Kitap Özetleri.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 16-11-2008 #41

evla

Aktif Üye

Beyoğlu Rapsodisi-Özet-Ahmet Ümit

Üç arkadaşın hikâyesi bu. Biraz da Beyoğlu’nun hikâyesi. Beyoğlu’nun karmaşasının, kalabalıkların arasına gizlenen sırların hikâyesi. Sokakların, binaların, bildiğimiz, bilmediğimiz köşelerin, ama en çok insanların hikâyesi. Çocukluktan başlayan, mekânı yine Beyoğlu olan bir dostluğun bugünü anlatılıyor “Beyoğlu Rapsodisi”nde. Üç farklı kişiliğin, üç farklı yaşam tarzının birleştiği bir nokta bu dostluk. Önce onları tanıyoruz, hayatlarına tanık oluyoruz. Sanıyoruz ki, her şey hep böyle doğal gidecek. Sanıyoruz ki, hayat normal seyrini sürdürecek. Ama gün geliyor, bir fotoğraf sergisi hayatlarını değiştiriyor. Önce bir kadın giriyor bu üçlünün arasına, bir Rus. Sonra cinayet fikri hayatlarının bir parçası oluyor. Soruşturmalar, sorular... Ve sırlar geliyor ardından. Ahmet Ümit bu son romanında polisiye gerilim edebiyatının sınırlarını aşmayı deniyor. Okuyucusunu sürpriz bir sonla ödüllendirmenin yanı sıra ölümsüzlük üzerine, dostluk üzerine, aile üzerine, sahip olma duygusu üzerine sorular sorduruyor.
Ahmet Ümit’ten heyecan dozu yüksek bir polisiye roman bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmayacak, ama yazarın daha geniş sularda da keyfince yelken açtığını kanıtlayan bir kitap “Beyoğlu Rapsodisi”. Adım adım Beyoğlu ve karış karış insan var bu romanda.





Alt 16-11-2008 #42

evla

Aktif Üye

Kavim - Özet -Ahmet Ümit

Kabzasında bir haç olan bıçakla öldürülmüş bir adam... Üstelik yanı başında bir Kutsal Kitap açık bırakılmış, satırlardan birinin altı adamın kanıyla çizilmiş ve kitabın kenarına bir azizin adı düşülmüş...
"Kavim"de olaylar böyle başlıyor işte. Komiser Nevzat, yardımcısı Ali ve Zeynep de olayı çözmek için hemen harekete geçiyorlar.
Ahmet Ümit’in beklenen yeni romanında gizemli olaylar çerçevesinde işlenen cinayetleri aydınlatmaya çalışıyor kahramanlarımız. Hıristiyanlık, Süryanîlik, Arap Alevîliği gibi dinî konuların da rol oynadığı, İstanbul’dan Mardin’e uzanan, devletin derinliklerinde kurulmuş yanlış düzene çarpıp geri tepen ilginç bir soruşturma bu. İşlenen cinayetler gizemli ve çarpıcı, ama kahramanlarımızın soruşturma sırasında karşılarına çıkan gerçekler daha da çarpıcı. Çok heyecanlı, gerilimli bir polisiyeyle karşı karşıyayız, orası kesin. Ama bu polisiye bize Türkiye’nin yakın geçmişi ve bugünüyle ilgili de çok şey söylüyor. Yani, Ahmet Ümit yine çok katmanlı ve çok sesli bir romana imza atıyor. "Kavim", hem polisiye severleri hem de tüm roman severleri mutlu edeceğe benziyor.




