlerle) alay edicileriz” derler.
اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ
يَعْمَهُونَ

15-) Allahu yestehziu Bihim ve yemüddühüm fiy tuğyanihim ya'mehun;
(Amellerinin cezası; intikam sistemi gereği) Allah onlarla (B sırrınca) alay ediyor da tuğyan (azgınlık) ları içinde basiretsizce kendilerini sürüklüyor.
أُ
ولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى فَمَا
رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ
16-) Ülaikelleziyneşterevüd dalâlete Bilhüda* fema rabihat ticaretühüm ve ma kânu mühtediyn;
İşte bunlar HUDA’ya/hidayet’e mukabil dalaleti (B gerçeğince) satın almışlardır... Onların ticareti (bu alışverişleri) hiçbir kazanç sağlamadı ve doğru yolu, gerçeği de bulanlar olmadılar.
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ
مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي
ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ
17-) Meselühüm kemeselillezistevkade naren, felemma edaet ma havlehu zehebAllahu Binurihim ve terakehüm fiy zulümatin la yübsırun;
Onların meseli (ibretlik örneği) şu kimsenin durumu gibidir: bir ateş tutuşturmak istedi, ateş çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların nurunu (B sırrınca) giderip, onları karanlıklak içine terketti; (artık) görmezler.
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
18-) Summün bükmün umyün fehüm la yerciun;
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; onlar artık rücu etmezler.
أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ
وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي ءَاذَانِهِمْ مِنَ
الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ
19-) Ev kesayyibin minesSemai fiyhi zulümatun ve ra'dün ve berkun* yec'alune esabiahüm fiy âzânihim minessava’ıkı hazeral mevt* vAllahu muhıytun Bilkafiriyn;
Yahut (malum) sema’dan boşanan yağmur gibidir (onların meseli) ki onda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır... Yıldırımlardan, ölüm korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkarlar... Allah kafirleri (B-sırrınca; onların hakikatı olarak) Muhıyt’tir.
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ
مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ
اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى
كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
20-) Yekâdül berku yahtafu ebsarehüm küllema edae lehüm meşev fiyhi ve izâ azleme aleyhim kamu* ve lev şaAllahu lezehebe bisem'ıhim ve ebsarihim innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
O şimşek neredeyse basarlarını (gözlerini, idraklarını) kapıverecek... Onlara her aydınlık verdiğinde, ışığında yürürler... Üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar... Eğer Allah dileseydi (B gerçeğince) sem’lerini (işitme melekelerini), basarlarını (gözlerini, görmelerini, idraklarını) elbette alıp götürüverirdi... Muhakkak ki Allah herşey’e daima Kadiyr’dir.
يَ
اأَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ
وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
21-) Ya eyyühenNasu'budu Rabbekümülleziy halekaküm velleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ya NAS (ey insanlar), siz ve sizden öncekileri halketmiş olan Rabbinize kulluk/ibadet edin (hayalinizde yarattığınıza değil) ki, belki takva sahibi olur, korunursunuz.
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً
وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ
الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
22-) Elleziy ce’ale lekümül’Arda firaşen vesSemae binaen* ve enzele mines Semai maen feahrace Bihi minessemerati rızkan leküm* fela tec'alu Lillahi endaden ve entüm ta'lemun;
O ki (Rabbiniz), sizin için Arz’ı bir döşek, Sema’yı bina olarak oluşturdu ve sizin için Sema’dan bir su inzal etti de (B sırrınca) onunla türlü meyvelerden/mahsullerden size bir rızık çıkardı... Siz de artık bile bile Allah’a eşler oluşturmayın (enfüs ve afakınızda tüm algıladıklarınız, muhatab olduğunuz varlık ve kuvveler ismi Allah olan yegane var’a aittir; O’nun Esmasının zahir olmasıdır).
وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا
فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ
دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
23-) Ve in küntüm fiy raybin mimma nezzelna alâ abdina fe'tu Bisûretin min mislihi* ved'u şühedaeküm min dunillahi in küntüm sadikıyn;
Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphede iseniz, haydi onun mislinden bir (Bi-) sûre (meydana) getirin... Eğer sadıksanız Allah’dan ğayrı şahitlerinizi çağırın (da yapın, bakalım mümkün mü?).
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي
وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

24-) Fein lem tef'alu ve len tef'alu fettekunnaralletiy ve kudühenNasu velhıcareh* u’ıddet lil kafiriyn;
Eğer yapamazsanız- ki hiç bir zaman yapamayacaksınız- o halde ittika edin/korunun yakıtı NAS ve taşlar olan o malum NARdan; ki o, kafirler için hazırlanmıştır.
وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ
لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَ
رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي
رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا
أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

25-) Ve beşşirilleziyne amenu ve amilussalihati enne lehüm cennatin terciy min tahtihel enhar* küllema ruziku minha min semeratin rızkan, kalu hazelleziy ruzıkna min kablu ve utu Bihi müteşabihen, ve lehüm fiyha ezvacün mutahheratun ve hüm fiyha halidun;
İman edip salih amel işleyenleri ise çokça müjdele, ki onlar için altlarından nehirler akan Cennetler vardır... Onlardaki herhangi bir semere’den bir rızk ile her rızıklandıkça onlar derler ki “işte bu daha önce de rızıklandırıldığımız şey-misali-idi”... Ve o (rızık) onlara/ya da onlar o rızka, (B sırrınca) müteşabih olarak sunulmuştur... Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcılardır.
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مّ
بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ
أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ
فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَـذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِه
كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاّ
الْفَاسِقِينَ
26-) İnnAllahe la yestahyıy en yadrıbe meselen ma beudaten fema fevkaha, feemmelleziyne amenu feya'lemune ennehülHakku min Rabbihim, ve emmelleziyne keferu feyekulune maza eradAllahu Bihaza meselen, yudıllu Bihi kesiyran ve yehdiy Bihi kesiyra* ve ma yudıllu Bihi illel fasikıyn;
Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve (hatta) onun da fevkındeki bir şeyi misal vermekten haya etmez... Bilfiil iman edenler bunun Rabblerinden (kendi bünyelerinde müteşabihi olan) bir Hak/gerçek olduğunu bilirler... Kendi hakıkatlerini örtücü olanlara/kafirlere gelince, onlar da (temsil ve teşbih yollu anlatımda) derler ki <Allah (Bi-) bunu misal vermekle aceba ne murad etti?>... (İşte Allah) bu misal yollu anlatımla (B gerçeğince) bir çoklarını saptırır, bir çoğunu ise (B sırrınca) gerçeğe hidayet eder... (Allah) bu misal yollu anlatımla (B sırrınca) fasıklardan (bilinci gerçeği algılama yeteneği körelmişlerden) başkasını saptırmaz.

الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ
وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ
وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

27-) Elleziyne yenkudune ahdAllahi min ba'di miysakıhi ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl’ Ardı, ülaike hümülhasirun;
O fasıklar ki Allah Ahdi’ni Miysak’ından sonra bozarlar, Allah’ın BİRleştirilmesini/vusulunu (B sırrınca) emrettiği şeyi keserler ve Arz’da ifsad/bozgunculuk ederler... İşte bunlardır husrana uğrayanların ta kendileri.
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ
ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ


28-) Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun;
Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkar ediyorsunuz?.. Halbu ki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti... Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ
اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ
وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

29-) HUvelleziy halaka leküm ma fiyl’Ardı cemiy’an sümmesteva ilesSemai fesevvahünne seb'a Semavatin, ve HUve Bikülli şey'in Aliym;
O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti... Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti... O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي
الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا
وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ
لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

30-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi inniy ca’ılün fiyl’ Ardı halifeten, kalu etec'alü fiyha men yüfsidü fiyha ve yesfiküddima’e, ve nahnü nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisü leKE, kale inniy a'lemü ma la ta'lemun;
Hatırla ki Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu): “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.
وَعَلَّمَ ءَادَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى
الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ
كُنْتُمْ صَادِقِينَ
31-) Ve alleme AdemelEsmae külleha sümme aradahüm alelMelaiketi fekale enbiuniy BiEsmai haülai in küntüm sadikıyn;
Ve Adem’e bütün Esma’yı ta’lim etti... Sonra onları (o Esma’dan meydana gelen alemini) melaikeye arz edip “Hadi dediğinizde sadıksanız bana şunları (Bi-) isimleri ile haber verin”, buyurdu.
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ
أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

32-) Kalu sübhaneKE la ılme lena illâ ma ‘allemtena, inneKE ENTElAliymülHakiym;
(Melaike de): “Subhansın (ya Rab), bizim için senin bildirdiğinden başka ilim ne mümkün?; muhakkak ki sensin Aliym ve Hakiym” dediler.
قَالَ يَاآدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ
بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ
السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ
تَكْتُمُونَ

33-) Kale ya Ademü enbi'hüm BiEsmaihim, felemma enbeehüm BiEsmaihim, kale elem ekul leküm inniy a'lemu ğaybesSemavati vel’Ardı ve a'lemu ma tübdüne ve ma küntüm tektümun;
(Allah): “Ya Adem, onlara isimleri ile (B sırrınca, isimleri olarak) haber ver”, buyurdu... Vaktaki (Adem bu emr üzerine) onlara (Bi-) isimleri ile onları haber verince, (Allah) buyurdu ki: “Demedim mi size Ben!.. Muhakkak ki Ben bilirim Semavat ve Arz’ın gaybını, ve bilirim ne açığa çıkarıyorsanız ne gizliyor olmaktasınız”.
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا
إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

34-) Ve iz kulna lilMelaiketiscudu liAdeme fesecedu illâ iblis* eba vestekbera ve kane minelkafiriyn;
Hani (o vakit) Melaike’ye “secde edin Adem’e”, dedik... Behemehal secde ettiler... Ancak İblis dayattı, kibrine yediremedi (Hakkın ğayrına yerleşti); zaten gerçeği örten (kafir) lerdendi.
وَ
قُلْنَا يَاآدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا
مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ
الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

35-) Ve kulna ya Ademüskün ente ve zevcükelcennete ve küla minha rağaden haysü şi'tüma, ve la takreba hazihişşecerate feteküna minezzalimiyn;
Ve dedik ki “Ya Adem, sen ve eş’in cenneti mesken edinin... İkinizde oradan, dilediğiniz kadar bol bol yiyin... Fakat şu şecere’ye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız, o zaman) zalimlerden olursunuz”.
فَ
أَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا
فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ
فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

36-) Feezellehümeşşeytanu anha feahracehüma mimma kâna fiyhi, ve kulnehbitu ba'duküm liba'din adüvvün, ve leküm fiyl’Ardı müstekarrun ve meta’un ila hıyn;
Bunun üzerine Şeytan onları (Adem ve Eşi’ni) oradan (cennet yaşantısından) kaydırdı da onları içinde bulunduklarından çıkardı... Biz de dedik ki: “Bazınız bazınızın düşmanı olarak inin; sizin için Arz’da müstakarr (istikrar bulma, durma yeri; karargah) ve belli bir zamana kadar faydalanma, nasip almak vardır”.
فَتَلَقَّى ءَادَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ
هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

37-) Fetelakka Ademü min Rabbihı kelimatin fetabe aleyhi, inneHU HUvetTevvaburRahîym;
Derken Adem Rabbinden bir takım kelimeler telakkı etti de bunun üzerine O da tevbesini kabul etti... Gerçek ki O Tevvab, Rahıym’dir.
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي
هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ
يَحْزَنُونَ

38-) Kulnehbitu minha cemi’an, feimma ye'tiyenneküm minniy hüden femen tebi’a hüdaye fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Dedik: “İnin oradan topluca/hepiniz”... Artık Ben’den size bir HUDA (hidayet edici, rehber; Kitab) gelir de kim HUDA’ma tabi olursa, onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ
النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

39-) Velleziyne keferu ve kezzebu Biayatina, ülaike ashabünnari hüm fiyha halidun;
Onlar ki (HUDA’mı; KİTABI; SİSTEM’i; gerçeği) küfr (red) edip, (Bi-) ayetlerimizi (sıfatlarımızı) yalanladılar; işte onlar NAR ashabı’dır; onlar onun içinde ebedi kalıcılardır.
يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ
عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ
فَارْهَبُونِ

40-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve evfu Biahdiy ufi Biahdiküm ve iyyaye ferhebun;
Ya Ben-i İsrail (İsrailoğulları)... Size in’amda bulunduğum nimetiMİ hatırlayın; (Bi-) ahdimi tam yerine getirin/vefa gösterin ki, ben de (size olan) ahdimi (B sırrınca) tam yerine getireyim... Ve yalnız Ben’den korkun.
وَءَامِنُوا بِمَا أَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا
تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا
قَلِيلًا وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ

41-) Ve aminu Bima enzeltü müsaddikan lima me’aküm ve la tekünu evvele kâfirin Bihi ve la teşteru Biayatiy semenen kaliylen, ve iyyaye fettekun;
Ve (Ya Ben-i İsrail, B sırrıyla) İman edin, beraberinizdekini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak inzal ettiğimize (Kurân’a)... Ve (Bi-) O’nu (Kurân’ı, Hz.Muhammed’in açıkladığı realiteyi) ilk inkar eden/inkar edenlerin ilki siz olmayın... Benim ayetlerimi (B gerçeğince) az bir paha ile değişmeyin... Ve yalnız Ben’den ittika edin.
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

42-) Ve la telbisülHakka Bilbatıli ve tektümülHakka ve entüm ta'lemun;
Ve Hakkı batılla (Bil-batıl, batıl olarak) karıştırmayın; bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz.





Benzer Konular

Görüntüleme:73876, Cevaplar:135

İlginizi Çekebilir >
Alt 04-08-2010, 01:24 #2

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi



BAKARA SÛRESİالبقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
43-) Ve ekıymusSalate ve atuzZekate verke’u ma’arraki’ıyn;
Ve salat’ı İKAME edin, zekat’ı verin; rüku’ edenlerle beraber rüku’ edin.
تَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
44-) Ete'murunen Nase Bilbirri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunelkitabe, efela ta'kılun;
İnsanlara (Bi-) BİRR’i (hakiki iyiliği) emredip, kendi nefslerinizi unutuyormusunuz?.. Halbuki Kitab’ı tilavet ediyorsunuz (Sistem’i nasıl ihmal ediyorsunuz)!... Şimdi akletmiyormusunuz?.
وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
45-) Veste’ıynu BisSabri vesSalati, ve inneha lekebiyratün illâ alelhaşi’ıyn;
(B sırrınca) Sabr ve Salat ile yardım isteyin; muhakkak ki bu huşu’ edenlerden başkasına büyük/ağır gelir.
الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
46-) Elleziyne yezunnune ennehüm mülaku Rabbihim ve ennehüm ileyhi raciun;
O huşu’ edenler, Rabblerine mulakı olacaklarını zannederler (içten gelen bir hissedişle muhakkak bilirler); ve (bilirler ki) kesinlikle onlar, O’na rücu edeceklerdir.
يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
47-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enni faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın (demek ki, geçmişte idi?).
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
48-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey'en ve la yukbelu minha şefaatün ve la yü'hazü minha adlün ve la hum yunsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir şefaat kabul edilmez; ondan adl (fidye) alınmaz ve onlara yardım da edilmez.
وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذَلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
49-) Ve iz necceynaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel’azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm, ve fiy zâliküm belaun min Rabbiküm azîym;
Ve hani (şunu da hatırlayın) sizi Al-u Fravun’dan kurtarmıştık... Hani onlar azabın en kötüsünü size (devamlı) tattırıyorlardı; erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı... İşte bunda (kurtulmanızda) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (büyük imtihan) vardı.
وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
50-) Ve iz ferakna Bikümül bahre feenceynaküm ve ağrakna ale fir'avne ve entüm tenzurun;
Ve hani sizinle (B sırrı) denizi yarmıştık ta sizi kurtarmış, al-u fravun’u ise siz bakıp dururken boğmuştuk.
وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
51-) Ve iz va’adna Musa erbe’ıyne leyleten sümmettehâztümül’ıcle min ba'dihi ve entüm zalimun;
Ve hani (bundan sonra) Musa’ya kırk gece va’detmiştik de ondan sonra siz, zalimler olarak, buzağıyı edinmiştiniz.
ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
52-) Sümme afevna anküm min ba'di zâlike le’alleküm teşkürun;
Sonra, bunun ardından (Musa’nın dönüşü ile) sizi affetmiştik, umulur ki şükredersiniz diye.
وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

53-) Ve iz ateyna MuselKitabe velFurkane le’alleküm tehtedun;
Ve hani Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik, belki doğru yolu bulursunuz diye.
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

54-) Ve iz kale Musa likavmihî ya kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm Bittihazikümül’ıcle fetubu ila Bariiküm faktulu enfüseküm, zâliküm hayrun leküm ınde Bariiküm, fetabe aleyküm* inneHU HUvetTevvaburRahîym;
Ve hani Musa kavmine demişti ki “Ey kavmim, muhakkak ki siz buzağıyı edinmenizle (B?) nefslerinize/kendinize zulmettiniz... Bu sebeple Bari’nize tevbe edin ve hemen nefslerinizi öldürün... Böyle yapmanız Bari’niz indinde sizin için daha hayırlıdır... (Eğer bunları yaparsanız, Bari’niz) tevbenizi kabul eder... Muhakkak ki O, evet O, Tevvab’dır, Rahiym’dir”.
وَإِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

55-) Ve iz kultüm ya Musa len nu'mine leke hatta nerAllahe cehreten feehazetkümüssa’ıkatü ve entüm tenzurun;
Ve hani “Ya Musa, biz Allah’ı cehreten görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz” demiştiniz de bu sebeple sizi yıldırım yakalamıştı, siz bakıp dururken.
ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

56-) Sümme be’asnaküm min ba'di mevtiküm le’alleküm teşkürun;
Sonra, mevtinizin akabinden sizi ba’setmiştik, belki şükredersiniz diye.
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
57-) Ve zallelna aleykümülğamame ve enzelna aleykümülmenne vesselva* külu min tayyibati ma rezaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kanu enfüsehüm yazlimun;
Ve sizi bulutla gölgeledik/bulutu üstünüze gölge yaptık ve üzerinize Menn (kudret helvası) ve Selva (bıldırcın kuşu) inzal ettik... (Dedik) sizi rızıklandırdığımız tayyibattan yiyin... Onlar bize zulmetmediler, lakin nefslerine/kendilerine zulmetmekteydiler.
وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ
58-) Ve iz kulnedhulu hazihilkaryete fekülu minha haysü şi'tüm rağaden vedhulülbabe sücceden ve kulu hıttatün nağfir leküm hatayaküm* ve senezidülmuhsiniyn;
Ve hani (şöyle) demiştik “Girin şu karye’ye/şehr’e; oradan dilediğiniz şekilde bol bol yiyin... (o şehrin) kapısından secde ederek girin ve <hıtta (mağfiret et bizi) > diyin ki sizin için hatalarınızı mağfiret edelim... Ve muhsinlere daha da artıracağız”.
فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنْزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
59-) Febeddelelleziyne zalemu kavlen ğayrelleziy kıyle lehüm feenzelna alelleziyne zalemu riczen minesSemai Bima kânu yefsukun;
Ne var ki bilfiil zulmedenler Kavl’i/söz’ü, kendilerine söylenenden başka (söz) ile değiştirdiler... Bunun üzerine bu zalimler üzerine yapmakta oldukları fasıklıkları ile (B gerçeğince) Sema’dan ricz (pislik, vehim, azap) inzal ettik.
وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

60-) Ve izisteska Musa likavmihî fekulnadrib Bi’asakelhacer* fenfecerat minhüsneta aşrete aynen, kad alime küllü ünasin meşrabehüm* külu veşrabu min rizkıllahi ve la ta'sev fiyl’ Ardı müfsidiyn;
Ve hani Musa kavmi için su istemişti de biz “(Bi-) asan ile taşa vur” demiştik... Bunun üzerine taştan hemen oniki ayn/pınar/göze fışkırmıştı... Her gurup insan kendi meşrebini (su’dan içecekleri yeri) hakıkaten bildi... “Allah rızkından yiyin, için; ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın” (dedik).
وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَىَ طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُواْ مِصْراً فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُوْاْ بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
61-) Ve iz kultüm ya Musa len nasbire alâ ta’amin vahıdin fed'u lena Rabbeke yuhric lena mimma tünbitül’Ardu min bakliha ve kıssâİhlas Haber Ajansı ve fumiha ve adesiha ve besaliha* kale etestebdilunelleziy huve edna Billeziy huve hayrün, ihbitu mısran feinne leküm ma seeltüm* ve duribet aleyhimüzzilletü velmeskenetü ve bau Biğadabin minAllah* zalike Biennehüm kanu yekfürune Biayatillahi ve yaktülunenNebîyyiyne BiğayrilHakkı, zalike Bima asav ve kanu ya'tedun;
Ve hani (Ey İsrailOğulları) demiştiniz ki “Ya Musa, (sırf Sema’dan inzal olunan) taam-ı vahid’e/bir tek cins yemeğe asla sabretmeyeceğiz; bizim için rabbine dua et te bize Arz’ın bitirdiklerinden, baklasından/sebzesinden, acurundan/kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın”... (Musa da) şöyle dedi: Siz daha hayırlı/daha üstün olanı (B gerçeğince) daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz?... İnin Mısr’a/kasaba’ya; (o zaman) istediğiniz muhakkak sizin olacaktır... Üzerlerine zillet ve meskenet vuruldu, Allah’dan (B gerçeğince) bir gadaba uğradılar... Böyle oldu, çünkü onlar Allah Âyetlerini (B sırrınca) inkar ediyorlardı ve Bi-ğayri Hakk nebîleri öldürüyorlardı... İsyan ettikleri için (B gerçeğince) böyle oldu... Ve sınır tanımıyorlardı/aşırı gidiyorlardı.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
62-) İnnelleziyne amenu velleziyne Hadu venNesara vesSabiiyne men amene Billahi velyevmil’ahıri ve amile salihan felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki (İslam’a takliden) iman edenler, Yahudiler, Nasara ve Sabiiler’den Allah’a ve ahir güne kim (B-sırrıyla) iman eder ve bunun gereği salih amel işlerse, onların ecirleri rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا ءَاتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
63-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütture, huzü ma ateynaküm Bikuvvetin vezküru ma fiyhi le’alleküm tettekun;
Hani (ya İsrailOğulları) sizden Miysak almış ve Tur’u da fevkinize ref’etmiştik... Size verdiğimizi (B sırrınca) kuvvetle tutun ve onun içinde olanı zikredin/hatırlayın ki korunabilesiniz.
ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ
64-) Sümme tevelleytüm min ba'di zalike, felevla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU leküntüm minel hasiriyn;
Bunun ardından yüz çevirip döndünüz... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ
65-) Ve lekad alimtümülleziyna'tedev minküm fiysSebti fekulna lehüm kûnu kıradeten hasiiyn;
Andolsun ki sizden Sebt’te (Cumartesi gününde) haddi aşanları siz bilirsiniz... Onlara şöyle dediydik: “Aşağılık maymunlar olun”.
فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
66-) Fece’alnaha nekalen lima beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Bunu (maymunlaşma olgusunu) olayı bilfiil görenlere ve sonradan onların halefi olarak gelenlere şayani ibret bir ceza, muttekiler için ise bir öğüt kıldık.
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
67-) Ve iz kale musa likavmihi innAllahe ye'muruküm en tezbehu bekareten, kalu etettehızüna huzuva* kale e’uzü Billahi en eküne minelcahiliyn;
Ve hani Musa kavmine dedi ki: “Allah size bir bakara/sığır boğazlamanızı emrediyor”... Dediler ki: “sen, bizi alaya mı alıyorsun?”... (Musa) dedi: “Cahillerden olmaktan (B sırrıyla) Allah’a sığınırım”.
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ
68-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, kale inneHU yekulü inneha bekaretün la faridun ve la bikrün, avanün beyne zalike, fef'alu ma tü'merun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... (Musa cevaben dedi ki“(Allah) diyor ki, o ne yaşlı/kocamış ne de körpe, ikisi arası bir bakara’dır”... Hadi size emredileni hemen yapın.
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
69-) Kalüd’u lena Rabbeke yübeyyin lena ma levnüha* kale inneHU yekulü inneha bekaretün safrau, fakı’un levnüha tesürrünnazıriyn;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et, açıklasın bize nedir onun rengi?”... (Musa cevap verdi“(Allah) diyor ki, o sapsarı, parlak renkli bir bakara’dır; bakanlara sürur verir”.
قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
70-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, innelbekara teşabehe aleyna ve inna inşaAllahu lemühtedun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... Muhakkak ki bu bakara bize müteşabih geldi... Ve biz inşAllah/Allah dilerse elbette doğruya/bunun gerçeğine hidayet ediliriz.
قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ
71-) Kale inneHU yekulü inneha bekaretün la zelulün tüsiyrul’Arda ve la teskıylharse, müsellemetün laşiyete fiyha* kalül’ ANe ci'te BilHakkı, fezebehuha ve ma kâdu yef'alun;
(Musa cevaben dedi ki “(Allah) diyor ki, muhakkak ki o bakara zelül değil/boyunduruk altına girmemiş/amel ile boyun eğdirilmemiştir; Arz’ı/araziyi sürmemiş, ekini sulamamış; müselleme/serbest dolaşan/hiç çalıştırılmamış/salim’dir, alaca (ikinci bir renk) yoktur onda (sırf sarı)”... Dediler ki: “İşte şimdi (B sırrınca) Hakkı getirdin/tam anlattın”... Ve akabinden o (bakara’yı) boğazladılar; nerdeyse/az kalsın yapmayacaklardı.
وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا وَاللَّهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
72-) Ve iz kateltüm nefsen feddare'tüm fiyha* vAllahu muhricün ma küntüm tektümun;
Hani siz bir nefs/kişi öldürmüştünüz de, onun hakkında atışıp duruyordunuz... Oysa Allah sizin saklamakta olduğunuzu meydana çıkarıcıdır.

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ ءَايَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

73-) Fekulnadribuhü Biba'dıha* kezâlike yuhyillahulmevta ve yuriyküm ayatihi le’alleküm ta'kılun;
“Onun (boğazlanan bakara’nın) bir kısmı ile (B sırrınca) ona (öldürülen nefs’e) darbedin” dedik... İşte böyle diriltir Allah mevtaları... Ve size ayetlerini gösteriyor ki, belki akledersiniz.
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
74-) Sümme kaset kulubüküm min ba'di zâlike fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveten, ve inne minel hıcareti lema yetefecceru minhül’ enhar* ve inne minha lema yeşşakkaku feyahrucü minhülma'* ve inne minha lema yehbitu min haşyetillah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra, bunun ardından (bir müddet geçince) kalbleriniz yine katılaştı; taş gibidir o (kalbler), belki daha da katı... Muhakkak ki taşlardan bazıları var ki, ondan nehirler kaynar/fışkırır... Ve (o taşlardan) bazıları var ki, şakk diye yarılır da ondan su çıkar... Ve öylesi de vardır ki, haşyetullah dolayısıyla aşağılara düşer... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir.





Alt 04-08-2010, 01:26 #3

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
أَفَتَطْمَعُونَ أَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
75-) Efetatme’une en yu'minu leküm ve kad kâne feriykun minhüm yesme’une kelamAllahi sümme yüharrifunehu min ba'di ma’ akaluhu ve hüm ya'lemun;
Şimdi (ey İslam’ın mü’minleri) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?... Halbuki onlardan bir fırka vardı ki, kelamullah’ı (Musa’yı) dinlerlerdi de, onu aklettikten sonra bile bile tahrif ederlerdi.
وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ قَالُوا أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
76-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza hâla ba'duhüm ila ba'din kalu etuhaddisünehüm Bima fetehAllahu aleyküm liyühaccuküm Bihi ‘ınde Rabbiküm* efela ta'kılun;
(İslam’a) İman edenlerle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Biribirleriyle karşılaştıklarında ise: “Allah’ın size (B sırrınca ve beş duyu verilerine göre) fethettiğini/açtığını, rabbinizin indinde (Bi-) onu sizinle tartışmada delil yapsınlar diye onlara mı söylüyorsunuz?... Akıl etmiyormusunuz?”, derler.
أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
77-) Evela ya'lemune ennAllahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun;
Bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.
وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلَّا أَمَانِيَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
78-) Ve minhüm ümmiyyune la ya'lemunelKitabe illâ emaniyye ve in hüm illâ yezunnun;
Onlardan (idrak-akıl gücü olmayan) ümmiy olanlar da vardır ki, kuruntu dışında Kitab’ı bilmezler (ancak kuruntu ve hayaldir bildikleri)... Ve onlar ancak zannediyorlar.
فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ
79-) Feveylün lilleziyne yektubunelKitabe Bieydiyhim sümme yekulune haza min ’ındillahi liyeşteru Bihi semenen kaliylen, feveylün lehüm mimma ketebet eydiyhim ve veylün lehüm mimma yeksibun;
Veyl olsun kendi elleriyle (B gerçeğince) Kitab’ı yazıp sonra (Bi-) onu az bir paha ile satabilmek için “Bu Allah indindendir”, diyenlere (külli manaları, cüzi manalar olarak tahrif edip satanlara)... Veyl olsun elleriyle yazdıklarından dolayı onlara... Veyl olsun kesbettikleri yüzünden onlara.
وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
80-) Ve kalu len temessenennaru illâ eyyamen ma'dudeten, kul ettehaztüm ‘ındAllahi ahden felen yuhlifAllahu ahdeHU em tekulune alAllahi ma lâ ta'lemun;
Ve dahi onlar dediler ki: “sayılı günler haricinde asla bize o Nar dokunmayacaktır” (dünyadaki günah zamanı kadar)... De ki: “İndAllah’dan bir ahd mı edindiniz... Allah ahdine asla muhalefet etmez... Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”.
بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
81-) Bela men kesebe seyyieten ve ehatat Bihi hatıyetuhu feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Hayır gerçek onların sandığı gibi değil; kim bir bir kötülük kesbeder ve o kasdi günahı (B gerçeğince) onu ihata ederse (o günahın sûreti kişiliğe dönüşürse), işte onlar Nar ashabıdır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
82-) Velleziyne amenu ve amilussalihati ülaike ashabülcenneti hüm fiyha halidun;
Hakikatlerine iman edip, bu iman bilinci ile salih amel işleyenler ise Cennet ashabıdırlar... Onlar da orada ebedi kalıcıdırlar.
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
83-) Ve iz ehazna miysaka beniy israiyle la ta'büdune illAllahe ve Bilvalideyni ıhsanen ve ziylkurba velyetama velmesakiyni ve kulu linnasi hüsnen ve ekıymusSalate ve atuzZekate, sümme tevelleytüm illâ kaliylen minküm ve entüm mu'ridun;
Hani İsrailOğullarından şöyle bir miysak almıştık: “Allah’dan ğayrına ibadet/kulluk etmeyin; (Bi-) ana-babanıza, yakınlara, yetimlere, miskinlere ihsanda bulunun; İnsanlara güzelini söyleyin; namazı ikame edin ve zekatı verin”... Bütün bunlardan sonra, sizden azınız müstesna yüz çevirdiniz; hala da yüz çevirmektesiniz.
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
84-) Ve iz ehazna miysakaküm la tesfikune dimaeküm ve la tuhricune enfüseküm min diyariküm sümme akrartüm ve entüm teşhedun;
(Ya İsrailOğulları) hani sizden “(biribirinizin) kanınızı dökmeyin ve (biribirinizi) yurtlarınızdan çıkarmayın” diye miysak almıştık... Sonra siz (buna) şahitlik eder halde (bunu) ikrar/kabul ettiniz.
ثُمَّ أَنتُمْ هَـؤُلاء تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقاً مِّنكُم مِّن دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِم بِالإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَإِن يَأتُوكُمْ أُسَارَى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
85-) Sümme entüm haülai taktülune enfüseküm ve tuhricune feriykan minküm min diyarihim* tezaherune aleyhim Bil’ismi vel ‘udvani, ve in ye'tuküm üsara tüfaduhüm ve huve muharremün aleyküm ıhracühüm* efetu'minune Biba’dılKitabi ve tekfurune Biba'din, fema cezaü men yef'alü zâlike minküm illâ hızyün fiylhayatiddünya* ve yevmelkıyameti yuraddune ila eşeddil’azab* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra siz şunlarsınız ki: (biribirinizin) nefslerinizi öldürüyorsunuz ve içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz... Onların aleyhlerine (Bi-) günah ve düşmanlıkda yardımlaşıyorsunuz... Eğer size esirler olarak gelirlerse, onları çıkarmanız size haram edildiği halde, onlar için fidyeleşirsiniz/fidyelerini verirsiniz... Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına (B sırrınca) iman edip bir kısmını (B gerçeğince) inkar mı ediyorsunuz (sistem bir bütündür)?... Sizden bunu yapanın cezası ancak dünya hayatında rezillik/rüsvaylıktır... Kıyamet gününde (fiziki ölümün akabinde) ise azabın en şiddetlisine redolunur... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.
أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
86-) Ülaikelleziyneşteravül hayateddünya Bil’ahıreti, fela yuhaffefü anhümül’ azabü ve la hüm yünsarun;
İşte bunlar ki ahiret mukabilinde dünya hayatını (B gerçeğince) satın almışlardır... Onlardan azab hafifletilmez (dünya cehennemdir?)... Yardım da edilmez onlara.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
87-) Ve lekad ateyna MuselKitabe ve kaffeyna min ba'dihı BirRusuli ve ateyna Iysebne Meryemelbeyyinati ve eyyednahu Biruhılkudüs* efeküllema caeküm Rasûlün Bima la tehva enfüsükümüstekbertüm* feferıykan kezzebtüm ve ferıykan taktülun;
Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik... Ve ondan sonra da birbiri ardınca (Bi-) Rasûller gönderdik (takviye ettik)... MeryemOğlu İsa’ya da beyyineler (apaçık açık mucizeler) verdik... Onu (Bi-) Ruh-ül’Kudüs ile teyid ettik... Nefislerinizin hevasına uymayan (şey) ile (B sırrınca) size bir Rasûl geldiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı?... Bir fırkasını yalanladınız, bir fırkasını da katlettiniz.
وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَا يُؤْمِنُونَ
88-) Ve kalu kulubüna ğulf* bel le’anehümüllahu Biküfrihim fekalıylen ma yu'minun;
Ve dediler ki “kalblerimiz kılıflıdır”... Bilakis küfürleri yüzünden (B gerçeğince) Allah onları la’netlemiştir... Dolayısıyla çok az iman ederler.
وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْكَافِرِينَ
89-) Ve lemma caehüm Kitabün min ‘ındillahi musaddikun lima me’ahüm ve kânu min kablü yesteftihune alelleziyne keferu* felemma caehüm ma ‘arefu keferu Bihi, fela'netullahi alelkâfiriyn;
Daha önce (Hz.Rasûlullah’dan önce, böyle bir Zatın geleceğini bilerek) kafirlerin (dini reddeden müşriklerin) aleyhine fetih istiyor oldukları halde, onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Kitab gelince; (yani) o tanıdıkları (Hz.Muhammed s.a.v.) kendilerine geldiğinde, O’nu (B sırrınca) inkar ettiler... Artık Allah la’neti o kafirlerin üzerinedir (Hz.Muhammed’siz Allah’a yakınlık ne mümkün?).
بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ أَنْ يَكْفُرُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ بَغْيًا أَنْ يُنَزِّلَ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ فَبَاءُوا بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ
90-) Bi'semeşterav Bihi enfüsehüm en yekfüru Bima enzelAllahu bağyen en yünezzilAllahu min fadlihi alâ men yeşaü min ıbadihi, febau Biğadabin alâ ğadab* ve lilkâfiriyne azabün muhiyn;
Allah’ın, kullarından dilediği kimseye fazlından indirmesini, kıskanarak Allah’ın (B sırrınca) inzal ettiğini küfr (örtme, red) etme mukabilinde (B gerçeğince) nefslerini satmaları/ya da satın almaları (yani değiştirmeleri; halifeliğe bedel perdeli-kayıtlı kişiliği tercih etmeleri?) ne kötüdür!... Bu yüzdendir ki (B gerçeğince) gadap üstüne gadaba uğradılar... Kafirler için küçültücü bir azab vardır.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنْبِيَاءَ اللَّهِ مِنْ قَبْلُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
91-) Ve iza kıyle lehüm aminu Bima enzelAllahu kalu nu'minu Bima ünzile aleyna ve yekfürune Bima veraehu ve huvelKakku musaddikan lima me’ahüm* kul felime taktülune enbiyaAllahi min kablü in küntüm mu’miniyn;
Onlara (yahudilere) “Allah’ın inzal ettiğine (B sırrıyla) iman edin” denildiğinde: ”Biz, bize inzal edilene (B sırrınca) iman ederiz” derler ve ondan gerisini (ilahi sıfat ve zat’ta fenayı, tam tevhid’i) de (B gerçeğince) inkar ederler... Oysa O beraberlerindekini tasdik edici bir hak/gerçektir... De ki: ”madem ki mü’minlerdiniz, öyleyse daha önce niçin Allah Nebîlerini katlediyordunuz?”.
وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
92-) Ve lekad caeküm Musa Bilbeyyinati sümmettehaztümül’ıcle min ba'dihı ve entüm zalimun;
Andolsun ki Musa size (B sırrınca) beyyineler (apaçık ayetler, mucizeler) ile gelmişti... Sonra siz, zalimler olarak, ondan sonra buzağı (yı ilah) edindiniz.
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
93-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütTur* huzû ma ateynaküm Bikuvvetin vesme’u* kalu semı'na ve asayna ve üşribu fiy kulubihimul’ıcle Biküfrihim* kul bi'se ma ye'muruküm Bihi iymanuküm in küntüm mu’miniyn;
Hani biz miysak almıştık sizden ve Tur’u da fevkınızde ref’etmiştik... “Size verdiğimizi (Bi-) kuvvetle tutun ve işitin-dinleyin” (demiştik)... Onlar ise: ”İşittik ve isyan ettik” dediler... (Bi-) küfürleri yüzünden kalblerine buzağı içirildi (onunla sarhoş oldular)... De ki: “eğer mü’minlerseniz, imanınızın (B sırrınca) size emrettiği şey ne kötüdür!”.
قُلْ إِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْآخِرَةُ عِنْدَ اللَّهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
94-) Kul in kânet lekümüddarul’ahıretü indAllahi halisaten min duninNasi fetemennevülmevte in küntüm sadikıyn;
De ki: ”İndAllah’da Ahiret yurdu (diğer) insanlara değil halis olarak sizin/size mahsus ise, eğer sözünüzde sadıksanız, o halde ölümü temenni etsenize!”.
وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
95-) Ve len yetemennevhu ebeden Bima kaddemet eydiyhim* vAllahu Aliymun Bizzalimiyn;
Ellerinin önceden takdim ettikleri sebebiyle (B sırrınca) onu (ölümü) asla temenni etmeyeceklerdir (negativ yük üretenler, o parazitli ortamlarını fıtri olarak hoşlanmazlar)... Allah, zalimleri (B sırrınca; onların vücudu ve hakikatı olarak) Alimdir.
وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
96-) Ve letecidennehüm ahrasanNasi alâ hayatin, ve minelleziyne eşrekü yeveddü ehadühüm lev yu’ammeru elfe senetin, ve ma huve Bimuzahzihıhi minel’azabi en yu’ammer* vAllahu Basıyrun Bima ya'melun;
(Rasûlüm) Sen onları (yahudileri) elbette, hayat üzerine insanların en harisi bulursun... Bilfiil şirke batanlardan bile... Onlardan her biri bin yıl ömür sürmek ister... Halbuki onun uzun ömür sürmesi (B gerçeğince) kendisini azabtan uzaklaştıracak değildir (zira azab kendinden kaynaklanıyor)... Allah onların amellerini (B sırrınca) Basıyr’dir.
قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
97-) Kul men kâne adüvven liCibriyle feinnehu nezzelehu alâ kalbike Biiznillahi musaddikan lima beyne yedeyhi ve hüden ve büşra lilmu'miniyn;
De ki: Kim Cibriyl’e düşman oldu ise (bilsin ki) muhakkak ki O, Biiznillah senin kalbin üzere Onu (Kurân’ı), kendinden öncekini tasdik edici, mü’minlere rehber ve müjde olarak indirmiştir.
مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ
98-) Men kâne adüvven Lillahi ve Melaiketihi ve Rusulihi ve Cibriyle ve Miykâle feinnAllahe adüvvün lilkâfiriyn;
Kim Allah’a (vahdete, varlığındaki uluhiyyet hakikatına ve bu mekanizmaya), O’nun meleklerine (kuvvelerine), O’nun Rasûllerine, Cibriyl’e (sisteme dönük akla) ve Miykal’e (himmet, rızık işlevine) düşman olursa, muhakkak ki Allah kafirlerin (bu gerçeği reddedenlerin, bundan perdelilerin doğal olarak) düşmanıdır (artık ne yakiyn mümkündür ne de şah damarından yakiyn olanın seni bırakması?).
وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ ءَايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلَّا الْفَاسِقُونَ
99-) Ve lekad enzelna ileyke ayatin beyyinatin, ve ma yekfuru Biha illelfasikun;
Andolsun ki biz sana apaçık ayetler inzal ettik... Onları (B gerçeğince) fasıklardan başkası inkar etmez.
أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
100-) Eveküllema ahedu ahden nebezehu feriykun minhüm* bel ekseruhüm la yu'minun;
Bir ahidle muahede ettikleri her seferinde, onlardan bir fırka onu bozup atmadı mı?... Hayır, onların ekseriyeti iman etmezler.
وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللَّهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
101-) Ve lemma caehüm Rasûlün min ’ındillahi musaddikun lima meahüm nebeze feriykun minelleziyne utülKitab* KitabAllahi verae zuhurihim keennehüm la ya'lemun;
Onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Rasûl gelince, kendilerine Kitab verilenlerden bir fırka, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi Kitabullahı arkalarına attılar (oysa ehl-i kitab demek, diynli demektir; nasıl Allah Sistemini ihmal ederler?).
وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
102-) Vettebe’u ma tetluşşeyatıynu alâ mülki Süleymane, ve ma kefere Süleymanu ve lakinneşşeyatıyne keferu yü’allimunenNasessıhr* ve ma ünzile alel melekeyni Bibabile harute ve marut* ve ma yü’allimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fela tekfür* feyete’allemune minhüma ma yuferrikune Bihi beynelmer'i ve zevcihi, ve mahüm Bidarrıyne Bihi min ehadin illâ Biiznillah* ve yete’allemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm* ve lekad alimu lemenişterahü ma lehu fiyl’ ahıreti min halak* ve le bi'se ma şerav Bihi enfüsehüm* lev kânu ya'lemun;
Süleyman’ın (Bismillah üzere zahir olan akıl)’ın mülkü (Rahmaniyetten kaynaklanan gücü; kuş dili’ni bilmesi, cinnler üzerinde tasarrufu, rüzgara hükmetmesi) hakkında onlar (yahudiler), o (ins ve cinn) Şeytanların okuduklarına (tılsımlara; evham, hayal ürünlerine) tabi oldular… (Halbuki) Süleyman küfretmemiş/kafir olmamıştır (mülküyle gafil değil; kudret ve kuvvetin, her türlü te’sir ve tasarrufun yalnız Allah’a ait olduğundan emin, mutmain)… Lakin o Şeytanlar kafir olmuşlardır; insanlara sihr’i (nesnelere güç isnad etmek) ve (Bi-) Babil’de Harut ve Marut adlı iki melek (meleke) üzerine inzal olunanı öğretiyorlardı… Oysa (o iki melek): Biz yalnızca bir fitneyiz/imtihan vesilesiyiz, sakın (sihir yaparak) küfretmeyin/kafir olmayın, demedikçe hiçbir kimseye öğretmezlerdi… (İnsanlar da) onlardan (Harut ve Marut’tan) (Bi-) kendisi ile erkek kişi ile eşinin arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı… Oysa onlar (sihir öğrenmiş kişiler) onunla Allah’ın izni (Bi-iznillah) olmadıkça hiçbir kimseye zarar veremezler… Onlar kendilerine zarar vereni ve fayda vermeyeni öğreniyorlardı… Andolsun ki onu (sihri) satın alanların Ahirette (kudret-bilinç boyutunda müsbet) hiçbir nasibi olmayacağını kati olarak bilmişlerdir… (Karşılığında B sırrınca) nefslerini/benliklerini sattıkları (özdeşleştikleri) şey ne kötüdür… Keşke bilselerdi.
وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
103-) Ve lev ennehüm amenu vettekav lemesübetün min ‘ındillahi hayrün, lev kânu ya'lemun;
Eğer onlar iman etmiş ve (şirkten) korunmuş olsalardı, indAllah’dan olan bir sevab elbette daha hayırlı olurdu... Keşke bilselerdi.