Alt 16-11-2008 #43

evla

Aktif Üye

Diriliş - Özet - Tolstoy

KİTABIN ÖZETİ :
Dimitri Nehludov çok gösterişli ve zevk içinde bir hayat sürdürmekte iken bir mahkemede eskiden birlikte olduğu ama daha sonra terk edip bıraktığı bir kadın olan Katyuşa ile karşılaşır.
Katyuşa kimsesiz bir kadındır. Pek çok iş aramış ancak bulduğu işlerde erkeklerin sarkıntılıklarından dolayı fazla çalışamamıştır. En sonunda bir hastanede çalışırken bir odacı Katyuşa’ya sarkıntılık yapar. Katyuşa odacıyı kendisine yaklaştırmaz. Bu sırada gürültüden dolayı hastanedeki diğer personel odaya gelirler. Katyuşa da bir iftiraya kurban giderek mahkemeye verilir.
Bir vicdan muhasebesine dalar ve bunun sonucunda ne pahasına olursa olsun Katyuşa’yı kurtarmak için yemin eder.
Katyuşa’ya en çok bir kaç ay ceza verileceği düşünülürken mahkemede yapılan hatalar nedeniyle Katyuşa’ya çok ağer bir cez verilmesi karara bağlanır.
Prens Katyuşa’ya karşı sorumluluk duygusunun da etkisiyle evllilik teklif eder. Katyuşa ise aslında aşık olduğu Nehludov’un başına dert açmak istemediği için bu teklifi ısrarla reddeder.
Katyuşa’ya kürek mahkumiyeti verilir.Nehludov’un bütün çabasına rağmen Katyuşa Sibirya’ya sürülmekten kurtulamaz.
Nehludov da elindeki mal varlığının önemli bir bölümünü harcayarak Katyuşa ile Sibirya’ya gitmeye karar verir.
Sibirya yolculuğu mahkumlar için dayanılmaz geçmektedir. Mahkumların başındaki gardiyanlar da mahkumlara çok kötü davranmaktadır.
Nehludov bu kötü muameleleri önlemek için elinden geleni yapsa da bunu başaramamaktadır.
Dimitri Sibirya yolculuğu sırasında haksızlığa uğrayarak hapse düşen veya sürgüne gönderilen pek çok mahkumun olduğunu da fark eder. Bu mahkumlar da Prens’in kendilerine yardımcı olmalarını istemektedir.
Sibirya’daki kürek mahkumiyeti sırasında Katyuşa’nın affedildiği haberi gelir. Katyuşa da başka bir mahkumla evlenerek Dimitri’yi bırakır.
Dimitri bütün bu olan bitenden oldukşa etkilenir. Dünyada adaletin gerçekte olamayacağını düşünmeye başlar. Aradığı mutlak adaleti İncil’debularak yeni düşünceler benimser.




Alt 16-11-2008 #44

evla

Aktif Üye

Cemile - Özet - Cengiz Aytmatov

KİTABIN ÖZETİ:

Kendim için çok değerli olan tablonun karşısına geçiyor ve tabloya uzun uzun bakıyorum.Tabloda sonbaharın solgun görüntüsü var.Rüzgar,uzaktaki sıradağların üzerinden hızlı hızlı kayan küçük alabulutları kovuyor.Ön planda,koyu kızıl renkte bir pelin bozkırı.Ve bir de,son yağmurlardan sonra kurumaya vakit bulamamış kapkara bir yol.Yağmurdan yumuşayan tekerlek izleri boyunca iki yolcunun ayak izleri uzayıp gidiyor.İzler uzaklaştıkça silikleşiyorlar. O iki yolcu ise,bir adım daha atsalar çerçeveden dışarı çıkacaklar sanki.Bu yolculardan biri…
Savaş başlayalı üç yıl olmuştu.Aile büyükleri uzak cephelerde,Kursk ve Oral önlerinde savaşıyorlardı.Büyük erkeklerin harcı olan günlük ağır işler henüz onbeş yaşına basmamış olan çocukların omuzlarına yüklenmişti.Avılda iki akraba ailenin evleri yanyanaydı.Diğer evin aile reisi ölmüş ve karısı iki çocuğuyla kalmış.Kabilede hala yaşatılan eski geleneğe göre ,dul bir kadının çocuklarını alıp başka bir yere gitmesine izin verilmez.Onun için bizimkiler bu kadını babamla evlendirmişler.Babam ölenin en yakın akrabası olduğundan,atalarının ruhuna saygısı ve ödevi,onu bu kadınla evlenmeye mecbur etmiş.Böylece bizim evde ikinci bir aile olmuş. Bu evde iki oğlunu verdi orduya.Bunlardan büyüğü olan sadık,askere gitmeden az önce evlenmişti.Sadık’ın annesi mert,hatır sayan,kimseye kötülük düşünmeyen bir kadındı.Talihde yüzüne gülmüş,ona çalışkan bir gelin vermişti:Cemile,çalışkanlıkta annenin benzeriydi.Yorulmak nedir bilmez,her işten anlayan ama hareketleri biraz farklı bir kadın.
Birgün eve geldiğimde avluda onbaşı Ozmat’ı gördüm.Erkekler olmayınca tahıl çuvallarını Avıl’dan istasyona asker eşlerinin taşımasına karar vermişlerdi. Bunun için Cemile’yi istiyordu.Annem ilk önce razı olmadı.Daha sonra benimde Cemile’nin yanında gitmem şartıyla Ozmat annemi razı etti.Bizle beraber köye cepheden yeni gelen Danyar’da gelecekti.Danyar’ın şaşılacak yanı,sürekli dalgın olmasına rağmen,çok hızlı çalışması ve iyi iş yapmasıydı.Onu gören,açık yürekli hiçde çekingen olmayan bir insan sanırdı ama o aksine içine kapanık bir insandı.
Birgün Cemile’yle Danyar’ın arabasına ağır bir çuval yükleyerek şaka yaptık.Danyar o an bunu çok ciddiye aldı fakat ertesi gün hiç bir şey yokmuş gibi davranmaya devam etti.Bu eşşek şakasından dolayı Cemile kendisini Danyar’a karşı mahçup hissediyordu.Dönüşte Cemile şarkı söylemeye başladı.Sesi güzeldi ve onu dinlemek bir zevkti.Bir an durdu ve Danyar’a seslendi:
-Hey danyar,sende bir türkü söylesene! Sen yiğit değilmisin yani!
Danyar atlarını durdurarak biraz mahcup,cevap verdi:
-Söyle Cemile söyle,can kulağıyla dinliyorum seni!
-Ne yani bizim kulağımız yok mu?Anlaşıldı söylemek istemiyorsun.
Ve Cemile söylemeye devam etti.
Ondan türkü söylemesini niçin istemişti acaba?Belki öylesine istemişti,belki de onu konuşturmak istiyordu.Az sonra tekrar türküsünü kesip bağırdı:
-Hey Danyar,sen hiç aşık oldun mu?
Böyle dedi ve gülmeye başladı.
Danyar soruya cavap vermiyor ve susuyordu. Cemile’de sustu.
“Birine türkü söyletmenin en iyi yolu bu diye”düşündüm ve güldüm.Dereyi geçtikten sonra Danyar kamçısını şaklattı ve birdenbire türkü söylemeye başladı.Yavaş sesle,kesik kesik söylenen bu türküde çok dokunaklı,coşkulu benim anlatamayacağım bir şey vardı.
O günden sonra hayatımızda bir değişiklik olduğu belliydi.Ben artık sürekli olarak iyi bir şeyin olacağını bekliyor,bunu istiyordum.
Her zamanki gibi istasyondan geliyorduk.Bu defa Danyar’a bir şeyler olmuştu:Türküsünde öyle tatlı öyle dokunaklı bir sevecenlik ve yalnızlık duygusu vardı ki ona olan sempati ve merhametten insanın gözleri sulanıyor,boğazına bir şeyler takılıyordu.Cemile,danyar’ın arabasına bindi ve onun yanına oturdu.Elini göğsüne koymuş ve sanki taş kesilmişti.Ben arabanın yanında yürüyor,hafifçe hızlanarak öne geçiyor ve gözucuyla onlara bakıyordum.Danyar sanki Cemile’nin varlığını hissetmemiş gibi söylüyordu türküsünü.Cemile Danyar’a iyice sokulmuş,başını hafifçe onun omzuna dayamıştı.
Danyar’ın sesi titredi,sonra yeni bir kuvvetle yine gürledi,çınladı.Danyar şimdi bir aşk türküsü söylüyordu.Bu engin bozkırda ben iki aşık görmüştüm.Beni farkedemiyorlardı bile.Bambaşka iki insan olmuşlardı.
Danyar’I dinlerken her zaman duyduğum o anlaşılmaz heyecan beni yine sardı.Ve bir anda,ne istediğimi apaçık anlayıverdim:Ben,onların resimlerini yapmak istiyordum.Avıl’a döndüğümüzde resmi yapmaya başladım.Kendimi öyle kaptırmıştım ki etrafımda olanları ne görüyor, ne duyuyordum. Ancak tepemde bağıran bir sesle kendime geldim:Cemile idi bu.Önümdeki resmi gördü ve resme uzun uzun baktı.Ve
-Onu bana ver,hatıra olarak saklayacağım.
Böyle dedi ve kağıdı katlayıp koynuna soktu.
İki yıl aradan sonra o sonbahar tekrar okula döndüm. Derslerden sonra sık sık çay kenarına gider,şimdi teredilmiş ve ıpıssız harman yerinin yakınında bir yere oturdum.Birden yanyana giden iki insan gördüm. Cemile ile Danyar,vadide patikadan demiryolu kavşağına gidiyorlardı. Başları fundaların arasında iki defa daha göründü ve sonra kayboldular…
-Cemileeee! Diye bağırdım olanca kuvvetimle.
Aklımı kaybetmiştim sanki.Dereye dalıp,suların içinde arkalarından koşmaya başladım.Hızla giderken birden düşüp yuvarlandım.Gözlerimden çeşme gibi yaş akıyordu.İşte o zaman yerde uzanıp yattığım o anlarda,birden anladım Cemile’yi sevdiğimi.Evet,sevmiştim ve bu benim ilk çocukluk,ilk gençlik aşkımdı.O an ben yalnız Cemile’den ve Danyar’dan değil,çocukluğumdan da ayrılmıştım.
Şimdi onlara bakıyor ve Danyar’ın sesini işitiyorum.Beni de yola çağırıyor Demek ki bavulumu alıp gitmenin zamanı geldi.Ben de bozkıra,kendi köyümüze döneceğim ve orada yeni renkler arayacağım.