Alt 04-08-2010, 01:28 #4

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
104-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekulu ra’ına ve kulunzurna vesme’u ve lilkâfiriyne azabün eliym;
Ya iman edenler, (Hz.Rasûlullah’a) “raina” (bizi gözet, bizi bekle, bizi dinle; biz de seni?) demeyin; “unzurna” (bize nazar et-bak) deyin ve dinleyin... Kafirler için elim azab vardır.
مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
105-) Ma yeveddülleziyne keferu min ehlilKitabi ve lelmüşrikiyne en yünezzele aleyküm min hayrin min Rabbiküm* vAllahu yahtassu BirahmetiHİ men yeşa'u, vAllahu zülfadlil azîym;
Ehl-i Kitab’tan kafir olanlar ile müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler... (Ancak) Allah rahmetini (B sırrınca) dilediğine has kılar (özel rahmeti vardır)... Allah, Zül’Fadlil’Azıym’dir.
مَا نَنْسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
106-) Ma nensah min ayetin ev nünsiha ne'ti Bi hayrin minha ev misliha* elem ta'lem ennAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Biz bir ayeti nesh eder (hükmünü iptal eder) yahud unutturursak, ondan daha hayırlısını veya mislini (B sırrınca) getiririz (biz, ondan daha hayırlısını veya mislini getirmedikçe, bir ayeti nesh etmeyiz veya unutturmayız)... Bilmedin mi ki Allah her şeye kadirdir?.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
107-) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküsSemavati vel Ard* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
Bilmedin mi ki Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır (tüm varlığınızda tasarruf eden Allah’dır; sizde ortağı yoktur; siz ölüsünüz)... Ve (ey mü’minler) sizin için Allah’dan ğayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır.
أَمْ تُرِيدُونَ أَنْ تَسْأَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
108-) Em türiydune en tes'elu Rasûleküm kema süile Musa min kablu, ve men yetebeddelil küfre Bil’ imani fekad dalle sevaessebiyl;
Yoksa siz de Rasûlünüz’den daha önce Musa’dan sual edildiği/istendiği (BAKARA: 55-61) gibi sual etmeyi mi diliyorsunuz?... Kim imanla küfrü (B gerçeğince) tebdil ederse yolun denge noktasını saptırmış olur.
وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
109-) Vedde kesiyrün min ehlil Kitabi lev yerudduneküm min ba'di imaniküm küffara* haseden min ındi enfüsihim min ba'di ma tebeyyene lehümülHakk* fa'fu vasfehu hatta ye'tiyAllahu BiemriHİ, innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Ehl-i Kitab’tan bir çoğu, Hak kendilerine tebeyyün ettikten sonra, nefsleri indinden olan bir hased yüzünden, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek ister... (Ey mü’minler) Allah, Emri’ni getirinceye değin/ya da (B sırrınca) Allah Emri (olarak) gelinceye kadar affedin ve musamaha gösterin... Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir.
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
110-) Ve ekıymus Salate ve atuzZekate, ve ma tukaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhu indallah* innAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Ve namazı ikame edin, zekatı verin... Nefsleriniz/kendiniz için (önceden) hayırdan ne takdim ederseniz indAllah’da onu bulursunuz... Muhakkak ki Allah amellerinizi (B sırrınca) Basıyr’dir.
وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

111-) Ve kalu len yedhulel cennete illâ men kâne huden ev nesara* tilke emaniyyühüm* kul hatu bürhaneküm in küntüm sadikıyn;
Dediler ki: “Yahudi veya Nasara olandan başkası asla cennete giremeyecek”... Bu onların kuruntularıdır (zira hem onların adetleşmiş-örfi dinleri ile cennet’in bir bağlantısı yoktur; hem de Allah, onlara olan zuhuru ve onlara olan va’di ile kayıtlanamaz)... De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi getirin burhanınızı (itiraz edilemez kanıtınızı)”.
بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

112-) Bela men esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun felehu ecruhu ‘ınde Rabbihi, ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Hayır (iş onların sandığı gibi değil), Kim muhsin olarak (varlığının Hakka ait olduğu müşahadesiyle) vechini (aşikar olan varlığını) Allah’a teslim ederse (fena-i tam olursa; Zaten “vechin” O’nun Esmasının belli bir zuhurundan başka bir şey değildir), işte onun ecri Rabbi indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارَى عَلَىَ شَيْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارَى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
113-) Ve kaletil yehudü leysetinnesara alâ şey’in, ve kaletinnesara leysetilyehudü alâ şey’in ve hüm yetlunel Kitab* kezâlike kalelleziyne la ya'lemune misle kavlihim* fAllahu yahkümü beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Yahudiler: “Nasara, (sayılacak) bir şey üzere değildir” dediler... Nasara da:”Yahudiler, (sayılacak) bir şey üzere değildir” dediler... Ve bunlar Kitabı da tilavet edip dururlar?... Bilmeyenler (ehl-i kitab olmayan müşrikler) de tıpkı onların dediği gibi söylediler... İhtilaf ettikleri hususta, Allah hükmeder aralarında, kiyamet günü.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
114-) Ve men azlemü mimmen menea mesacidAllahi en yüzkera fiyhesmuHU ve se’a fiy harabiha* ülaike ma kâne lehüm en yedhuluha illâ haifiyn* lehüm fiyddünya hızyün ve lehüm fiyl ahıreti azabün azîym;
Allah mescidlerinde, O’nun isminin (özel ismi ALLAH; ki, kalbler Allah zikri ile tatmin olur, RA’D: 28) zikredilmesine mani olandan ve onların harab olmasına çalışandan (nefsani yaşayandan) daha zalim kim olabilir?... Böyleleri oralara ancak (namaz-secde için) korka korka girebilmelidir... Onlar için dünyada rüsvaylık vardır... Ahiret’te ise aziym azab yine onlarındır.
وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
11 5-) Ve Lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme VECHULLAH * innAllahe Vasi’un ‘Aliym;
Maşrik (doğu, doğma yeri) de mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (O’nun Esması’nın açığa çıkışıdır, 2: 107)... O halde nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır... Muhakkak ki Allah Vasi’dir, Aliym’dir.
وَقَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
11 6-) Ve kalüttehazAllahu veleden sübhaneHU, bel leHU ma fiysSemavati vel Ard* küllün leHU kanitun;
Ve dediler ki: ”Allah çocuk edindi”... Subhan’dır O... Bilakis Semavat ve Arz’da ne varsa O’nundur... Hepsi O’na kanittir/boyun eğicilerdir.
بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
117-) Bedi’üs Semavati vel Ard* ve iza kada emran feinnema yekulü lehu kün feyekün;
Semavat ve Arz’ın Bedi’i’dir (örneksiz icad edenidir)... Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca “ol” der; o da oluverir.
وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللَّهُ أَوْ تَأْتِينَا ءَايَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
118-) Ve kalelleziyne la ya'lemune lev la yükellimunAllahu ev te'tiyna ayetün, kezâlike kalelleziyne min kablihim misle kavlihim* teşabehet kulubühüm* kad beyyennel ‘Ayati likavmin yukınun;
Bilmeyenler: ”Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir ayet/mucize gelseydi ya!”, dediler... Onlardan öncekiler de tıpkı onlar gibi böyle demişlerdi... (Demek ki) kalbleri müteşabihleşmiş/birbirine benzemiş... Biz ayetleri, ikan sahibi olan kavme hakikaten beyan etmişizdir.
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الْجَحِيمِ
119-) İnna erselnake BilHakkı beşiyran ve neziyran, ve la tüs'elü an ashabilcehıym;
Doğrusu biz seni beşiyr (müjdeci) ve neziyr (uyarıcı) olarak Bil-Hakk (Hakk ile) irsal ettik... Ashab-ı Cahıym’den sual edilmezsin (sorumlu tutulmazsın; demek ki salih amellerimiz, imanlı yaşantımız O’nu da ilgilendirir).
وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
120-) Ve len terda ankelyehudü ve lennesara hatta tettebia milletehüm* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'delleziy caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min veliyyin ve la nasıyr;
Onların milletine/dinlerine tabi olmadıkça ne yahudiler ne de nasara, senden asla razı olmazlar... De ki: ”Muhakkak ki Allah’ın hidayeti/rehberliği, hidayetin/rehberliğin ta kendisidir”... Andolsun ki (mutlak) ilimden sana gelenden sonra onların hevasına tabi olursan, Allah’dan sana ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır/ ya da Allah’dan seni koruyacak hiçbir Veliy ve hiçbir Nasıyr yoktur.
الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُون
121-) Elleziyne ateynahümül Kitabe yetlunehu Hakka tilavetih* ülaike yu'minune Bihi, ve men yekfür Bihi feülaike hümül hasirun;
Kendilerine Kitab verdiklerimiz, onu hakkıyla tilavet ederler... İşte bunlar ona (B sırrıyla) iman ederler... Ve her kim onu (B sırrınca) inkar ederse (örterse), onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
122-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enniy faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
123-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey’en ve la yukbelu minha adlün ve la tenfe’uha şefaatün ve la hüm yünsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, (o gün) hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir ADL (fidye) kabul edilmez; ona (bir kimseye) şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.
وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ
124-) Ve izibtela İbrahîyme Rabbühu Bikelimatin feetemmehünne* kale inniy caılüke linNasi imama* kale ve min zürriyyetiy* kale la yenalu ahdiyzzalimiyn;
(Rasûlüm) hani Rabbi İbrahim’i (Bi-) Kelimeler ile İBTİLA/imtihan etmiş; O da onları itmam etmişti (hakkıyla tamamlamıştı)... (Rabbi): “Ben, seni insanlara İMAM kılacağım” demişti... (İbrahim): “zürriyyetimden de”, demişti... (Rabbi de): “ahdim erişmez zalimlere” buyurdu.
وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَأَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
125-) Ve iz cealnel’ Beyte mesâbeten linNasi ve emna* vettehızu min makami İbrahîyme müsalla* ve ahidna ila İbrahîyme ve İsmaıyle en tahhira Beytiye litTaifiyne velAkifiyne verRükke’ıs Sücud;
Hani, Biz el-BEYTi (Beytullah’ı, Kalb’i), insanlar için MESABE (rücu’ yeri, sevap kazanma yeri, sığınak) ve emin (yer) kıldık... Makam-ı İbrahim’den (hüllet makamı; kendi hüviyetinde, kendi vasıfları ile, kendine ait manaları seyreden makamdan) bir musalla/namazgah edinin... İbrahim’e ve İsmail’e “Beytimi, tavaf edenler, i’tikaf ile ibadete kapananlar ve secde eden rüku’ edenler için tahir kılın/temizleyin” diye bilgilendirdik (emir verdik).
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِير

126-) Ve iz kale İbrahîymü Rabbic'al haza beleden aminen varzuk ehlehu mines semerati men amene minhüm Billahi vel yevmil ahır* kale ve men kefera feümetti’uhu kaliylen sümme adtarruhu ila azabinnar* ve bi'selmesıyr;
Ve hani İbrahim şöyle demişti: ”Rabbim şunu emin bir belde kıl ve onun ehlinin, <B> sırrıyla Allah’a ve Ahir Gün’e iman edenlerini semarattan (meyvalardan, ma’rifetlerden) rızıklandır”... (Rabbi) buyurdu: “Kim kafir (gerçeği reddeden, nankör, kilitli) olursa, onu bile az bir şekilde rızıklandırır, sonra Nar’ın azabına muzdar ederim... Ne kötü bir dönüş/varış yeridir”.
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
127-) Ve iz yarfeu İbrahîymül kavaıde minel Beyti ve İsmaıyl* Rabbena tekabbel minna* inneKE ENTEsSemi’ul ‘Aliym;
Ve hani İbrahim, İsmail ile el-Beyt’ten (Beytullah’ın) kaidelerini (temellerini, ana duvarlarını) ref’ederek (onun için Hz.İbrahim 7.Sema’da arkasını Beyt-i Ma’mura dayamıştı?) (şöyle dua ettiler): “Rabbimiz, bizden kabul buyur; muhakkak ki sen Semi’ ve Aliym’sin”.
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
128-) Rabbena vec'alna müslimeyni leKE ve min zürriyyetina ümmeten müslimeten leKE, ve erina menasikena ve tüb aleyna* inneKE ENTEtTevvaburRahîym;
“Rabbimiz, bizi sana teslim olmuş iki müslim kıl; ve zürriyyetimizden de sana teslim olmuş müslim bir ümmet (oluştur)... Bize MENASİKİMİZİ (Hac-ibadet yerlerimizi ve yöntemini) göster ve tevbemizi kabul buyur... Kesinlikle sen, evet sensin Tewwab, Rahıym”.
رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ ءَايَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
129-) Rabbena veb'as fiyhim Rasûlen minhüm yetlu aleyhim ayatike ve yüallimuhümül Kitabe velHikmete ve yüzekkiyhim* inneKE ENTEl Aziyz’ül Hakiym;
“Rabbimiz, onların içinde, senin ayetlerini onlara tilavet eden, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i (doğru-sistemli-akıllı tefekkürü, din ilmini) öğreten, onları tezkiye eden, onlardan bir Rasûl ba’set... Muhakkak ki sen, evet sensin Aziyz, Hakiym”.
وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
130-) Ve men yarğabu an milleti İbrahîyme illâ men sefihe nefseh* ve lekadıstafeynahu fiyd dünya* ve innehu fiyl ahıreti le mines salihıyn;
İbrahim’in milletinden/tevhid dininden, kendini tahkir eden/kendini bilmez/ akılsızlardan başka kim yüz çevirir?... Andolsun ki biz Onu dünyada ıstıfa ettik/seçtik; ve o kesinlikle ahirette de salihlerdendir.
إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
131-) İz kale lehu Rabbuhu eslim, kale eslemtü liRabbil Alemiyn;
Hani Rabbi O’na (İbrahim’e): “eslim = teslim ol = müslim ol” demiş, O da: “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.
وَوَصَّى بِهَا إِبْرَاهِيمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَابَنِيَّ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى لَكُمُ الدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
132-) Ve vassa Biha İbrahîymu benihi ve Ya'kub* ya beniyye innAllahestafa lekümüdDiyne fela temutünne illâ ve entüm müslimun;
İbrahim bununla oğullarına (B sırrınca) vasiyette bulundu, Ya’kub da (vasiyette bulundu): Oğullarım, Allah sizin için bu Diyn’i (Allah’a teslim olma sistemi’ni) seçti; o halde müslim olmadan ölmeyin/ancak müslimler olarak ölün, dedi.
أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ إِلَهَكَ وَإِلَهَ ءَابَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
133-) Em küntüm şühedae iz hadara Ya'kubel mevtü, iz kale libenihi ma ta'büdune min ba'diy* kalu na'büdü ilaheke ve ilahe abaike İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ilâhen vahıden* ve nahnü leHU müslimun;
(Ey İbrahim ve evladlarının yahudi ve nasara olduğunu ileri sürenler) yoksa siz “mevt”in Ya’kub’a gelmesine şahidlermiydiniz?... Hani o, oğullarına “Benden sonra neye ibadet/kulluk edeceksiniz?” demişti... Onlar da: “Senin ilahına (meydana getiricine) ve senin babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın, ilah’un vahid olan ilahına kulluk edeceğiz... Biz O’na müslimleriz”, dediler.
تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
134-) Tilke ümmetün kad halet* leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm* ve la tüs'elune amma kânu ya'melun;
İşte onlar bir ümmetti, (gelip) geçtiler... Onların kazandıkları kendilerinindir ve sizin kazandıklarınız da sizindir... Ve siz onların amellerinden sorulmayacaksınız.
وَقَالُوا كُونُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
135-) Ve kalu kunu huden ev nesara tehtedu* kul bel millete İbrahîyme Haniyfen, ve ma kâne minel müşrikiyn;
(Yahudi ve Nasara) dediler ki: “Yahudi olun veya Nasara olun ki doğru yolu bulasınız”... De ki: “Hayır, haniyf olarak İbrahim’in milletinden (dininden olalım); O, müşriklerden değildi”.
قُولُواْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
136-) Kulu amenna Billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile ila İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube velEsbatı ve ma utiye Musa ve Iysa ve ma utiyen Nebîyyune min Rabbihim* la nüferriku beyne ehadin minhüm* ve nahnü leHU müslimun;
Deyin ki: “Biz, <B> sırryla Allah’a; bize inzal olunana; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve esbat’a (torunlara) inzal olunana; Musa ve İsa’ya verilenlere; Rablerinden Nebîlere verilenlere iman ettik... Onlardan hiçbirini tefrik etmeyiz... Biz, O’na teslim olmuşlarız”.
فَإِنْ ءَامَنُوا بِمِثْلِ مَا ءَامَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
137-) Fein amenu Bi misli ma amentüm BiHİ fekadihtedev* ve in tevellev feinnema hüm fiy şıkak* feseyekfiykehümüllahu ve HUves Semi’ul ‘Aliym;
(Ey mü’minler) eğer onlar (yahudi ve nasara; haniflik’ten bile mahrum olanlar) da sizin O’na (Allah’a, B sırrıyla) iman ettiğinizin (Bi-) misli iman ederlerse/sizin O’na (Allah’a, B sırrıyla) iman ettiğiniz gibi (B sırrıyla) iman ederlerse doğru yola hidayet bulurlar... Eğer yüz çevirirlerse (o takdirde) onlar yalnızca şıkak (ayrılık, muhalefet, parçalanmışlık, taassub) içindedirler... Onlara karşı Allah sana kafiydir... O’dur Semi’, Aliym.
صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
138-) SıbğatAllah* ve men ahsenü minAllahi sıbğaten, ve nahnü leHU abidun;
(Şıkak-taassub ile boyananlar) Allah boyası (?)!... Boyaca Allah’dan daha güzel kim olabilir?.. Ve biz O’na abidleriz.
قُلْ أَتُحَاجُّونَنَا فِي اللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ
139-) Kul etühaccunena fiyllahi ve HUve Rabbuna ve Rabbüküm* ve lena a’maluna ve leküm a'malüküm* ve nahnü leHU muhlisun;
De ki: “Allah hakkında bizimle tartışıyormusunuz?... O, bizim de Rabbimiz, sizin de rabbinizdir... Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir... Biz, O’na muhlisleriz”.
أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ أَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَادَةً عِندَهُ مِنَ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
140-) Em tekulune inne İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube velEsbata kânu huden ev nesara* kul eentüm a'lemü emillahu, ve men azlemü mimmen keteme şehadeten ındehu minAllah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Yoksa siz: “Şüphesiz ki İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve Esbat (torunlar), Yahudi yahut Nasara idi” mi diyorsunuz?... De ki: “Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?”... İndinde, Allah’dan olan bir şahitliği saklayandan daha zalim kim olabilir?... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.
تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
141-) Tilke ümmetün kad halet* leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm* ve la tüs'elune amma kânu ya'melun;
Onlar bir ümmetti, (gelip) geçtiler... Onların kazandıkları kendilerinindir ve sizin kazandıklarınız da sizindir... Ve siz onların amellerinden sorulmayacaksınız.





Alt 04-08-2010, 01:29 #5

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi

BAKARA SÛRESi البقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلَّاهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
142-) Seyekulüssüfehaü minenNasi ma vellahüm an kıbletihimülletiy kânu aleyha* kul Lillahil meşriku velmağrib* yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
İnsanlar’dan SEFİH (kendini tanımayan, diyn’in aslını, sistemi anlamayan anlayışı kıt) olanlar: “Onları (mü’minleri) yönelmekte oldukları kıble’den çeviren nedir?”, diyecekler... De ki: ”maşrik (doğu, doğma yeri) de, mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (Allah’a ait özelliklerin bir açığa çıkışıdır; gerçekte ise vech, Hak tektir)... Kimi dilerse, onu sırat-ı müstakıme hidayet eder”.


وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
143-) Ve kezâlike cealnaküm ümmeten vesetan litekunu şühedae alenNasi ve yekunerRasûlü aleyküm şehiyda* ve ma cealnel kıbletelletiy künte aleyha illâ lina'leme men yettebi’urRasûle mimmen yenkalibü alâ akıbeyh* ve in kânet lekebiyraten illâ alelleziyne hedAllah* ve ma kânAllahu liyudıy'a iymaneküm* innAllahe BinNasi leRauf’un Rahîym;
Böylece (Ey Ümmet-i Muhammed) sizi, insanlar üzerine şahidler olasınız ve Rasûlullah da sizin üzerinize bir Şehiyd olsun için, Ümmet-i Vasat (doğu ile batıyı BİRleştiren, orta/denge ümmet) kıldık... (Rasûlüm) Senin üzerinde olduğun/yöneldiğin (O asıl kıble, mutlak tek enerji; Ka’be)’i, ancak Rasûlullah’a tabi olan bilinçleri, ökçeleri üzerinde gerisin geri dönenlerden (irtidat edenlerden) ayırt edip bilelim diye KIBLE yaptık... Gerçi Allah’ın hidayet ettiklerinin dışındakilere bu elbette büyük gelecektir... Allah imanınızı zayi edecek değildir... Muhakkak ki Allah (B sırrınca) insanlara (insanların vücudu ve hakikatı olarak; insanlardan) Rauf’dur, Rahıym’dir.


قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

144-) Kad nera tekallübe vechike fiys Semai, felenüvelliyenneke kıbleten terdaha* fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve haysü ma küntüm fevellu vucuheküm şatrehu, ve innelleziyne utülKitabe leya'lemune ennehülHakku min Rabbihim* ve mAllahu Biğafilin amma ya'melun;

Biz, vechinin Sema’da takallub ettiğini (habire dönüp durduğunu, halden hale dönüştüğünü) görmekteyiz... Artık seni, razı olacağın bir Kıble’ye elbette döndüreceğiz... O halde vechini hemen Mescid-i Haram tarafına döndür... Ve (siz ey tevhid ümmeti) nerede olsanız vechlerinizi O’nun tarafına çeviriniz... Muhakkak ki kendilerine Kitab verilenler elbette bilirler ki o (tahvil-i kıble), Rabblerinden bir Hak’dır... Allah onların amellerinden (Bi-) gafil değildir.


وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم مِّن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذَاً لَّمِنَ الظَّالِمِينَ
145-) Ve lein eteytelleziyne utülKitabe Bikülli ayetin ma tebiu kıbletek* ve ma ente Bitabi’ın kıbletehüm* ve ma ba'duhüm Bitabi’ın kıblete ba'din, ve leinitteba'te ehvaehüm min ba'di ma caeke minel ılmi, inneke izen le minezzalimiyn;
Andolsun ki kendilerine Kitab verilenlere her ayeti (mucizeyi-sıfatı, B sırrınca) getirsen, (onlar gene de) senin kıblene tabi olmazlar... Sen de onların kıblesine (Bi-) tabi olucu değilsin... (Hatta) Onlar da birbirlerinin kıblesine (Bi-) tabi olucu değillerdir... Yemin olsun ki İLİM’den sana gelenden sonra onların hevalarına tabi olursan, o zaman sen kesinlikle o zalimlerden olursun.


الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
146-) Elleziyne ateynahümül Kitabe ya'rifunehu kema ya'rifune ebnaehüm* ve inne feriykan minhüm leyektümunelHakka ve hüm ya'lemun;
O kendilerine Kitab verdiklerimiz, O’nu (Hz.Rasûlullah’ı) oğullarını tanır gibi tanırlar... (Hal böyle iken) onlardan bir fırka bilerek Hakkı gizlerler.


الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
147-) ElHakku min Rabbike fela tekûnenne minel mümteriyn;
Hakk, Rabbindendir... O halde sakın şüphe edenlerden olma.


وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ أَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللَّهُ جَمِيعًا إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
148-) Ve liküllin vichetün huve müvelliyha festebikul hayrat* eyne ma tekûnu ye'ti Bikümullahu cemiy’a* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Herkesin bir VİCHE’si (yönü, tarafı, vechi) vardır, (ki o) ona döner... O halde hayratta yarışın (Rabbinizi tanıyın)... Nerede olursanız olun, Allah sizi (B sırrınca siz olarak) cem’ eder... Şüphesiz ki Allah herşeye Kadiyr’dir.


وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
149-) Ve min haysü haracte fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve innehu lelHakku min Rabbike, ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Nereden çıkarsan çık, vechini Mescid-i Haram tarafına çevir... Bu elbette Rabbinden (olan) bir Hak’dir... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir.


وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنْهُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلأُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
150-) Ve min haysü haracte fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve haysü ma küntüm fevellu vücuheküm şatrehu, li ella yeküne linNasi aleyküm huccetün, illelleziyne zalemu minhüm fela tahşevhüm vahşevniy ve liütimme nı'metiy aleyküm ve lealleküm tehtedun;
Her nereden çıkarsan çık, vechini Mescid-i Haram tarafına döndür... Nerede olursanız olun, vechlerinizi O’nun (Mescid-i Haram’ın) tarafına çevirin ki, insanların sizin aleyhinize bir hücceti olmasın... Ancak onlardan bilfiil zulm işleyenler başka... O halde onlardan korkup çekinmeyin, benden korkup çekinin; ki sizin üzerinize/üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım ve umulur ki (bu sayede) ideal olana hidayet olunursunuz.


كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ ءَايَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
151-) Kema erselna fiyküm Rasûlen minküm yetlu aleyküm ayatina ve yüzekkiyküm ve yüallimükümül Kitabe vel Hikmete ve yüallimüküm ma lem tekünu ta'lemun;
Nitekim içinizde, sizden bir Rasûl irsal ettik; ki, ayetlerimizi size tilavet ediyor, sizi tezkiye ediyor, Kitab’ı ve Hikmet’i size ta’lim ediyor ve sizin daha önce bilmediğiniz/ (O olmasa idi) bilmeniz mümkün olmayan şeyleri ta’lim ediyor (kalıcı öğretiyor; aklettiriyor).


فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ
152-) Fezküruniy ezkûrküm veşküruliy ve la tekfurun;
O halde zikredin BENi (ki), zikredeyim (BEN) sizi... Şükredin bana... Ve (sakın) küfr (nankörlük) etmeyin (gerçeği reddetmeyin, hakikatınızdan perdelenmeyin).


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
153-) Ya eyyühelleziyne amenüste’ıynu BisSabri vesSalati, innAllahe ma’asSabiriyn;
Ya iman edenler, sabır ve salat (namaz) ile (B sırrınca) yardım dileyin (BAKARA: 155?)... Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.


وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
154-) Ve la tekulu limen yuktelu fiy sebiylillahi emvat* bel ahyaün ve lâkin la teş'urun;
Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin... Bilakis (onlar) dirilerdir (yaşıyorlar), lakin siz şuur edemiyorsunuz/algılayıp idrak edemiyorsunuz.


وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
155-) Ve leneblüvenneküm Bişey’in minelhavfi velcuı ve naksın minel emvali vel enfüsi vessemerat* ve beşşirisSabiriyn;
Ve elbette (Hz.Rasûlullah’a gerçekten tabi olanı, olmayandan ayırmak için?) sizi korku ve açlıktan; mallardan, canlardan, semarattan (meyvalar, emek mahsulü ürünler) noksanlaştırma şeklinde bir şeyler ile (B sırrınca) muhakkak deneyeceğiz... Müjdele o sabredenleri.


الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
156-) Elleziyne iza esabethüm müsıybetün kalu inna Lillahi ve inna ileyhi raciun;
Onlar ki kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman “inna lillahi ve inna ileyhi raciun = doğrusu biz Allah’ınız/Allah’a aidiz/Allah içiniz ve O’na dönücüleriz (yani: Allah’a ait özelliklerin açığa çıkması için varız ve sonuçta bunun böyle olduğunu farkedip yaşayacağız)”, derler.


أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ
157-) Ülaike aleyhim salevatun min Rabbihim ve rahmetün ve ülaike hümül mühtedun;
İşte bunlar üzerine Rablerinden SALEVAT (salatlar, ilahi özellikler) ve (özel) bir RAHMET vardır... Ve işte bunlardır hidayet bulanların ta kendileri.


إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
158-) İnnesSafa velMervete min şeairillah* femen haccel Beyte evı'temera fela cünaha aleyhi en yettavvefe Bihima* ve men tetavve’a hayren feinnAllahe Şakirün Aliym;
(Mescid-i Haram’ın önemi sadece kıble ile sınırlı değil.) Muhakkak ki Safa ve Merve Allah Şeair (alametler, işaretler)’indendir (o halde buralarda yalnız Allah hissedilmelidir; ibadet yerleri olarak yalnızca Allah’a tahsis edilmeli?)... Kim el-BEYT’İ (o tek ev’i) Hacceder (kasdeder) veya Umre (ziyaret) yaparsa onları/ (B sırrınca) onlar (Safa, Merve) olarak tavaf etmesinde kendisi üzerine bir günah/sakınca yoktur... Kim hayır olarak TATAVVU’ ederse (gönüllü olarak, nafile, fazla fazla yaparsa), şüphesiz ki Allah Şakir (daim şükreden; şükürleri daim değerlendiren)’dir, Aliym’dir.


إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
159-) İnnelleziyne yektümune ma enzelna minel beyyinati velhüda min ba'di ma beyyennahü linNasi fiyl Kitabi ülaike yel'anühümullahu ve yel'anühümülla’ınun;
Şüphesiz ki, inzal ettiğimiz BEYYİNAT (apaçık, inkar edilemez ayet ve kanıtlar)’tan ve HUDA (rehber, hidayet kaynağı ilim) yı, insanlar için O’nu Kitab’ta beyan ettikten (kendileri için anlaşılır hale getirdikten) sonra, gizleyenlere; işte onlara Allah la’net eder ve la’net ediciler de la’net eder.


إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَأُولَئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
160-) İllelleziyne tabu ve aslehu ve beyyenu feülaike etubü aleyhim* ve enetTevvabür Rahîym;
Ancak tevbe edenler, islah edenler ve açıklayanlar müstesna... İşte bunların tevbelerini kabul ederim... Ben, Tevvab’ım, Rahıym’im.


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
161-) İnnelleziyne keferu ve matu ve hüm küffarun ülaike aleyhim la'netüllahi vel Melaiketi venNasi ecmeıyn;
Muhakkak ki kafir olanlar (gerçeği reddedenler) ve küffar olarak ölenlere (perdelilikte geri dönülmez, çare bulunmaz hale gelenlere) gelince; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti (bunlardan tard edilme, uzaklık) işte onlar üzerinedir.


خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
162-) Halidiyne fiyha* la yuhaffefü anhümül azabu ve la hüm yünzarun;
Onun (o la’netin) içinde ebedidirler... Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz (mühlet verilmez) de.


وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
163-) Ve ilahüküm İlah’ün Vahıd* la ilahe illâ HUverRahmanurRahîym;
(Ey insanlar) sizin ilahınız, İlah’un Vahid’dir (mutlak tek’tir)... (O halde) ilah (gayrı vücud) yoktur; ancak HU (ki O) Rahman’dır, Rahim’dir.


إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ السَّمَاء مِن مَّاء فَأَحْيَا بِهِ الأرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخِّرِ بَيْنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
164-) İnne fiy halkıs Semavati vel Ardı vahtilafilleyli vennehari vel fülkilletiy tecriy fiylbahri Bima yenfe’unNase ve ma enzelAllahu mines Semai min main feahya Bihil’Arda ba'de mevtiha ve besse fiyha min külli dabbetin, ve tasrıyfir riyahı vessehabil müsahhari beynesSemai vel Ardı le âyâtin li kavmin ya'kılun;
Şüphesiz ki Semavat ve Arz’ın halkedilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, (Bi-) insanların faydası için deniz’de akıp giden gemide/gemilerde, Allah’ın Sema’dan su inzal edip de onunla (B sırrınca) Arz’ı ölümünden sonra diriltmesinde ve (böylece) onda tüm hareket eden canlıları yaymasında, rüzgarları yönlendirmesinde, Sema ile Arz arasında emre amade bulutlarda, akleden bir kavim için elbette ayetler vardır.


وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
165-) Ve minen Nasi men yettehızü min dunillahi endaden yuhıbbunehüm kehubbillah* velleziyne amenu eşeddü hubben Lillah* velev yerelleziyne zalemu iz yeravnel azabe ennel kuvvete Lillahi cemiy’an, ve ennAllahe şediydül azab;
İnsanlardan kimi de Allah’dan başkayı endad (eş, denk) edinip (bizzat ve hakikaten var sanıp) de onları Allah’ı sever gibi (algıladıklarında açığa çıkan kuvveler onlara aitmiş gibi) severler... (Tekliğe, sistem’e) iman etmiş olanlar ise Allah’a muhabbette daha şiddetlidirler (muhatap oldukları varlığı tanıyarak severler)... O zulmedenler, azabı gördükleri zaman (görecekleri gibi; mesela ölüm kıyamette) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın Şediyd’ül Azab olduğunu göreceklerini keşke (daha önceden, şimdi) görselerdi.


إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَأَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْأَسْبَابُ
166-) İz teberraelleziynet tübiu minelleziynettebeu ve raevül azabe ve tekattaat Bihimül esbab;
O zaman kendilerine tabi olunanlar, azabı görerek kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir... Ve aralarındaki esbab (sebepler, bağlar, B gerçeğince) parçalanıp kopmuştur.


وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ
167-) Ve kalelleziynet tebeu lev enne lena kerraten feneteberrae minhüm kema teberrau minna* kezâlike yüriyhimullahu a'malehüm haseratin aleyhim* ve ma hüm Bi hariciyne minennar;
Tabi olanlar: “Keşke bize bir kere daha fırsat verilseydi (dünyada bir daha yaşama imkanı bulsaydık) de (şu tabi olduklarımızın) bizden uzaklaştıkları gibi bizde onlardan uzaklaşsak”, dediler... Böylece Allah onlara amellerini, kendilerine hasretlikler/acı pişmanlıklar olarak gösterir... Ve onlar (B gerçeğince) Nar’dan çıkıcılar değillerdir.


يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
168-) Ya eyyühenNasu külu mimma fiyl Ardı halalen tayyiben, ve la tettebiu hutuvatişşeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
Ey insanlar, Arz’da olanlardan helal ve tayyib olmak üzere yeyiniz... Şeytanın adımlarına tabi olmayın... Muhakkak ki o sizin için açık bir düşmandır.


إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاءِ وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
169-) İnnema ye'muruküm Bissui vel fahşai ve en tekulu alAllahi ma la ta'lemun;
O (şeytan) size ancak (Bi-) kötülüğü (nefsani iş), fahşayı (fuhuş gibi bedensel şeyleri) ve Allah hakkında ilimlenmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.


وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ ءَابَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ ءَابَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
170-) Ve iza kıyle lehümüttebiu ma enzellAllahu kalu bel nettebiu ma elfeyna aleyhi abaena* evelev kâne abaühüm la ya'kılune şey’en ve la yehtedun;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine tabi olun” denildiği zaman onlar: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza/gördüğümüze tabi oluruz”, derler... Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş ve doğruyu bulamamış/seçememiş idiyseler?.


وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
171-) Ve meselülleziyne keferu kemeselilleziy yen'ıku Bi ma la yesmeu illâ duaen ve nidaen, summün bükmün umyün fehüm la ya'kılun;
O kafirlerin misali (yani o kafirleri Hakka, İslam’a da’vet edenin misali), sadece dua/çağırma ve nida/bağırmadan başka bir şey işitmeyene (hayvanlara, koyunlara) (Bi-) bağıranın (çobanın) misali gibidir... Onlar sağırlar, dilsizler, körlerdir; (çünkü) onlar akletmezler.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
172-) Ya eyyühelleziyne amenu külu min tayyibati ma razaknaküm veşküru Lillahi in küntüm iyyahü ta'büdun;
Ey iman edenler, sizi rızıklandırdığımız şeylerin tayyib (temiz, hoş) olanlarından yeyiniz... Ve Allah’a şükrediniz, eğer yalnızca O’na kulluk ediyorsanız (zira tayyib rızık O’nun Esmasının ilminden size açık ettiği, kudretiyle sizi beslediği şeydir... Yaratandan gafil ve nankör olmayın).


إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
173-) İnnema harreme aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille Bihi li ğayrillah* femenidturre ğayre bağın ve la adin fela isme aleyhi, innAllahe Ğafur’ün Rahîym;
(Allah) size yalnızca meyte’yi (İslami esasla zebh edilMEyerek kendi kendine ölmüş, kanı içinde kalmış tezkiyesiz hayvan; leş), kan’ı, domuz eti’ni ve Allah’dan başkası adına (B gerçeğince) boğazl***** haram etmiştir... Ama muzdar olanın (zarurette kalanın) zulmetmeden (arzulamayarak, helal saymayarak) ve haddi aşmadan (bunlardan yemesinde) kendisi üzerine bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
174-) İnnelleziyne yektümune ma enzelAllahu minel Kitabi ve yeşterune Bihi semenen kalıylen, ülaike ma ye'külune fiy butunihim illen nara ve la yükellimühümüllahu yevmelkıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azabün elim;
Şüphesiz ki, Allah’ın KİTAB’tan inzal ettiğini gizleyip, onu (B gerçeğince) az bir fiyat mukabilinde satanlar; işte onlar batınlarında (karınlarında) Nar’dan başka bir şey yemiş olmazlar... Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz ve onları tezkiye etmez... Onlar için eliym azab vardır.

[/COLOR]





Alt 04-08-2010, 01:30 #6

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ

175-) Ülaikelleziyneşteravüd dalalete Bil hüda vel azabe Bil mağfirati, fema asberahüm alennar;
İşte bunlar var ya (Bi-) HUDA/hidayet mukabilinde dalaleti, (B sırrınca) mağfiret mukabilinde azabı satın almışlardır... Onlar Nar’a karşı ne kadar da sabırlıdırlar!.


ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
176-) Zâlike Bi ennAllahe nezzelel Kitabe Bil Hakk* ve innelleziynahtelefu fiyl Kitabi lefiy şikakın beıyd;
Şundan ki, kesinlikle Allah Kitab’ı Bil-Hakk (Hak olarak) indirmiştir... Muhakkak ki KİTAB’ta (Vahdet’te, Sistem’de) ihtilaf edenler, kesinlikle Şıkak-ı Baiyd (uzak bir ayrılık) içindedirler.


لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
177-) Leysel birra en tüvellu vücuheküm kıbelel meşrikı vel mağribi ve lakinnel birra men amene Billahi vel yevmil ahıri vel Melaiketi vel Kitabi ven Nebîyyiyn* ve atelmale alâ hubbihı zevil kurba vel yetama vel mesakiyne vebnes sebiyli ves sailiyne ve fiyrrikab* ve ekamesSalate ve atezZekate vel mufune Bi ahdihim iza ahedu* vas Sabiriyne fiyl be'sai ved darrai ve hıynel be's* ülaikelleziyne sadeku* ve ülaike hümül müttekun;
Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir... Fakat (asıl) BİRR (e eren), <B> sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir... İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır... Ve işte korunanlar da bunlardır.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنثَى بِالأُنثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاء إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
178-) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümül kısasu fiyl katla* el hurru Bil hurri vel abdu Bil abdi vel ünsa Bil ünsa* femen ufiye lehu min ahıyhi şey'ün fettiba’un Bil ma'rufi ve edaün ileyhi Bi ıhsan* zâlike tahfiyfün min Rabbiküm ve rahmetün, femenı'teda ba'de zâlike felehu azabun eliym;
Ey iman edenler, öldürülenler hakkında sizin üzerinize kısas yazıldı/farz kılındı... (B gerçeğince?) hür karşılığında hür, köle karşılığında köle, dişi karşılığında dişi... Her kim (ölenin) kardeşi tarafından bir şey ile affa uğrarsa, o zaman (Bi-) ma’rufa ittiba’ etmek (sisteme uygun olanı, marifeti izlemek) ve ona (Bi-) ihsan ile (diyeti) ödemek gerekir... Bu Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir... Kim bundan sonra haddi aşarsa, artık onun için eliym bir azab vardır.


وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
179-) Ve leküm fiylkısası hayatün ya ulil’elbabi lealleküm tettekun;
Ey öz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır... Umulur ki siz (bu sayede) korunursunuz.


كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
180-) Kütibe aleyküm iza hadara ehadekümül mevtü in terake hayra* elvasıyyetü lilvalideyni vel akrabiyne Bil ma'ruf* hakkan alel müttekıyn;
Üzerinize yazıldı/farz kılındı ki: Sizden birine ölüm gelip çattığında, eğer bir hayır terkedecekse (geriye mal bırakacaksa), ana-babası ve akrabaları için (Bi-) ma’ruf ile bir vasiyyet etsin... (Bu) muttekiler üzerine bir haktır.


فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَإِنَّمَا إِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
181-) Femen beddelehu ba'de ma semiahu feinnema ismühu alelleziyne yübeddilunehu, innAllahe Semiun Aliym;
Artık kim bunu işittikten sonra onu (vasiyyeti) tebdil ederse/değiştirirse, onun günahı yalnızca onu değiştirenlerin üzerinedir... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.


فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
182-) Femen hafe min musın cenefen ev ismen feasleha beynehüm fela isme aleyh* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Artık kim vasiyyet edicinin zulmetmesinden yahut günah işlemesinden korkar da onların (vasiyetle ilgili kimselerin) arasını islah ederse, onun üzerine bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
183-) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümusSıyamu kema kütibe alelleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ey iman edenler, sıyam (oruç, imsak, susmak) sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazıldı/farz kılındı... Umulur ki (bu sayede) korunursunuz.


أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
184-) Eyyamen ma'dudat* femen kâne minküm merıydan ev alâ seferin feıddetün min eyyamin ühar* ve alelleziyne yutıykunehu fidyetün taamu miskiyn* femen tetavvaa hayran fehuve hayrun lehu, ve en tesumu hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
(Oruç) sayılı günlerde/günlerdir... Sizden kim hasta veya bir sefer üzere olursa, (kendisine) diğer/başka günlerden bir iddet lazımdır (onlar sayısınca başka günlerde oruç tutmalıdır)... Oruç tutmaya takatı sınırda olanların üzerine/ona gücü yetenlere miskin’in yemeği bir fidye düşer... Kim hayır olarak TATAVVU’ ederse (fazla fazla verirse), işte bu onun için daha hayırlıdır... Ve oruç tutmanız, sizin için (fidye vermekten) daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.


شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
185-) Şehru Ramadanelleziy ünzile fiyhil Kur’ânu hüden linNasi ve beyyinatin minel hüda velFurkan* femen şehide minkümüş şehre felyesumhu, ve men kâne merıydan ev alâ seferin feıddetün min eyyamin uhar* yuriydullahu Bikümül yüsra ve la yuriydu Bi kümül usr* ve li tükmilül ıddete ve li tükebbirullahe alâ ma hedaküm ve lealleküm teşkürun;
Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, HUDA (hakikata, tekliğe ait ilim) ve FURKAN (fark’a, tafsile ait ilim)’dan da beyyineler (apaçık ayetler, deliller) olarak şu Kurân, o vakt içinde inzal edildi... Sizden her kim bu ay’a şahid olursa, orucunu tutsun... Kim de hasta veya bir sefer üzere olursa, o günler sayısınca başka/diğer günlerde (orucunu tutsun)... Allah size/ (B sırrınca siz olarak) kolaylık diler, (Bi-) size zorluk dilemez... İddeti ikmal etmenizi (o sayılı günleri tamamlamanızı), size olan hidayeti üzerine Allah’ı tekbir etmenizi (diler)... Umulur ki şükredersiniz.


وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
186-) Ve iza seeleke ıbadiy anniy feinniy kariyb* uciybu da'vetedda’ı iza deani, felyesteciybu liy vel yu'minu Biy leallehüm yerşudun;
(Rasûlüm) kullarım sana, Ben’den sorarlarsa, şüphesiz ki Ben Kariyb’im/yakınımdır... Dua ettiğinde dua edenin duasına (duası anında) icabet ederim... O halde onlar da Bana isticabet (icabet) ve (B sırrıyla) Bana iman etsinler, ki doğru yolu bulup olgunlaşabilsinler (rüşdlerine nail olabilsinler).


أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُواْ مَا كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّواْ الصِّيَامَ إِلَى الَّليْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
187-) Ühılle leküm leyletesSıyamirrefesü ila nisaiküm* hünne libasun leküm ve entüm libasun lehünne, alimAllahu enneküm küntüm tahtanune enfüseküm fetabe aleyküm ve afa anküm* fel’ ANe başiruhünne vebteğu ma ketebAllahu leküm* ve külu veşrebu hatta yetebeyyene lekümül haytul’ ebyedu minel haytıl’esvedi minel fecr* sümme etimmusSıyame ilelleyl* ve la tübaşiruhünne ve entüm akifune fiyl mesacid* tilke hududullahi fela takrebuha* kezâlike yübeyyinullahu ayatihi linNasi leallehüm yettekun;
Oruç gecesi kadınlarınıza (cinsel olarak) yaklaşmak size helal kılındı... Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz... Allah sizin nefslerinize hainlik etmekte olduğunuzu bilmiş, tevbelerinizi kabul etmiş ve sizi affetmiştir... Artık onlara mubaşarette bulunun (cinsel olarak yaklaşın) ve Allah’ın size yazdığını isteyin... Fecr’den (olan) beyaz iplik siyah iplikten sizin için tebeyyün edinceye (seçilip belli oluncaya) kadar yeyin, için... Sonra orucu geceye kadar tamamlayın... Mescidlerde i’tikafda bulunduğunuz halde onlara (kadınlara) mubaşerette bulunmayın... Bunlar hududullahdır (Allah’ın sınırlarıdır), sakın onlara yaklaşmayın... İşte Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar ki bilfiil korunabilsinler.


وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
188-) Ve la te'külu emvaleküm beyneküm Bil batıli ve tüdlu Biha ilelhukkami lite'külu ferıykan min emvalinNasi Bil ismi ve entüm ta'lemun;
Mallarınızı aranızda batıl olarak (Bil-batıl) yemeyin... Ve bilip durduğunuz halde, insanların mallarından bir kısmını (Bi-) günah sûrette/zalimane yemeniz için, (Bi-) onları hükkam’a (hükmedenlere) aktarmayın/elçi yapmayın/peşkeş çekmeyin.


يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
189-) Yes'eluneke anil ehilleti, kul hiye mevakıytu linNasi velHacc* ve leysel birru Bi en te'tül buyute min zuhuriha ve lakinnel birra menitteka* ve'tül buyute min ebvabiha* vettekullahe lealleküm tüflihun;
(Rasûlüm) sana hilaller’den (doğan aylar’dan) soruyorlar... De ki: ”onlar insanlar için ve bir de Hac için miykatlar/vakit ölçüleridir”... BİRR, evlere arkalarından (B sırrınca) girmeniz/gelmeniz değildir; fakat BİRR, kişinin ittika etmesidir... Evlere kapılarından girin... Allah’dan ittika edin ki felaha erebilesiniz.


وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
190-) Ve katilu fiy sebiylillahilleziyne yukatiluneküm ve la ta'tedu* innAllahe la yuhıbbul mu’tediyn;
Sizinle mukatele edenlerle (öldürmek kasdı ile sizinle savaşanlarla) siz de fiysebilillah/Allah yolunda savaşın... Ve haddi aşmayın... Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.


وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
191-) Vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm ve ahricuhüm min haysü ahrecuküm vel fitnetü eşeddü minel katl* ve la tükatiluhüm ındelMescidil Harami hatta yükatiluküm fiyh* fein kateluküm faktüluhüm* kezâlike cezaül kafiriyn;
Onları nerede yakalarsanız öldürün ve çıkarın onları sizi çıkardıkları yerden... Fitne, öldürmekten daha şiddetlidir... Mescid-i Haram’ın yanında onlarla savaşmayın, onlar orada sizinle savaşıncaya kadar... Eğer onlar sizinle mukateleye/savaşmaya kalkışırlarsa, siz de onları öldürün... İşte böyledir kafirlerin cezası.


فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
192-) Feinintehev feinnAllahe Ğafurun Rahîym;
Eğer (şirk’ten, savaş’tan) vazgeçerlerse, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ

193-) Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynu Lillah* feinintehev fela udvane illâ alezzalimiyn;
Bir fitne olmayıncaya ve diyn yalnız Allah’ın oluncaya (vehminiz, beşeri tabiat ve duygularınız karışmaksızın, sırf Allah Esmasının açığa çıkışı olan bir yaşam haline) kadar onlarla savaşın... Eğer vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.


الشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
194-) Eşşehrülharamu Bişşehrilharami vel hurumatu kısas* femenı'teda aleyküm fa'tedu aleyhi Bi misli ma'teda aleyküm* vettekullahe va'lemu ennAllahe maalmüttekıyn;
Haram ay (B gerçeğince) haram aya karşılıktır/bedeldir... Hürmetler kısastır/karşılıklıdır... O halde haddi aşıp size saldırana, size saldırdığının (Bi-) misli ile (siz de) saldırın... Allah’dan ittika edin ve bilin ki Allah muttakiylerle beraberdir.


وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

195-) Ve enfiku fiy sebiylillahi ve la tülku Bi eydiyküm ilet tehlüketi ve ahsinu* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;
Allah yolunda infak edin... Kendi ellerinizi/kendi elleriniz ile kendinizi (B sırrınca), tehlikeye atmayın... Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.


وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلاَ تَحْلِقُواْ رُؤُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ بِهِ أَذًى مِّن رَّأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَا أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
196-) Ve etimmül Hacce vel Umrete Lillah* fein uhsırtüm femesteysera minel hedy* ve la tahliku rüuseküm hatta yeblüğal hedyü mahılleh* femen kane minküm merıydan ev Bihi ezen min re'sihi fefidyetün min Sıyamin ev Sadakatin ev Nüsükin, feiza emintüm* femen temettea Bil Umreti ilel Hacci femesteysera minel hedy* femen lem yecid feSıyamü selaseti eyyamin fiyl Hacci ve seb'atin iza raca'tüm* tilke aşeratün kamiletün, zâlike li men lem yekün ehlühu hadıril Mescidil Haram* vettekullahe va'lemu ennAllahe şediydül ıkab;
Haccı da Umreyi de Allah için (yani hakikatınız olan Allah’a ait özelliklerin, ilahi ilim ve ma’rifetlerin açığa çıkması, yaşanır olması için) tamamlayın... Eğer hasr’a maruz kalırsanız (engellenirseniz), o zaman HEDY’den (Ka’be’ye hediye olan kurban) kolayınıza gelen (kafidir)... Hedy, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin... İçinizden kim hasta olur veya (B gerçeğince) başından bir eziyyeti bulunursa, (traş için) oruç yahut bir sadaka veya nüsük (kurban)’dan bir fidye (gerekir)... (Engellenmeden) emin olduğunuzda, kim Hacc’a kadar (B sırrınca) Umreden yararlanmak isterse, kolayına gelen bir hedy kurbanı (kessin)... Fakat kim bulamazsa, üç gün Hac’da, yedi de döndüğünüz zaman (olmak üzere kendisine) oruç gerekir; ki kamil on (gündür) bu (kurban yerine geçecek oruç)... Bu, ehli (ailesi) Mescid-i Haram’ın hazırı olmayan (aile ikametgahı Mescid-i Haram’da olmayan) içindir... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (azabı çok şiddetlidir).


الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ
197-) ElHaccü eşhürun ma'lumat* femen ferada fiyhinnel Hacce fela rafese ve la füsuka ve la cidale fiyl Hacc* ve ma tef'alu min hayrin ya'lemhüllah* ve tezevvedu feinne hayrez zadit takva* vettekuni ya ulil elbab;
Hac, ma’lum aylardır/aylardadır... Kim o aylar içinde Hacc’ı kendine farz ederse, artık Hacc’da refes (kadına cinsel olarak yaklaşmak, şehvet), fusuk (Hacc’ın amacından çıkarıcı fiiller, fasık işler) ve cidal (sataşma, çekişme, tartışma) yoktur... Hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir... (Hacc için) azık ederin... Muhakkak ki azığın en hayırlısı TAKVA’dır... Ey öz akıl sahipleri BEN’den ittika edinin (nefsinizle yapmayın).


لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ وَإِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّالِّينَ
198-) Leyse aleyküm cünahun en tebteğu fadlen min Rabbiküm* feiza efadtüm min Arafatin fezkürullahe ındel Meş'aril Haram* vezküruHU kema hedaküm* ve in küntüm min kablihı le minaddalliyn;
Rabbinizden bir FAZL (lutuf, nimet) istemenizde sizin üzerinize bir günah yoktur... Arafat’tan (kab’dan suyun dolup da etrafına taşıp akması gibi) akıp gittiğinizde/vakfeden boşanıp aktığınızda, Meş’ari Haram’da (saygı değer şuur yerinde) Allah’ı zikredin... O’nu, size hidayet ettiği gibi zikredin... Doğrusu bundan önce siz gerçekten sapmışlardan idiniz.


ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
199-) Sümme efıydu min haysü efadanNasu vestağfirullah* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Sonra insanların akıp döndüğü yerden siz de akıp gelin ve Allah’dan mağfiret dileyin... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا ءَاتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
200-) Feiza kadaytüm menasikeküm fezkürullahe kezikriküm abaeküm ev eşedde zikra* feminenNasi men yekulü Rabbena atina fiyddünya ve ma lehu fiyl ahırati min halak;
Menasikinizi (Hac ibadetlerinizi) bitirince, babalarınızı zikrettiğiniz gibi hatta daha şiddetli bir zikredişle Allah’ı zikredin... İnsanlardan kimisi: “Rabbimiz, bize dünyada ver”, der... Ahirette, onun bir nasibi yoktur.





~ηυя'υ_αуη~ Bunu beğendi.

Alt 04-08-2010, 01:31 #7

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا ءَاتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
201-) Ve minhüm men yekulü Rabbena atine fiyddünya haseneten ve fiyl ahırati haseneten vekına azaben nar;
Onlardan kimi de: “Rabbimiz, bize dünyada bir hasene (iyilik, güzellik) ver, ahirette de bir hasene ver; ve bizi Narın azabından (Hak’dan perdelenmekten) koru”, der.


أُولَئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِمَّا كَسَبُوا وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
202-) Ülaike lehüm nasıybün mimma kesebu* vAllahu Seriy’ul hısab;
İşte bunlara kesbettiklerinden bir nasib vardır... Allah Seri’ül Hisab’dır.


وَاذْكُرُوا اللَّهَ فِي أَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ تَعَجَّلَ فِي يَوْمَيْنِ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَّرَ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ اتَّقَى وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
203-) Vezkürullahe fiy eyyamin ma'dudat* femen teaccele fiy yevmeyni fela isme aleyhi ve men teahhara fela isme aleyhi limenitteka* vettekullahe va'lemu enneküm ileyhi tuhşerun;
Sayılı günlerde (Hac bayramında) Allah’ı zikredin... Kim iki gün içinde acele ederse (işini bitirirse) ona günah yoktur... Kim tehir ederse ona da günah yoktur; (bu) ittika eden (korunabilen) kimse içindir... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki muhakkak O’na haşrolunacaksınız.


وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ
20 4-) Ve minenNasi men yu'cibüke kavlühu fiyl hayatid dünya ve yüşhidüllahe alâ ma fiy kalbihi ve huve eleddül hısam;
İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkında onun sözü, senin hoşuna gider ve (o kimse) kalbindekine (samimiyet iddasına) Allah’ı şahid yapar... Halbuki o, husumeti en yaman olandır.


وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
205-) Ve iza tevella sea fiyl Ardı li yüfside fiyha ve yühlikel harse vennesl* vAllahu la yuhıbbül fesad;
O dönüp gittiği zaman/iş başına geçtiği zaman Arz’da fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye koşar... Allah fesadı sevmez.


وَإِذَا قِيلَ لَهُ اتَّقِ اللَّهَ أَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِالْإِثْمِ فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ
206-) Ve iza kıyle lehüttekıllahe ehazethül ızzetü Bil ismi fehasbühu cehennem* ve le bi'sel mihad;
Ona: “Allah’dan ittika edin” denildiği zaman, izzet (gurur) kendisini Bil-ism (günah olarak) yakalar/günah işlemeye sürükler... İşte ona cehennem yeter... Hakikaten ne kötü yataktır o.


وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ
207-) Ve minenNasi men yeşriy nefsehübtiğae merdatillah* vAllahu Raufün Bil ıbad;
İnsanlardan öyle kimse de vardır ki Allah rızasını talep ederek nefsini satar/feda eder... Allah kullarına/ (B sırryla kulları olarak; kullarından) Rauf’dur.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
208-) Ya eyyühelleziyne amenüdhulu fiys silmi kâffeten, ve la tettebiu hutuvatiş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
Ey iman edenler, hepiniz toptan SİLM’e/barışa/selamete/teslimiyete girin... Şeytanın adımlarına tabi olmayın... Muhakkak ki o sizin için açık bir düşmandır.


فَإِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
209-) Fein zeleltüm min ba'di ma caetkümül beyyinatu fa'lemu ennAllahe Aziyzün Hakiym;
Size beyyineler (apaçık deliller) geldikten sonra yine kayarsanız, iyi bilin ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.


هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ يَأْتِيَهُمُ اللَّهُ فِي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلَائِكَةُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
210-) Hel yenzurune illâ en ye'tiyehümüllahu fiy zulelin minel ğamami vel Melaiketü ve kudıyel emr* ve ilAllahi turceul umur;
Onlar bulutlardan gölgelikler içinde Allah’ın ve melaikenin gelmesinden ve işin bitirilmesinden başka neyi bekliyorlar ki?.. İşler Allah’a döndürülür.


سَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَاهُمْ مِنْ ءَايَةٍ بَيِّنَةٍ وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
211-) Sel beniy israiyle kem ateynahüm min ayetin beyyinetin, ve men yübeddil nı'metAllahi min ba'di ma caethü feinnAllahe şediydül ıkab;
Sor İsrailOğullarına: Onlara nice/kaç apaçık ayet’ten verdik... Kim kendisine geldikten sonra Allah ni’meti’ni tebdil ederse şüphesiz ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (azabı şiddetlidir).


زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
212-) Züyyine lilleziyne keferul hayatüd dünya ve yesharune minelleziyne amenu* velleziynettekav fevkahüm yevmel kıyameti, vAllahu yerzuku men yeşau Bi ğayri hısab;
Dünya hayatı (en aşağı hayat) kafirler için süslenmiştir... (O kafirler) iman edenlerle alay ederler... Halbuki (hakikatlerine iman ederek korunan) takva sahipleri kıyamet günü onların fevkındedir... Allah dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verir.


كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلاَّ الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ لِمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
213-) KânenNasu ümmeten vahıdeten febe’asellahün Nebîyyiyne mübeşşiriyne ve münziriyn* ve enzele mealhümül Kitabe Bil Hakkı liyahküme beynenNasi fiymahtelefu fiyh* ve mahtelefe fiyhi illelleziyne utuhu min ba'di ma caethümül beyyinatü bağyen beynehüm* fehedAllahulleziyne amenu limahtelefu fiyhi minel Kakkı Bi izniHİ, vAllahu yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
İnsanlar tek bir ümmet idi... (Sonra) Allah, müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak Nebîleri ba’setti... Onlarla (Nebîlerle) beraber, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsinler diye, Bil-Hakk (Hakk olarak) Kitab’ı inzal etti... Kendilerine Kitab verilmiş (Kitab’ın muhatabı) olanlar, kendilerine beyyineler geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden onda (o Kitab’ta) ihtilafa düştüler... Nihayet Allah, Bi-iznihi (izniyle), iman edenleri, onların hakkında ihtilafa düştükleri Hakk’a hidayet etti... Allah dilediğini sırat-ı mustakıym’e hidayet eder.


أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
214-) Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemma ye'tiküm meselülleziyne halev min kabliküm* messethümül be'sau veddarrau ve zülzilu hatta yekulerRasûlü velleziyne amenu meahu meta nasrullah* ela inne nasrAllahi kariyb;
Yoksa siz, sizden önce gelip geçmişlerin karşılaştıkları başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?... Onlara be’sa (yoksulluk, bela), darra (hastalık, sıkıntı) gelip çattı da sarsıldılar... Hatta Rasûlullah ve onunla beraber iman edeneler “Allah’ın nusreti ne zaman” derlerdi... Haberiniz olsun ki Allah’ın nusreti Kariyb’dir/yakındır.


يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
215-) Yes'eluneke mazâ yunfikun* kul ma enfaktüm min hayrin felil valideyni vel akrabiyne vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyl* ve ma tef'alu min hayrin feinnAllahe Bihi ‘Aliym;
(Rasûlüm) sana neyi/nasıl infak edeceklerini soruyorlar... De ki: Hayırdan (maldan) infak edip verdiğiniz, ana-baba, akrabalar, yetimler, miskinler ve yolun oğlu içindir... Hayırdan ne işlerseniz, muhakkak onu (B sırrınca) Allah bilir (karşılığı vardır).


كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
216-) Kütibe aleykümül kıtalu ve huve kürhün leküm*,ve asa en tekrahu şey’en ve huve hayrun leküm,ve asa en tuhıbbu şey’en ve huve şerrun leküm* vAllahu ya'lemü ve entüm la ta'lemun;
Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize yazıldı/farz oldu... Bir şey sizin için bir hayır iken siz ondan hoşlanmayabilirsiniz... Yine bir şey sizin için bir şerr iken siz onu sevebilirsiniz... Allah bilir, siz bilmezsiniz.


يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ
217-) Yes'eluneke aniş şehril harami kıtalin fiyh* kul kıtalun fiyhi kebiyr* ve saddün an sebiylillâhi ve küfrün Bihi velMescidil Harami ve ıhracü ehlihi minhu ekberu indAllah* velfitnetü ekberu minel katl* ve la yezalune yukatiluneküm hatta yerudduküm an diyniküm inistetau* ve men yertedid minküm an diynihi feyemut ve huve kafirun fe ülaike habitat a'malühüm fiyddünya vel ahireti, ve ülaike ashabünnari, hüm fiyha halidun;
(Rasûlüm) sana haram ay’dan ve o ay içinde savaşmaktan soruyorlar... De ki: “onda (o ay içinde) savaş kebiyr (büyük bir iş) dir... Ve Allah yolundan alakoymak, (B gerçeğince) O’na (Allah’a) ve Mescid-i Haram’a küfr (kafir olma, perdeli olma, nankörlük) ve O’nun (Mescid-i Haram’ın) ehlini O’ndan çıkarmak Allah indinde EKBERdir (daha büyük bir iştir)... Fitne, öldürmekten daha büyük (bir iştir)... Eğer güç yetirebilseler sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler...Sizden her kim dininden irtidat eder ve kafir olarak ölürse, işte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir... Ve işte onlar Nar ashabıdır... Onlar, orada ebedi kalıcılardır.


إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَةَ اللَّهِ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

218-) İnnelleziyne amenu velleziyne haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi ülaike yercune rahmetAllah* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
Şüphesiz ki iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mücahade edenler (e gelince); işte onlar Allah Rahmeti’ni umarlar... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
219-) Yes'eluneke anil hamri vel meysir* kul fiyhima ismün kebiyrun ve menafiu linNas* ve ismühüma ekberu min nef'ıhima* ve yes'eluneke ma zâ yunfikun* kulil afv* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm tetefekkerun;
(Rasûlüm) sana şarap ve kumar’dan sorarlar... De Ki: “O ikisinde büyük bir günah ve insanlar için de menfaatler vardır... Fakat onların günahları menfaatlerinden daha büyüktür”... Ve (Rasûlüm) sana neyi infak edeceklerini sorarlar... De ki: “el-AFV = (zaruri ihtiyaçlarınızdan) arta kalanı”... İşte böylece Allah, sizin için ayetlerini açıklıyor... Tefekkür edebilesiniz diye.


فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
220-) Fiyddünya vel ahireti, ve y es'eluneke anil yetama* kul ıslahun lehüm hayrün ve in tühalituhüm feıhvanüküm* vAllahu ya'lemül müfside minel muslıh* ve lev şaAllahu lea'neteküm* innAllahe Aziyz’ün Hakiym;
(Tefekkürünüz) Dünya ve Ahiret/ (mülk ve melekut) hakkında (içinde)... (Rasûlüm) sana yetimler’den sorarlar... De ki: “Onların lehine bir ıslah hayırlıdır... Eğer onlarla bir arada olursanız, onlar sizin kardeşlerinizdir”... Allah ifsad edeni de bilir ıslah edeni de... Eğer Allah dileseydi, elbette sizi zora sokardı... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.


وَلاَ تَنكِحُواْ الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلأَمَةٌ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلاَ تُنكِحُواْ الْمُشِرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُواْ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُوْلَـئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَاللّهُ يَدْعُوَ إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
221-) Ve la tenkihul müşrikati hatta yü'minn* ve le emetün mü'minetün hayrun min müşriketin velev a'cebetküm* ve la tünkihul müşrikiyne hatta yu'minu* ve le abdün mü'minün hayrun min müşrikin velev a'cebeküm* ülaike yed'une ilennari, vAllahu yed'u ilel cenneti vel mağfirati Bi izniHİ, ve yübeyyinü ayatihi linNasi leallehüm yetezekkerun;
Müşrik kadınları, onlar iman edinceye kadar nikahlamayın (onlarla evlenmeyin)... Mü’min bir cariye (köle kadın), müşrik bir kadından - (o müşrik kadın) hoşunuza gitse bile - elbette daha hayırlıdır... Müşrik erkeklere de onlar iman edinceye kadar nikahlamayın (kadınlarınızı onlarla evlendirmeyin)... Mü’min bir köle, müşrik bir erkekten - (o müşrik erkek) hoşunuza gitse bile - elbette daha hayırlıdır... Onlar (müşrikler) Nar’a davet eder... Allah ise Bi-izniHi (kendi izni olarak) cennet (in) e ve mağfiret (in) e davet eder... Ve (Allah) ayetlerini insanlar için açık açık beyan eder ki, belki onlar tezekkür ederler.


وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
222-) Ve y es'eluneke anilmehıyd* kul huve ezen fa'tezilün nisae fiylmehıydı ve la takrabuhünne hatta yathürne, feizâ tetahherne fe'tuhünne min haysü emerakümullah* innAllahe yuhıbbut Tevvabiyne ve yuhıbbul mütetahhiriyn;
(Rasûlüm) sana (kadınların) ay başı/adet halinden sorarlar... De ki: “O bir eza’dır... Hayızlı iken kadınlardan uzlet edin/uzaklaşın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın... İyice temizlendiklerinde, Allah’ın emrettiği yerden onlara varın”... Muhakkak ki Allah çokça tevbe edenleri sever, çokça temizlenenleri sever.


نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلَاقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
223-) Nisaüküm harsün leküm* fe'tu harseküm enna şi'tüm* ve kaddimu lienfusiküm* vettekullahe va'lemu enneküm mulakuh* ve beşşiril mu’miniyn;
Kadınlarınız sizin tarlanızdır... O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın... Nefsleriniz için takdimde bulunun/önceden gönderin... Ve Allah’dan ittika edin... İyi bilin ki siz O’na mulakı olacaksınız/kavuşacaksınız... Müjdele mü’minleri.


وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
224-) Ve la tec'alullahe urdaten lieymaniküm en teberru ve tetteku ve tuslihu beynen Nas* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
Birr/iyilik yapmanız, takvaya ermeniz ve insanlar arasını ıslah etmeniz hakkında, Allah’ı yeminleriniz için (O’nun adı ile yapmış bulunduğunuz yeminleriniz dolayısıyla) engel/siper yapmayın (yeminleriniz bu hayırlı işlere engel olmasın)... Allah Semi’dir, Aliym’dir.


لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
225-) La yuahızükümüllahu Bil lağvi fiy eymaniküm ve lâkin yuahızüküm Bi ma kesebet kulubüküm* vAllahu Ğafur’un Haliym;
Allah sizi yeminlerinizdeki LAĞV (kasıtsız yeminler)’den dolayı (B gerçeğince) muaheze etmez/sorumlu tutmaz... Fakat kalblerinizin kazandıkları ile (B sırrınca) sizi muaheze eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


لِلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ فَإِنْ فَاءُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
226-) Lilleziyne yu'lune min nisaihim terabbusu erbeati eşhur* fein fau feinnAllahe Ğafur’un Rahîym;
Kadınları hakkında İ’LA (karısına yaklaşmamaya kocanın yemin etmesi) yapanlar için dört ay bekleme vardır... Eğer (o süre içinde) fey’ ederlerse/ dönerlerse, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


وَإِنْ عَزَمُوا الطَّلَاقَ فَإِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
227-) Ve in azemüttalaka feinnAllahe Semi’un ‘Aliym;
Eğer Talak’a (boşamaya) azmederlerse, şüphesiz ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.


وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ
228-) Vel mütallekatu yeterabbasne Bi enfüsihinne selasete kuru'* ve la yehıllu lehünne en yektümne ma halekAllahu fiy erhamihinne in künne yu'minne Billahi vel yevmil ahır* ve büuletühünne ehakku Bi raddihinne fiy zalike in eradu ıslaha* ve lehünne mislülleziy aleyhinne Bil ma’ruf* ve lirRicali aleyhinne deracetün, vAllahu Aziyz’ün Hakiym;
Boşanmış kadınlar üç kur’ müddeti (üç adet veya üç temizlik müddeti) kendilerini (B sırrınca) gözetlerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar)... Eğer Allah’a ve ahir güne (B sırrınca) iman ediyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde halkettiğini gizlemeleri kendilerine helal olmaz... Kocaları da bu süre içinde ıslah/barışmak isterlerse, (B sırrınca) onları geri almaya (herkesden) daha çok hak sahibidirler... Erkeklerin onlar üzerinde olan haklarının misli, kadınların da (erkekler üzerinde) (Bi-) ma’ruf şekilde hakları vardır... Rical (erkekler) kadınlar üzerinde bir dereceye sahiptirler (erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları bir derece fazladır)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.


الطَّلاَقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ وَلاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُواْ مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلاَّ أَن يَخَافَا أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَعْتَدُوهَا وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّهِ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
229-) EtTalaku merretan* fe imsakün Bi ma'rufin ev tesriyhun Bi ıhsan* ve la yahıllu leküm en te'huzu mimma ateytümuhünne şey'en illâ en yehafa ella yukıyma hududAllah* fein hıftüm ella yukıyma hududAllahi fela cünaha aleyhima fiymeftedet Bihi, tilke hududullahi fela ta’teduha* ve men yeteadde hududAllahi feülaike hümüz zalimun;
Talak (boşama) iki defadır... Ya (Bi-) ma’ruf ile imsak (meşru olarak tutmak) veya (Bi-) ihsan ile tasrih (güzellikle salmak, boşamak) dır... Onlara verdiklerinizden bir şey almanız, size helal değildir... Ancak ikisinin (erkek ve kadının) hududullahı ikame edememekten korkmaları (evliliği yürütememeleri, kadının ayrılma talebi) müstesna... Eğer korkarsanız ki, o ikisi hududullahı ikame edemezler, o zaman kadının (B sırrınca) fidye vermesinde (hul’de) o ikisi üzerine bir günah yoktur (boşanabilirler)... İşte bunlar hududullah’dır, sakın bunları tecavüz etmeyin... Kim hududullahı aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.


فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يَتَرَاجَعَا إِنْ ظَنَّا أَنْ يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

230-) Fein tallekaha fela tehıllü lehu min ba'dü hatta tenkıha zevcen ğayrehu, fein tallekaha fela cünaha aleyhima en yeteracea in zanna en yukıyma hududAllah* ve tilke hududullahi yubeyyinuha li kavmin ya'lemun;
(Bütün bunların ardından) eğer onu (erkek) yine boşarsa, artık o (kadın) eşinin dışında başka biri ile nikahlanmadıkça (evlenmedikçe), kendisine (boşayan kocasına) helal olmaz... Şayet o (yeni koca) da onu (o kadını) boşarsa, (ilk eş ile kadın) hududullahı ikame edeceklerini zannederlerse, (birbirlerine) dönmelerinde kendileri üzerine bir günah yoktur... İşte bunlar hududullahdır, ki (Allah) bilen bir kavim için onları açıklıyor.


وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النَّسَاء فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلاَ تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لَّتَعْتَدُواْ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ وَلاَ تَتَّخِذُوَاْ آيَاتِ اللّهِ هُزُوًا وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
231-) Ve iza tallaktümün nisae febelağne ecelehünne feemsikühünne Bi ma'rufin ev serrihuhünne Bi ma'ruf* ve la tümsikühünne dıraren lita'tedu* ve men yef'al zâlike fekad zaleme nefsehu, ve la tettehızu ayatillahi hüzüva* vezküru nı'metAllahi aleyküm ve ma enzele aleyküm minel Kitabi vel Hikmeti yeızuküm Bih* vettekullahe va'lemu ennAllahe Bi külli şey'in ‘Aliym;
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerinin nihayetine ulaştıklarında, ya onları (Bi-) ma’ruf ile tutun ya da onları (Bi-) ma’ruf ile salın... Ancak (haklarına) tecavüz etmek/zulmetmeniz için zararlarına olacak şekilde onları tutmayın... Kim bunu yaparsa muhakkak kendi nefsine zulmetmiş olur... Allah ayetlerini (geçerli hükümlerini) oyuncak edinmeyin... Üzerinizdeki Allah ni’metini, size (B sırrınca) öğüt/ibret vermek için Kitab’tan ve Hikmet’ten üzerinize inzal ettiğini zikredin/anın... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir




~ηυя'υ_αуη~ Bunu beğendi.

Alt 04-08-2010, 01:32 #8

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ إِذَا تَرَاضَوْاْ بَيْنَهُم بِالْمَعْرُوفِ ذَلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكُمْ أَزْكَى لَكُمْ وَأَطْهَرُ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
232-) Ve iza tallaktümünnisae febelağne ecelehünne fela ta'duluhünne en yenkıhne ezvacehünne iza teradav beynehüm Bil ma'ruf* zâlike yuazu Bihi men kane minküm yu'minü Billahi vel yevmil ahıri, zâliküm ezka leküm ve ather* vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerinin nihayetine ulaştıklarında, Aralarında (Bi-) ma’ruf ile karşılıklı rızalaştıkları takdirde, artık (eski) kocalarına nikahlanmalarına mani olmayın... Bu, sizden kim (B sırrınca) Allah’a ve ahir güne iman ediyorsa, ona (B sırrınca) verilen bir öğüttür... İşte bu sizin için daha iyi/fazla ve daha temizdir... Allah bilir, siz bilmezsiniz.


وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّا آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
233-) Vel validatu yurdı'ne evladehünne havleyni kâmileyni limen erade en yütimmerredaate ve alel mevludi lehu rizkuhünne ve kisvetühünne Bil ma'ruf* la tükellefü nefsün illâ vüs'aha* la tudarre validetün Bi velediha ve la mevludün lehu Bi veledihi ve alel varisi mislü zâlik* fein erada fisalen an teradın minhüma ve teşavürin fela cünaha aleyhima* ve in eradtüm en testerdıu evladeküm fela cünaha aleyküm iza sellemtüm ma ateytüm Bil ma'ruf* vettekullahe va'lemu ennAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Süt emzirmeyi tamamlamak isteyenler (babalar) için, anneler çocuklarını tam/kamil iki (hicri) yıl emzirirler... Onların (annelerin) rızkı (yeme-içmeleri) ve kisveleri (giyecekleri) (Bi-) ma’ruf (örf) üzere çocuğun babasının üzerinedir... Hiç bir nefse vüs’atinden başkası teklif edilmez... Ne bir ana (B gerçeğince) çocuğu sebebiyle zarar görsün, ne de bir baba (B gerçeğince) çocuğu yüzünden zarara sokulsun... Varis’e düşen de bunun gibidir (bu kurala uymaktır)... Eğer (ana-baba) kendi rızaları ile ve meşvere ederek (çocuğu) sütten kesmek isterlerse kendilerine bir günah yoktur... Ve eğer çocuklarınızı (süt annesi tutup) emzirtmek dilerseniz, (Bi-) ma’ruf ile verdiğinizi (ücreti) teslim etmeniz şartıyla, yine üzerinize bir günah yoktur... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah tüm yaptıklarınızı (B sırrınca; onların meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir.


وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِير
234-) Velleziyne yüteveffevne minküm ve yezerune ezvacen yeterebbasne Bi enfüsihinne erbeate eşhürin ve aşra* feiza belağne ecelehünne fela cünaha aleyküm fiyma fealne fiy enfüsihınne Bil ma'ruf* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;
Sizden vefat edip te geriye eşler bırakanların bu eşleri dört ay on gün kendilerini (B sırrınca) gözetlerler (beklerler)... Sürelerinin nihayetine ulaştıklarında, artık onların kendileri hakkında (Bi-) ma’ruf ile yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur... Allah tüm amellerinizi (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Habiyr’dir.


وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُم بِهِ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَاء أَوْ أَكْنَنتُمْ فِي أَنفُسِكُمْ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَـكِن لاَّ تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلاَّ أَن تَقُولُواْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا وَلاَ تَعْزِمُواْ عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتَّىَ يَبْلُغَ الْكِتَابُ أَجَلَهُ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا فِي أَنفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
235-) Ve la cünaha aleyküm fiyma arradtüm Bihi min hıtbetin nisai ev eknentüm fiy enfüsiküm* alimAllahu enneküm setezkürunehünne ve lâkin la tüvaıduhünne sirran illâ en tekulu kavlen ma'rufa* ve la ta'zimu ukdeten nikahı hatta yeblüğal Kitabu eceleh* va'lemu ennAllahe ya'lemu ma fiy enfüsiküm fahzeruh* va'lemu ennAllahe Ğafur’un Haliym;
Böyle (iddet bekleyen) kadınlara evlenme isteğinizi (B sırrınca) üstü kapalı iletmenizde veya içinizde tutmanızda size bir günah yoktur... Allah onları hatırlayacağınızı bilmiştir... Fakat ma’ruf bir söz söylemeniz dışında sakın gizli bir şeye (gizli bir buluşmaya) sözleşmeyin... Farz olan iddet süresi doluncaya kadar nikah akdini bağlamaya azmetmeyin... Ve bilin ki Allah içinizde olani bilir, artık O’ndan hazer edin (sakının)... Ve iyi bilin ki Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.


لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَرِيضَةً وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ مَتَاعًا بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُحْسِنِينَ
236-) La cünaha aleyküm in tallaktümün nisae ma lem temessuhünne ev tefridu lehünne feriydaten, ve mettiu’hünn* alel musiı kaderuhu ve alel muktiri kaderuh* metaan Bil ma'ruf* Hakkan alel muhsiniyn;
Kendilerine dokunmadan veya onlar için herhangi bir mehr kesmeden kadınları boşarsanız, size bir günah yoktur... Onları faydalandırın... Eli geniş olan da kendi gücünce, eli dar olan da kendi kaderince (Bi-) ma’ruf üzere faydalandırmalı... (Bu) muhsinler üzerine bir haktır.


وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إَلاَّ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَ الَّذِي بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ وَأَن تَعْفُواْ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَلاَ تَنسَوُاْ الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
237-) Ve in tallaktümuhünne min kabli en temessuhünne ve kad feradtüm lehünne feriydaten fenısfü ma feradtüm illâ en ya'fune ev ya 'fuvelleziy Bi yedihi ukdetün nikah* ve en ta'fu akrabu littakva* ve la tensevül fadle beyneküm* innAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Kendilerine bir mehr tayin etmiş iken ve onlara dokunmadan önce kadınları boşamışsanız, tayin ettiğinizin yarısını verin... Ancak kendileri (kadınlar) veya nikah akdi (Bi-) elinde olan (erkekler) bağışlarsa/vazgeçerse o başka... (Erkekler) sizin bağışlamanız/ (mehr’in tümünü vermeniz) takva’ya daha yakındır... Aranızda fazileti unutmayın... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.


حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ
238-) Hafizu ales Salevati ves Salatil Vüsta ve kumu Lillahi kanitiyn;
Salatları (namazları) ve salat-ı vusta’yı (orta namazı) muhafaza edin... Kanitiyn (tam teslim olmuşlar) olarak Allah (baka) için kıyam edin.


فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
239-) Fein hıftüm fericalen ev rükbana* feiza emintüm fezkürullahe kema allemeküm ma lem tekünu ta'lemun;
Eğer (herhangi bir tehlikeden) korkarsanız, RİCALEN (yaya, yürüyerek) veya RÜKBANEN/binit üzerinde(namazınızı kılın)...Emin olduğunuzda (güvene kavuştuğunuzda), bilmiyor olduklarınızı size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin.


وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لِأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
240-) Velleziyne yüteveffevne minküm ve yezerune ezvacen, vasıyyeten liezvacihim metaan ilel havli ğayra ıhrac* fein haracne fela cünaha aleyküm fiy ma fealne fiy enfüsihinne min ma'ruf* vAllahu Aziyz’ün Hakiym;
İçinizden vefat edip de geriye eşler bırakan (erkekler), eşlerinin (evden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyyet etsinler... Eğer kendileri çıkarlarsa, onların kendi haklarında ma’ruf üzere yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.


وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
241-) Ve lil mütallekati metaun Bil ma'ruf* Hakkan alel müttekıyn;
Boşanmış kadınların lehine (Bi-) ma’ruf üzere (örfen normal geçim şartlarına göre, sünnetullah gereği) faydalandırma (hakları) vardır; ki (bu) muttekiler üzerine bir haktır/vazifedir.


كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ ءَايَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
242-) Kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatihi lealleküm ta'kılun;
İşte Allah sizin için ayetlerini böyle açıkça beyan ediyor ki belki akledersiniz.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللَّهُ مُوتُوا ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
243-) Elem tera ilelleziyne harecu min diyarihim ve hüm ülufün hazerel mevt* fekale lehümüllahu mutu sümme ahyahüm* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekseranNasi la yeşkürun;
Ölüm korkusuyla, binlerce (kişi) oldukları halde yurtlarından çıkanları görmedin mi?.. Allah onlara: “ölün” dedi; sonra da onları diriltti... Şüphesiz ki Allah insanlara gerçekten FAZL (lutuf) sahibidir... Ama insanların ekseriyeti şükretmezler.


وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
244-) Ve katilu fiy sebiylillâhi va'lemu ennAllahe Semi’un ‘Aliym;
Allah yolunda savaşın ve iyi bilin ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.


مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
245-) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad'afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;
Kimdir o (adam) ki Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de Allah da onu (sunduğunu) ona (veren ele) bir çok kez katlayarak artırsın... Allah kabz eder (daraltır, kısar) ve bast eder (yayar, açar)... O’na döndürülmektesiniz.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلإِ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ مِن بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُواْ لِنَبِيٍّ لَّهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلاَّ تُقَاتِلُواْ قَالُواْ وَمَا لَنَا أَلاَّ نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَارِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْاْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِين
246-) Elem tera ilel melei min beniy israiyle min ba'di Musa* iz kalu li Nebîyyin lehümüb'as lena meliken nükatil fiy sebiylillâh* kale hel aseytüm in kütibe aleykümül kıtalu ella tukatilu* kalu ve ma lena ella nukatile fiy sebiylillâhi ve kad uhricna min diyarina ve ebnaina* felemma kütibe aleyhimül kıtalu tevellev illâ kaliylen minhüm* vAllahu Aliym’ün Biz zalimiyn;
Musa’dan sonra İsrailOğullarından MELE’-i (bir görüşü paylaşan ileri gelenler grubu) görmedin mi?... Hani onlar, Nebîlerine: “Bizim için bir Melik ba’set, Allah yolunda savaşalım”, demişlerdi... (O Nebî) dedi ki: “Ya size savaş yazılır/farz kılınır da savaşmazsanız?”... Dediler ki: ”Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım?... Hem yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılıp uzaklaştırıldık”... Vaktaki üzerlerine savaş yazılınca/farz olunca, onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler... Allah zalimleri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.


وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
247-) Ve kale lehüm Nebîyyühüm innAllahe kad bease leküm talute meliken, kalu enna yekünu lehül mülkü aleyna ve nahnu ehakku Bil mülki minhu ve lem yü'te seaten minel mal* kale innAllahastefahu aleyküm ve zadehu bestaten fiyl ılmi vel cism* vAllahu yü'tiy mülkeHU men yeşa'* vAllahu Vasi’un Aliym;
Nebîleri onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, Talut’u sizin için Melik olarak ba’setti”... Dediler ki: “Nasıl olur da o bizim üzerimize mülk sahibi olur?... Biz (Bi-) mülke ondan daha ehakkız... (Ona) maldan bir genişlik de verilmemiştir (hem)”... (Nebîleri) dedi ki: “Muhakkak ki Allah O’nu sizin üzerinize ıstıfa etti/seçti, ilim’de ve cisim’de beste (derinlilik, güçlülük) olarak onu ziyade etti”... Allah mülkünü dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.


وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَى وَءَالُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَائِكَةُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
248-) Ve kale lehüm Nebîyyühüm inne ayete mülkiHİ en ye'tiyekümüt tabutu fiyhi sekiynetüm min Rabbiküm ve bekıyyetün mimma terake alu Musa ve alu Harune tahmilühül Melaiketü, inne fiy zâlike leayeten leküm in küntüm mu’miniyn;
Nebîleri onlara dedi ki: “Muhakkak ki O’nun mülkü’nün ayeti (alameti), o tabut’un size gelmesidir... Ki onun içinde Rabbinizden bir sekine, Al-u Musa ve Al-u Harun’un bıraktığından bir bakıyye vardır... Onu melaike taşır... Muhakkak ki bunda sizin için kesin bir ayet (alamet) vardır, eğer mü’minler iseniz”.


فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلاَّ مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُواْ مِنْهُ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ قَالُواْ لاَ طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو اللّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
249-) Fe lemma fesale talutu Bil cunudi, kale innAllahe mübteliyküm Bi neher* femen şeribe minhu feleyse minniy* vemen lem yat'amhü feinnehu minniy illâ menığterafe gurfeten Bi yedih* feşeribu minhu illâ kaliylen minhüm* felemma cavezehu huve velleziyne amenu meahu, kalu la takate lenel yevme Bi calute ve cunudih* kalelleziyne yezunnune ennehüm mulakullahi kem min fietin kaliyletin ğalebet fieten kesiyraten Bi iznillah* vAllahu meas Sabiriyn;
Talut, (Bi-) ordusuyla ayrıldığında (askerlerine) dedi ki: “Muhakkak ki Allah sizi (Bi-) nehir ile deneyecektir... Kim ondan içerse benden değildir... Kim onu tatmayansa işte o bendendir... (Bi-) eli ile bir avuç alan müstesna”... Fakat içlerinden pek azı hariç ondan içtiler... Vakta ki O ve Onun beraberindeki mü’minler nehri geçince: “Bugün, (Bi-) Calut ve ordusuna karşı bizim bir takatımız yoktur” dediler... Allah’a mulakı olacaklarını/kavuşacaklarını içlerinden gelen bir şekilde bilenler ise: “(Sayıca) nice az bir topluluk, Biiznillah (Allahın izniyle) (sayıca) çok bir topluluğa galip gelmiştir... Allah sabredenlerle beraberdir”, dediler.


وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

250-) Ve lemma berezu licalute ve cunudihi kalu Rabbena efrığ aleyna sabren ve sebbit akdamena vansurna alel kavmil kâfiriyn;
(Talut’un askerleri) Calut ve onun ordusunun karşısına çıktıklarında: “Rabbimiz, üzerimize sabır dök/yerleştir, ayaklarımızı sabit kıl/kaydırma ve kafirler topluluğuna karşı bize nusret ver”.


فَهَزَمُوهُمْ بِإِذْنِ اللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُدُ جَالُوتَ وَءَاتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ اللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
251-) Fehezemuhüm Bi iznillahi ve katele Davudu calute ve atahullahul Mülke vel Hikmete ve allemehu mimma yeşa'* ve levla def'ullahin Nase ba'dahüm Bi ba'din le fesedetil Ardu ve lakinnAllahe zu fadlin alel alemiyn;
Nihayet Bi-iznillah (Allah’ın izniyle) onları hezimete uğrattılar... Davud, Calut’u öldürdü... Ve Allah Ona (Davud’a) Mülk’ü ve Hikmet’i verdi ve Ona dilediğinden ta’lim etti... Eğer Allah (B sırrınca) insanların bazısı ile, onların bazılarını defetmeseydi, elbette Arz fesada uğrar/bozulurdu... Fakat Allah alemler üzerine gerçekten lutuf sahibidir.





~ηυя'υ_αуη~ Bunu beğendi.

Alt 04-08-2010, 01:33 #9

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


تِلْكَ ءَايَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
252-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve inneke le minel mürseliyn;
Bunlar Allah ayetleridir... Onları sana Bil-Hakk (Hak olarak) tilavet ediyoruz... Ve sen kesinlikle mürseliyndensin (irsal olunanlardansın).


تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَـكِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
253-) Tilker Rusülü faddelna ba'dahüm alâ ba'd* minhüm men kellemAllahu ve refea ba'dahüm derecat* ve ateyna Iysebne Meryemel beyyinati ve eyyednahü Bi Ruh-ıl Kudüs* ve lev şaAllahu maktetelelleziyne min ba'dihim min ba'di ma caethümül beyyinatu ve lakinıhtelefu feminhüm men amene ve minhüm men kefer* ve lev şaAllahu maktetelu ve lakinnAllahe yef'alu ma yüriyd;
İşte Rasûller (ki) onların bazısını bazısı üzerine üstün kıldık... Onlardan kimi ile Allah konuşmuş, kimini de dereceler olarak ref’etmiş/yükseltmiştir... Meryem Oğlu İsa’ya beyyineler verdik ve O’nu (B sırrınca) Ruh’ül Kudüs ile teyid ettik... Eğer Allah dileseydi onlardan sonra gelenlerden, kendilerine beyyineler geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi... Fakat ihtilafa düştüler de onlardan kimi iman etti kimi de inkar etti... Eğer Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi... Lakin Allah dilediğini yapar.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
254-) Ya eyyühelleziyne amenu enfiku mimma razaknaküm min kabli en ye'tiye yevmün la bey'un fiyhi ve la hulletün ve la şefaatün, vel kâfirune hümüz zalimun;
Ey iman edenler, ne alış-verişin, ne dostluğun ve ne de şefaatın olmadığı gün gelmeden önce sizi rızıklandırdığımızdan infak edin... Kafirler, zalimlerin ta kendileridir.


اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
255-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ül Kayyum* la te'huzuHU sinetün vela nevm* leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* men zelleziy yeşfeu ındeHU illâ Bi iznih* ya'lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm* ve la yuhıytune Bi şey’in min ılmiHİ illâ Bi ma şa'* vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard* ve la yeuduhu hıfzuhüma* ve HUvel Alıyy’ül Azıym;
ALLAH ki, tanrı yoktur ancak O vardır (O’ndan gayrı vücud yoktur); Hayy (gerçek diri) ve Kayyum’dur (kendi kendine kaim; zira kıyambinefsihi)... Ne uyuklama (gaflet) ne de uyku Onu yakalayabilir (kayyumiyet sıfatı?)... Semalar’da ve Arz’da ne varsa Onundur... Onun katında kim şefaat edebilir ki Bi-izniHİ (O’nun izni olarak) olmaksızın?... Bilir önlerinde ve arkalarında olanların hepsini... (B sırrıyla) dilemesi (izni) olmadan Onun ilminden bir (Bi-) şeyi kapsamak mümkün değildir... Kürsüsü (bilinç), Semalar’ı ve Arz’ı içine almıştır... Onların muhafazası O’na ağır/zor gelmez... O, Aliy (sınırsız yüce)’dir, Azıym’dir (azameti sonsuz).


لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
256-) La ikrahe fid Diyni kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy* femen yekfür Bittağuti ve yu'min Billahi fekadistemseke Bil urvetil vüska, lenfisame leha* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
Diyn’de zorlama yoktur (İslam’da?)... Gerçekten rüşd (hidayet, hak, doğruluk) ğayy’dan (azgınlık, dalalet) apaçık ayrılmıştır (deliller ortadadır)... Artık her kim (Bi-) Tağut’u (tapılacak nesne, Allah dışında vücud, ilah kabul etmeyi) inkar edip Allah’a (B sırrıyla) iman ederse muhakkak o kopması/ayrılması olmayan sapasağlam bir kulpa (B sırrınca) yapışmış olur... Allah Semi’dir, Aliym’dir.


اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ ءَامَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
257-) Allahu Veliyyülleziyne amenu yuhricühüm minez zulümati ilenNur* velleziyne keferu evliyaühümüt tağutu yuhricunehüm minen Nuri ilez zulümat* ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Allah iman edenlerin Veliy’sidir... Onları karanlıkLARdan Nur’a çıkarır... Fiilen küfür (hakikatlerini örtme) halinde olanlara gelince, onların evliyası Tağut’tur (Allah dışındaki ilahları)... (O taptıkları ilahlar) onları Nur’dan karanlıkLARa çıkarırlar... İşte onlar Nar ashabıdır... Onlar onda (Nar’da) ebedi kalıcılardır.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَآجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رِبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِـي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِـي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِين
258-) Elem tera ilelleziy hacce İbrahîyme fiy Rabbihi en atahullahul mülk* iz kale İbrahîymu Rabbiyelleziy yuhyiy ve yumiytu, kale ene uhyiy ve umiyt* kale İbrahîymu feinnAllahe ye'tiy BişŞemsi minel meşrikı fe'ti Bi ha minel mağribi febühitelleziy kefer* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
Allah kendisine mülk (hükümdarlık, saltanat, hükmetme gücü) verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile niza edeni/tartışanı görmedin mi?... İbrahim: “Benim Rabbim O’dur ki diriltir ve öldürür”, dediğinde o da: “ben de diriltir ve öldürürüm” dedi... İbrahim: “Muhakkak ki Allah Güneş’i (B sırrınca) maşrik’ten getiriyor, hadi sen (Bi-) onu mağrib’ten getir” deyince; o kafir (hakikatından perdeli) kimse apışıp kaldı... Allah zalimler toplululuğuna hidayet etmez.


أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىَ يُحْيِـي هَـَذِهِ اللّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللّهُ مِئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِئَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى العِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
259-) Ev kelleziy merra alâ karyetin ve hiye haviyetün alâ uruşİhlas Haber Ajansı* kale enna yuhyiy hazihillahu ba'de mevtiha* feematehullahu miete amin sümme beaseh* kale kem lebist* kale lebistü yevmen ev ba’da yevm* kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh* venzur ila hımarike ve li nec'aleke ayeten lin Nasi venzur ilel ızami keyfe nünşizüha sümme neksuha lahmen, felemma tebeyyene lehu kale a'lemü ennAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Yahut şu kimse (Üzeyir) gibisini (görmedin mi) ki çatıları, damları/duvarları üstüne çökmüş/alt üst olmuş (ahalisi helak olmuş) bir karye’ye (kasaba’ya, kente) uğramıştı da: ”Allah şurayı ölümünden sonra nasıl diriltir?”, demişti... (Bunun üzerine) Allah onu yüz sene (lik bir süre için) öldürmüş, sonra ba’setmişti... “Ne kadar kaldın?” dedi (Allah)... O da: “Bir gün veya bir günün ba’zı/birazı” dedi... (Allah) buyurdu: “Hayır, yüz sene kaldın... İşte yiyeceğine ve içeceğine bir bak; hiç bozulmamış... Eşeğine bak... Seni insanlar için bir ayet (ibret) kılalım diye (bunu yaptık)... Kemiklere bak, nasıl onları çatıyor/iskeletini kuruyor sonra et giydiriyoruz onlara”... Kendisine iş açıkça belli olunca/durum netleşince şöyle dedi: “(Şimdi) biliyorum, ki Allah herşeye Kadiyr’dir”.


وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَـكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
260-) Ve iz kale İbrahîymu Rabbi eriniy keyfe tuhyil mevta* kale evelem tu'min* kale belâ ve lâkin liyatmeinne kalbiy* kale fe huz erbeaten minet tayri fesurhünne ileyke sümmec'al alâ külli cebelin minhünne cüz'en sümmed'uhünne ye'tiyneke sa'ya* va'lem ennAllahe Aziyz’un Hakiym;
Hani İbrahim (de bir zaman): “Rabbim göster bana, ölüleri nasıl diriltirsin?”, demişti... (Rabbi) dedi: “İman etmedin mi ki?”... (İbrahim) dedi: “Elbette (iman ettim; ilmel yakin olarak bildim); ama kalbimin mutmain olması için”... (Allah) buyurdu: “O halde KUŞ’tan (kuş cinsinden) dört (çeşit) al/tut... Onları kendine çek/alıştır/zabdet, sonra onlardan birer cüz olarak her bir dağın üzerine koy... Sonra onları çağır, sa’yederek/koşarak sana gelirler (zira boğazlanmalarından sonra artık onları sen dirilttin)... Bil ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir”.


مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
261-) Meselülleziyne yunfikune emvalehüm fiy sebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senabile fiy külli sünbületin mietü habbetin, vAllahu yudaıfu limen yeşa'* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali, yedi başak bitiren ve her başağında yüz habbe/dane bulunan tek bir habbe/dane gibidir... Allah dilediği kimse için kat kat artırır... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.


الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
262-) Elleziyne yunfikune emvalehum fiy sebiylillâhi sümme la yutbiune ma enfeku mennen ve la ezen lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Mallarını Allah yolunda infak edip sonra bu infaklarına minnet etme/başa kalkma ve eziyet katmayanların, Rableri indinde kendilerine özel ecirleri vardır... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.


قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ
263-) Kavlün ma'rufun ve mağfiratün hayrun min sadekatin yetbeuha eza* vAllahu Ğaniyy’un Haliym;
(Kalbine ferahlık olan) Ma’ruf bir söz ve mağfiret, arkasından bir eziyyet gelen sadakadan daha hayırlıdır... Allah Ğaniy’dir, Haliym’dir.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِين

264-) Ya eyyühelleziyne amenu la tubtılu sadekatiküm Bil menni vel eza, kelleziy yunfiku malehu riaenNasi ve la yu'minu Billahi vel yevmil ahır* femeselühu kemeseli safvanin aleyhi türabün fe esabehu vabilün feterakehu salda* la yakdirune alâ şey’in mimma kesebu* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;
Ey iman edenler, malını insanlara riya olarak harcayan ve (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etmeyen bir kimse gibi sadakalarınızı (Bi-) menn (başa kalkma) ve eza (eziyyet etme) ile iptal etmeyin... Onun misali üzerinde bir miktar toprak bulunan (şu) kaya’ya/kayalara benzer ki; şiddetli/sağanak bir yağmur ona isabet etti ve onu sald’a/ (topraksız) dümdüz sert bir kaya halinde bıraktı... Onlar kazandıklarından hiç bir şey elde edemezler... Allah kafirler topluluğuna hidayet etmez.


وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
265-) Ve meselülleziyne yunfikune emvalehümüb tiğae merdatillahi ve tesbiyten min enfüsihim kemeseli cennetin Bi rabvetin esabeha vabilün fe atet üküleha dı'feyn* fe in lem yusıbha vabilün fe tall* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Allah rızasını isteyerek/arayarak ve kendi enfüslerinden bir tesbit (rablerine ait bir özellik) ile mallarını infak edenlerin misaline gelince; kendisine kuvvetli bir sağanak yağmur isabet edip de yemişlerini iki kat vermiş (Bi-) tepedeki cennet’e/bahçeye benzer... O’na (böyle bir tepedeki bahçeye) bol yağmur isabet etme se bile, (onun yemiş vermesi için) bir çise/nem olur/yeter... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir.


أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاء فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُون
266-) Eyeveddü ehadüküm en tekûne lehu cennetün min nehıylin ve a'nabin tecriy min tahtihel enharu, lehu fiyha min küllis semerati, ve esabehül kiberu ve lehu zürriyyetün duafa’*, feesabeha ı'sarun fiyhi narun fahterakat* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm tetefekkerun;
Sizin biriniz ister mi ki hurmalardan ve üzümlerden bir cennet’i/bahçesi olsun, altından nehirler aksın, içinde her meyvadan olsun da kendisine ihtiyarlık isabet etsin ve zayıf zürriyyeti olsun... (Derken) ona (o bahçeye) içinde nar/ateş olan bir bora isabet etsin ve (o bahçe baştan başa) yanıversin... İşte Allah, tefekkür edesiniz diye, ayetlerini sizin için açıklıyor.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
267-) Ya eyyühelleziyne amenu enfiku min tayyibati ma kesebtüm ve mimma ahrecna leküm minel Ard* ve la teyemmemül habiyse minhu tunfikune ve lestüm Bi ahıziyhi illâ en tüğmidu fiyh* va'lemu ennAllahe Ğaniyy’ün Hamiyd;
Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve Arz’dan sizin için çıkardıklarımızın tayyib (temiz-helal-pozitiv) olanlarından infak edin... Göz yummaksızın (B sırrınca) alıcısı olmayacağınız habis (pis/negativ) i infak etmeye yeltenmeyin... İyi bilin ki Allah Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.


الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
268-) Eşşeytanü yeıdükümül fakre ve ye'muruküm Bil fahşa'* vAllahu yeıduküm mağfiraten minhu ve fadlen, vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
Şeytan size fakirlik/yoksulluk va’deder ve size fahşa (çirkinlik, cimrilik) ile (B sırrınca) emreder... Allah ise kendinden bir mağfiret (kendi nuru ile örtme, yakin) ve fazl (üstünlük, fazlalık) va’deder... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.


يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
269-) Yü'til Hıkmete men yeşau'* ve men yü'tel Hıkmete fekad utiye hayren kesiyra* ve ma yezzekkeru illâ ülül elbab;
(O) Hikmet’i dilediğine verir... Kime Hikmet verilirse, gerçekten (ona) pek çok hayır verilmiştir... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası anlayamaz.




~ηυя'υ_αуη~ Bunu beğendi.

Alt 04-08-2010, 01:34 #10

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


BAKARA SÛRESİ البقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

270-) Ve ma enfaktüm min nefekatin ev nezertüm min nezrin fe innAllahe ya'lemuh* ve ma lizzalimiyne min ensar;
Nafakadan neyi infak ettiniz ve adaktan neyi nezrettiniz/adadınız ise, muhakkak Allah onu bilir (karşılığı kesindir)... Zalimler için ensar/yardımcılar yoktur.


إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

271-) İn tübdüs sadekati feniımma hiye, ve in tuhfuha ve tü'tuhel fukarae fe huve hayrun leküm* ve yükeffiru anküm min seyyiatiküm* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;
Sadakalarınızı açıkça verirseniz, o ne güzeldir!... Eğer onları gizler ve onları fakirlere verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır, ve kötülüklerinizden bir ksımını örter/keffaret olur... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Habiyr’dir.


لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
272-) Leyse aleyke hüdahüm ve lakinnAllahe yehdiy men yeşa'* ve ma tünfiku min hayrin felienfüsiküm* ve ma tünfikune illebtiğae vechillah* ve ma tünfiku min hayrin yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;
(Rasûlüm) onların hidayeti senin üzerine (bir borç) değildir... Fakat Allah dilediğine hidayet eder... Hayırdan ne infak ederseniz, ancak kendi nefsiniz içindir/kendi lehinizedir... (Nitekim) ancak vechullah’ı arzulayarak/vechullah için infak edersiniz... Hayırdan ne infak ederseniz, tamı tamına size ödenir; ve siz zulme uğratılmazsınız.


لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
27 3-) Lil fukarailleziyne uhsıru fiy sebiylillâhi la y estetıy'une darben fiyl Ardı, yahsebühümül cahilü ağniyae minet teaffüf* ta'rifühüm Bi siymahüm* la y es'elunen Nase ilhafa* ve ma tünfiku min hayrin fe innAllahe Bihi ‘Aliym;
(İnfaklarınız-sadakalarınız) şu Fukara içindir ki Allah yolunda (mücahade için) hasredilmişler (kapanıp kalmışlar); Arz’da gezip dolaşmağa güç yetiremezler (ticaret ve dünyalık kazanç için vakitleri yok)... İffetlerinden ötürü, cahil kişiler (onları tanımayanlar) onları zengin kimseler sanır... (Rasûlüm) Sen onları (B sırrınca) simalarından tanırsın... (Onlar) yüzsüzlük edip insanlardan istemezler... (Artık) hayırdan ne infak ederseniz, muhakkak Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir.


الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
274-) Elleziyne yünfikune emvalehüm Bil leyli vennehari sirran ve alaniyeten felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Mallarını, (B sırrınca) gece ve gündüz, gizli ve aleni infak edenler var ya, işte onların ecirleri Rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.


الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
275-) Elleziyne ye'külunerRiba la yekumune illâ kema yekumülleziy yetehabbetuhüşşeytanu minel mess* zâlike Bi ennehüm kalu innemel bey'u mislürRiba* ve ehalellahul bey'a ve harremerRiba* fe men caehu mevızatün min Rabbihi fenteha felehu ma selef* ve emruhu ilellah* ve men ade feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Riba/faiz yiyenler (?), (kıyamet günü) ancak şeytanın mess için (cinlendirme, delirtme için) çarptığı kimsenin kıyam ettiğinden başka türlü kalkıp doğrulamazlar... Bu onların: “Bey’ (alış-veriş) de ancak riba (faiz) misli (gibi) dir”, demelerinden dolayıdır... Halbuki Allah bey’i helal ve riba’yı haram kılmıştır... Artık kime Rabbinden bir mev’ıze (öğüt) gelir de (bu nedenle faizden) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir... Ve onun emri/işi de Allah’a kalmıştır... Kim (tekrar faize) dönerse, işte onlar Nar ashabıdırlar... Onlar orada ebedi kalıcılardır (çünkü faiz, şirk?).


يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
276-) YemhakullahurRiba ve yurbis Sadekat* vAllahu la yuhıbbu külle keffarin esiym;
Allah riba’yı/faizi mahveder ve sadakaları ise artırır... Allah günahta israr eden, ziyadesiyle nankörlerin (faiz yiyenlerin) hiçbirini sevmez.


إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَءَاتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
277-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati ve ekamus Salate ve atevüz Zekate lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
İman edip salih amel işleyen, namazı ikame eden ve zekatı verenlerin Rableri indinde kendilerine has ecirleri vardır... Korku yoktur onlara ve onlar mahzun da olmazlar.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
278-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe vezeru ma bekıye miner Riba in küntüm mu’miniyn;
Ey iman edenler Allah’dan ittika edin ve riba’dan kalanı (bakiyesini) de bırakın, eğer mü’minler iseniz.


فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
279-) Fein lem tef'alu fe'zenu Bi harbin minAllahi ve RasûliHİ, ve in tübtüm feleküm ruusü emvaliküm* la tazlimune ve la tuzlemun;
Eğer (bunu) yapmazsanız Allah ve Rasûlü tarafından (B sırrınca) harb ilan edildiğini duyun/bilin... Eğer tevbe ederseniz, o zaman mallarınızın başları (sermayeleriniz) sizindir... (Ki böylece) ne zulmedersiniz, ne de zulme uğrarsınız.


وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
280-) Ve in kâne zu usretin fe nezıratün ila meyseretin, ve en tesaddeku hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Eğer o (borçlu) zorluk sahibi/darlık içinde ise kolaylıkla ödeyebilecekleri duruma kadar mühlet (tanıyın)... Ve (bu gibi borçlulara alacağınızı) tasaddukta bulunmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.


وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
281-) Vetteku yevmen turceune fiyhi ilellahi sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz GÜN’den ittika edin... Sonra her nefse (kendi) kazandığı tamı tamına verilecek ve onlar zulme uğratılmayacaklar.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيرًا أَو كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
282-) Ya eyyühelleziyne amenu iza tedayentüm Bi deynin ila ecelin müsemmen fektübuh* vel yektüb beyneküm kâtibun Bil adl* ve la ye'be kâtibun en yektübe kema allemehullahu fel yektüb* velyümlililleziy aleyhil hakku vel yettekıllahe Rabbehu ve la yebhas minhu şey'a*, fein kânelleziy aleyhil hakku sefiyhen ev daıyfen ev la yestetıy'u en yümille huve felyümlil veliyyuhu Bil adl* vesteşhidu şehiydeyni min Ricaliküm* fe in lem yekûna Racüleyni feRacülün vemreetani mimmen terdavne mineş şühedai en tedılle ıhdahüma fe tüzekkira ıhdahümel uhra* ve la ye'beş şühedau iza ma düu* ve la tes'emu en tektübuhu sağıyran ev kebiyran ila ecelih* zâliküm aksetu ındAllahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illâ en tekûne ticareten hadıreten tüdiyruneha beyneküm feleyse aleyküm cünahun ella tektübuha* ve eşhidu iza tebaya'tüm* ve la yudarre katibün ve la şehiyd* ve in tef'alu fe innehu füsukun Biküm* vettekullah* ve yuallimukümüllah* vAllahu Bi külli şey'in ‘Aliym;
Ey iman edenler... Belirli bir vadeye kadar birbirinize (Bi-) borç verdiğinizde, onu yazın... Aranızda (Bi-) adaletli bir katip (yazmayı bilen adil biri) yazsın (noter?)... Katip/yazıcı, Allah’ın kendisine ta’lim ettiği/öğrettiği gibi yazmaktan imtina etmesin; yazsın... Hak kendi üzerinde olan (borçlu) da yazdırsın, Rabbi olan Allah’dan ittika etsin, ondan (borcundan) hiçbir şeyi eksiltmesin... Eğer hak üzerinde olan (borçlu) sefih (anlayışı kıt) veya zayıf (küçük çocuk, çaresiz) ya da kendisi bizzat yazdırmağa gücü yetmezse, onun velisi (Bi-) adaletle yazdırsın... Ricalinizden (erkeklerinizden) iki (kişiyi) de şahid tutun... Eğer iki (tane) erkek yoksa, o zaman razı olacağınız şahidlerden bir erkek iki kadın (olsun)... Onlardan (kadınlardan) biri şaşırırsa/unutursa, öteki biri diğerine hatırlatır (diye)... Da’vet edildiklerinde şahidler de imtina etmesinler (şahidlik yapsınlar)... (Sizler, katipler de) küçük veya büyük onu (borcu) eceline (vadesine) kadar yazmaktan usanmayın... Bu Allah indinde uluhiyyet hükümlerince en uygun/en adaletli, şahadet/şahitlik için en sağlam ve şekke düşmemeniz için en yakın/elverişlidir... Ancak aranızda döndürüp/devredip durduğunuz (tamamen) peşin bir ticaret olursa onu yazmamanızda üzerinize bir günah yoktur... Karşılıklı alışveriş yaptığınızda da şahid tutun... Katib’e de, şahid’e de bir zarar olmasın/verilmesin... Eğer (bir zarar) yaparsanız, muhakkak ki bu (B gerçeğince) sizin fusukunuz (sistem’den çıkmanız) dır... Allah’dan ittika edin... Allah size öğretiyor... Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.


وَإِن كُنتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُواْ كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَّقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ تَكْتُمُواْ الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
283-) Ve in küntüm alâ seferin ve lem tecidu katiben ferihanun makbudatün, fein emine ba'duküm ba'dan felyüeddillezi'tümine emanetehu velyettekıllahe Rabbehu, ve la tektümüş şehadete, ve men yektümha fe innehu asimün kalbüh* vAllahu Bi ma ta'melune ‘Aliym;
Ve eğer bir sefer üzere olursanız da bir katip bulamazsanız, o zaman kabzedilmiş rehinler (değerli nesneler/belgeler de yeter)... Eğer biriniz diğerine güvenirse/birbirinize güvenmiş (emin olmuş) iseniz, kendisine güvenilen emanetini ödesin; ve Rabbi olan Allah’dan ittika etsin... Şahadeti/şahitliği de gizlemeyin... Kim onu (şahadeti) gizlerse, muhakkak onun kalbi günahkardır... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Aliym’dir.


لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
284-) Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve in tübdu ma fiy enfüsiküm ev tuhfuhu yuhasibküm BiHİllah* feyağfiru limen yeşau ve yuazzibu men yeşa'* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var ise Allah’ındır (O’nun Esmasının zuhurudur; Hakdır)... Nefislerinizde (enfüsünüzde) olanı açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla (B sırrınca) hesaba çeker/çekiyor... Dilediğini mağfiret eder (yakiyn nasip eder) ve dilediğine de azab eder... Allah her şeye Kadiyr’dir.


ءَامَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
285-) Amener Rasûlü Bi ma ünzile ileyhi min Rabbihi vel mu'minun* küllün amene Billahi ve MelaiketiHİ ve KütübiHİ ve RusuliHİ, la nuferriku beyne ehadin min RusuliHİ, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke Rabbena ve ileykel masıyr;
Er-Rasûl (Rasûlullah), Rabbinden kendisine İNZAL olana (B sırrıyla) iman etti, mü’minler de (iman ettiler)... Hepsi, (B sırrıyla) Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Rasûllerine iman etmiştir... O’nun Rasûllerinden hiçbirini ayırt etmeyiz... “işittik ve itaat ettik, Ğufran’sın (mağfiretini isteriz) Rabbimiz, dönüşümüz sanadır”, dediler.


لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
286-) La yükellifullahu nefsen illâ vüs'aha* leha ma kesebet ve aleyha mektesebet* Rabbena la tüahızna in nesiyna ev ahta'na* Rabbena ve la tahmil aleyna ısran kema hameltehu alelleziyne min kablina* Rabbena ve la tühammilna ma la takate lena Bih* va'fü anna, vağfir lena, verhamna, ente mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn;
Allah, hiçbir nefse/kimseye teklif etmez (mükellef tutmaz), kapasitesi dışındakini... Kişinin kulluk vazifesi olarak (Allah için) yaptığının kazancı lehine, nefsi için çabalayıp kazandığı aleyhinedir...Rabbimiz, eğer unutursak veya (kasdi olmaksızın) hataya düşersek, bununla bizi mes’ul tutma (affet?)... Rabbimiz, bizden evvelkilere yüklemiş olduğun ağır yükleri bize yükleme (mağfiret et?)... Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyleri (B sırrınca) bize yükleme (rahmet/merhamet et?)... Affeyle bizleri (sil günahlarımızı)... Mağfiret et bizleri (varlık günahımızı ört)... (Özel rahmetinle) rahmet buyur bizlere... SEN MEVLAmızsın; o halde kafirlere (hakikatı reddedenlere, gerçeği örtenlere) karşı bize zafer ihsan et...