Alt 16-11-2008 #45

evla

Aktif Üye

Sevdalinka - Özet - Ayşe Kulin

KİTABIN ÖZETİ:

Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.

Roman kahramanı, Nimeta, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu’nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb’de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Nimeta , ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta , Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile , Sırbistan , “Büyük Sırbistan” arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa ; faturasını Boşnaklar’ın çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.




Alt 16-11-2008 #46

evla

Aktif Üye

Fikrimin İnce Gülü - Özet - Adalet AĞAOĞLU

KİTABIN ÖZETİ

Fikrimin ince gülü almanyalı işçi Bayramın bir günün hikayesidir. Kitapta , sınıfının ve konumunun bilincinde olmayan Bayramın ”Bayram Bey ” olma çabasının ve hayatında çok önemli bir yer taşıyan bal rengi mercedes i ile olan ilişkisi anlatılmaktadır.

Bayaram ın küçük yaşta anne ve babası ölmüştür. Bayram amcası tarafından büyütülmektedir.Amcası da köydeki durumu iyi olmayanlardan diyebiliriz.Köyde seçim zamanıydı siyasetçilerden biri arabasıyla köye oy toplamay gelmişti ve Bayram da hayatında ilk defa o zaman arabayla tanışmıştı.Siyasetçinin arabadan inişi ve köylüler tarafından bir ağa gibi karşılanması Bayramı çok etkilemiş ve kafasında sürekli şu saplantı oluşmuştu; ”benimde bir gün arabam olacak ve benide köyde bu şekilde karşılayacaklar” kafasında bu düşünce vardı ve otuz otuz beş yaşına değin hep bu hayalinin peşinde koştu ve hayalini gerçekleştirdi yani bir mercedes sahibi oldu.
Ama hiçbir şey umduğu gibi olmamıştı.Yani mutlu son yoktu! Çünkü mercedese ulaşma isteği ve bu isteğe ulaşma esnasında izlediği yol yanlıştı. Herşeyin bir mersedece sahip olmakla halolacağını düşünmesi ve bu yanlış düşünceyi gerçekleştirmede izlediği yanlışlar! Bu yanlışlardan kısaca bahsedeck olursak ;Para toplayıp mercedes alabilmek iin en yakın arkadaşını kandırarak onun yerine almanyaya gitmesi , sevgilisini almanyaya gittikten sonrahiç aramaması ve onun kendisi bekleyeceğini zannetmesi ( yani bir çiçeği susuz bırakması ) ve mercesedini almanayadaki gurbetçi komşularından ve bir çok şeyden üstün tutması onu hazin sona yani ; mercedesi ile köye vardığında hiçte umduğu gibi karşılanmaması ve sevgilisinin bir başkasıyla evlenmesi ve hiç arayıp sormadığı amcasının vefaat etmesi ona herşeyin bir mercedesten ibaret olmadığını göstermişti…!




Alt 16-11-2008 #47

evla

Aktif Üye

Kara Kule - Özet - Stephen King

Kitabın Özeti:

Rolan adlı silahşör bir gün rüyasında eskiden onun çocukluk dönemlerinde ortaya çıkan çatışmaları ve bu çatışmalar sonrasında oluşan savaşları görür bu savaşlar sonunda o günden bu güne geriye sadece üç şey kalır.Silahşör,siyahlı adam ve kara kule bu kara kule nerde olduğ bilinmeyen lanetli birçok kişinin ölümüne sebep olan yerdir ancak bu yerin dev bir çölün sonunda olduğu tahmin edilmektedir fakat bu dev çölün bugüne kadar kiç kimsenin aşamadığı bilinmektedir Rolan aynı rüyada siyahlı adamın babasını öldürdüğünü ve sonra o kara kulede sakladığını orada yaşadığını görür o rüydaan sonra Roland bunun gerçek olduğunu gerçektende babasının o siyahlı adamın öldürdüğünü zanneder ve o günden sonra silahşör siyahlı adamı aramaya başlar fakat nerde olduğunu bilmeden .Silahşör yola koyulur ve kendini dev bir çölde bulur .Kilometrelerce uzanan dev bir düzlük sadece etrafta şeytanotu kümeleri görünmekte ve arada sırada karşılaşılan mezar taşlarını andıran levhalar yönü belirtmekte.Silahşör bu çölde siyahlı admı bulmaya çalışır o siyahlı adamı bulup ondan babasının öcünü almak ve onu yok etmek ister .Ancak bu çölüde aşmak o kadar kolay değildir .Ve yollarda karşısına birçok engeller çıkar.Bu engelleri silahşörün bulmaya çalıştığı Marleyn yapar bu güçlüklerin hepsi korkunç olaylardır .

Çölde günlerce tek başına yürür.Bitkin duruma düşer.Bazen çölde günlerce uyuyakalır.Kendine geldiği zamanlarda hep yola devam der.Birgün siyahlı adamın izine rastlar ve onun çölde olduğunu anlar .Bir kahinin silahşöre bu yolda devam etmesini onun doğru yolda olduğunu söyler.Silahşör kahini dinleyerek yola devam eder .Silahşör çölün sonlarına doğru yaklaştığını hisseder.Bu çölün arkasındada Karakulenin olduğunu ve oradada siyahlı adamı bulacağını tahmin eder . ileride bulutların üzerine uzanan dev bir kulede siyahlı adamın gölgesini görür oranın karakule olduğunu anlar ve kara kulede karşılaşırlar silahşör siyahlı adamın her türlü engellerine karşı çıkar ve onu yakalar .Etrafta yığılı kuru kafalar bulunmaktadır.Silahşör siyahlı adam ile diyaoloğa girer ona başına gelenleri anlatır.Onu öldüreceğini ve karakuleyi bulacağına yemin ettiğini söyler.Sonunda tam siyahlı admı öldürecekken bir anda siyahlı adam cübbesinin içinde sırıtan bir iskelete dönüşür.Kemiklerle dolu o mezarlığa bir yenisi eklenir Roland onu kendisi öldüremediği için çok üzülür fakat sonunda silahşör amacına ulaşır .O güne dek daha kara kuleye yaklaşan bile olmamasına rağmen Roland karakuleyi bulmuştur.




Alt 16-11-2008 #48

evla

Aktif Üye

Dudaktan Kalbe - Özet - Reşat Nuri Güntekin

Kitabın Özeti:

Saip Paşa, İzmir’in tanıdığı, sevdiği bir kimsedir. Zaman zamanda Belediye Başkanlığına seçilir. Bir yeğeni vardır: Hüseyin Kenan. Dayısının zoruyla mühendis çıkmıştır. Çocukluğunu Bozkaya bağlarında geçiren Hüseyin Kenan, annesinin dükkanını satıp Avrupa’ya gittikten sonra, müzikteki kabiliyetini önce Batı dünyasına , sonra, buradaki Batı hayranlarına kabul ettirmiştir. « Şark leyliyyeleri» diye çevrilen «nocturnes orientales» tarzındaki parçalarıyla şöhret yapmıştır. Güzel keman çalar. Dayısının ısrarlarına dayanamayarak birkaç ay için, çocukluğunun geçtiği şehre, İzmir’e gelir. Dayısı Saip Paşa, vaktiyle haylaz bir oğlan diye bildiği Hüseyin Kenan’la şimdi övünmekte, ziyafetler tertip ederek bu genç yaşta tanınmış besteciye yakınlığını göstermekten zevk duymaktadır. Bütün bu şatafatlı alemlerden sıkılan Hüseyin Kenan. Bozkaya’ya giderek dinlenmek ister. Artık eski sefalet günlerinin yerini nispeten ferahlı bir hayat almıştır. Bozkaya’da, küçük «kınalı yapıncak»la tanışır. Lamia, hafif çilli yüzünden dolayı Hüseyin Kenan’ın kınalı yapıncak dediği kız, annesini, babasını kaybedence, oraya, amcasının yanına gelmiştir. Hüseyin Kenan, evli bir kadın olan Nimet Hanım’a kur yaparken dedikoducu ve dar bir çevre olan semt insanlarına karşı, Kınalı yapıncağın varlığından epey faydalanır. Her gittikleri yere onu da beraber götürürler ve böylece dedikoduları önlerler. Lamia bu macerayı bilir ve Nimet Hanım evli olduğu için de Hüseyin Kenan’a acır. Hayalinde çocukça, çok acıklı bir macera yaratır. Bunun alelade bir aşk hikayesi olduğunu anlayınca fena halde kırılır. İnsanlara, hele çok sevdiği ve gizli gizli kemanını dinlediği Hüseyin Kenan’a karşı bütün güvenini kaybeder bir gece yarısı Hüseyin Kenan, son eserine çalışırken bahçede bir hayal gördüğünü zanneder. Yakaladığı zaman bu beyaz hayaletin, gecelikle dolaşan Lamia olduğunu hayretle görür. Lamia, onun kemanını delice sevmektedir. Böylece, aralarında tuhaf, gizli bir gece arkadaşlığı başlar. Hüseyin Kenan onun gelip çalışmasını dinlemesine müsaade etmiştir.
Yaz bitince, Kenan, İstanbul’a, Prens Vefik Paşa’nın Rumelihisarı’ndaki yalısına nakletmiştir. Niyeti kendisine pek bağlı görünen Prenses Cavidan’la evlenmektir. Prenses Mısırdayken, Hüseyin Kenan, yeniden İzmir’e döner. Kınalı yapıncak’la, sıcak bir yaz günü, havuz başında buluşurlar. Lamia çok güzel bir kız olmuştur. Kızın duygululuğu Hüseyin Kenan’a dokunur. Aralarında aşka benzer, sevdaya benzer bir yakınlık hasıl olur. Kınalı yapıncak, geceleri odasını içeriden kilitler, pencereden bahçeye atlayarak Hüseyin Kenan’ların bahçesine geçer, saatlerce dolaşırlar, uzun uzun konuşurlar. Fakat bir eğlenti gecesi, herkesin dışarıda olduğu bir sırada, bağ köşkünde, Hüseyin Kenan nihayet zayıf davranır, yenilir ve Lamia’yı elde eder. Ayrılırlarken ertesi gün annesinin resmen gelip kendisini isteyeceğini bilirdi. Ama ertesi gece, hayatını kendi elleriyle mahvettiğini düşünmekten gelen bir buhranla yatağa düşer. Birkaç gün kendini bilmeden yatar. Lamia’lar da İzmir’e inerler. Genç kız Kenan’ın vazife hissinden gelen evlenme teklifini kesin olarak reddeder. Hamileliği üç ayı bulunca artık durumunu gizleyemeyeceğini düşünerek eniştesinin tabancasını alıp intihara kalkışır. Lamia’yı ölümden kurtarırlar ve Kütahya’da bir akrabanın yanına yollarlar. Hayli ıstırap içinde geçen günlerden sonra, Mebrure adını verdiği kızını orada doğurur. Maceralı günlerden sonra bir binbaşıyla evlenir. Bu sırada kocasının yeğeni doktor Vedat sürgün olarak Kütahya’ya gelir. Kenan’ın Prenses Cavidan’la evlenişini Lamia ondan öğrenir. Vedat’la aynı odada bir kömür çarpmasına uğramak Lamia’ya yeni bir felaket getirir. Kocasından ayrılır. Vedat onu almak isterse de kız reddeder. Kızıyla İstanbul’a, Beylerbeyi’ne gelir. Kısa bir zaman sonra doktor Vedat da İstanbul’a döner. Bir gün muayenehanesinde Lamia’yla Hüseyin Kenan’ı birbirlerine tanıştırırken onların zaten tanıştıklarını hatırlar. Hüseyin Kenan, Lamia’yı sevdiğini geç fark etmiş, evlilik hayatında mesut olmamıştır. Vedat’ta misafir olduğu bir gece bütün üzüntüsünü kemanına söyletir. Yine Vedat’ı muayenehanesinde ziyarete gittiği bir gün onun Lamia’yla evleneceğini öğrenir. Vedat Kınalı yapıncakla evlenir. Hüseyin Kenan da intihar eder.




Alt 16-11-2008 #49

evla

Aktif Üye

Bir Kadın Düşmanı - Özet - Reşat Nuri Güntekin

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap, İskender adlı orta yaşlı bir adamın başından geçenleri anlatmaktadır. İskender, ilk öğrenimini Ankara‘da, orta öğrenimini Amasya ve Niğde ‘de yapmıştır. Babasının mesleği nedeniyle birçok yere gitmiş ve çeşitli insanlarla tanışmıştır. Okul yıllarında genellikle sakin bir yapıya sahip olan İskender askere gidip geldikten sonra tanıştığı Zeynep adlı kadın yüzünden sert, sinirli bir kişiliğe bürünür. Bunun böyle olmasının sebebi kadınla yaşadıkları değişik olaylardır.
Zeynep ile İskender mutlu bir ilişkiye sahiptiler fakat daha sonraları Zeynep, İskender‘i Mesut adlı bir gençle aldatır. Zeynep eve geç gelmeye, İskender‘ e karşı ilgi göstermemeye başlar. Zaman içinde İskender buna katlanamaz ve boşanırlar. Böylece İskender ‘ in kadınlara karşı bir fobisi oluşur. Her kadını Zeynep gibi görür ve hiçbirine güvenemez.. Kendine, bir daha kimseyi sevmeyeceğine dair söz verir. İki sene sonra İskender başka bir yerde çalışmaya başlar. Çalıştığı ofiste yan masada çok güzel, çalışkan ve çekici bir kadın vardır. Gittikçe bu kadına karşı bir şeyler hissetmeye başlar fakat önceki deneyimi yüzünden uzun süre kendini engeller. Kadına karşı soğuk davranır, hatta bazen tersler ama bunları tamamen isteksiz olarak yapmaktadır. Kafasındaki düşünceler onu bir kadın düşmanına çevirir. Kadınları dünya için gereksiz görmeye başlar. Yan masada çalışan Belgin isimli güzel kız İskender’ e aşık olur ve onun garip tutumunu anlayamaz. İskender de zamanla içindeki sevgiye karşı koyamaz ve Belgin’ e hissettiklerini anlatır.




Alt 16-11-2008 #50

evla

Aktif Üye

Cezmi - Özet - Namık Kemal

Kitabın Özeti

Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer.

Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır.

1570 yılında İran seferi başlar. Cezmi bu sefere gönüllü olarak katılır. Bu sefer sırasında çok ustaca ve zekice davranışlarda bulunur ve ünü bir kat daha artar. Hatta sefer sırasında düşman olduğu halde canı pahasına da olsa Pertev isminde bir İran askerini de nehirde boğulmaktan kurtarır. Bu sayede Pertev’lede çok iyi dost olurlar. Bir başka İran seferinde Cezmi, Adil Giray’la tanışır. Cezmi bu savaşlarda gösterdiği kahramanlık sayesinde Adil Giray’ın teveccühünü kazanır.

Kötü şans eseri Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray savaş sırasında İranlılara esir düşer. Savaşta Adil Giray’ ı esir eden Hamza Mirza İran şahının oğlu ve komutan, Cengiz oğullarından öyle iki kahraman şehzadeyi esir alarak başkente götürüp şöhret kazanmak ister.

Adil Giray ve Gazi Giray, Şehriyar tarafından ayrı yerlere hapsedilirler. Adil Giray sarayda ağırlanırken Gazi Giray bir adada “Kahkaha Zindanı” denilen yerde hapsedilir. Bunun sebebi ise Şehriyar’ın Adil Giray’I ilk anda görüp aşık olması ve Gazi’nin bu durumu anlayıp sorun çıkarmaması içindir.

Şehriyar, Adil ile görüşebilmek için türlü entrikalar çevirir. Onunla buluşup konuşmasını ise Adil’den bilgi alıp, onunda yardımıyla Kırım Hanlığı’nı ele geçirecek planlar yapmak olarak yorumlar.

Adil’in esirliği vaktinde İran devletini kör bir şah, onun karısı Şehriyar ve kardeşi Perihan idare ediyorlardı. Şehriyar’ın oğlu Hamza Mirza ise sadece savaşlarla ilgileniyordu.
Şehriyarın Adil Giray’la yaptığı ikili müzakereler Perihan’I şüphelendirir. Perihan’da müzakerelere devletin bir idarecisi olarak katılmak ister ve katılır.
Şehriyar bir şekilde aşkını Adil Giray’ a yalnız oldukları zaman açıklar. Fakat Şehriyar çok kıskanç kişiliğe sahip olduğundan Perihan’dan gelebilecek tehlikeler için Adil Giray’a Perihan’ı olduğundan çok zıt bir şekilde tanıtır. Adil’ de inanıyormuş gibi davranarak Şehriyar’ a bir şey sezdirmeyip, onu kullanıp, kardeşini de serbest bıraktırıp anavatanına dönmek istemektedir.

Perihan, Adil Giray’ı ilk gördüğünde aşık olmuştur. Fakat Adil, Perihan’nın o tatlı güzelliğini üstündeki peçe sayesinde görememiştir. Fakat ilk görüşmelerde Adil Perihan’nın ne kadar zengin kalpli olduğunu, Şehriyar’ın anlattığından çok farklı olduğunu anlamıştır. Perihan’ın yüzünü de göstermesiyle ona ilk görüşte aşıl olmuştur.
Şehriyar’ın delice şehveti Perihan’ın masumca aşkı her ikisini de birbirine düşürmeye yeter. Şehriyar ve Perihan aynı kişiye aşık olduklarını, anlayınca artık aralarında bir kıskançlık yarışı başlar. Ayrıca Adil’inde Perihan’ı sevdiğini anlayan Şehriyar her ikisini de öldürmek için planlar yapar.

Adil Giray esir düştükten sonra Cezmi bu haberi alır ve Adil’in yardımına koşar. Cezmi, bir şekilde Adil’in bulunduğu odaya girmeyi başarır. Bundan sonra kaçış ve İran devleti hükümetini yıkıp yerine kendilerini getirmek için planlar yapmaya başlarlar. Cezmi bu planları uygulamak için bir İran askeri olan Abbas’ı kullanır.
Şehriyar’ın yaptığı planlar yanlış zamanda uygulandığı için suya düşer. Hatta planın istediği gibi gitmemesi kendisinin ölümüne sebep olur.

Şehriyar’ın askerleri Perihan ve Adil Giray’ ı da öldürürler, fakat aşklarını yok edemezler. Her ikisi de aynı mezara Cezmi tarafından defnedilir.
Cezmi kılık değiştirerek vatanına geri döner.




Alt 16-11-2008 #51

evla

Aktif Üye

Ateş Gecesi - Özet - Reşat Nuri Güntekin

Kitabın özeti:

Milas’ta ilk önce Kaymakam ve Selim Bey ile tanıştım.Kaymakam şen bir adamdır.Kısa boylu ve ferah bir