ÂL-U İMRÂN SÛRESİ ال عمران


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.


اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
2-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ul Kayyum;
Kendinden ğayrı vücud olmayan Allah, Hayy’dır, Kayyum’dur.


نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنْزَلَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
3-) Nezzele aleykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi ve enzelet Tevrate vel İnciyl;
(O) sana, önündekileri (kendinden önceki Kitabları) tasdikleyen (şu) Kitab’ı, Bil-Hakk (Hak olarak) indirdi... Tevrat’ı ve İncil'i de (O), inzal etti/etmişti.


مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَأَنْزَلَ الْفُرْقَانَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
4-) Min kablü hüden lin Nasi ve enzelel Furkan* innelleziyne keferu Bi ayatillahi lehüm azabün şediyd* vAllahu Aziyz’un Züntikam;
Daha önce (şu Kitab’ın/Kur’ani Aklın sana nazil olmasından önce) insanlara bir huda (rehber, hidayet kaynağı) olarak (Tevrat’ı ve İncil’i inzal etmişti)... Ve FURKAN’ı da (O) inzal etti... Muhakkak ki Allah ayetlerini (sıfatları, B sırrınca) örtüp/inkar edenler var ya işte onlar için şiddetli bir azab vardır... Allah Aziyz’dir, Züntıkam (intikam sahibi) dir.


إِنَّ اللَّهَ لَا يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
5-) İnnAllahe la yahfa aleyHİ şey'ün fiyl Ardı ve la fiys Sema';
Allah... Şu muhakkak ki Arz’da ve Sema’da hiç bir şey O’na gizli (hafiy) kalmaz.


هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
6-) HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa'* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym;
Sizi rahimlerde, nasıl dilerse (öylece) tasvir eden (sûretlendiren, şekillendiren, tüm teferruatıyla ortaya çıkaran) O’dur... İlah (başka vücud) yoktur, ancak HÛ (; ki O) Aziyz’dir, Hakiym’dir.


هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَا
7-) HUvelleziy enzele aleykel Kitabe minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitabi ve uharu müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te'viylih* ve ma ya'lemu te'viylehu illAllahu, ver Rasihune fiyl ılmi yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina* ve ma yezzekkeru illâ ulul elbab;
O (HÛ, tek hüviyet ki), Kitab’ı (Zati ilmi, cem’i vahdaniyeti) sana inzal etti... Ondan (O Kitab’tan olan) ayetler muhkemdirler; ki onlar Ümmül’Kitab (Kitab anası/Kitab’ın aslı) dır... Ve diğerleri (ilk-ana-kök olmayanlar) ise müteşabihdirler... Amma kalplerinde zey’ (maksattan dönmüşlük, Hakk’dan inhiraf etme, seçememezlik; perde) olanlar, fitne isteyerek ve onun (kendilerine göre) te’vilini arzu ederek ondan (sadece) müteşabih olanına tabi olurlar (çoklukla perdelenirler)... O’nun te’vilini ancak Allah ve ilim’de rasih (derinleşmiş, tahkik ehli) olanlar bilir... (Bu alimler) şöyle derler: “O’na (B sırrıyla) iman ettik; hepsi Rabbimizin indindendir”... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası tezekkür edemez.


رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
8-) Rabbena la tuzığ kulubena ba'de iz hedeytena ve heb lena min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab;
“Rabbimiz, bize hidayet ettikten (gerçeği bize gösterdikten) sonra kalplerimizi (nefs yönüne) döndürme ve bize ledünnünden (sana ait olandan) bir rahmet (tecelli, nur) ver... Muhakkak ki sen, evet sen Vahhab’sın”.


رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
9-) Rabbena inneKE camiun Nasi liyevmin la raybe fiyh* innAllahe la yuhliful mıy’ad;
“Rabbimiz, muhakkak ki sen, kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de insanları Cami’sin... Şüphesiz ki Allah va’dinden dönmez”.


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ
10-) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minAllahi şey'a* ve ülaike hüm ve kudünnar;
Muhakkak ki kafir olanlara, onların ne malları ne de evladları onlara Allah’dan olacak bir şeye karşı herhangi bir fayda sağlamayacaktır... İşte onlar Nar’ın yakıtıdırlar.


كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
11-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* kezzebu Bi ayatina* feehazehümullahu Bi zünubihim* vAllahü şediydül ıkab;
Tıpkı Al-i Fravun ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi... (Onlar) ayetlerimizi (B gerçeğince) tekzib etmişlerdi... (Bunun üzerine) Allah da onları günahları ile (B sırrınca) yakalayıverdi... Allah Şediyd’ül Ikab’dır.


قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
12-) Kul lilleziyne keferu setuğlebune ve tuhşerune ila cehennem* ve bi'sel mihad;
Kafirlere de ki: “Mağlub olacaksınız ve Cehennem’e haşredileceksiniz... Ne fena döşektir o!”.


قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ
13-) Kad kâne leküm ayetün fiy fieteynil tekata* fietün tükatilü fiy sebiylillâhi ve uhra kâfiretün yeravnehüm misleyhim ra'yel ayn* vAllahu yüeyyidü Bi nasrihi men yeşa'* inne fiy zâlike le ıbreten liülil ebsar;
Hakikat ki karşı karşıya gelen (üst bilinç ve alt bilinç ehli) iki toplulukta sizin için bir ayet vardır... (Biri) Allah yolunda savaşıyordu ve diğeri kafirdi... (Ki kafir topluluk) onları (Allah yolunda savaşanları), göz görmesi/kafa gözleri ile kendilerinin iki misli görüyorlardı... Allah dilediğini nusreti ile (B sırrınca) teyid eder... Muhakkak ki bunda basiret sahipleri için gerçek bir ibret vardır.





~ηυя'υ_αуη~ Bunu beğendi.

Alt 04-08-2010, 01:36 #11

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


ÂL-U İMRÂN SÛRESİ ال عمران


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

14-) Züyyine linNasi hubbüş şehevati minen Nisai vel beniyne vel kanatıyril mükantareti minezzehebi vel fiddati vel haylil müsevvemeti vel en'ami vel hars* zâlike metaul hayatid dünya* vAllahü ındehu husnül meab;
Kadınlardan, oğullardan, kanrat kantar altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinden (kaynaklanan zevklere) şehvetli bir düşkünlük insanlara süslenmiştir... (Oysa) bunlar en aşağı hayatın meta’ıdır (materyelidir)... Ve Allah (a gelince); varılacak yerin en güzeli O’nun indindedir.


قُلْ أَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

15-) Kul eünebbiüküm Bi hayrin min zâliküm* lilleziynettekav ınde Rabbihim cennatun tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve ezvacün mütahharetün ve rıdvanun minellah* vAllahu Besıyr’un Bil ıbad;
De ki: “Size bunlardan daha (Bi-) hayırlısını haber vereyim mi?... Bilfiil korunanlar için Rableri indinde altlarından nehirler akan cennetler vardır; ki orada ebedi kalıcılardır... Hem tertemiz eşler ve Allah’dan Rıdvan (ebedi razı olma da vardır)... Allah kullarını (B sırrınca) Basiyr’dir”.


الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِنَّنَا ءَامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
16-) Elleziyne yekulune Rabbena innena amenna fağfir lena zünubena ve kına azaben nar;
Onlar (o kullar) ki şöyle derler: “Rabbimiz biz muhakkak iman ettik... Artık bizim için günahlarımızı mağfiret et ve bizi Nar’ın azabından koru”.


الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ
17-) EsSabiriyne ves Sadikıyne vel Kanitiyne vel münfikıyne vel müstağfiriyne Bil eshar;
(O kullar) sabredenlerdir, sadıklardır, kanitlerdir/ (Allah huzurunda) elpençe boyun eğenlerdir, infak edenlerdir ve (B sırrınca) seherlerde istiğfar edenlerdir.


شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
18-) ŞehidAllahu enneHU la ilahe illâ HUve, vel Melaiketü ve ülül ılmi kaimen Bil kıst* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ül Hakiym;
Allah “La ilahe illa HU”ya, yani “O’ndan başka vücud yok”a şahid olmuştur... (Dolayısıyla çeşitli birim isimleri adı altında gene kendisi) Melaike ve kaimen Bil-Kıst (uluhiyyet hükümlerini kaim kılan, adil) olarak İLİM sahipleri de (bu şahadeti izhar etmiştir)... (Demek ki) Aziyz, Hakiym olan O’ndan başka ilah (vücud) yoktur.


إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
19-) İnned Diyne ındAllahil İslam* ve mahtelefelleziyne utülKitabe illâ min ba'di ma caehümül ılmü bağyen beynehüm* ve men yekfur Bi ayatillahi fe innAllahe seriy’ul hısab;
Muhakkak ki Allah indinde ed-Diyn (geçerli tek diyn), İSLAM (teslim olma)’dır... Kendilerine Kitab verilenler (ehl-i kitab), onlara ilim geldikten sonra, aralarındaki hased/zulüm yüzünden ancak ihtilafa düştüler... Kim Allah ayetlerini (B gerçeğince) örterse, muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’dır.


فَإِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّينَ ءَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

20-) Fein haccuke fe kul eslemtü vechiye Lillahi ve menittebean* ve kul lilleziyne utül Kitabe vel ümmiyyiyne eeslemtüm* fein eslemu fekadihtedev* ve in tevellev fe innema aleykel belağ* vAllahu Basıyr’un Bil ıbad;
(Rasûlüm) seninle munazaraya girerlerse de ki: “(Ben) vechimi Allah’a teslim ettim (zaten vechim O’nun Esmasının bir açığa çıkışıdır; 18. ayette bahsedilen büyük şahadeti yapıp İslam oldum); ve bana tabi olanlar da”... Kendilerine Kitab verilenlere ve ümmilere: “Siz de teslim oldunuz mu/İslam oldunuz mu?” de... Eğer İslam olurlar ise hidayete ermiş olurlar... Şayet yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir... Allah kullarını (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Basıyr’dir.


إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
21-) İnnelleziyne yekfurune Bi ayatillahi ve yaktulunen Nebîyyiyne Bi ğayri Hakkın ve yaktulunelleziyne ye'murune Bil kıstı minen Nasi febeşşirhüm Bi azabin eliym;
Allah ayetlerini (B gerçeğince) inkar edenlere (sistem realitesinden gafil olanlara), Bi-ğayri Hak (haksız yere) Nebîleri öldürenlere ve insanlardan Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine göre, adaletle) hükmetmeyi emredenleri öldürenlere gelince, onları elim (Bi-) azab ile müjdele.


أُولَئِكَ الَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
22-) Ülaikelleziyne habitat a'malühüm fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;
İşte onlar, amelleri dünya ve ahirette boşa gitmiştir... Ve onların hiç bir yardımcıları da yoktur.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ
23-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yüd'avne ila Kitabillahi li yahküme beynehüm sümme yetevella feriykun minhüm ve hüm mu'ridun;
(Kendilerine) Kitab’tan bir nasip verilmiş olanları görmedin mi, (ki) aralarında hüküm vermesi için Allah Kitabı’na da’vet olunuyorlar, sonra onlardan bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.


ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
24-) Zâlike Bi ennehüm kalu len temessenen naru illâ eyyamen ma'dudat* ve ğarrehüm fiy diynihim ma kânu yefterun;
Bu onların: “Sayılı günlerden başka bize Nar asla dokunmayacak” demelerinden ötürüdür... Uydura geldikleri gerçek dışı kabulleri, dinleri hakkında kendilerini aldatmıştır.


فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
25-) Fekeyfe iza cema'nahüm li yevmin la raybe fiyhi ve vuffiyet küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Ya kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de onları cem’ettiğimiz vakit ve kendilerine zulmedilmeksizin her nefse kazandığı tas tamam verildiğinde nasıl olacak (halleri)?.


قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
26-) Kulillahumme malikel mülki tü'til mülke men teşau ve tenziul mülke mimmen teşa'* ve tuızzü men teşau ve tüzillü men teşa'* Bi yediKEl hayr* inneKE alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Mülk’ün Maliki olan Allahım... (Sen) Mülk’ü dilediğine verirsin ve dilediğinden de Mülk’ü çekip alırsın... (Sen) dilediğini aziz eder ve dilediğini de zelil edersin... Hayır (külliyyen) Senin (Bi-) ELİNdedir... Muhakkak Sen her şeye Kadiyr’sin”.


تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
27-) Tulicül leyle fiynnehari ve tulicün nehara fiyl leyl* ve tuhricül hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel hayy* ve terzüku men teşau Bi ğayri hısab;
“Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenizin içine sokarsın... Diri’yi ölüden çıkarırsın, ölü’yü Diri’den çıkarırsın... Dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verirsin”.


لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
28-) La yettehızil mu'minunel kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* ve men yef'al zâlike feleyse minAllahi fiy şey'in illâ en tetteku minhüm tükaten, ve yuhazzirukümullahu nefsehu, ve ilAllahil masıyr;
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri evliya/dost edinmesin... Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz/ilişkisi kopar... Ancak onlardan korunmanız (onların hakikatlerinden perdelenmemeniz için olan ilginiz) müstesna... Allah sizi (başkasından değil) kendisinden tahzir eder (hazer ettirir, korkutur) /Hakk varlığından sakındırır... Dönüş Allah’adır.


قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
29-) Kul in tuhfu ma fiy suduriküm ev tübduhu ya'lemhullah* ve ya'lemu ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Sadrlerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah O’nu bilir... Hem Semavattakileri ve Arz’dakileri de bilir... Allah herşeye Kadiyr’dir”.


يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ
30-) Yevme tecidü küllü nefsin ma amilet min hayrin muhdara* ve ma amilet min su'* teveddü lev enne beyneha ve beynehu emeden beıyda* ve yühazzirukümüllahu nefseHU vAllahu Rauf’un Bil ıbad;
Gün (gelir; fiziki ölümden sonra) her nefs hayırdan ne amel yaptıysa (önünde onu) hazır bulacak... Kötülükten ne amel yaptıysa da (aynı)... Arzu edecektir ki onunla (yaptığı kötülüklerle; amellerinin sûretleri ile) kendi arasında uzun bir mesafe olsun... (Oysa) Allah sizi (başka şeyden değil, yalnızca) kendisinden tahzir eder (hazer ettirir, korkutur) /Hakk varlığından sakındırır... Allah kullarına (B sırrınca kulları olarak; kullarından) Rauf’dur.


قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
31-) Kul in küntüm tuhıbbunAllahe fettebiuniy yuhbibkümullahu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
(Rasûlüm) de ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız (o zaman) bana tabi olun; ki Allah da sizi sevsin ve zenblerinizi mağfiret etsin... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir”.


قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

32-) Kul etıy'ullahe verRasûle, fein tevellev feinnAllahe la yuhıbbul Kafiriyn;
De ki: “Allah’a ve Rasûlullah’a itaat edin”... Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah kafirleri sevmez.


إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَاهِيمَ وَءَالَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ
33-) İnnAllahestafa Ademe ve Nuhan ve ale İbrahîyme ve ale ımrane alel alemiyn;
Muhakkak ki Allah Adem’i, Nuh’u, Al-i İbrahim’i ve Al-i İmran’ı alemler (insanlar) üzerine ıstıfa etmiş/seçmiştir.


ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
34-) Zürriyyeten ba'duha min ba'd* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
(Bunlar) zürriyyet olarak birbirinden gelmedir... Allah Semi’dir, Aliym’dir.


إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
35-) İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy* inneKE entes Semiy’ul ‘Aliym;
Hani İmran’ın karısı: “Rabbim batnımda/karnımda olanı hür olarak sana nezrettim; benden kabul buyur (kemalatını izhar eyle), muhakkak ki sen, yalnız sen Semi’sin, Aliym’sin”, demişti.


فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنْثَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْأُنْثَى وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

36-) Felemma vedaatha kalet Rabbi inniy veda'tüha ünsa* vAllahu a'lemu Bi ma vedaat* ve leysez zekeru kel ünsa* ve inniy semmeytüha Meryeme ve inniy üıyzüha BiKE ve zürriyyeteha mineş şeytanirraciym;
Vaktaki onu doğurunca (Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde): “Rabbim ben onu dişi olarak doğurdum... Erkek dişi gibi değildir... Onu Meryem diye isimlendirdim... Muhakkak ki ben, O’nu da O’nun zürriyyetini de recmolunmuş şeytandan (B sırrıyla) sana sığındırırım” dedi.


فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقاً قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَـذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ إنَّ اللّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
37-) Fetekabbeleha Rabbuha Bi kabulin hasenin ve enbeteha nebaten hasenen ve keffeleha Zekeriyya* küllema dehale aleyha Zekeriyyel mıhrabe, vecede ındeha rizka* kale ya Meryemu enna leki haza* kalet huve min ındillah* innAllahe yerzuku men yeşau Bi ğayri hısab;
Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti... Onu güzel bir nebat gibi yetiştirdi... Onu Zekeriyya’ya tekfil etti (Zekeriyya’nın sorumluluğuna verdi)... Zekeriyya, O’nun yanına, mihrab’a (İmam’ın cemaatına namaz kıldırdığı yer?) her girişinde O’nun yanında bir rızık bulurdu... (Zekeriyya) derdi: “Ya Meryem bu sana nasıl/nerden?”... (Meryem) derdi: “O, Allah indindendir... Muhakkak ki Allah dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verir”.


هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ
38-) Hünalike dea Zekeriyya Rabbehu, kale Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten, inneKE Semi’ud dua';
İşte orada Zekeriyya Rabbine dua etti... “Rabbim, bana ledünnünden tertemiz bir zürriyyet hibe et; muhakkak ki sen duayı çok iyi işitensin”.


فَنَادَتْهُ الْمَلَائِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِي الْمِحْرَابِ أَنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
39-) FenadethülMelaiketü ve huve kaimun yusalliy fiyl mıhrabi, ennAllahe yübeşşiruke Bi Yahya musaddikan Bi Kelimetin minAllahi ve seyyiden ve hasuran ve Nebîyyen minas salihıyn;
O (Zekeriyya) mihrab’da kaim olarak (kıyamda) bilfiil namaz kılarken melaike O’na nida etti: “Allah seni, Allah’dan bir Kelimeyi (İsa’yı, B sırrınca) tasdik edici, Seyyid (kuvvelerinin efendisi), Hasur (nefsine hakim) ve salihlerden bir Nebî olarak Yahya’yı (B sırrınca) müjdeler”.


قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ
40-) Kale Rabbi enna yekûnu liy ğulamun ve kad beleğaniyel kiberu vemraetiy akır* kale kezâlikÂllahu yef'alu ma yeşa';
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim nasıl bir oğlum olur?... İhtiyarlık tam olarak bana ulaşmış ve (üstelik) karım da kısır (iken)”... (Allah) buyurdu: “İşte böyle Allah dilediğini yapar”.


قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي ءَايَةً قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ
41-) Kale Rabbic'al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selasete eyyamin illâ ramzen, vezkür Rabbeke kesiyran ve sebbıh Bil aşiyyi vel ibkar;
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim için bir ayet/alamet oluştur”... (Allah) buyurdu: “Senin ayetin/alametin işaret müstesna üç gün (üç oluş aşaması) insanlara kelam etmemendir/insanlara konuşamamandır... (Bu üç gün içinde) Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”.


وَإِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ
42-) Ve iz kaletil Melaiketu ya Meryemu innAllahestafaki ve tahhereki vastafaki alâ nisail alemiyn;
Hani melaike dedi ki: “Ya Meryem (Aliye; Âli kadın)!... Muhakkak ki Allah, seni ıstıfa etti/seçti, seni tertemiz kıldı ve alemlerin kadınlarına (ıstıfa yollu; çalışma gerekmeden) üstün kıldı”.


يَامَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
43-) Ya Meryemuknütiy li Rabbiki vescüdiy verkeıy maar rakiıyn;
“Ya Meryem, Rabbına kanit ol (Rabbine, onun ibadetleri ile itaat et), secde et ve rüku edenlerle beraber rüku et”.


ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَامَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
44-) Zâlike min enbail ğaybi nuhıyhi ileyk* ve ma künte ledeyhim iz yülkune aklamehüm eyyühüm yekfülü Meryem* ve ma künte ledeyhim iz yahtesımun;
İşte bu (nlar) sana vahyetmekte olduğumuz ğayb haberlerindendir... (Yoksa ki) “Meryem’i, onların hangisi kefil olup himayesini üstlenecek” diye kalemlerini attıklarında, sen onların yanında değildin... (Bu konuda) tartışıp yarışırlarken de sen onların yanında değildin.


إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
45-) İz kaletil Melaiketu ya Meryemu innAllahe yübeşşiruki Bi Kelimetin minHU, ismühül Mesiyhu Iysebnü Meryeme veciyhen fid dünya vel ahıreti ve minel mükarrebiyn;
Hani melaike şöyle dedi: “Ya Meryem, Allah kendisinden bir Kelime’yi (B sırrınca) sana müjdeliyor... O’nun ismi, el-Mesih (ki ondan maksad) MeryemOğlu İsa’dır... (O Mesih) dünyada’da ahirette de Veciyh (şan ve şerefi ziyadesiyle yüce; her iki boyutta O’nu üstte-yüzde tutan kuvvelere-ruha sahip) ve mukarrebun (yaklaştırılmışlardan)’dandır”.


وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ
46-) Ve yükellimün Nase fiyl mehdi ve kehlen ve mines salihiyn;
“Beşikte ve kehl’de (30-50 arası yaşta) insanlara konuşacaktır... Ve (O) salihlerdendir”.


قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
47-) Kalet Rabbi enna yekûnu liy veledün ve lem yemsesniy beşer* kale kezalikillahu yahlüku ma yeşa'* iza kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
(Meryem) dedi ki: “Rabbim nasıl benim bir çocuğum olur, bana bir beşer dokunmamış olduğu halde?”... (Allah) buyurdu: “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır... (O) bir işin olmasını hükmederse ona yalnızca <Ol!> der; o da olur”.


وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
48-) Ve yuallimuhül Kitabe vel Hikmete vet Tevrate vel İnciyl;
O’na Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i ta’lim edecek.


وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذ
49-) Ve Rasûlen ilâ beni israiyle enniy kad ci'tüküm Bi ayetin min Rabbiküm, enniy ahlüku leküm minet tıyni kehey'etit tayri feenfühu fiyhi feyekûnu tayran Bi iznillah* ve übriül ekmehe vel ebrasa ve uhyil mevta Bi iznillah* ve ünebbiüküm Bi ma te'külune ve ma teddehırune fiy buyutikum* inne fıy zâlike le ayeten leküm in küntüm mu’miniyn;
(Onu) İsrailOğullarına (şöyle diyecek olan) Rasûl yapacak: “Hakikaten ben size Rabbinizden (B sırrınca) bir ayet/mucize olarak geldim/getirdim... Ben size çamurdan kuş şeklinde (bir şey) yaratırım; onda nefhederim (Can üflerim) de Bi-iznillah (Allah’ın izniyle o gerçek) bir kuş olur... (Anadan doğma) körü ve alacalıyı iyileştiririm... Bi-iznillah ölüleri diriltirim... Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi de (B sırrınca) size haber veririm... Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için gerçekten bir ayet/ibret vardır”.


وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
50-) Ve musaddikan lima beyne yedeyye minet Tevrati ve li uhılle leküm ba'dalleziy hurrime aleyküm ve ci'tüküm Bi ayetin min Rabbiküm fettekullahe ve etıy'un;
“Tevrat’tan önümde (ellerimin arasında) bulunanı tasdik ediciyim... Size haram kılınanların bazısını sizin için helal edeyim diye (irsal olundum)... Rabbinizden (B sırrınca) bir ayet/mucize olarak size geldim... (O halde) Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.





Alt 04-08-2010, 01:42 #12

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


ÂL-U İMRÂN SÛRESİ ال عمران


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
51-) İnnAllahe Rabbiy ve Rabbuküm fa'büduh* hazâ sıratun müstekıym;
“Muhakkak ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir... O halde O’na (Rabbiniz olan Allah’a) kulluk edin... İşte bu sırat-ı mustakıym’dir”.


فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنْصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنْصَارُ اللَّهِ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
52-) Felemma ehasse Iysa minhümül küfre kale men ensarıiy ilAllah* kalel Havariyyune nahnu ensarullah* amenna Billah* veşhed Bi enna müslimun;
Vaktaki İsa onlardan küfrü hissedince şöyle dedi: “Kimdir ensar’ım (yardım edicilerim) Allah’a (giden yolda)?”... Havariler dedi ki: “Biz’iz ensarullah/Allah yardımcıları... İman ettik (B sırrıyla) Allah’a... (B sırrınca) Şahid ol, doğrusu biz müslimleriz”.


رَبَّنَا ءَامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
53-) Rabbena amenna Bi ma enzelte vetteba'ner Rasûle fektübna maaş şahidiyn;
“Rabbimiz (B sırrıyla) iman ettik inzal ettiğine ve Rasûlüne de tabi olduk; bizi şahidlerle beraber yaz”.


وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
54-) Ve mekeru ve mekerAllah* vAllahu hayrul makiriyn;
Bilfiil mekr işlediler (helak etmek için tuzak kurdular)... Allah da mekr yaptı (tuzaklarını iptal edecek kuvveleri galip getirdi)... Allah mekr yapanların en hayırlısıdır.


إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ
55-) İz kalAllahu ya Iysa inniy müteveffiyke ve rafiuke ileyYE ve mutahhiruke minelleziyne keferu ve caılülleziynettebeuke fevkalleziyne keferu ila yevmil kıyameti, sümme ileyYE merciuküm feahkümü beyneküm fiyma küntüm fiyhi tahtelifun;
Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ya İsa seni, BEN vefat ettireceğim (fiziki ölümünü gerçekleştireceğim), seni kendime ref’edeceğim (yükselteceğim), seni bilfiil kafir olanlardan (gerçeği reddeden perdelilerden) tertemiz edeceğim ve sana tabi olanları kıyamete kadar kafir olanların fevkınde kılacağım... Sonra merci’niz/dönüşünüz banadır; ihtilafa düştüğünüz hususlarda, aranızda Ben hüküm vereceğim”.


فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
56-) Feemmelleziyne keferu feüazzibühüm azaben şediyden fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;
“Amma bilfiil kafir olanlara gelince, onlara hem dünyada hem de ahirette şiddetle azab edeceğim... Onların hiç bir yardımcıları da yoktur”.


وَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
57-) Ve emmelleziyne amenu ve amilus salihati feyüveffiyhim ucurehüm* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;
“(Hakikatına) iman edip salih amel ileyenlere gelince, (Allah) onların ecirlerini tamı tamına verecektir... Allah zalimleri sevmez”.


ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَليْكَ مِنَ الْآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ
58-) Zâlike netluhu aleyke minel ayati vez zikril hakiym;
İşte bu sana tilavet ettiğimiz, ayetlerden ve hikmetli zikir’dendir.


إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
59-) İnne mesele Iysa ındallahi kemeseli Adem* halekahu min turabin sümme kale lehu kün feyekûn;
Muhakkak ki Allah indinde İsa’nın (oluş) meseli Adem’in (oluş) meseli gibidir... (Allah) onu topraktan (Mülk’ün ahirinde) halketti, sonra ona: “Ol”, dedi (Ruh nefhetti); artık o, olur.


الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
60-) ElHakku min Rabbike fela tekün minel mümteriyn;
Hakk, Rabbindendir... O halde sakın şüphe edenlerden olma.


فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَأَنْفُسَنَا وَأَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ
61-) Femen hacceke fiyhi min ba'di ma caeke minel ılmi fekul tealev ned'u ebnaena ve ebnaeküm ve nisaena ve nisaeküm ve enfüsena ve enfüseküm sümme nebtehil fenec'al la'netallahi alel kazibiyn;
Sana İLİM’den geldikten sonra, onun (İsa) hakkında seninle kim tartışırsa de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefslerimizi (kendimizi) ve nefslerinizi çağıralım... Sonra la’netleşelim; Allah la’netini yalancılar üzerine kılalım”.


إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
62-) İnne hazâ lehüvel kasasul hakk* ve ma min ilahin illAllahu* ve innAllahe leHUvel Azîyz’ul Hakiym;
Muhakkak ki işte (İsa hakkındaki) o hak kıssalar... İlah (tanrı)’dan (bir şey) yoktur; yalnız (tek bir vücud) Allah (vardır)... Ve muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.


فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ
63-) Fein tevellev fe innAllahe Aliym’un Bil müfsidiyn;
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah ifsad edicileri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.


قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُ
64-) Kul ya ehlel Kitabi tealev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm ella na'büde illAllahe ve la nüşrike Bihi şey’en ve la yettehıze ba'duna ba'dan erbaben min dunillahi, fein tevellev fekulüşhedu Bi enna müslimun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... (Hepiniz) bizimle sizin aramızda seva’ (adil) olan şu kelimeye gelin: Allah’dan başkasına ibadet/kulluk etmeyelim, O’na (B gerçeğince) hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allahı bırakıp da/Allahın gayrından bazımız bazımızı rabler edinmesin”... Eğer yüz çevirirlerse o vakit deyin ki: “(B gerçeğince) Şahid olun biz müslimleriz”.


يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنْزِلَتِ التَّوْرَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلَّا مِنْ بَعْدِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
65-) Ya ehlel Kitabi lime tühaccune fiy İbrahîyme ve ma ünziletit Tevratu vel İnciylu illâ min ba'dihi, efela ta'kılun;
Ey Ehl-i Kitab!... İbrahim hakkında niçin munazara ediyorsunuz (tartışıp duruyorsunuz)?... (Halbuki) Tevrat ve İncil Ondan sonra inzal edilmiştir (Tevrat ve İncil Hz.İbrahim’den bahsetmiştir... Fakat?)... Akletmiyormusunuz?.


هَا أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَاجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
66-) Ha entüm haülai hacectüm fiyma leküm Bihi ılmün felime tühaccune fiyma leyse leküm Bihi ‘ılm* vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
İşte siz şunlarsınız!... Hadi hakkında (B sırrınca) bir ilminiz olan şey hakkında tartıştınız; ya (B sırrınca) hiç ilminiz olmayan şey hakkında niçin münakaşa ediyorsunuz?... (Oysa) Allah bilir, siz bilmezsiniz.


مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
67-) Ma kâne İbrahîymu yahudiyyen ve la nasraniyyen ve lâkin kâne haniyfen müslima* ve ma kâne minel müşrikiyn;
İbrahim ne Yahudi idi ne de nasraniy (hristiyan) idi... Fakat o haniyf bir müslim idi... O, müşriklerden değildi.


إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
68-) İnne evlenNasi Bi İbrahîyme lelleziynettebeuhu ve hazen Nebîyyu velleziyne amenu* vAllahu Veliyyül mu’miniyn;
Muhakkak ki (Bi-) İbrahim’e insanların evlası (en yakını, en layıkı), elbette O’na tabi olanlar, şu en-Nebî (Hz.Muhammed s.a.v.) ve iman edenlerdir... Allah mü’minlerin Veliy’sidir.


وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
69-) Veddet taifetün min ehlil Kitabi lev yudılluneküm* ve ma yudıllune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Ehl-i Kitab’tan bir taife arzu etti ki sizi saptırsınlar... (Oysa onlar) nefslerinden/kendilerinden başkasını saptırmazlar... (Ama bunu) algılamıyorlar/şuur edemiyorlar.


يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
70-) Ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi ve entüm teşhedun;
Ey Ehl-i Kitab!.. Siz (gerçeğe) şahid olduğunuz halde niçin Allah ayetlerini (B sırrınca) inkar ediyorsunuz?.


يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
71-) Ya ehlel Kitabi lime telbisunel Hakka Bil batıli ve tektümunel Hakka ve entüm ta'lemun;
Ey Ehl-i Kitab!... Niçin Hakk’ı (Bi-) batıla karıştırıyor ve bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz?.


وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ ءَامِنُوا بِالَّذِي أُنْزِلَ عَلَى الَّذِينَ ءَامَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُوا ءَاخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
72-) Ve kalet taifetün min ehlil Kitabi aminu Billeziy ünzile alelleziyne amenu vechen nehari vekfuru ahırehu leallehüm yerciun;
Ehl-i Kitab’tan bir taife şöyle dedi: “Şu iman edenlere inzal olunana gündüzün vechinde (yüzünde, başlangıcında) (B sırrınca) iman edin, sonunda inkar edin... Belki onlar (da) dönerler”.


وَلَا تُؤْمِنُوا إِلَّا لِمَنْ تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللَّهِ أَنْ يُؤْتَى أَحَدٌ مِثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
73-) Vela tu'minu illâ limen tebia diyneküm* kul innel hüda hüdAllahi, en yü'ta ehadün misle ma utiytüm ev yühaccuküm ınde Rabbiküm* kul innel fadle Bi yedillahi, yü'tıhi men yeşa'* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
“Dininize tabi olandan başkasına iman etmeyin”... (Rasûlüm) de ki: “Hidayet, Allah hidayetidir... Size verilenin mislinin birine verilmesi yahut Rabbinizin indinde sizinle tartışırlar (onu size karşı delil getirirler) diye mi (bütün bunlar?)”... (Rasûlüm) de ki: “Muhakak ki FAZL (lutuf, hibe) (B sırrınca) Allah’ın YEDİnde (elinde) dir, onu dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir”.


يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
74-) Yahtassu Bi rahmetiHİ men yeşa'* vAllahü zül fadlil azîym;
(Allah) (Bi-) rahmetini dilediğine has kılar... Allah Zül’Fadlil’Azıym’dir (büyük lutuf sahibidir).


وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَا يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْأُمِّيِّينَ سَبِيلٌ وَيَق
75-) Ve min ehlil kitabi men inte'menhü Bi kıntarin yüeddihı ileyke, ve minhüm men in te'menhü Bi diynarin la yüeddihı ileyke illâ ma dümte aleyhi kaima* zâlike Bi ennehüm kalu leyse aleyna fiyl ümmiyyiyne sebiyl* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya'lemun;
Ehl-i Kitab’tan öylesi vardır ki, ona (Bi-) kantarla (değerli nesne) emanet bıraksan, onu sana (aynen) öder... Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir tek (Bi-) dinar (altın para) emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez... Bu onların: “Ümmiler hakkında bizim aleyhimize bir yol yoktur” demeleri (kabulleri) dolayısıyladır... Onlar bile bile Allah üzerine yalan söylüyorlar.


بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
76-) Bela men evfa Bi ahdihi vetteka feinnAllahe yuhıbbul müttekıyn;
Hayır!... Kim ahdini (B sırrınca) tam yerine getirir ve bilfiil korunursa, şüphe yok ki Allah muttekileri sever.


إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
77-) İnnelleziyne yeşterune Bi ahdillahi ve eymanihim semenen kaliylen ülaike la halaka lehüm fiyl ahireti vela yükellimühümullahu vela yenzuru ileyhim yevmel kıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azabun eliym;
(Bi-) Allah ahdini ve yeminlerini az bir pahaya satanlara gelince, onların ahirette hiç bir nasibi yoktur... Allah kiyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları tezkiye etmez... Onlar için elim azab vardır.


وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
78-) Ve inne minhüm le feriykan yelvune elsinetehüm Bil Kitabi li tahsebuhu minel Kitabi ve ma huve minel Kitab* ve yekulune huve min ındillahi ve ma huve min ındillah* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya'lemun;
Onlardan (Ehl-i Kitab’tan) bir zümre vardır ki Kitab’tan sanasınız diye (Bi-) Kitabla dillerini eğip bükerler... (Oysa) o Kitab’tan değildir... “O, Allah indindendir” derler; (halbuki) o Allah indinden değildir... Bile bile Allah üzerine yalan söylerler.


مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ
79-) Ma kâne li beşerin en yü'tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nasi kûnu ıbaden liy min dunillahi, ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bima küntüm tedrusun;
Bir beşer için olacak şey değildir (yakışmaz); Allah kendisine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet versin de sonra o (kalkıp) insanlara: “Allahı bırakıp bana kullar olun” desin (nefsine çağırsın)... Fakat: “Öğrettiğiniz (şu) Kitab’a ve okuyup ders yaptığınız çalışmalara göre (B sırrınca) RABBANİLER olun (beşeriyyetinizden kurtulun)” (der).


وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
80-) Ve la ye'mureküm en tettehızül Melaikete ve Nebîyyiyne erbaba* eye'muruküm Bil küfri ba'de iz entüm müslimun;
Size melaike’yi ve Nebîleri rabler edinmenizi de emretmez (o beşer)... Siz müslimler olduktan sonra, sizi (hiç) küfür ile (B sırrıyla, küfür olarak) emreder mi?.


وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
81-) Ve iz ahazAllahu miysakan Nebîyyiyne lema ateytüküm min Kitabin ve Hikmetin sümme caeküm Rasûlün musaddikun lima maaküm letü'minünne Bihi ve letensurunnehu, kale eakrertüm ve ehaztüm alâ zâliküm ısriy* kalu akrerna* kale feşhedu ve ene maaküm mineş şahidiyn;
Hani Allah Nebîler’den MİYSAK (sağlam söz) alıp şöyle dedi: “Size Kitab’tan ve Hikmet verdim; sonra size, beraberinizde olanı tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona (B sırrınca) mutlaka iman edecek ve ona yardım edeceksiniz (demek ki: tüm Nebîler ve Arif-i Billah olanlar birbirlerini tanır ve bilirler?)... İkrar ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?”... <ikrar ettik> dediler... “Şahid olun; sizinle maiyyeten Ben şahidlerdenim”, dedi.


فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
82-) Femen tevella ba'de zâlike feülaike hümül fasikun;
Artık bundan (bu miysak ve tebliğden) sonra kim yüz çevirirse, işte onlar fasıklardır (Diyn’den çıkmışlardır).


أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
83-) Efeğayre diynillahi yebğune ve lehu esleme men fiys Semavati vel Ardı tav'an ve kerhen ve ileyhi yurceun;
Semavat ve Arz’da kim varsa, ister istemez O’na teslim olmuş olduğu halde onlar, Allah Dini’nden (İSLAM’dan) ğayrısını mı arıyorlar?... Ve O’na döndürüleceklerdir.


قُلْ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْل
84-) Kul amenna Billahi ve ma ünzile aleyna ve ma ünzile alâ İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube vel Esbatı ve ma utiy Musa ve Iysa ven Nebîyyune min Rabbihim* la nüferriku beyne ehadin minhüm* ve nahnü leHU müslimun;
De ki: “Biz, <B> sırryla Allah’a; bizim üzerimize inzal olunana; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbat (torunlar) üzerine inzal olunana; Musa ve İsa’ya ve Nebîlere Rablerinden verilenlere iman ettik... Onlardan hiçbirini tefrik etmeyiz... Biz, O’na teslim olmuşlarız”.


وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
85-) Ve men yebteğı ğayrel İslami diynen felen yukbele minhu, ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn;
Kim İslam’dan ğayrı bir diyn (teslim olmaktan gayrı bir yol) isterse, (bilsin ki o) kendisinden ebediyyen kabul olunmaz (asla vuslata eremez)... Ve ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.


كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
86-) Keyfe yehdillahu kavmen keferu ba'de iymanihim ve şehidu ennerRasûle Hakkun ve caehümül beyyinat* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
İmanlarından, Rasûlullah’ın Hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine beyyineler geldikten sonra kafir olan (gerçeği reddeden) bir kavme Allah nasıl hidayet eder?... Allah zalimler topluluğuna hidayet etmez.


أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
87-) Ülaike cezauhum enne aleyhim la'netAllahi vel Melaiketi ven Nasi ecmeıyn;
İşte onların cezası: Allah’ın, melaikenin ve tüm insanların la’neti onların üzerinedir (bunlardan tard edilirler).


خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
88-) Halidiyne fiyha* la yuhaffefu anhümül azabu ve la hüm yünzarun;
Onun (o la’netin) içinde ebedidirler... Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz.


إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
89-) İllelleziyne tabu min ba'di zâlike ve aslahu feinnAllahe Ğafur’un Rahîym;
Ancak bundan sonra tevbe edip ve (hallerini) ıslah edenler müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur (sıfatlarının tecellisi ile sizi örtüp mağfiret eder), Rahıym’dir (Zatına hidayet ederek kemalini izhar eder).


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
90-) İnnelleziyne keferu ba'de iymanihim sümmezdadu küfren len tukbele tevbetühüm* ve ülaike hümüd dallun;
İmanlarından sonra kafir olup, sonra küfürlerinde daha da ileri gidenlerin (küfürleri artanların ise) asla tevbeleri kabul edilmez... İşte onlar sapanların ta kendileridir.


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِمْ مِلْءُ الْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدَى بِهِ أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
91-) İnnelleziyne keferu ve matu ve hüm küffarun felen yukbele min ehadihim mil'ül Ardı zeheben ve levifteda Bihi, ülaike lehüm azabun eliymun ve ma lehüm min nasıriyn;
Muhakkak ki kafir olup ve kafir oldukları halde ölenlere gelince, (onların her biri), Arz dolusu altını (olup da kurtulmak için) onu (B sırrınca) fidye verecek olsa (bu) onların hiç birinden kabul edilmez... Onlar için eliym azab vardır ve onların hiç yardımcıları yoktur.





Alt 04-08-2010, 01:47 #13

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


ÂL-U İMRÂN SÛRESİ ل عمران


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


نْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
92-) Len tenalül birra hatta tünfiku mimma tuhıbbun* ve ma tünfiku min şey'in fe innAllahe Bihi ‘Aliym;
Sevdiğinizden infak etmedikçe asla BİRRe nail olamazsınız... Şey’den ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir.


كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
93-) Küllüt taami kâne hıllen li beni israiyle illâ ma harreme israiylü alâ nefsihi min kabli en tünezzelet Tevratü, kul fe'tu Bit Tevrati fetluha in küntüm sadikıyn;
Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Ya’kub’un) kendi nefsine haram kıldığı müstesna, tüm yiyecekler İsrailOğullarına helal idi... De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi (B sırrınca) Tevrat’ı getirin; onu tilavet edin”.


فَمَنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
94-) Fe meniftera alAllahilkezibe min ba'di zâlike feülaike hümüz zalimun;
Artık kim bundan sonra Allah üzerine yalan iftira ederse, işte onlar zalimlerdir.


قُلْ صَدَقَ اللَّهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
95-) Kul sadakAllahu, fettebiu millete İbrahîyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;
De ki: “Allah doğru söylemiştir... O halde haniyf olarak İbrahim’in milletine (diynine) tabi olun... (O), müşriklerden değildi”.


إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
96-) İnne evvele beytin vudıa linNasi lelleziy Bi bekkete mübareken ve hüden lil alemiyn;
Muhakkak ki insanlar için konulan ilk ev, alemler için mübarek ve bir hidayet (kaynağı) olarak (konulmuş) (Bi-) Bekke (Mekke’nin batını)’deki (ev) dir.


فِيهِ ءَايَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ ءَامِنًا وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
97-) fiyhi ayatun beyyinatun Makamu İbrahîym* ve men dehalehu kâne amina* ve Lillahi alenNasi hıccül beyti menistetaa ileyhi sebiyla* ve men kefere feinnAllahe Ğaniyyün anil alemiyn;
Onda apaçık ayetler ve Makam-ı İbrahim vardır... Kim O’na dahil olursa emin olan olur... O’na bir yol bulabilenin O EV’i Hac etmesi insanlar üzerinde (hakikatları olan) Allah’ın hakkıdır... Kim de küfreder (örter, nankörlük ederse), muhakkak ki Allah alemlerden Ğaniy’dir.


قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ
98-) Kul ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi, vAllahu Şehiydün alâ ma ta'melun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... Allah tüm amellerinize şahid iken, niçin Allah ayetlerini (B gerçeğince) inkar ediyorsunuz (küfr hali ile örtüyorsunuz?)”.


قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنْتُمْ شُهَدَاءُ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
99-) Kul ya ehlel Kitabi lime tasuddune an sebiylillâhi men amene tebğuneha ıvecen ve entüm şüheda'* ve mAllahu Bi ğafilin amma ta'melun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... Sizler şahidler olduğunuz halde onu (Allah yolunu) eğri göstermeye yeltenerek, niçin iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz?... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir”.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا فَرِيقًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
100-) Ya eyyühelleziyne amenu in tutıy'u feriykan minelleziyne utül Kitabe yerudduküm ba'de iymaniküm kafiriyn;
Ey iman edenler, eğer kendilerine Kitab verilenlerden bir fırkaya itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi kafirler olarak geri çevirirler.


وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنْتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ ءَايَاتُ اللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللَّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
101-) Ve keyfe tekfürune ve entüm tütla aleyküm ayatullahi ve fiyküm RasûluHU, ve men ya'tesım Billahi fekad hüdiye ila sıratın müstekıym;
Allah ayetleri üzerinize/size tilavet olunurken ve içinizde de O’nun Rasûlü varken nasıl kafir olursunuz?... Kim “ALLAH”a ı’tısam ederse (ğayrından kesilip sımsıkı bağlanırsa) gerçekten sırat-ı müstakım’e hidayet olunmuştur o.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
102-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe hakka tükatiHİ ve la temutünne illâ ve entüm müslimun;
Ey iman edenler!... Allah’dan hakkıyla ittika edin (tam fani olun) ve ancak müslimler olarak ölün (müslim olmanın dışında bir hal üzere sakın ölmeyin).


وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْ
103-) Va'tasımu Bihablillahi cemiy’an ve la teferreku* vezküru nı'metAllahi aleyküm iz küntüm a'daen feellefe beyne kulubiküm feasbahtüm Bi nı'metiHİ ıhvana* ve küntüm alâ şefahufratin minennari feenkazeküm minha* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ lealleküm tehtedun;
Ve topluca Allah’ın ipi’ne (B sırrıyla) sımsıkı tutunun ve tefrikaya düşmeyin... Üzerinizdeki Allah ni’meti’ni zikredin... Hani sizler düşmanlar idiniz de (O), kalblerinizin arasını telif edip bir araya getirdi... (B sırrınca) O’nun ni’meti sayesinde kardeşler oldunuz... Siz Nar’dan bir çukurun tam kenarında idiniz; (O), sizi kurtardı ondan... İşte böylece Allah, ayetlerini size açıkça beyan ediyor; gerçeğe/asıl olana eresiniz diye.


وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
104-) Veltekün minküm ümmetün yed'une ilel hayri ve ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anil münker* ve ülaike hümül müflihun;
İçinizden hayr’a (Hakk’a) çağıran, (Bi-) ma’ruf’u emreden ve münker (Diyn’in ve imanlı aklın reddettiğin)’den nehyeden bir ümmet olsun!... İşte onlar felaha erenlerdir.


وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
105-) Ve la tekûnu kelleziyne teferreku vahtelefu min ba'di ma caehümül beyyinat* ve ülaike lehüm azâbün azıym;
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilafa düşenler gibi olmayın... İşte bunlar için azim bir azab vardır.


يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
106-) Yevme tebyaddu vucuhün ve tesveddü vucuh* feemmelleziynesveddet vucuhühüm* ekefertüm ba'de imaniküm fezukul azâbe Bima küntüm tekfürun;
O gün (bazı) vechler/yüzler (Hakkın nuru ile) ağarır, bazı vechler (benlik zulumatı ile) kararır... Vechleri kararanlara (şöyle denir): “(Gerçeğe) imanınızdan sonra küfrettiniz (reddettiniz) ha!... Kafirlik yapmanız yüzünden (hadi B sırrınca) tadın azabı”.


وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
107-) Ve emmelleziynebyaddat vucuhühüm fe fiy rahmetillah* hüm fiyha halidun;
Amma yüzleri ağaranlar ise, Allah rahmeti içindedirler... Onlar orada ebedi kalıcılardır.


تِلْكَ ءَايَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمِينَ
108-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve mAllahu yüriydu zulmen lil alemiyn;
Bunlar Allah ayetleridir, (ki) Bil-Hakk (Hakk olarak) sana tilavet ediyoruz. Allah alemlere zulüm dilemez.


وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
109-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve ilAllahi turceul umur;
Semavat ve Arz’da ne var ise hepsi Allah’ındır (O’nun Esmasının açığa çıkışı ile yaratılanlardır; onların zatları yoktur)... (Bütün) umur (işler) Allah’a döndürülür.


كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

110-) Küntüm hayre ümmetin uhricet linNasi te'murune Bil ma'rufi ve tenhevne anil münkeri ve tu'minune Billah* ve lev amene ehlül Kitabi le kâne hayren lehüm* minhümül mu'minune ve ekseruhümül fasikun;
Siz insanlar için çıkarılmış ümmetin en hayırlısısınız/en hayırlı bir ümmetsiniz; (Bi-) ma’ruf’u (sünnetullah’a uygun amelleri) emreder, münker’den nehyeder ve Allah’a (B sırrıyla) iman edersiniz... Şayet Ehl-i Kitab da iman etseydi, elbette kendileri için daha hayılı olurdu... Onlardan mü’minler de vardır, (ama) onların ekseriyeti fasıklardır.


لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ
111-) Len yedurruküm illâ eza* ve in yukatiluküm yüvellukümül edbar* sümme la yünsarun;
Eza’dan (eziyyetten) başka size bir zarar veremezler... Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönerler (kaçarlar)... Sonra (onlara) yardım da edilmez.


ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ
112-) Duribet aleyhimüz zilletü eyne ma sükıfu illâ Bi hablin minAllahi ve hablin minen Nasi ve bau Bi ğadabin minAllahi ve duribet aleyhimül meskenetü, zâlike Bi ennehüm kânu yekfürune Bi ayatillahi ve yaktulunel Enbiyae Bi ğayri hakkın, zâlike Bi ma asav ve kânu ya'tedun;
Allah’dan (B sırrınca) bir ip’e (ahd’e) ve insanlardan bir ip’e (ahd’e, himaye’ye tutunmaları) hariç, onlar (hakikatlarından perdeliler) nerede bulunsalar üzerlerine zillet darbedilmiştir... Allah’dan (B sırrınca) bir gadaba uğradılar ve üzerlerine meskenet vuruldu... Bunun sebebi, onların (B gerçeğince) Allah ayetlerini küfr/inkar etmeleri ve Bi gayri hakk (haksız yere, hakkın gayrı olarak) Nebîleri öldürmeleridir... Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.


لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ ءَايَاتِ اللَّهِ ءَانَاءَ اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
113-) Leysu sevaen, min ehlil Kitabi ümmetün kaimetün yetlune ayatillahi anael leyli ve hüm yescüdun;
Hepsi bir değildir... Ehl-i Kitab’tan secdeye kapanmış olarak, gecenin vakitlerinde, Allah ayetlerini tilavet eden ümmet’ün kaimetun (kıyam eden bir topluluk) vardır.


يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَأُولَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ
114-) Yu'minune Billahi vel yevmil ahıri ve ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anil münkeri ve yüsariune fiyl hayrat* ve ülaike mines salihiyn;
(Onlar B-sırrıyla) Allah’a ve ahir gün realitesine iman ederler, (Bi-) ma’ruf’u emrederler, münkerden nehyederler ve hayratta (varoluş gayelerinin kemaline ulaştırıcı işlerde) koşuşurlar... İşte onlar salihlerdendir.


وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
11 5-) Ve ma yef'alu min hayrin felen yükferuh* vAllahu Aliymün Bil müttekıyn;
Hayırdan yapmakta oldukları asla inkar olunmayacak/karşılıksız bırakılmayacaktır... Allah muttekileri (B sırrınca; Bi-Hakkın) Aliym’dir.


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
1 16-) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minAllahi şey'en, ve ülaike ashabünnari, hüm fiyha halidun;
Kafir olanlara gelince, onların ne malları ne de evladları, onlara Allah’a karşı hiç bir yarar sağlamayacaktır... Onlar Nar ashabıdır... Onda ebedi kalıcılardır.


مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
117-) Meselü ma yünfikune fiy hazihil hayatid dünya kemeseli riyhın fiyha sırrun esabet harse kavmin zalemu enfüsehüm fe ehlekethu, ve ma zalemehümullahu ve lâkin enfüsehüm yazlimun;
Onların şu dünya hayatında infak ettiklerinin/harcadılaklarının misali, (şirk ile) kendi nefslerine zulmeden bir kavmin ekinlerine isabet edip de onu helak eden, içinde kavurucu bir soğuk (dünya, tard) bulunan rüzgarın (heva-i nefs, şirk’in) misali gibidir... Allah onlara zulmetmedi, fakat (onlar) kendilerine zulmediyorlar.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُ

118-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızu bitaneten min duniküm la ye'luneküm habalen, veddu ma anittüm* kad bedetil bağdaü min efvahihim* ve ma tuhfiy suduruhüm ekber* kad beyyenna lekümül ayati in küntüm ta'kılu;
Ey iman edenler!... Gayrınızdan (kendinize) sırdaş edinmeyin... (Onlar) size noksanlık/zarar vermekte gevşeklik göstermezler/geri kalmazlar... Size sıkıntı vereni (hoşlanarak) isterler... Buğzları ağızlarından taşmaktadır... Sadırlarının gizlediği ise daha büyüktür... Eğer aklederseniz, gerçekten biz sizin için ayetleri açıkladık.


هَا أَنْتُمْ أُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُ

119-) Ha entüm ülai tühıbbunehüm ve la yühıbbuneküm ve tü'minune Bil Kitabi küllihi, ve iza lekuküm kalu amenna* ve iza halev addu aleykümül enamile minel ğayz* kul mutu Bi ğayzıküm* innAllahe Aliymün Bizatis sudur;
İşte siz öyle kimselersiniz ki (Hakk’dan dolayı) onları seversiniz... (Onlar ise) sizi sevmezler... Ve siz (B sırrıyla) Kitab’ın tümüne iman edersiniz... (Onlar ise) sizinle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Kendi başlarına kaldıklarında ise size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar... “(Bi-) öfkenizle ölün” de... Muhakkak ki Allah, Aliym’un Bİ- ZatisSudur’dur (sadrlerin zatı olarak bilir).


إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
120-) İn temsesküm hasenetün tesu'hüm* ve in tusıbküm seyyietün yefrehu Biha* ve in tasbiru ve tetteku la yedurruküm keydühüm şey'a* innAllahe Bima ya'melune mühıyt;
Size bir iyilik dokunsa (bu) onların fenasına gider... (Ama) size bir kötülük isabet etse, (Bi-) onunla ferahlanırlar... Eğer sabreder ve takva üzre olursanız, onların hilesi size hiç bir zarar veremez... Muhakkak ki Allah onların amellerini (B sırrınca) muhittir.


وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
121-) Ve iz ğadevte min ehlike tübevviül mu’miniyne mekaıde lil kıtal* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
(Rasûlüm) hani sen erkenden ehlinden (ailenden) ayrılmıştın (da) mü’minleri savaş mak’adlarına (savaş için oturacakları yerlere, mevzilerine) yerleştiriyordun... Allah Semi’dir, Aliym’dir.


إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلَا وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
122-) İz hemmet taifetani minküm en tefşela vAllahu Veliyyuhüma* ve alAllahi fel yetevekkelil mu'minun;
O zaman sizden iki taife korkup bozulmaya yüz tutmuştu... (Halbuki) Allah onların Veliysi idi... Mü’minler (yalnız) Allah’a tevekkül etsinler.


وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ فَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
123-) Ve lekad nasarakümüllahu Bi bedrin ve entüm ezilletün, fettekullahe lealleküm teşkürun;
Andolsun ki siz zeliller olduğunuz halde, (B sırrınca) Bedir’de Allah size nusret/zafer verdi... (O halde) Allah’dan ittika edin ki şükredebilesiniz.


إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَنْ يَكْفِيَكُمْ أَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلَاثَةِ ءَالَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُنْزَلِينَ
124-) İz tekulu lil mu’miniyne elen yekfiyeküm en yümiddeküm Rabbuküm Bi selaseti alafin minel Melaiketi münzeliyn;
(Rasûlüm) hani mü’minlere: “İnzal olunmuş üç bin melaike ile (B sırrınca) Rabbinizin size imdad etmesi, size kafi gelmez mi?” diyordun.


بَلَى إِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هَذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ ءَالَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوِّمِينَ
125-) Bela in tasbiru ve tetteku ve ye'tuküm min fevrihim hazâ yümdidküm Rabbuküm Bi hamseti alafin minel Melaiketi müsevvimiyn;
Evet... Eğer sabreder ve ittika ederseniz (korunursanız); ve (onlar da) şu fevrlerinden (hemen şu anlarında/ bu cihetlerinden) size gelseler (saldırsalar bile), Rabbiniz size nişanlı/damgalayıcı beş bin melekle (B sırrınca) imdad eder.


وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
126-) Ve ma caalehullahu illâ büşra leküm ve li tatmeinne kulubüküm Bihi, ve men nasru illâ min ındillahil Aziyzil Hakiym;
Allah bunu, size bir müjde olsun ve kalbleriniz (B sırrınca) onunla mutmain olsun diye yaptı... Yardım ancak ve yalnız, Aziyz ve Hakiym olan Allah indindendir (çoklukla perdelenmeyin).


لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَائِبِينَ
127-) Li yaktaa tarafen minelleziyne keferu ev yekbitehüm feyenkalibu haibiyn;
(Allah bunu yaptı ki) kafir olanlardan bir tarafı (kesimi) kessin, yahut rezil edip geriye atsın da yıkılmış/ümitsiz olarak dönsünler.


لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ
128-) Leyse leke minel emri şey'ün ev yetube aleyhim ev yüazzibehüm feinnehüm zalimun;
(Rasûlüm) EMR’den bir şey senin değil; (Allah) ya onların tevbesini kabul eder (İslam’a sokar), ya da zalimler oldukları için onlara azab eder.


وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
129-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* yağfiru limen yeşau ve yüazzibü men yeşa'* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
Semavat ve Arz’da ne varsa (hepsi) Allah’ındır (Esmasıyla varettikleridir; mülkünde ve hükümranlığında ortağı yoktur)... Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine azab eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبَا أَضْعَافًا مُضَاعَفَةً وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
130-) Ya eyyühelleziyne amenu la te'külürRiba ad'afen mudaafeten, vettekullahe lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!... Kat kat artırılmış olarak Riba/faiz yemeyin... Allah’dan ittika edin ki felaha eresiniz.


وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

131-) Vettekunnaralletiy uıddet lil kafiriyn;
Kafirler (gerçeği reddedenler) için hazırlanmış olan NAR’dan korunun.


وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
132-) Ve etıy'ullahe ver Rasûle lealleküm türhamun;
Allah’a ve Rasûlullah’a itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.





Alt 04-08-2010, 01:49 #14

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


ÂL-U İMRÂN SÛRESİ ال عمران


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
133-) Ve sariu ila mağfiretin min Rabbiküm ve cennetin arduhes Semavatu vel Ardu, uıddet lil müttekıyn;
Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği Semavat ve Arz kadar olan (kapsayan) cennet’e (mekansızlık boyutuna, Hakikat yaşamına) koşun... (Ki o) muttakiler için hazırlanmıştır.


الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

134-) Elleziyne yünfikune fiys serrai ved darrai vel kazımiynel ğayza vel afiyne aninNas* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
Onlar (muttakiler) ki bollukta ve darlıkta infak ederler; öfkeyi yutanlar ve insanları af edenlerdir (onlar)... Allah muhsinleri sever.


وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
135-) Velleziyne iza faalu fahışeten ev zalemu enfüsehüm zekerullahe festağferu li zünubihim* ve men yağfiruz zünube illellah* ve lem yusırru alâ ma fealu ve hüm ya'lemun;
Onlar bir fahişa (utanılacak şey) işlediklerinde (oluşları kendilerinden gördüklerinde) yahut nefslerine zulmettiklerinde, hemen Allah’ı zikrederler/hatırlayıp düşünürler... Böylece günahları için mağfiret isterler... Kim mağfiret eder günahları; ancak Allah?... Ve (onlar) yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.


أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
136-) Ülaike cezauhüm mağfiretün min Rabbihim ve cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve nı'me ecrul amiliyn;
İşte onların cezası, Rablerinden bir mağfiret ve altlarından nehirler akan cennetlerdir... Onda ebedi kalıcılardır... Amel edenlerin ecri ne güzeldir!.


قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُروا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
137-) Kad halet min kabliküm sünenün fesiyru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;
Sizden önce sünnetler (Allah Sünnetinden mucize örnekler; eyyamullah) gelip geçti... Arz’da seyredin/gezinin de yalanlayanların akibeti nasıl oldu görün.


هَذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
138-) Hazâ beyanun linNasi ve hüden ve mev'ızatün lil müttekıyn;
Bu, insanlar için bir beyan, muttekiler için bir hidayet/hidayet rehberi ve mev’ıze (öğüt) dir.


وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

139-) Ve la tehinu ve la tahzenu ve entümül a'levne in küntüm mu’miniyn;
Gevşemeyin, mahzun olmayın; eğer mü’min iseniz siz en üstünlersiniz.



إِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
140-) İn yemsesküm karhun fekad messel kavme karhun mislüh* ve tilkel eyyamu nüdavilüha beynen Nas* ve liya'lemAllahulleziyne amenu ve yettehıze minküm şüheda'* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;
Eğer size bir yara dokunuyorsa, o kavme de onun misli bir yara dokunmuştur... İşte el-Eyyam/o günler... Onları insanlar arasında dolandırır dururuz... (Bu) Allah’ın iman edenleri bilmesi ve sizden şahidler edinmesi içindir... Allah zalimleri (arınmadığı için kalıp - vehmi bir kişilikle kalanları) sevmez.


وَلِيُمَحِّصَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ
141-) Ve li yümahhısAllahulleziyne amenu ve yemhakal kafiriyn;
Ve Allah’ın, iman edenleri (bu imtihanlarla) arındırması, kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri) de mahvetmesi içindir (o günler).


أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ

142-) Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemma ya'lemillahulleziyne cahedu minküm ve ya'lemes sabiriyn;
Yoksa, Allah sizden mücahade edenleri bilmeden ve sabredenleri bilmeden cennete (Hakkani yaşama) dahil olacağınızı mı sandınız?.


وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
143-) Ve lekad küntüm temennevnel mevte min kabli en telkavhu, fekad raeytümuhu ve entüm tenzurun;
Andolsun siz, onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz (yakin halini, müşahadeyi arzuluyordunuz)... İşte onu gördünüz ve/ (ama) bakıp duruyorsunuz.


وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ
144-) Ve ma Muhammedün illâ Rasûl* kad halet min kablihirRusül* efein mate ev kutilenkalebtüm alâ a'kabiküm* ve men yenkalib alâ akıbeyhi felen yadurrAllahe şey'a* ve seyeczillahuş şakiriyn;
Muhammed ancak bir Rasûl’dür... Ondan önce de Rasûller gelip geçti... Şimdi O, ölse veya öldürülse, ökçeleriniz üzerine (eski halinize mi) döneceksiniz?... Kim iki ökçesi üzerine (geriye) dönerse, Allah’a hiç bir zarar veremez... Allah şükredenleri cezalandıracaktır (karşılığı oluşacaktır).


وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
145-) Ve ma kâne li nefsin en temute illâ Bi iznillahi Kitaben müeccela* ve men yürid sevabed dünya nü'tihi minha* ve men yürid sevabel ahireti nü'tihi minha* ve senecziş şakiriyn;
Hiç bir nefs için ölmek yoktur; ancak Bi-iznillah (programlarındaki Allah izniyle olanlar) başka... Te’cil edilmiş (muayyen bir vakt tayin edilmiş) bir yazıdır (o da)... Kim dünya sevabı dilerse ona, ondan veririz... Kim de ahiret sevabını dilerse ona da ondan veririz... Biz şükredenleri cezalandıracağız.


وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
146-) Ve keeyyin min Nebîyyin katele meahu ribbiyyune kesiyr* fema vehenu lima esabehüm fiy sebiylillâhi ve ma daufu ve mestekânu* vAllahu yuhıbbus sabiriyn;
Nice Nebîler (vardı ki), kendileri ile beraber bir çok RİBBİYler (rabbiler, topluluk) savaştı... Allah yolunda kendilerine isabet edenlerden dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler ve boyun eğmediler... Allah sabredenleri sever.


وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
147-) Ve ma kâne kavlehüm illâ en kalu Rabbenağfir lena zünubena ve israfena fiy emrina ve sebbit akdamena vensurna alel kavmil kafiriyn;
Onların sözleri ancak şu idi: “Rabbimiz zenblerimizi ve işimizdeki taşkınlığımızı bizim için mağfiret et... Ayaklarımızı sabit kıl/kaydırma... Kafirler toplumuna karşı bize nusret et”.


فَآتَاهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
148-) Featahumullahu sevabeddünya ve husne sevabil ahireti, vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
Allah da onlara hem dünya sevabını verdi hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi... Allah muhsinleri sever.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ
149-) Ya eyyühelleziyne amenu in tütıy'ulleziyne keferu yerudduküm alâ a'kabiküm fetenkalibu hasiriyn;
Ey iman edenler!... Eğer kafir olanlara (gerçeği reddeden, taassubla kilitlenmişlere) itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üzerine geri çevirirler (de) hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz.


بَلِ اللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ
150-) Belillahu mevlaküm* ve HUve hayrun nasıriyn;
Hayır!... Sizin mevlanız Allah’tır (O’na itaat edin)... O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.


سَنُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا أَشْرَكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ
151-) Senulkıy fiy kulubilleziyne keferürru'be Bima eşrekû Billahi ma lem yünezzil Bihi sultanen ve me'vahümün nar* ve bi'se mesvez zalimiyn;
Allah’ın (B gerçeğince) hakkında hiç bir sultan (kuvvet sahibi, delil, sıfat) indirmediği şeyleri Allah’a (B gerçeğince) ortak koşmaları (var sanmaları) dolayısıyla kafir olanların kalblerine korku ilka edeceğiz/bırakacağız... Onların barınakları Nar’dır... Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür.


وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللَّهُ وَعْدَهُ إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ حَتَّى إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا أَرَاكُمْ مَا تُحِبُّونَ مِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الْآخِرَةَ ثُمَّ صَرَف

152-) Ve lekad sadakakümullahu va'dehu iz tehussunehüm Bi iznihi, hatta iza feşiltüm ve tenaza'tüm fiyl emri ve asaytüm min ba'di ma eraküm ma tuhıbbun* minküm men yüriydüd dünya ve minküm men yüriydül ahirete, sümme sarafeküm anhüm liyebteliyeküm* ve lekad afa anküm* vAllahu zü fadlin alel mu’miniyn
;
Andolsun ki Bi-izniHİ (O’nun izni ile) onları (düşmanlarınızı) öldürmekte iken Allah size olan va’dini doğru çıkardı... Nihayet (Allah) sevdiğinizi (zafer, ganimet) size gösterdikten sonra zaaf gösterdiniz, o iş hakkında çekiştiniz ve isyan ettiniz... Sizden kimi dünyayı diliyordu kimi de ahireti... Sonra sizi denemek için (Allah) sizi onlardan uzaklaştırdı... Andolsun ki (Allah) sizi affetti... Allah mü’minlere fazl (fazlalık, lutuf) sahibidir.


إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُونَ عَلَى أَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
153-) İz tus'ıdune ve la telvune alâ ehadin ver Rasûlü yed'uküm fiy uhraküm feesabeküm ğammen Bi ğammin likey la tahzenu alâ ma fateküm ve la ma esabeküm* vAllahu Habiyrun Bi ma ta'melun;
Hani Rasûlullah uhranızda (öteki tarafınızda, arkanızda) sizi çağırıyor iken (siz) yukarı doğru kaçıyor ve kimseye dönüp bakmıyordunuz... (Allah da) sizi (B sırrınca) gam üstüne gam ile cezalandırdı ki kaybettiğinize ve size isabet eden (musibet) e üzülmeyesiniz... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Habiyr’dir.


ثُمَّ أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشَى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ إِنَّ
154-) Sümme enzele aleyküm min ba'dil ğammi emeneten nüasen yağşa taifeten minküm ve taifetün kad ehemmethüm enfüsühüm yezunnune Billahi ğayrel Hakkı zannel cahiliyyeti, yekulune hel lena minel emri min şey'* kul innel emre küllehu Lillahi, yuhfune fiy enfüsihim ma la yübdune leke, yekulune lev kâne lena minel emri şey'ün ma kutilna hahüna* kul lev küntüm fiy buyutiküm le berezelleziyne kütibe aleyhimül katlü ila medaciıhim* ve liyebteliyAllahu ma fiy suduriküm ve liyumahhısa ma fiy kulubiküm* vAllahu Aliymun Bi zatis sudur;
Sonra, o gamın ardından üzerinize bir emene (emniyet, güven, itmi’nan), sizden bir taifeyi bürüyen bir uyuklama inzal etti... Bir taife (münafıklar) de gerçekten onların kendi nefslerinin kaygısına düşmüştü (Allah Rasûlü umurlarında değildi)... Allah’a (B sırrınca), hak olmayan bir şekilde, cahiliyye zannı gibi zan ediyorlar: “Bu emr’den bize bir şey var mı (bize ne) ?”, diyorlardı... De ki: “EMR, bütünüyle Allahındır”... Onlar sana açmadıklarını kendi nefslerinde gizliyorlar... “Şu emr’den bize de bir şey olsaydı burada öldürülmezdik” derler... De ki: “Evlerinizde dahi kalsaydınız, üzerlerine öldürülme yazılmış/takdir edilmiş olanlar, elbette yine devrilip yatacakları yerlere çıkıp gideceklerdi”... Bu, Allah sadırlarınızdakini denesin ve kalblerinizin içinde olani arındırp temizlesin diyedir... Allah sadırlarınızın zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir.


إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ

155-) İnnelleziyne tevellev minküm yevmel tekal cem'ani innemestezellehümüş şeytanü Bi ba'dı ma kesebu* ve lekad afAllahu anhüm* innAllahe Ğafurun Haliym
;
İki topluluğun karşılaştığı gün sizden (geri) dönenlere gelince, onları ancak kazandıklarının (günahlarının) ba’zısı yüzünden (B gerçeğince) şeytan kaydırmak istemişti... Andolsun Allah onları affetti... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا لِيَجْعَلَ اللَّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ يُ
156-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekûnu kelleziyne keferu ve kalu li ıhvanihim iza darebu fiyl Ardı ev kânu ğuzzen lev kânu ındena ma matu ve ma kutilu* li yec'alellahu zâlike hasreten fiy kulubihim* vAllahu yuhyiy ve yümıt* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Ey iman edenler!... Siz, kafir olanlar ve Arz’da gezip dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşlerine: “Eğer yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi” diyenler gibi olmayın... Allah bunu onların kalblerine bir hasret (boşu boşuna, imkansız özlem) yaptı... Allah diriltir (bu hayata getirir) ve öldürür... Allah yapmakta olduğunuz amellerinizi (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Basıyr’dir.


وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
157-) Ve lein kutiltüm fiy sebiylillâhi ev müttüm le mağfiretün minAllahi ve rahmetün hayrun mimma yecmeun;
Andolsun ki Allah yolunda öldürülür yahut ölürseniz, elbette Allah’dan bir mağfiret ve rahmet onların cem’etmekte olduklarından daha hayırlıdır.


وَلَئِنْ مُتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لَإِلَى اللَّهِ تُحْشَرُونَ
158-) Ve lein müttüm ev kutiltüm le ilAllahi tuhşerun;
Andolsun ki ölseniz yahut öldürülseniz, kesinlikle Allah’a haşrolunursunuz (hangi durum daha iyi?).


فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِ
159-) FeBima rahmetin minAllahi linte lehüm* ve lev künte fazzan ğaliyzal kalbi lenfaddu min havlike, fa'fü anhüm vestağfir lehüm ve şavirhüm fiyl emr* fe iza azemte fe tevekkel alAllah* innAllahe yuhıbbül mütevekkiliyn;
(Rasûlüm sen) Allah’dan (B sırrınca) bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın... Eğer kaba, sert kalpli olsaydın, elbette çevrenden dağılıp giderlerdi... (Artık) onları affet, onlar için mağfiret dile ve Emr/iş hususunda onlarla meşvere et... (Bir de) azmettin mi artık Allah’a tevekkül et... Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever.


إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
160-) İn yensurkümullahu fela ğalibe leküm* ve in yahzülküm femen zelleziy yensuruküm min ba'dih* ve alAllahi felyetevekkelil mu'minun;
Eğer Allah size yardım eder ise size galip olacak yoktur... Şayet sizi yardımsız ortada bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım eder?... Ve mü’minler (ancak) Allah’a tevekkül etsinler.


وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
161-) Ve ma kâne li Nebîyyin en yeğull* ve men yağlül ye'ti Bi ma ğalle yevmel kıyameti, sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Bir Nebî için ganimete hiyanet etmesi olur şey değildir (Nebîler masumdurlar)... Kim böyle bir hıyanet ederse, kıyamet günü (B sırrınca) yaptığı bu hıyanet ile/aşırdığı ile gelir... Sonra her nefse kazandığı tam ödenir... Onlar zulme uğramazlar.


أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللَّهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
162-) Efemenittebea rıdvanAllahi kemen bae Bi sehatın minAllahi ve me'vahu cehennem* ve bi'sel masıyr;
Allah’ın rıdvanına tabi olan kimse, Allah’dan (B sırrınca) bir gadaba uğrayan ve barınağı cehennem olan kimse gibi midir?.. O ne kötü varış yeridir.


هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
163-) Hüm derecatün indAllah* vAllahu Basıyrun Bi ma ya'melun;
Onlar Allah indinde derecelerdir (insanlar derece derecedir)... Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca) Basıyr’dir.


لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ ءَايَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
164-) Lekad mennAllahu alel mu’miniyne iz baase fiyhim Rasûlen min enfüsihim yetlu aleyhim ayatihi ve yüzekkiyhim ve yuallimuhümül Kitabe vel Hikmete ve in kânu min kablü lefiy dalalin mübiyn;
Andolsun ki Allah mü’minlere (onları minnettar bırakacak) büyük lutufta bulunmuştur... Zira onların içinde kendilerinden/enfüslerinden bir Rasûl ba’setti (de) onlara, O’nun ayetlerini tilavet ediyor, onları tezkiye ediyor, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i ta’lim ediyor... (Halbu ki) onlar daha önce apaçık bir dalalet içinde idiler.


أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
165-) Evelemma esabetküm musıybetün kad esabtüm misleyha, kultüm enna hazâ* kul huve min ındi enfüsiküm* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
(Onları) onun iki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: “Bu nasıl/nereden” dediniz?... De ki: “O, sizin nefslerinizdendir (nefslerinizin kabul etmesindendir)”... Muhakkak ki Allah herşeye Kadiyr’dir.


وَمَا أَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنِينَ
166-) Ve ma esabeküm yevmeltekal cem'ani fe Bi iznillahi ve li ya'lemel mu’miniyn;
İki topluluğun karşılaştığı gün size isabet eden, Bi-iznillah (Allah’ın izniyle) ve (Allah) mü’minleri bilsin/temyiz etsin diyedir.


وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوِ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْواهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُل
167-) Ve li ya'lemelleziyne nafeku* ve kıyle lehüm tealev katilu fiy sebiylillâhi evidfeu* kalu lev na'lemu kıtalen letteba'naküm* hüm lilküfri yevmeizin akrebu minhüm lil iyman* yekulune Bi efvahihim ma leyse fiy kulubihim* vAllahu a'lemu Bi ma yektümun;
Ve (bir de) münafik olanları bilmesi için idi... Onlara: “Hadi Allah yolunda savaşın veya mudafa yapın” denildiğinde: “Eğer savaş (olacak diye) bilseydik elbette size tabi olurduk” dediler... O gün onlar imandan çok küfre yakın idiler... Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla (B gerçeğince) söylüyorlar... Onların gizlemekte olduklarını Allah (B sırrınca) daha iyi bilir.


الَّذِينَ قَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَءُوا عَنْ أَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

168-) Elleziyne kalu li ıhvanihim ve kaadu lev etauna ma kutilu* kul fedreu an enfüsikümül mevte in küntüm sadikıyn;
Onlar ki oturup kaldıkları halde kardeşleri için derler ki: “Eğer bize itaat etseydiler öldürülmezlerdi”... De ki: “Eğer sözünüzde sadıklarsanız hadi kendinizden ölümü defedin”.


وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
169-) Ve la tahsebennelleziyne kutilu fiy sebiylillâhi emvata* bel ahyaun ınde Rabbihim yurzekun;
Allah yolunda öldürülenleri sakın “ölüler” sanmayın... Bilakis onlar dirilerdir; Rableri indinde rızıklanmaktadırlar.





Alt 04-08-2010, 01:50 #15

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


ÂL-U İMRÂN SÛRESİ ال عمران


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


فَرِحِينَ بِمَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
170-) Ferihıyne Bi ma atahumullahu min fadliHİ, ve yestebşirune Billeziyne lem yelhaku Bihim min halfihim ella havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Fazlından (B sırrınca) Allah’ın kendilerine verdikleri ile sevinçlidirler... Arkalarından kendilerine kavuşmamış/katılmamış olanlara “kendilerine bir korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir” i (B gerçeğince) müjdelemek isterler (haliyle).


يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ
171-) Yestebşirune Bi nı'metin minAllahi ve fadlin, ve ennAllahe la yudıy'u ecrel mu’miniyn;
Allah’dan bir ni’met ve fazl/lutuf ile ve Allah’ın mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğini de (B gerçeğince) müjdelemek isterler.


الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرٌ عَظِيمٌ

172-) Elleziynestecabu Lillahi verRasûli min ba'di ma esabehümül karh* lilleziyne ahsenu minhüm vettekav ecrun azîym;
(Bu şehiydler) kendilerine yara isabet ettikten sonra (hakikatları olan) Allah ve Rasûlüne icabet ettiler (batıni ve zahiri çağrıya cevap verdiler?)... Onlardan ihsan sahibi olanlar ile takvaya erenler için aziym bir ecir vardır.


الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
173-) Elleziyne kale lehümün Nasu innen Nase kad cemeu leküm fahşevhüm fezadehüm iymana* ve kalu hasbünAllahu ve nı'mel vekiyl;
Onlar ki insanlar kendilerine: “Muhakkak ki insanlar sizin için cem’oldular, onlardan haşyet duyun” dediklerinde bu onların imanını artırdı (da) şöyle dediler: “HasbunAllahu ve ni’melVekiyl = Allah bize yeter; (O), ne güzel Vekiyl’dir”.


فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللَّهِ وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ
174-) Fenkalebu Bi nı'metin minAllahi ve fadlin lem yemseshüm suün vettebeu rıdvanAllah* vAllahu zu fadlin azîym;
Bundan dolayı kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan, (B sırrınca) Allah’dan bir ni’met ve fazl ile (hakikatlarına) geri döndüler... Allah rıdvanına tabi oldular... Allah aziym bir fazl sahibidir.


إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
175-) İnnema zâlikümüş şeytanu yuhavvifü evliyaehu, fela tehafuhüm ve hafuni in küntüm mu’miniyn;
İşte size şeytan; ancak kendi dostlarını (kendi gibilerini) korkutur... O halde onlardan (şeytanın dostlarından) korkmayın (hakikatınız olan) Ben’den korkun (da Rasûlullah’a tabi olun), eğer mü’minler iseniz!.


وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا يُرِيدُ اللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
176-) Ve la yahzünkelleziyne yüsariune fiyl küfr* innehüm len yedurullahe şey'a* yüriydullahu ella yec'ale lehüm hazzan fiyl ahireti, ve lehüm azabün azîym;
Küfürde koşuşanlar (Rasûlüm) seni mahzun etmesin... Muhakkak ki onlar Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler... Allah onlara ahirette bir haz/nasip oluşturmamayı diliyor... Onlar için aziym azab vardır.


إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
177-) İnnelleziyneşterevül küfre Bil iymani len yedurullahe şey'a* ve lehüm azabün eliym;
İmana karşılık (B gerçeğince) küfrü satın alanlara gelince, Allah’a hiç bir zarar veremezler... Onlara eliym aza vardır.


وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
178-) Ve la yahsebenneleziyne keferu ennema nümliy lehüm hayrun lienfüsihim* innema nümliy lehüm liyezdadu isma* ve lehüm azabün mühiyn;
Kafir olanlar kendilerine mühlet vermemizin, kendi nefsleri için hayırlı olduğunu sanmasınlar... Onlara ancak günahça artsınlar diye mühlet veriyoruz... Onlara alçaltıcı azab vardır.


مَا كَانَ اللَّهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتَّى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَإِنْ
179-) Ma kânAllahu li yezeral mu’miniyne alâ ma entüm aleyhi hatta yemiyzel habiyse minettayyib* ve ma kânAllahu liyutliaküm alel ğaybi ve lakinnAllahe yectebiy min RusuliHİ men yeşau, feaminu Billahi ve rusuliHİ, ve in tu'minu ve tetteku feleküm ecrun azîym;
Allah mü’minleri, şu üzerinde bulunduğunuz (zahiri) hal üzere bırakacak değildir... Hatta habis’i (şakiyi) tayyib’ten (saidden) ayıracaktır... Allah sizi gayba muttali kılacak da değildir... Fakat Allah Rasûllerinden dilediğini ictiba eder (seçer de ğayb’dan nice sırlara muttali kılar)... (O halde B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûllerine iman edin... İman eder ve takva üzere korunursanız, size aziym ecir vardır.


وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
180-) Ve la yahsebennelleziyne yebhalune Bi ma atahumullahu min fadliHİ huve hayren lehüm* bel huve şerrun lehüm* seyütavvekune ma behılu Bihi yevmel kıyameti, ve Lillahi miyrasüs Semavati vel Ard* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;
Fazlından (B sırrınca) Allah’ın kendilerine verdiği ile cimrilik edenler, onun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar... Bilakis bu onlar için bir şerdir... Cimrilik ettikleri şey (B sırrınca) kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır (onları kayıtlayacaktır)... Semavat ve Arz’ın mirası Allah’ındır (zira Semavat, Arz ve bunlardan açığa çıkan herşey O’nun Esmasının bir zuhuru olarak varettikleridir, vücud hepten O’nundur)... Allah yapmakta olduğunuz şeyleri (B sırrınca) Habiyr’dir.


لَقَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَاءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
181-) Lekad semiAllahu kavlelleziyne kalu innAllahe fakiyrun ve nahnü ağniya'* senektübü ma kalu ve katlehümül Enbiyae Bi ğayri Hakkın ve nekulü zuku azâbel hariyk;
Andolsun ki Allah “Muhakkak ki Allah fakirdir, bizler zenginleriz” diyenlerin sözünü işitti... Dediklerini ve Bi-gayrı Hak (haksız olarak) Nebîleri öldürmelerini yazacağız... Ve şöyle deriz: “Tadın yakıcı azabı”.


ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
182-) Zâlike Bima kaddemet eydıiyküm ve ennAllahe leyse Bi zallamin lil abiyd;
“Bu, (B gerçeğince) kendi ellerinizin önden gönderdiği dolayısıyladır”... Allah kullarına (Bi-) zulmedici değildir.


الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
183-) Elleziyne kalu innAllahe ahide ileyna ella nu'mine liRasûlin hatta ye'tiyena Bi kurbanin te'külühün nar* kul kad caeküm Rusulün min kabliy Bil beyyinati ve Billeziy kultüm felime kateltümuhüm in küntüm sadikıyn;
Onlar ki şöyle demişlerdi: “Doğrusu Allah bize, Nar’ın (Aşk ateşinin) yiyeceği bir kurban (B sırrınca) getirinceye kadar bir Rasûl’e iman etmememizi, ahdetti”... (Onlara) de ki: “Benden önce apaçık deliller/mucizeler ve dediğiniz (şey) ile size (B sırrınca) Rasûller geldi... (İşi zahir yönü ile algılamanıza göre bile) eğer söylediğinizde sadıklar iseniz niçin onları öldürdünüz?”.


فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَاءُوا بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ
184-) Fein kezzebuke fekad küzzibe Rusulün min kablike cau Bil beyyinati vezZübüri vel Kitabil müniyr;
(Rasûlüm) seni yalanladılar ise, gerçekten senden önce (Bi-) beyyineler (apaçık deliller, ayetler, mucizeler), zübur (zeburLAR; kutsal sayfalar) ve Kitab-ı Muniyr (Nurlandırıcı Kitab) ile gelmiş Rasûller de yalanlandılar.


كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
185-) Küllü nefsin zaikatül mevt* ve innema tüveffevne ücureküm yevmel kıyameti, femen zuhziha anin nari ve udhılel cennete fekad faz* ve mel hayatüd dünya illâ metaul ğurur;
Her nefs ölümün tadıcısıdır/ölümü tadacaktır... Kiyamet günü ecirleriniz (size) eksiksiz verilecektir... (O vakit) kim Nar’dan uzaklaştırılır da Cennet’e dahil edilirse, gerçekten o kurtulmuştur... Dünya hayatı aldatıcı bir meta (faydalanma) dan başka bir şey değildir.


لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا أَذًى كَثِيرًا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
186-) Le tüblevünne fiy emvaliküm ve enfüsiküm ve letesmeunne minelleziyne utül Kitabe min kabliküm ve minelleziyne eşrekû ezen kesira* ve in tasbiru ve tetteku fe inne zâlike min azmil umur;
Andolsun ki mallarınızda ve nefslerinizde deneneceksiniz... Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden ve şirk koşanlardan pek çok eziyyet verici (söz) işiteceksiniz... Eğer sabreder ve korunursanız (takva), muhakkak ki bu işlerin azmindendir (yüksek himmet gerektiren değerli işlerdendir).


وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
187-) Ve iz ehazAllahu miysakalleziyne utül Kitabe letübeyyinünnehu lin Nasi ve la tektümunehu, fe nebezuhu verae zuhurihim veşterav Bihi semenen kaliyla* fe bi'se ma yeşterun;
Hani Allah, kendilerine Kitab verilenlerden, “O’nu kesinlikle insanlara açıklayacaksınız ve O’nu gizlemeyeceksiniz” diye miysak almıştı... Onlar ise bunu sırtlarının ardına attılar ve (Bi-) onu az bir bahaya değiştiler... Ne kötü şey satın alıyorlar!.


لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
188-) La tahsebennelleziyne yefrehune Bi ma etev ve yuhıbbune en yuhmedu Bi ma lem yef'alu fela tahsebennehüm Bi mefazetin minel azabi, ve lehüm azabün eliym;
O (Bi-) ettikleri ile sevinip şımaranlar ve (hakikatte kendilerinin) (Bi-) yapmadıkları ile övülmeyi sevenleri (bir şey) sanma... Onların azabtan kurtulacaklarını da sanma... Onlara eliym azab vardır.


وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
189-) Ve Lillahi mülküs Semavati vel Ard* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır (zira kendi Esmasıyla yoktan yaratmıştır)... Allah herşeye Kadiyr’dir.


إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ
190-) İnne fiy halkıs Semavati vel Ardı vahtilafil leyli ven nehari leâyâtin li ülil elbab;
Muhakkak ki Semavat ve Arz’ın halkedilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde öz akıl sahipleri için elbette ayetler vardır.


الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
191-) Elleziyne yezkürunAllahe kıyâmen ve kuuden ve alâ cünubihim ve yetefekkerune fiy halkıs Semavati vel Ard* Rabbena ma halakte haza batıla* sübhaneKE fekına azaben nar;
Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın... SUBHANsın sen... Nar’ın azabından bizi koru”.


رَبَّنَا إِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
192-) Rabbena inneKE men tüdhılinnare fekad ahzeytehu, ve ma lizzalimiyne min ensar;
“Rabbimiz, muhakkak ki sen kimi Nar’a dahil etmişsen, gerçekten onu rezil etmişsindir... Zalimler için yardımcılar yoktur”.


رَبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْإِيمَانِ أَنْ ءَامِنُوا بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ
193-) Rabbena innena semi'na münadiyen yünadiy lil iymani en aminu Bi Rabbiküm fe amenna* Rabbena fağfir lena zünubena ve keffir anna seyyiatina ve teveffena maal’ ebrar;
“Rabbimiz, doğrusu biz, <Rabbinize (B sırrıyla) iman edin> diye imana çağıran münadiyi işittik ve hemen iman (tanıdık, tasdik ve şahadet) ettik... Rabbimiz mağfiret et günahlarımızı, kötülüklerimizi keffaretle/sil ve bizi EBRAR ile beraber vefat ettir”.


رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
194-) Rabbena ve atina ma veadtena alâ RusuliKE ve la tuhzina yevmel kıyameti, inneKE la tuhlifül miy’ad;
“Rabbimiz bize Rasûllerine va’dettiğini ver ve bizi kıyamet günü rezil etme... Muhakkak ki Sen va’dine hulf etmezsin”.


فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَأُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأُوذُوا فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِ
195-) Festecabe lehüm Rabbühüm enniy la udıy'u amele amilin minküm min zekerin ev ünsa* ba'duküm min ba'd* felleziyne haceru ve uhricu min diyarihim ve uzu fiy sebiyliy ve katelu ve kutilu leükeffirenne anhüm seyyiatihim ve leüdhılennehüm cennatin tecriy min tahtihel enhar* sevaben min ındillah* vAllahu ındeHU husnüs sevab;
Rableri onlara (şöyle) karşılık verdi: “Sizden erkek olsun dişi olsun amel edenin amelini zayi etmem... (Zira) hep birbirinizdensiniz (aynı ruh-beyin sistemi geçerli)... Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Benim yolumda eziyete uğratılanlar, savaşanlar ve öldürülenlere gelince elbette onların kötülüklerini keffaretleyeceğim/sileceğim ve elbette onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğim, Allah indinden bir sevab (karşılık) olarak”... Allah; sevab’ın güzeli O’nun indindedir.


لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِ
196-) La yeğurrenneke tekallübülleziyne keferu fiyl bilad;
Kafir olanların beldelerde tekallub etmesi (teklikten perdeli olarak gezip dolaşmaları; kişilikten kişiliğe girmeleri) seni aldatmasın.


مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
197-) Metaun kaliylün sümme me'vahüm cehennem* ve bi'sel mihad;
Az bir meta’dır (faydalanmadır o)... Sonra onların varış yeri cehennemdir... O ne kötü yataktır o!.


لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِلْأَبْرَارِ
198-) Lakinilleziynettekav Rabbehüm lehüm cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha nüzülen min ındillah* ve ma ındAllahi hayrun lil ebrar;
Fakat Rablerinden ittika edenlere (Rablerinde fani olanlara) gelince, onlara altlarından nehirler akan cennetler vardır... Onda ebedi kalıcılardır... Allah indinden bir nüzül (iniş, ikram, ziyafet) olarak... Allah indinde olanlar ise Ebrar (Berr’ler, Hakka itaatkar saidler) için daha hayırlıdır.


وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ خَاشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
199-) Ve inne min ehlil Kitabi lemen yu'minu Billahi ve ma ünzile ileyküm ve ma ünzile ileyhim haşiıyne Lillahi, la yeşterune Bi ayatillahi semenen kaliyla* ülaike lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* innAllahe seriy’ul hısab;
Muhakkak ki Ehl-i Kitab’tan öyleleri var ki, (B sırrıyla) Allah’a, size inzal olunana ve kendilerine inzal olunana, (hakikatleri olan) Allah’a huşu’ duyucular olarak, iman ederler; Allah ayetlerini (B gerçeğince) az bir bahaya değişmezler... İşte onlar için Rabbleri indinde (kendilerine has) ecirleri vardır... Muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’tır (hesabı anında görür).


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
200-) Ya eyyühelleziyne amenusbiru ve sabiru ve rabitu vettekullahe lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!... Sabredin (Allah için nefsinizi alakoyun), musabere edin (O’nunla sabırlaşın), murabata yapın (sonsuz sınırsız ilahi kuvveler haline gelin); ve Allah’dan ittika edin (tam teslimiyet halinde olun) ki felaha eresiniz.





Alt 04-08-2010, 01:51 #16

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


NİSÂ SÛRESİ النساء


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
1-) Ya eyyühen Nasutteku Rabbekümülleziy halekaküm min nefsin vahıdetin ve haleka minha zevceha ve besse minhüma ricalen kesiyran ve nisaen, vettekullahelleziy tesaelune Bihi vel erham* innAllahe kâne aleyküm Rakıyba;
Ey insanlar!... Sizi nefs-i vahide’den (bir tek nefs’ten; tek bir öz’den; kozmik bilinçten) halkeden ve ondan da kendi eşini halkeden ve o ikisinden bir çok rical (erkekler) ve nisa (kadınlar) üretip (böylece) yayan Rabbinizden ittika edin... Ve (ancak) O’nunla (B sırrı?) birbirinizden istemekte olduğunuz Allah’dan ve RAHMler’den (yakınlardan) de ittika edin (haklarını dikkate alın; o tarafla alakanızı sıkı tutun)... Muhakkak ki Allah üzerinizde Rakıyb (kontrolünde tutan)’dir.


وَءَاتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا
2-) Ve atül yetama emvalehüm ve la tetebeddelül habiyse Bittayyibi ve la te'külu emvalehüm ila emvaliküm* innehu kâne huben kebiyra;
Yetimlere mallarını verin, temiz’i habis/pis ile (B gerçeğince) değiştirmeyin... Onların mallarını mallarınıza (karıştırarak) yemeyin... Muhakkak ki o büyük bir günahtır.


وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلَّا تَعُولُوا
3-) Ve in hıftüm ella tuksitu fiyl yetama fenkihu ma tabe leküm minen nisai mesna ve sülase ve ruba'a, fein hıftüm ella ta'dilu feVahıdeten ev ma meleket eymanüküm* zâlike edna ella teulu;
Eğer yetimler hakkında uluhiyyet hükümlerine göre davranamayacağınızdan/adaletli olamayacağınızdan korkarsanız, o zaman sizin için temiz/hoş olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olarak nikahlayın... Eğer (bu durumda) adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, (o vakit) bir tek (kadın) veya ellerinizin malik oldukları (ile yetinin)... Zulmetmemeniz için bu en aşağı/yakın olanıdır.


وَءَاتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَرِيئًا
4-) Ve atün nisae sadukatihinne nıhleten, fein tıbne leküm an şey’in minhu nefsen feküluhu heniy’en meriy’a;
Kadınlara mehirlerini gönülden verin... Şayet içlerinden gelerek gönül rızası ile size (o mehirden) bir şey bağışlarlar ise, onu da afiyetle yeyin.


وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا
5-) Ve la tü'tüs süfehae emvalekümülletiy cealellahu leküm kıyâmen verzukuhüm fiyha veksuhüm ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;
Allah’ın sizin için KIYAM (ayakta tutan nesne/yıkılıp düşmeme aracı) yaptığı mallarınızı (ilim ve marifetlerinizi) sefihlere (kendini bilmez anlayışı kıtlara) vermeyin... (Ancak) o mallarda onları rızıklandırın, onları giydirin; ve onlara ma’ruf (onların hayrına olan) bir söz söyleyin.


وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُواْ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيبًا 6 وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُواْ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيبًا 6 وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُواْ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيبًا 6 وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُواْ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيبً
6-) Vebtelül yetama hatta iza beleğun nikah* fein anestüm minhüm rüşden fedfeu ileyhim emvalehüm* ve la te'küluha israfen ve bidaren en yekberu* ve men kâne ğaniyyen felyesta'fif* ve men kâne fakıyren felye'kül Bil ma'ruf* feiza defa'tüm ileyhim emvalehüm feeşhidu aleyhim* ve kefa Billahi Hasiyba;
Yetimleri nikah’a (bulüğ çağına) ulaşıncaya kadar deneyin... Şayet onlardan bir rüşd (reşidlik) farkederseniz, mallarını kendilerine def’edin... (Onlar) büyüyecekler diye onları (mallarını) israf ederek ve bidar (aceleyle) yemeyin... Kim ğani ise o iffetli davransın (yetim malı yemekten çekinsin)... Kim fakir ise o (Bi-) ma’ruf ile (sisteme uygun) yesin... Mallarını kendilerine def’ettiğiniz zaman da onlar üzerine şahid bulundurun... Hasiyb olarak (B sırrınca) Allah kafiydir.


لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا
7-) LirRicali nasıybün mimma terekel validani vel akrabune, ve linnisai nasıybün mimma terekel validani vel akrabune mimma kalle minhu ev kesür* nasıyben mefruda;
Ana-baba’nın ve akrabaların terkettiklerinden (miraslarından) rical (erkekler) için bir nasip/pay vardır... Ve kadınlar için de ana-baba’nın ve akrabaların terkettiklerinden bir pay vardır... Bu ondan (o miras malı) az olsun çok olsun farzlaşmış bir nasiptir.


وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

8-) Ve iza hadarel kısmete ulülkurba vel yetama vel mesakiynu ferzukuhum minhu ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;
Yakınlık sahipleri (miras düşmeyen akrabalar), yetimler ve miskinler de o kismet’te (paylaştırmada) hazır bulunurlarsa, onları da ondan rızıklandırın ve onlara ma’ruf bir söz söyleyin (hayırlarına olan bir mana ilka edin).


وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا
9-) Velyahşelleziyne lev tereku min halfihim zürriyyeten dıafen hafu aleyhim* felyettekullahe velyekulu kavlen sediyda;
Haşyetle ürpersin şol kimseler ki, eğer arkalarında zayıf bir zürriyyet bıraksalardı onlar üzerine korkmuş olacaklardı... (O halde) Allah’dan ittika etsinler ve doğru söz söylesinler.


إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

10-) İnnelleziyne ye'külune emvalel yetama zulmen innema ye'külune fiy butunihim nara* ve seyaslevne seıyra;
Muhakkak ki yetimlerin mallarını zulmen yiyenler var ya, (onlar) ancak batınlarına/karınlarına bir ateş yemiş olurlar... Onlar sa’ir’a (alevlendirilen ateşe) yaslanacaklar.

Not: Takibeden miras ayetleri dolayısıyla bir açıklama:

Miras hukukuna ait farzlar (vahyin tayin ettiği hisseler), tüm Kur’an’da sadece Nisâ Sûresinde geçen şu üç ayette, Nisâ: 11, 12 ve 176. ayetlerde belirlenmiştir...

Bu konuda bazı hadis-i şerifler de şunlardır:

“Kur’an’ı öğreniniz ve O’nu insanlara öğretiniz... Feraiz’i (farz olan miras haklarını) öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz... İlm’i öğreniniz ve O’nu insanlara öğretiniz... Çünkü ben kabzolunacak birisiyim... Muhakkak ki ilim de kabzolunacak ve (bu yüzden, cehaletten) fitneler zuhur edecek... Hatta iki kişi fariyza’da (miras haklarının taksiminde) ihtilafa düşecekler de aralarında hüküm verip ayıracak bir kimseyi bulamayacaklar”...

“İlim üçtür; bunun dışında kalan bir fazldır (fazlalıktır)... Ya muhkem (hükmü geçerli; neshedilmesi, te’vil ile hükmünün kalkması sözkonusu olmayan) bir ayettir yahut kaim (geçerli, sabit) bir sünnettir veyahut adil bir fariza’dır (miras taksimi ilmi)”...

“Ya Eba Hüreyre!... Feraiz’i (farz hisseler ilmini) öğrenin ve onu öğretin... Çünkü o ilmin yarısıdır... O unutulur (unutulan bir ilimdir)... Ve o ümmetimden çekilip alınacak ilk şeydir!!!?”...

“Biz (Nebîler dünya malı itibarıyla) varis olunmayız (bizim mirascımız olmaz)... Bizim terkettiğimiz (terikemiz) sadakadır”... (Buhari)

Nitekim Hz.Rasûlullah’ın vefatından sonra 1.halife Hz.Ebu Bekr es-Sıddık r.a., Hz.Fatıma ve Hz.Abbas’ın miras taleb etmelerine rağmen, fey malından Medine, Fedek ve Hayber’deki Hz.Rasûlullah’ın hissesine düşen (terike) den miras vermemiştir... Diğer reşiyd halifelerde bu uygulamayı sürdürmüştür... Muhtemeldir ki Hz.Ali’nin talebi de o arazilerin işletilmesi ile ilgili idi...

Burada önemli bir noktada şudur: Miras hakkı ayetle sabit bir farz olmasına rağmen, Ümmet-i Muhammed’in imanının abide ismi Hz.Ebu Bekir r.a. Hz.Rasûlullah’ın sözüne tabi olmuştur... Onu takiben Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali r.a.da bu uygulamaya devam etmişlerdir!...''Kur-an'ı kerim arapça latin harfli meali..

“Ey AdemOğlu!... İki şey var ki bunlardan hiçbiri senin olmadı (yani senin malın ve hakkın değildir; ben rahmetimle lutfettim)... Birincisi: (Vefat anında) gırtlağından tuttuğum vakit malından sana bir nasip kıldım (malının üçte birini tasadduk olarak vasiyyet etme hakkı verdim) ki, onunla seni tahir ve tezkiye edeyim (temizleyip arındırayım)... İkincisi: Ecelinin tamamlanmasından sonra kullarımın senin üzerine salatı (namazı)”... (Kudsi Hadis)

“Kim varisinin mirasçılığından kaçarsa, Allah kıyamet günü onun cennetten mirasçılığını keser”...

“Allah her hak sahibine hakkını vermiştir... Dikkat edin, varise (mirasçıya) vasiyyet yoktur (miras onun hakkıdır)”...

“Fazrları (miras hisselerini) ehillerine ilhak ediniz (sahiblerine veriniz)”...

“Müslüman, kafire varis olmaz... Kafir de müslümana varis olamaz”...

“İki milletin ehli (yani: iki farklı millete-dine mensub olanlar) birbirlerine varis olamazlar”...

Nihayet;

Miras olgusu bir gerçektir... Hangi isimle olursa olsun “Varis”e, hakkı verilir!... Ancak risalet kapsamındaki bir hüküm ile nübüvvet kapsamındaki bir hüküm arasında da fark vardır... Kur’anın ruhu itibarıyla ve Kur’an aklıyla daima her konuyu ele almalıyız... Kur’anın ruhu mushafla sınırlı değildir, Kur’an vahyine mazhar olan Hz.Rasûlullah’ın sünnetini, hadislerini de kapsar...

Böylece, mesela, miras hisselerinin taksiminde bir müşkül olarak gözüken “avliyye = hisselerin toplamının müşterek mahrecden (ortak paydadan) fazla gelmesi” meselesi de hikmetiyle anlaşılır...?


يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا
11-) Yusıykümullahu fiy evladiküm lizzekeri mislü hazzıl ünseyeyn* fein künne nisaen fevkasneteyni felehünne sülüsa ma tereke, ve in kânet vahıdeten felehen nısf* ve liebeveyhi likülli vahıdin minhümessüdüsü mimma tereke in kâne lehu veled* fein lem yekün lehu veledün ve verisehu ebevahü feliümmihissülüs* fein kane lehu ıhvetün feli ümmihissüdüsü min ba'di vasıyyetin yusıy Biha ev deyn* abaüküm ve ebnaüküm* la tedrune eyyühüm akrabu leküm nef'a* feriydaten minellah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Allah, evladlarınız hakkında size (şöyle) vasiyyet ediyor: Erkek için iki dişinin payı’nın mislidir... Eğer (çocuklar) ikinin fevkinde kadınlar iseler, (o zaman) onlar için (miras bırakan) ne terk etti ise onun üçte ikisidir; eğer (çocuk) bir tek (kadın) ise, mirasın yarısı onundur... Eğer (ölüp) miras bırakanın (baba-ana’sı yanısıra bir de) çocuğu varsa, baba-ana’nın her birine mirasın altıda biridir; şayet hiç çocuğu (ve kardeşleri) yok ve baba-ana’sı kendisine varis olmuşsa, (bu takdirde) anasına mirasın üçte biridir (demek ki babasına da kalan üçte ikisi)... Eğer (miras bırakanın) kardeşleri varsa, anasının (miras payı), (B sırrınca) yaptığı vasiyyetten ve borcundan sonra (kalanın) altıda biridir... Babalarınız ve oğullarınız (var)... Bilemezsiniz, onların hangisi faydaca size daha yakındır... (Bunlar) Allah’dan bir fariza (tayin edilmiş, farz)’dır... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.


وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ
12-) Ve leküm nısfü ma tereke ezvacüküm in lem yekün lehünne veledün, fein kâne lehünne veledün felekümür rubüu mimma terekne min ba'di vasıyyetin yusıyne Biha ev deyn* ve lehünner rübüu mimma terektüm in lem yekün leküm veledün, fein kâne leküm veledün felehünnes sümünü mimma terektüm min ba’di vasıyyetin tusune Biha ev deyn* ve in kâne recülün yuresü kelaleten evimraetün ve lehu ehun ev uhtün feli külli vahıdin minhümes südüs* fein kânu eksere min zâlike fehüm şürekaü fiys sülüsi min ba'di vasıyyetin yusa Biha ev deynin ğayra mudarr* vasıyyeten minellah* vAllahu Aliymun Haliym;
(Erkekler!.) Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin bıraktıklarının (miraslarının) yarısı sizindir; şayet çocukları varsa, (B sırrınca) yaptıkları vasiyyetten ve borçlarından sonra (kalanın) dörtte biri sizindir... (Erkekler!.) Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir; şayet çocuğunuz varsa, (B sırrınca) yapacağınız vasiyyetten ve borcunuzdan sonra (kalanın) sekizde biri onlarındır... Eğer (kendisine) varis olunulan erkek veya kadın KELALE (ana-baba ve evlad mirasçısı yok) ise ve onun bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu iki kardeşden her birine altıda birdir... (Kardeşler) bundan çok ise, (bu takdirde) onlar, (B sırrınca) yapılmış bulunan vasiyyetten ve borçtan sonra (kalanın) üçte birinde ortaktırlar... (Bu taksim) zarar verici olmamalıdır da... Allah’dan bir vasiyyettir (bu)... Allah Aliym’dir, Haliym’dir.


تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

13-) Tilke hududullah* ve men yutııllahe ve RasûleHU yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlikel fevzül Azîym;
İşte (bunlar) hududullah (Allah’ın sınırları) dır... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat ederse, onu, onda ebedi kalıcılar olarak altlarından nehirler akan cennetlere dahil eder... İşte budur aziym bir kurtuluş/başarı.


وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

14-) Ve men ya'sıllahe ve RasûleHU ve yeteadde hududeHU yudhılhu naren haliden fiyha* ve lehu azabün mühiyn;
Kim de Allah ve O’nun Rasûlüne isyan eder ve haddi aşarsa, onu da onda ebedi kalmak üzere Nar’a dahil eder... Onun için alçaltıcı azab vardır.


وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ فَإِنْ شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّى يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا
15-) Vellatiy ye'tiynel fahışete min nisaiküm festeşhidu aleyhinne erbeaten minküm* fein şehidu fe emsikûhünne fiyl büyuti hatta yeteveffa hünnel mevtü ev yec'alellahu lehünne sebiyla;
Kadınlarınızdan (eşcinsel) fuhuş yapanların aleyhlerine sizden dört şahid getirin... Şayet (o fuhşu yaptıklarına dair) şahidlik ederlerse, ölüm onları vefat ettirinceye kadar yahut Allah onlara (çıkar) bir yol oluşturuncaya kadar onları evlerde tutun.


وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآذُوهُمَا فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا
16-) Vellezani ye'tiyaniha minküm feazuhüma* fein taba ve asleha fea'ridu anhüma* innAllahe kâne Tevvaben Rahîyma;
Onu (eşcinselliği) sizden iki erkek işlerse, onlara eziyyet edin... Şayet tevbe edip (hallerini) ıslah ederlerse, artık onlardan vazgeçin... Muhakkak ki Allah Tevvab’dır, Rahıym’dir.


إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُولَئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً
17-) İnnemettevbetü alAllahi lilleziyne ya'melunessue Bi cehaletin sümme yetubune min kariybin feülaike yetubullahu aleyhim* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Allah’ın kabulünü üzerine aldığı tevbe, ancak (Bi-) cehalet ile kötülük yapıp, sonra da çok geçmeden/hemen yakından tevbe edenler içindir... İşte Allah bunların tevbesini kabul eder... Ve Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.


وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
18-) Ve leysetittevbetü lilleziyne ya'melunes seyyiat* hatta iza hadara ehadehümül mevtü kale inniy tübtül ANe ve lelleziyne yemutune ve hüm küffar* ülaike a'tedna lehüm azaben eliyma;
Yoksa kötülükleri yapıp duran, nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında “İşte şimdi tevbe ettim” diyenlerinki değildir tevbe... Kafir olarak ölenlere de tevbe yoktur... İşte onlar için elim azab hazırladık.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيراً
19-) Ya eyyühelleziyne amenu la yahıllu leküm en terisün nisae kerhen, ve la ta'duluhünne litezhebu Bi ba'dı ma ateytümuhünne illâ en ye'tıne Bi fahışetin mübeyyinetin, ve aşiruhünne Bil ma'ruf* fein kerihtümuhünne feasa en tekrahu şey’en ve yec'alellahu fiyhi hayren kesiyra;
Ey iman edenler!... Kadınlara zorla mirasçı olmanız (miras yoluyla zorla almanız) size helal olmaz... Kendilerine vermiş olduklarınızın bir (Bi-) kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın... Açık (şahitlerle isbatlanmış) bir (Bi-) fuhuş yapmaları durumu müstesna... Onlarla (Bi-) ma’ruf ile muaşeret edin (sünnetullaha uygun beraber olun/iyi ve güzel geçinin)... Eğer kendilerinden hoşlanmadınız ise, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda (o tiksindiğiniz şeyde) pek çok hayır kılmıştır/koymuştur.


وَإِنْ أَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا
20-) Ve in eredtümüstibdale zevcin mekâne zevcin ve ateytüm ıhdahünne kıntaren fela te'huzu minhu şey'a* ete'huzunehu bühtanen ve ismen mübiyna;
Eğer bir eşin yerine bir başka eş almak istemişseniz, onlardan birine (önceki eşinize) yüklerle (mehir) vermiş olsanız dahi ondan bir şey (geri) almayın... Onu bir buhtan ve açık bir günah yaparak geri alırsınız mı?.


وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَى بَعْضُكُمْ إِلَى بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنْكُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا
21-) Ve keyfe te'huzunehu ve kad efda baduküm ila ba’din ve ehazne minküm miysakan ğaliyza;
(Hem daha önce) birbirinize kaynaşıp-geçmiş/içli dışlı olmuş ve onlar sizden katı miysak (sağlam söz) almışlar iken onu nasıl alırsınız ki?.


وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ ءَابَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا
22-) Ve la tenkihu ma nekeha abaüküm minen nisai illâ ma kad selef* innehu kâne fahışeten ve makta* ve sae sebiyla;
Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın (onlarla evlenmeyin)... Ancak geçmiş olan müstesna... Muhakkak ki o fahiş bir hayasızlık ve gazaba sebep bir kötülüktür... Ve ne kötü bir yol/adettir.


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
23-) Hurrimet aleyküm ümmehatüküm ve benatüküm ve ehavatüküm ve ammatüküm ve halatüküm ve benatül’ehı ve benatül’uhti ve ümmehatükümüllatiy erda'neküm ve ahavatüküm miner redaati ve ümmehatü nisaiküm ve rebaibükümüllatiy fiy hucuriküm min nisaikümüllatiy dehaltüm Bihinn* fe in lem tekunu dehaltüm Bihinne fela cünaha aleyküm* ve halailü ebnaikümül leziyne min aslabiküm, ve en tecmeu beynel uhteyni illâ ma kad selef* innAllahe kâne Ğafuren Rahiyma;
Size (şunlarla evlenmek) haram edildi: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileri ile (B sırrınca) gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan (doğmuş) odalarınızda (evlerinizde himayeniz altında) bulunan üvey kızlarınız... Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile (B sırrınca) birleşmemişseniz (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur... Ve sizin sülbünüzden gelen oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi birlikte almanız (da size haram edilmiştir)... Ancak geçmişte kalan müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.





Alt 04-08-2010, 01:53 #17

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


NİSÂ SÛRESİ النساء


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاء إِلاَّ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَاء ذَلِكُمْ أَن تَبْتَغُواْ بِأَمْوَالِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُم بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُم بِهِ مِن بَعْدِ الْفَرِيضَةِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
24-) Vel muhsanatü minen nisai illâ ma meleket eymanüküm* kitabAllahi aleyküm* ve ühılle leküm ma verae zâliküm en tebteğu Bi emvaliküm muhsiniyne ğayre müsafihıyn* femestemta'tüm Bihi minhünne featuhünne ücurehünne feriydaten, ve la cünaha aleyküm fiy ma teradaytüm Bihi min ba'dil feriydah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
(Harpte elinize geçmiş) malik olduğunuz (cariyeler) müstesna, kadınlardan muhsanat (evli kadınlar) da (size haram kılınmıştır)... (Bunlar) üzerinize Allah’ın yazısıdır (farzdır)... Bütün bunların dışında kalanlar, metres-dost tutmaksızın iffetli yaşamayı arayarak, (Bi-) mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı... Onlardan (B gerçeğince) ne mukabilinde faydalandınız ise, onlara ecirlerini/ücretlerini bir fariza olarak verin... Fariza’dan (takdir edilen mehrden) sonra karşılıklı rızalaştığınız şey hususunda size bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.


وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلاً أَن يَنكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِن مِّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُمْ بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَانكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلاَ مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَأَن تَصْبِرُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
25-) Ve men lem yestetı' minküm tavlen en yenkihal muhsanatil mu'minati femin ma meleket eymanüküm min feteyatikümül mu'minat* vAllahu a'lemü Bi iymaniküm* ba'duküm min ba'd* fenkihuhünne Bi izni ehlihinne ve atuhünne ücurehünne Bil ma'rufi muhsanatin ğayre müsafihatin ve la müttehızati ahdan* feiza uhsınne fein eteyne Bi fahışetin fealeyhinne nısfu ma alel muhsanati minel azab* zâlike limen haşiyel anete minküm* ve en tasbiru hayrun leküm* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Sizden, mü’mine hür kadınlarla evlenme genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin malik olduğu mü’mine genç kızlarınızdan (nikahlasın)... Allah sizin imanınızı (B sırrınca) daha iyi bilir... (Hep) birbirinizdensiniz... Onları, onların ehillerinin (ailelerinin, velilerinin) (Bi-) izniyle nikahlayın; ve gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak durarak, iffetli kadınlar olmaları halinde (Bi-) ma’ruf ile ecirlerini/ücretlerini (mehirlerini) de verin... Evliliğe geçtikten sonra eğer bir (Bi-) fuhuş yaparlar ise, (o vakit) hür kadınlara tatbik edilen azabın yarısı onlara verilir... Bu (cariyeler ile evlenme yolu), sizden günaha/sıkıntıya girmekten ürperen/korkan kimse içindir... Sabretmeniz, sizin için daha hayırlıdır... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
26-) Yüriydullahu liyübeyyine leküm ve yehdiyeküm sünenelleziyne min kabliküm ve yetube aleyküm* vAllahu Aliymn Hakiym;
Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak, sizi sizden öncekilerin sünnetlerine hidayet etmek ve tevbelerinizi (asıllarınıza rücunuzu) kabul etmek diler... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.


وَاللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَنْ تَمِيلُوا مَيْلًا عَظِيمًا
27-) VAllahu yuriydu en yetube aleyküm ve yuriydülleziyne yettebiuneş şehevati en temiylu meylen azîyma;
Allah, tevbelerinizi kabul etmek diler... Şehvetlerine (nefslerine) tabi olanlar ise sizin aziym bir meyl’le (şirk’e) meyletmenizi (vuslattan geri kalmanızı) dilerler.


يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْإِنْسَانُ ضَعِيفًا
28-) Yuriydullahu en yuhaffife anküm* ve hulikal insanu daıyfa;
Allah (seyr-i süluk disiplinleri ile) sizden yükünüzü hafifletmek diler... İnsan zayıf olarak halkedilmiştir.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
29-) Ya eyyühelleziyne amenu la te'külu emvaleküm beyneküm Bilbatıli illâ en tekûne ticareten an teradın minküm ve la taktülu enfüseküm* innAllahe kâne Biküm Rahîyma;
Ey iman edenler!... Mallarınızı aranızda (Bi-) batıl olarak yemeyin... Kendi rızanızla bir ticaret olması hali müstesna... Nefslerinizi öldürmeyin... Muhakkak ki Allah size (B sırrınca, siz olarak) Rahıym’dir.


وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا
30-) Ve men yef'al zâlike udvanen ve zulmen fesevfe nusliyhi nara* ve kâne zâlike alAllahi yesiyra;
Kim düşmanlık/haddi aşma ve zulümle bunu (şirk, intihar) işlerse, onu Nar’a yaslıyacağız... Bu Allah’a çok kolayıdır.


إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرِيمًا
31-) İn tectenibu kebaira ma tünhevne anhü nükeffir anküm seyyiatiküm ve nüdhılküm müdhalen keriyma;
Şayet nehyedildiğiniz KEBAİR (büyük günahlar; şirk)’den kaçınırsanız, (nefsinizden kaynaklanan) kötülüklerinizi sizden keffaretleriz/sileriz ve sizi keriym/şerefli bir mekana dahil ederiz.


وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
32-) Ve la tetemennev ma faddalAllahu Bihî ba'deküm alâ ba'd* lirRicali nasıybün mimmektesebu ve linnisai nasıybün mimmektesebne, ves'elullahe min fadliHİ, innAllahe kâne Bikülli şey'in Alîyma;
Allah’ın onunla (B sırrınca) bazınızı bazınıza üstün kıldığı şeyi temenni etmeyin... Rical (erkekler) için kazandıklarından bir nasip vardır; ve kadınlar için de kazandıklarından bir nasip vardır... Allah’dan, O’nun fazlından isteyin... Muhakkak ki Allah şeyin külliyyeni/komplesi olarak (her şeyi B sırrınca) Aliym’dir.


وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا
33-) Ve liküllin caalna mevaliye mimma terekel validani vel akrebun* velleziyne akadet eymanüküm featuhüm nasıybehüm* innAllahe kâne alâ külli şey'in şehiyda;
Ana-baba ve akrabanın bıraktığından her biri için mevaliy (mirasçılar) kıldık... Yeminlerinizin bağladığı (yemin akdiyle mirasçı olan) kimselere de nasiplerini verin... Muhakkak ki Allah her şeye şahid’dir.


الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُ
34-) ErRicalu kavvamune alen nisai Bi ma faddalAllahu ba'dahüm alâ ba’din ve Bi ma enfeku min emvalihim* fessalihatü kanitatün hafizatün lil ğaybi Bi ma hafızAllah* vellatiy tehafune nüşüzehünne feızuhünne vehcüruhünne filmedaciı vadribuhünne, fein eta'neküm fela tebğu aleyhinne sebiyla* innAllahe kâne Aliyyen Kebiyra;
Rical (erkekler), kadınlar üzerine kavvam’dırlar (hakim, yönetici)... Şundan ki Allah (B sırrınca) onların (insanların) bazısını bazısı üzerine üstün kılmıştır ve (erkekler B sırrınca) mallarından onlara infak etmişlerdir... Saliha kadınlar kanit’tirler (saygılı, itaatkar), Allah’ın (kendilerini B sırrınca) hıfzetmesi ile ğaybı hıfzedip koruyucudurlar... Huysuzluk etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin (idraklarına çalışın), (bu yeterli olmazsa) yataklarında yalnız bırakın (libidoları yükselsin) ve onlara darbedin (dokunun?)... Eğer size itaat ederlerse, artık aleyhlerine bir yol aramayın... Muhakkak ki Allah Aliy’dir, Kebiyr’dir.


وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِنْ أَهْلِهَا إِنْ يُرِيدَا إِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللَّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا
35-) Ve in hıftüm şıkaka beynihima feb'asu hakemen min ehlihı ve hakemen min ehliha* in yürıyda ıslahan yuveffikıllahu beynehüma* innAllahe kâne Aliymen Habîyra;
Eğer onların (karı-kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bir hakem erkek ailesinden ve bir hakem de kadının ailesinden ba’sedin (gönderin)... Eğer (o hakemlerin her ikisi de) ıslah (ara bulma) dilerler ise, Allah onların arasını (ıslaha, düzeltmeye) muvaffak kılar... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Habiyr’dir.


وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُور
36-) Va'budullahe ve la tüşrikû BiHİ şey’en ve Bil valideyni ıhsanen ve Bi zil kurba vel yetama vel mesakiyni velcari zil kurba vel caril cünübi ves sahıbi Bil cenbi vebnis sebiyli ve ma meleket eymanüküm* innAllahe la yuhıbbu men kâne muhtalen fahura;
Allah’a kulluk yapın (arınıp fani olun)... O’na hiç bir şeyi (B gerçeğince) ortak etmeyin (hiç bir şeye; isim ve resimlere varlık vermeyin)... Ana-baba’ya, yakınlık sahiplerine (idrak yakınlarına), yetimlere, miskinlere, yakın komşuya (bilinç komşuna), uzak komşuya (bilinç yeri sana çok uzak olana), yanınızdaki (aynı mertebedeki) arkadaşa, yolun oğluna (Allah yolunda olana) ve ellerinizin malik olduklarına (B sırrınca) ihsanda bulunun... Muhakkak ki Allah kibirlenip övünenleri sevmez.


الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا
37-) Elleziyne yebhalune ve ye'murunen nase Bil buhli ve yektümune ma atahumullahu min fadliHİ, ve a'tedna lil kafiriyne azaben mühiyna;
Onlar (öyle kimselerdir) ki cimrilik ederler, insanlara (B sırrınca) cimriliği emrederler ve Allah’ın fazlından sunduğunu gizlerler... Kafirler için alçaltıcı azab hazırladık.


وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا
38-) Velleziyne yünfikune emvalehüm riaen nasi ve la yu'minune Billahi ve la Bil yevmil ahıri, ve men yeküniş şeytanü lehu kariynen fesae kariyna;
Ve onlar (B sırrıyla) Allah’a ve (B sırrıyla) ahir gün’e iman etmedikleri halde, mallarını insanların riyası için harcarlar... Şeytan kime arkadaş olursa, o ne kötü bir arkadaştır.


وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُوا بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللَّهُ وَكَانَ اللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا

39-) Ve ma za aleyhim lev’amenu Billahi vel yevmil ahıri ve enfeku mimma rezekahümullahu, ve kânAllahu Bihim Alîyma;

(B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etselerdi ve Allah’ın onları rızıklandırdığından infak etselerdi, onların aleyhine ne olurdu?... Allah onları/(B sırrınca onların hakikatı, kendisi olarak) Aliym’dir.


إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
40-) İnnAllahe la yazlimü miskale zerretin, ve in tekü haseneten yudaıfha ve yü'ti min ledünHU ecran azîyma;
Muhakkak ki Allah zerre (düşünülebilen en küçük) ağırlığı (yükü) kadar bile zulmetmez... Eğer (o yapılan iyilik) bir hasene dahi olsa, onu kat kat artırır ve (üstelik) kendi ledünnünden de aziym bir ecir verir.


فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلَاءِ شَهِيدًا
41-) Fekeyfe iza ci'na min külli ümmetin Bi şehiydin ve ci'na Bike alâ haülai şehiyda;
Her ümmetten bir (Bi-) Şehiyd (şahid) getirip, (Rasûlüm) seni de (B sırrınca, işte) bunlara Şehiyd (şahid) getirdiğimiz vakit (iş) nasıl olur?.


يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّى بِهِمُ الْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللَّهَ حَدِيثًا

42-) Yevmeizin yeveddülleziyne keferu ve asavür Rasûle levtüsevva Bihimül Ard* ve la yektümunallahe hadiysa;

O gün kafir olanlar ve Rasûlullah’a asi olanlar, (B gerçeğince) Arz’a geçirilip yerle bir olmayı/Arz’ın onları silmesini temenni edip arzularlar... Allah’dan bir sözü de gizleyemezler.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْرَبُواْ الصَّلاَةَ وَأَنتُمْ سُكَارَى حَتَّىَ تَعْلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلاَ جُنُبًا إِلاَّ عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىَ تَغْتَسِلُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مِّنكُم مِّن الْغَآئِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
43-) Ya eyyühelleziyne amenu la takrebusSalate ve entüm sükâra hatta ta'lemu ma tekulune ve la cünüben illâ abiriy sebiylin hatta tağtesilu* ve in küntüm merda ev alâ seferin ev cae ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisae felem tecidu maen feteyemmemu saıyden tayyiben femsehu Bi vücuhiküm ve eydiyküm* innAllahe kâne Afüvven Ğafura;
Ey iman edenler!... Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar ve bir de cünüb iken -yolcu olmanız müstesna- gusledinceye kadar salat’a/namaz’a yaklaşmayın... Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri def’i hacetten gelirse yahut kadınlara dokunmuşsanız, (bu durumlarda bir de) su bulamamışsanız, (o vakit) tayyib/temiz toprağa teyemmüm edin... (Şöyleki) vechlerinizi/yüzlerinizi ve ellerinizi (B sırrınca) mesh edin... Muhakkak ki Allah Afuvv’dur, Ğafur’dur.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرِيدُونَ أَنْ تَضِلُّوا السَّبِيلَ
44-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yeşteruned dalalete ve yüriydune en tedıllüs sebiyl;
Kendilerine Kitab’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyormusun; dalaleti satın alıyorlar ve (sizin de) yoldan sapmanızı diliyorlar?.


وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللَّهِ نَصِيرًا
45-) VAllahu a’lemü Bi a'daiküm* ve kefa Billahi Veliyyen ve kefa Billahi nasıyra;
Allah sizin düşmanlarınızı (B sırrınca) daha iyi bilir... Veliy olarak Allah (B sırrınca) kafidir... Nasıyr olarak Allah (B sırrınca) kafidir.


مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَكِن لَّعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِي
46-) Minelleziyne hadu yüharrifunel Kelime an mevadııhi ve yekulune semı'na ve asayna vesma' ğayre müsmeın ve raına leyyen Bi elsinetihim ve ta'nen fid diyn* velev ennehüm kalu semi'na ve ata'na vesma' venzurna lekâne hayren lehüm ve akveme, ve lâkin leanehümullahu Bi küfrihim fela yu'minune illâ kaliyla;
Yahudi olanlardan öyleleri vardır ki, KELİMELERİ mevzilerinden tahrif ederler (kaydırırlar; vahyin orijinalliğini muhafaza etmezler)... (Bi-) dillerini eğip bükerek ve Diyn’de yermeler üreterek: “İşittik ve isyan ettik”, “Dinle, dinlemez olası” ve “Raina; bizi gözet, bizi dinle” derler... Eğer onlar, “İşittik ve itaat ettik”, “Dinle” ve “Nazar et bize” deseler idi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu... Fakat Allah küfürleri ile (B gerçeğince) onları la’netlemiştir... Pek azı müstesna (artık onlar) iman etmezler.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ ءَامِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَى أَدْبَارِهَا أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا أَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولًا
47-) Ya eyyühelleziyne utül Kitabe aminu Bi ma nezzelna musaddikan lima maaküm min kabli en natmise vucuhen feneruddeha alâ edbariha ev nel'anehüm kema leanna ashabes sebt* ve kâne emrullahi mef'ula;
Ey (izhar edip okusunlar diye) kendilerine Kitab verilenler!... Vechleri/yüzleri silerek arkalarına döndürmeden yahut ashab-ı sebt’i (Cumartesi adamlarını) la’netlediğimiz gibi kendilerini la’netlemeden önce, sizin beraberinizde olanı (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a, B sırrınca) iman edin!. Emrullah, fiile dönüşmüştür.


إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
48-) İnnAllahe la yağfiru en yüşreke BiHİ ve yağfiru ma dune zâlike limen yeşa'* ve men yüşrik Billahi fekadiftera ismen azîyma;
Muhakkak ki Allah (B gerçeğince) kendisine şirk koşulmasını (şakıliği) mağfiret etmez... Ondan başkasını dilediği kimseler için mağfiret eder... Kim Allah’a (B gerçeğince) şirk koşarsa (yanısıra bir varlık kabul ederse; ortak tutarsa), gerçekten aziym bir günah olarak uydurmuş/(Allah’a) iftira etmiş olur (çünkü la ilahe illAllah!?).


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنْفُسَهُمْ بَلِ اللَّهُ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
49-) Elem tera ilelleziyne yüzekkûne enfüsehüm* belillahu yüzekkiy men yeşau ve la yüzlemune fetiyla;
Nefslerini (kendileri) tezkiye edenleri görmedin mi?... Hayır, Allah dilediğini tezkiye eder (arındırır)... Ve bir hurma lifi (kıl) kadar zulme uğratılmazlar.


انْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَكَفَى بِهِ إِثْمًا مُبِينًا
50-) Ünzur keyfe yefterune alellahil kezib* ve kefa BiHİ ismen mübiyna;
Bak, nasıl Allah üzerine yalan iftira ediyorlar?... Apaçık bir günah olarak (B gerçeğince) o kafidir.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا هَؤُلَاءِ أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ ءَامَنُوا سَبِيلًا
51-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yu'minune Bil cibti vettağuti ve yekulune lilleziyne keferu haülai ehda minelleziyne amenu sebiyla;
Kendilerine Kitab’tan bir nasip verilenleri görmüyormusun!... Cibt’e (tapınılan put) ve Tağut’a (batıl vücud) (B sırrınca) iman ediyorlar ve kafir olanlar için: “İşte bunlar iman eden (tevhid ehlin) den daha doğru yoldadırlar” diyorlar.


أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ وَمَنْ يَلْعَنِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصِيرًا
52-) Ülaikelleziyne leanehümullahu, ve men yel'anillahu felen tecide lehu nasıyra;
İşte onlar Allah’ın la’net ettiği kimselerdir... Allah kime la’net eder ise, artık (sen) ona asla bir yardımcı bulamazsın.


أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَإِذًا لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيرًا
53-) Em lehüm nasıybün minel mülki feizen la yü'tunen nase nekıyren;
Yoksa onların Mülk’den bir nasibi mi var?.. Eğer öyle olsaydı, insanlara hurma çekirdeğinin çukurcuğu kadar dahi (bir şey) vermezlerdi.


أَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلَى مَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ فَقَدْ ءَاتَيْنَا ءَالَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظِيمًا
54-) Em yahsüdunen Nase alâ ma atahumullahu min fadliHİ, fekad ateyna ale İbrahîymel Kitabe vel Hıkmete ve ateynahüm mülken aziyma;
Yoksa (onlar), insanları, Allahın fazlından kendilerine verdiği (nimet) üzerine kıskanıyorlar mı?... Gerçekten biz Al-i İbrahim’e de Kitab ve Hikmet verdik... Ve onlara aziym bir mülk verdik.


فَمِنْهُمْ مَنْ ءَامَنَ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُ وَكَفَى بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا
55-) Feminhüm men amene Bihî ve minhüm men sadde anhu ve kefa Bi cehenneme seıyren;
Onlardan bazısı O’na (İbrahim’e B sırrınca) iman etti ve onlardan bazısı da Ondan yüz çevirdi/ondan alakoydu... Sair (alevli ateş olarak; B sırrınca) cehennem kafidir (senden bağımsız, ötede bir cehennem düşleme).


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا
56-) İnnelleziyne keferu Bi ayatina sevfe nusliyhim nara* küllema nedıcet cüludühüm beddelnahüm cüluden ğayreha liyezukul azab* innAllahe kâne Aziyzen Hakiyma;
Muhakkak ki (B gerçeğince) ayetlerimizi küfredenleri (örtüp inkar edenleri) Nar’a yaslayacağız... Cildleri her piştikçe, azabı tatsınlar diye, (önceki) cildlerin başkası ile onları (cildlerini) değiştireceğiz... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.





Alt 04-08-2010, 01:56 #18

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


NİSÂ SÛRESİ النساء


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا
57-) Velleziyne amenu ve amilus salihati senüdhılühüm cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* lehüm fiyha ezvacün mütahheretün, ve nüdhılühüm zıllen zaliyla;
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğiz... Onda ebedi olarak kalıcılardır... Orada, onlar için tertemiz eşler vardır... Ve onları (Güneş sızmayan; yakin serinliği sağlayan) gölgenin gölgesine/eşsiz bir gölgeye sokacağız.


إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
58-) İnnAllahe ye'müruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve iza hakemtüm beynenNasi en tahkümü Bil adli, innAllahe niımma yeızuküm Bihi, innAllahe kâne Semi’an Basiyra;
Muhakkak ki Allah emanetleri, onların ehillerine te’diye (ödeme, teslim) etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde de Bil-ADL (adil olarak) hükmetmenizi emreder... Muhakkak ki Allah (B sırrınca) bununla size ne güzel va’z ediyor (ibretlik öğüt veriyor)... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Basıyr’dir.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلا

59-) Ya eyyühelleziyne amenu etıy'ullahe ve etıy'urRasûle ve ülil emri minküm* fein tenaza'tüm fiy şey'in ferudduhu ilAllahi verRasûli in küntüm tu'minune Billahi vel yevmil ahır* zâlike hayrun ve ahsenü te'viyla;
Ey iman edenler!... Allah’a itaat edin, Rasûlullah’a itaat edin, ve sizden Ulul’Emr’e (Emr sahiplerine) de (itaat edin)... Bir şey hakkında tartışmaya/anlaşmazlığa düştünüz mü -şayet (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman ediyorsanız- onu Allah’a ve Rasûlü’ne döndürün... Bu hem daha hayırlı ve hem de te’vil olarak (işin aslına ulaşma bakımından) daha güzeldir.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا
60-) Elem tera ilelleziyne yez'umune ennehüm amenu Bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablike yüriydune en yetehakemu ilettağuti ve kad ümiru en yekfüru Bihi, ve yüriydüşşeytanü en yudıllehüm dalalen beiyda;
Sana inzal olunana ve senden önce inzal olunana (B sırrınca) iman ettiklerini sananları görmüyormusun; (ki, onu B sırrı gereği) inkar etmeleri emredildiği halde Tağut’u aralarına hakem yapmak/Tağut’a göre muhakemeleşmek dilerler... Şeytan (vehim) da onları uzak (bir daha dönmeleri mümkün olmayan) bir sapıklığa (şirk’e) ıdlal etmek (saptırmak) diliyor.


وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

61-) Ve iza kıyle lehüm tealev ila ma enzelAllahu ve ilerRasûli raeytel münafikıyne yesuddune anke sududa;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine VE O’nun Rasûlüne gelin” denildiğinde, münafıkların senden iyice yüz çevirip uzaklaştıklarını görürsün.


فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاءُوكَ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا إِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا

62-) Fekeyfe iza esabethüm musıybetün Bi ma kaddemet eydiyhim sümme cauke yahlifune Billahi in eredna illâ ıhsanen ve tevfiyka;
Ya nasıl, ellerinin takdim ettikleri sebebiyle (B gerçeğince) onlara bir musibet isabet ettiğinde hemen “Biz ihsan ve tevfik’den başka bir şey dilemedik” diye yemin ederek sana gelirler?.


أُولَئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغًا

63-) Ülaikelleziyne ya'lemullahu ma fiy kulubihim fe a'rıd anhüm ve ızhüm ve kul lehüm fiy enfüsihim kavlen beliyğa;
İşte onlar ki, Allah onların kalblerinde olanı biliyor... O halde onlardan yüzçevir, onlara öğüt ver ve onlara kendi enfüsleri hakkında kavl-i beliyğ (içlerine işleyen, meramı tam anlatan, tesirli güzel söz) söyle.


وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
64-) Ve ma erselna min Rasûlin illâ li yütaa Bi iznillah* ve lev ennehüm iz zalemu enfüsehüm cauke festağferullahe vestağfere lehümür Rasûlü levecedullahe Tevvaben Rahiyma;
Biz hiçbir Rasûlü, Bi-iznillah (Allah’ın izniyle kendisine) itaat edilmekten başka bir işlevle irsal etmedik... Şayet kendi nefslerine zulmettiklerinde sana gelselerdi de Allah’dan mağfiret dileselerdi ve Rasûlullah da onlar için mağfiret dileseydi, elbette Allah’ı Tevvab ve Rahıym bulurlardı.


فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
65-) Fela ve Rabbike la yu'minune hatta yühakkimuke fiyma şecera beynehüm sümme la yecidu fiy enfüsihim haracen mimma kadayte ve yüsellimu tesliyma;
Hayır, Rabbine yemi olsun ki (iş bildikleri gibi değil), aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden (zira, senin hükmün Allah’ın hükmüdür) içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.


وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا
66-) Ve lev enna ketebna aleyhim enıktülu enfüseküm evıhrucu min diyariküm ma fealuhü illâ kaliylün minhüm* ve lev ennehüm fealu ma yuazune Bihi lekâne hayren lehüm ve eşedde tesbiyta;
Eğer onların üzerine “nesflerinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış (farz kılmış) olsaydık, onlardan pek azı müstesna (onlar) bunu yapmazlardı... Eğer onlar kendilerine (B sırrınca) öğütleneni yapsalardı, elbette onlar için daha hayırlı ve daha sağlam/değişkensiz/kararlı olurdu.


وَإِذًا لَآتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّا أَجْرًا عَظِيمًا
67-) Ve izen le ateynahüm min ledünNA ecren azîyma;
Ve o takdirde onlara ledünnümüzden aziym bir ecir verirdik (ilahi özelliklerle tahakkuk).


وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
68-) Ve lehedeynahüm sıratan müstekıyma;
Ve onları elbette sırat-ı müstakim’e (Zat’a giden yola) hidayet ederdik.


وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا
69-) Ve men yutııllahe verRasûle feülaike maalleziyne en'amAllahu aleyhim minen Nebîyyiyne vasSıddıkıyne veşŞühedai vasSalihıyn* ve hasüne ülaike refiyka;
Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat eder ise, işte onlar Allah’ın kendilerine in’amda bulunduğu Nebîler, sıddıklar, şehidler ve salihler ile beraberdirler... Ne güzel refik (arkadaş) tir onlar.


ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ عَلِيمًا
70-) Zâlikel fadlü minellahi, ve kefa Billahi Alîyma;
Bu Fazl (bu mertebelere muvaffak olma) Allah’dandır... Aliym olarak (B sırrınca) Allah kafidir.


يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انْفِرُوا جَمِيعًا
71-) Ya eyyühelleziyne amenu huzu hızreküm fenfiru sübatin evinfiru cemiy’a;
Ey iman edenler, korunmanızı alın (sağlayın); sübet’ler (seçilmiş cemaatlar) halinde veya top yekün (İslam Ümmeti) olarak savaşa geçin.


وَإِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيَّ إِذْ لَمْ أَكُنْ مَعَهُمْ شَهِيدًا

72-) Ve inne minküm lemen leyübattıenn* fein esabetküm müsıybetün kale kad en'amAllahu aleyye iz lem ekün meahüm şehiyda;
Muhakkak ki sizden öylesi de var ki, (bu işe) ağır davranır... Eğer size (bu yolda) bir musibet isabet eder ise: “Allah gerçekten bana in’amda bulundu da onlarla beraber şehid olmadım/bulunmadım” der.


وَلَئِنْ أَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَالَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا

73-) Ve lein esabeküm fadlün minAllahi leyekulenne keen lem teküm beyneküm ve beynehu meveddetün ya leyteniy küntü meahüm feefuze fevzen azîyma;
Ve eğer size Allah’dan bir fazl erişir ise, sanki sizinle onun arasında bir mevedde (sevgi) hiç olmamış gibi, elbette şöyle der: “Ah keşke onlarla beraber olsaydım da aziym bir başarı kazansaydım/büyük murada erseydim”.


فَلْيُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يَشْرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
74-) Fel yükatil fiy sebiylillahilleziyne yeşrunel hayated dünya Bil’ahıreti, ve men yükatil fiy sebilillâhi feyuktel ev yağlib fe sevfe nü'tiyhi ecren aziyma;
Ahiret mukabilinde (B gerçeğince) dünya hayatını satanlar, Allah yolunda savaşsınlar (artık)... Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelir ise, (her iki durumda da biz) kendisine (yakında, çok geçmeden) aziym bir ecir (büyük bir mükafat) vereceğiz.


وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
75-) Ve ma leküm la tükatilune fiy sebiylillâhi vel müstad'afiyne minerRicali vennisai vel vildanilleziyne yekulune Rabbena ahricna min hazihil karyetiz zalimi ehlüha* vec'al lena min ledünKE Veliyyen vec'al lena min ledünKE Nasıyra;
Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz, ehli zalim olan şu karyeden (şehirden) bizi çıkar; ledünnünden bize bir Veliy (işimizi üzerine alan sahib) meydana getir; ledünnünden bize bir Nasıyr (yardımcı) kıl” diye (yakaran) mustaz’af (zayıf, mazlum) erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?.


الَّذِينَ ءَامَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
76-) Elleziyne amenu yükatilune fiy sebiylillâhi, velleziyne keferu yükatilune fiy sebiylit tağuti fakatilu evliyaeşşeytan* inne keydeşşeytani kâne daıyfa;
İman edenler Allah yolunda savaşırlar... Kafir (gerçeği reddeden) lere gelince, (onlar da) Tağut (Hakkın ğayrını isbat) yolunda savaşırlar... O halde şeytanın velileri ile savaşın... Muhakkak ki şeytanın tuzağı çok zayıftır.


أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّواْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلا أَخَّرْتَنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى وَلاَ تُظْلَمُونَ فَتِيل
77-) Elem tera ilelleziyne kıyle lehüm küffu eydiyeküm ve ekıymusSalate ve atüzZekate, felemma kütibe aleyhimül kıtalü iza feriykun minhüm yahşevnenNase kehaşyetillahi ev eşedde haşyeten, ve kalu Rabbena lime ketebte aleynel kıtal* levla ahhartena ila ecelin kariyb* kul meta’uddünya kaliylün, vel ahıretü hayrun limenitteka ve la tuzlemune fetiyla;
Kendilerine: “Ellerinizi çekin; salat’ı/namazı ikame edin ve zekatı verin” denilenleri görmedin mi?... Vaktaki üzerlerine savaş yazıldı/farz oldu, bir de ne göresin, onlardan bir fırka insanlardan Allah’dan haşyet edip ürperdikleri gibi, hatta daha şiddetli bir haşyetle korkuyorlar... “Rabbimiz, niçin üzerimize savaşı yazdın; bizi yakın bir ecele kadar te’hir etseydin (de biraz daha nefsanilikten, dünyamızdan zevklenseydik) ya?”, dediler... De ki: “Dünya meta’ı (faydalanması, zevki, materyelleri) pek azdır... Ahiret ise ittika edenler (korunanlar) için daha hayırlıdır... Ve size kıl kadar zulmedilmez”.


أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَـؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيث
78-) Eyne ma tekûnu yüdrikkümül mevtü velev küntüm fiy burucin müşeyyedetin, ve in tusıbhüm hasenetün yekulu hazihi min ındillahi, ve in tusıbhüm seyyietün yekulu hazihi min ındike, kul küllün min ındillah* femali haülail kavmi la yekâdune yefkahune hadiysa;
Nerede olursanız (olun) ölüm size ulaşır... Buruc-i Müşşeyyede’de (sağlam/yüksek burçlarda) olsanız bile... Eğer onlara bir hasene isabet ederse: “Bu Allah indindendir” derler... Şayet onlara bir seyyie isabet ederse: “Bu senin indindendir” derler... De ki: “Küllün min indillah = hepsi Allah indindendir (zira ğayrı bir vücud ve müessir yoktur)”... Şu kavme ne oluyor ki, nerede ise bir söz (bile) anlamıyorlar (akılsızlar)?.


مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
79-) Ma esabeke min hasenetin feminallahi, ve ma esabeke min seyyietin femin nefsike, ve erselnake lin Nasi Rasûla* ve kefa Billahi şehiyda;
Hasene’den (pozitiv, Hakka ait şey) sana ne isabet ederse, Allah’dandır... Seyyie’den (negativ, terkibi yük) sana ne isabet ederse, nefsin’dendir... Seni insanlara Rasûl olarak irsal ettik... Şahid olarak Allah (B sırrınca) kafidir.


مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
80-) Men yutı’ırRasûle fekad etaAllah* ve men tevella fema erselnake aleyhim hafiyza;
Kim er-Rasûl’e (Allah Rasûlü’ne) itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiştir (çünkü Risalet Allah hükümlerini tebliğ işlevidir)... Kim de yüz çevirirse, zaten biz seni onlar üzerine hafiyz (koruyucu, bekçi) olarak irsal etmedik.


وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذِي تَقُولُ وَاللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
81-) Ve yekulune taatün, feiza berezu min ındike beyyete taifetün minhüm ğayrelleziy tekulü, vAllahu yektübü ma yübeyyitun* fea'rıd anhüm ve tevekkel alellahi, ve kefa Billahi vekiyla;
“Taat = başüstüne”, derler ama yanından çıkınca da onlardan bir taife (gündüz) senin söylemiş olduğunun ğayrını geceleyin/gizlice tedbir eder... Allah (onların) geceleyin/gizlice kurduklarını yazıyor... Artık yüz çevir onlardan ve Allah’a tevekkül et (hiç bir şey senden değil; işi Allah’a tevfiz et)... Vekiyl olarak Allah (B sırrınca) kafidir.


أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا
82-) Efela yetedebberunel Kur'an ve lev kâne min ındi ğayrıllahi levecedu fiyhıhtilafen kesiyra;
Kur’an’ı tedebbür etmiyorlar (derinlemesine düşünmüyorlar) mı?... Eğer (O Kur’an) Allah indi’nin ğayrından olsaydı, elbette onun içinde bir çok ihtilaf/çelişki bulurlardı.


وَإِذَا جَاءهُمْ أَمْرٌ مِّنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُواْ بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُوْلِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لاَتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلاَّ قَلِيل
83-) Ve iza caehüm emrün minel emni evil havfi ezau Bihi, ve lev redduhu ilerRasûli ve ila ülil emri minhüm lealimehülleziyne yestenbitunehu minhüm* ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU letteba'tümüş şeytane illâ kaliyla;
Kendilerine emn (emniyet) veya korkudan bir iş geldiğinde, onu (B gerçeğince) ifşa ettiler... Halbuki onu Rasûlullah’a ve onlardan emr sahiplerine döndürselerdi, onlardan işin iç yüzünü araştırıp ortaya çıkarmak isteyen kimseler onu (o işin aslını) elbette bilirdi... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı (olan AKIL) ve O’nun rahmeti (iman) olmasaydı, pek az hariç, elbette (hepiniz) şeytana (vehme) tabi olup gitmiştiniz.


فَقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَاللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنْكِيلًا

84-) Fekatil fiy sebiylillâhi, la tükellefü illâ nefseke ve harridıl mu’miniyn* asellahu en yeküffe be'selleziyne keferu* vAllahu eşeddü be'sen ve eşeddü tenkiyla;
(Rasûlüm) Allah yolunda savaş... Nefsinden başkasından mükellef değilsin... Mü’minleri de (Allah yolunda savaşmaya) teşvik et... Umulur ki Allah kafir olanların şiddetini/gücünü önler... Allah be’s (güç, şiddet) olarak da daha şiddetlidir, tenkiyl (ibret verici ceza) bakımından da daha şiddetlidir.


مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُقِيتًا
85-) Men yeşfa' şefa’aten haseneten yekün lehu nasiybün minha* ve men yeşfa' şefa’aten seyyieten yekün lehu kiflün minha* ve kânAllahu alâ külli şey’in mukıyta;
Kim güzel bir şefaatte bulunursa, ondan kendisi için bir nasip olur... Kim de kötü bir şefaatte bulunursa, ondan da onun için bir nasip olur... Allah herşey üzerine Mukıyt’tir (her şeyin gıdasını vericidir).


وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
86-) Ve iza huyyiytüm Bi tehıyyetin fehayyu Bi ahsene minha ev rudduha* innAllahe kâne alâ külli şey'in Hasiyba;
(B sırrınca) bir selamlama ile selamlandığınızda, (B sırrınca) ondan daha güzeli ile selamlayın yahut onun aynısını döndürün (aynen iade edin)... Muhakkak ki Allah herşey’i Hasiyb’dir.


اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ حَدِيثًا
87-) Allahu la ilahe illâ HU* leyecme’anneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* ve men asdeku minAllahi hadiysa;
Allah, O’ndan başka vücud olmayandır... Kendisinde şek-şüphe olmayan kıyamet gününde sizi muhakkak cem’eder... Hadis/söz olarak Allah’dan daha doğru söyleyen kimdir?.





Alt 04-08-2010, 01:58 #19

ѕıяαт

Forumun Tiryakisi


NİSÂ SÛRESİ النساء


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا أَتُرِيدُونَ أَنْ تَهْدُوا مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا
88-) Fema leküm fiyl münafikıyne fieteyni vAllahu erkesehüm Bi ma kesebu* etüriydune en tehdu men edallellah* ve men yudlilillahu felen tecide lehu sebiyla;
Allah onları kazandıkları ile (B sırrınca) baş aşağı etmişken, size ne oluyor da munafıklar hakkında iki grupa ayrıldınız?... Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi diliyorsunuz?... Allah kimi saptırır ise, artık onun için bir yol asla bulamazsın.


وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّى يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِير
89-) Veddu lev tekfürune kema keferu fetekunune sevaen fela tettehızu minhüm evliyae hatta yühaciru fiy sebiylillâh* fein tevellev fehuzûhüm vaktüluhüm haysü vecedtümuhüm* ve la tettehızu minhüm veliyyen ve la nasıyra;
Onlar, (kendileri) kafir oldukları gibi sizin de kafir olmanızı ve (böylece onlarla) eşit olmanızı arzu ettiler... O halde (onlar) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan kimseyi evliya/dostlar edinmeyin... Eğer yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve onları bulduğunuz yerde öldürün onları... Onlardan Veliy ve Nasıyr (yardımcı) edinmeyin.


إِلَّا الَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ أَوْ جَآؤُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَاتِلُوكُمْ أَوْ يُقَاتِلُواْ قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ فَإِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْاْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلا
90-) İllelleziyne y esılune ila kavmin beyneküm ve beynehüm miysakun ev cauküm hasıret suduruhüm en yukatiluküm ev yukatilu kavmehüm* ve lev şaAllahu leselletahüm aleyküm felekateluküm* feinı'tezeluküm felem yukatiluküm ve elkav ileykümüs seleme, fema cealAllahu leküm aleyhim sebiyla;
Ancak sizinle onlar arasında miysak (anlaşma) olan bir kavme vasıl olanlar yahut ne sizinle ne de kendi kavimleri ile savaşmak’tan (savaşmak istemediklerinden) sadırları (göğüsleri) sıkılarak size gelenler müstesna... Eğer Allah dileseydi elbette onları size musallat ederdi de (onlar da) sizinle savaşırlardı... Eğer (onlar) sizden uzlet ederler (uzaklaşırlar), sizinle savaşmazlar ve size barış ilka ederlerse (beyan ederlerse), artık Allah onların aleyhine bir yol sizin için oluşturmaz.


سَتَجِدُونَ آخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُواْ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوَاْ إِلَى الْفِتْنِةِ أُرْكِسُواْ فِيِهَا فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُواْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوَاْ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثِقِفْتُمُوهُمْ وَأُوْلَـئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا
91-) Setecidune ahariyne yüriydune en ye'menuküm ve ye'menu kavmehüm* küllema rüddu ilel fitneti ürkisu fiyha* fein lem ya'teziluküm ve yulku ileykümüsseleme ve yeküffu eydiyehüm fehuzuhüm vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm* ve ülaiküm cealna leküm aleyhim sultanen mübiyna;
Diğer bazılarını da bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kendi kavimlerinden emin olmak dilerler... Her fitneye döndürüldüklerinde, onda (o fitnede) baş aşağı olurlar... Şayet sizden uzak durmazlar, size barış ilka etmezler ve ellerini çekmezler ise onları yakalayın ve onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün onları... İşte bunlar varya, onların aleyhine size apaçık bir sultan (ferman, yetki, hüccet, güç) oluşturduk (verdik).


وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلاَّ خَطَئًا وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَئًا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ إِلاَّ أَن يَصَّدَّقُواْ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مْؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِّيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةً فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ اللّهِ وَكَانَ اللّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
92-) Ve ma kâne li mu’minin en yaktule mu'minen illâ hataen, ve men katele mu'minen hataen fetahriyru rakabetin mu'minetin ve diyetün müsellemetün ila ehlihi illâ en yessaddeku* fein kâne min kavmin adüvvin leküm ve huve mu'minun fe tahriyru rekabetin mü'minetin, ve in kâne min kavmin beyneküm ve beynehüm miysakun fediyetün müsellemetün ila ehlihi ve tahriyru rekabetin mu'minetin, femen lem yecid fesıyamu şehreyni mütetabi’ayni, tevbeten minAllahi, ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Hataen (kasdi olmaksızın, yanlışlıkla) olmak müstesna, bir mü’min için (başka) bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir... Hataen bir mü’mini öldürenin, mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması ve onun (öldürülenin) ehline (ailesine) teslim edilmiş bir diyet (vermesi) gerekir... (Varislerin diyeti katile) sadaka vermeleri (bağışlamaları) müstesna... Eğer (öldürülen) mü’min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise, (o zaman katilin) mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması gerekir... Şayet (öldürülen) sizinle aralarında miysak bulunan bir kavimden ise, (o zaman katilin) onun (öldürülenin) ehline (ailesine) teslim edilmiş bir diyet (vermesi) ve mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması gerekir... Kim bulamazsa (imkanı olmazsa), Allah’dan bir tevbe olmak üzere, iki (kameri) ay kesiksiz oruç tutmalıdır... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.


وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا
93-) Ve men yaktül mu'minen müteammiden fecezauhu cehnnemü haliyden fiyha ve ğadıbAllahu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azaben aziyma;
Kim bir mü’mini taammüden öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzere Cehennem’dir... Allah ona gadap etmiştir; la’netlemiştir onu, ve onun için aziym bir azab hazırlamıştır.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
94-) Ya eyyühelleziyne amenu iza darabtüm fiy sebiylillâhi fetebeyyenu ve la tekulu limen elka ileykümüs Selâme leste mu'minen, tebteğune aradal hayatid dünya* feındAllahi meğanimü kesiyratün, kezâlike küntüm min kablü femennAllahu aleyküm fe tebeyyenu* innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habîyra;
Ey iman edenler!... Allah yolunda gazaya çıktığınızda, iyice araştırın ve size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatını arayarak, “Sen mü’min değilsin” demeyin... Allah indinde çok ganimetler var... Daha önce siz de böyle idiniz de Allah size lutufta bulundu... O halde iyice araştırın... Muhakkak ki Allah yapmakta olduğunuz şeyleri (B sırrınca) Habiyr’dir.


لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
95-) La yestevil kaıdune minel mu’miniyne ğayru ülid darari vel mücahidune fiy sebiylillâhi Bi emvalihim ve enfüsihim* faddalellahul mücahidiyne Bi emvalihim ve enfüsihim alel kaıdiyne dereceten, ve küllen veadAllahul husna* ve faddalellahul mücahidiyne alel kaıdiyne ecren azîyma;
Zarar (mazeret) sahiblerinden hariç olmak üzere mü’minlerden oturup kalanlar ile Allah yolunda (B sırrınca) mallarıyla, nefsleriyle mücahade edenler müsavi olmazlar... Allah, (B sırrınca) mallarıyla ve nefsleriyle mücahade edenleri oturup kalanlaradan derece olarak üstün kıldı... Hepsine Allah Hüsna’yı (en güzeli) va’d etmiştir... (Ama) Allah mücahidleri oturup kalanların üzerine aziym bir ecir ile üstün kılmıştır.


دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
96-) Derecâtin minhü ve mağfireten ve rahmeten, ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
(Yani) kendinden dereceler, bir mağfiret ve bir rahmet... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
97-) İnnelleziyne teveffahümül Melaiketü zalimiy enfüsihim kalu fiyme küntüm* kalu künna müstad'afiyne fiyl Ard* kalu elem tekün Ardullahi vasiaten fe tühaciru fiyha* feülaike me'vahüm cehennem* ve saet mesıyra;
Muhakkak ki Melaike, nefslerine zulmedici oldukları halde vefat ettirdiği kimselere, “Ne işte idiniz? bu haliniz ne?)” derler... (Onlar da) dediler ki: “Biz Arz’da mustaz’afiyn (zayıf, çaresizler) idik”... (Melaike de) dedi ki: “Allah Arz’ı geniş olmadı mı, orada hicret etseydiniz?”... İşte bunların varacağı yer cehennemdir... Ne kötü dönüş yeridir!.


إِلَّا الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا
98-) İllel müstad'afiyne minerRicali ven nisai vel vildani la yestetıy'une hıyleten ve la yehtedune sebiyla;
Ancak Erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan hiçbir maharete gücü yetmeyen ve (hicret için) bir yol bulamayan mustaz’afiyn müstesna.


فَأُولَئِكَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
99-) Feülaike asallahu en ya'füve anhüm* ve kânAllahu Afüvven Ğafura;
İşte, Allah’ın onları affetmesi umulur... Allah Afüv’dür, Ğafur’dur.


وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
100-) Ve men yühacir fiy sebiylillâhi yecid fiyl Ardı mürağamen kesiyren veseaten, ve men yahruc min beytihi muhaciren ilAllahi ve RasûliHİ sümme yüdrikhül mevtü fekad vekaa ecruhu alellah* ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
Kim Allah yolunda (özüne doğru) hicret ederse, Arz’da (fıtrat alanınızda) pek çok gidilecek yer ve güç/genişlik bulur... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne muhacir olarak evinden çıkar, sonra da ona ölüm yetişirse, artık onun ecri Allah üzerinedir... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.


وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْ&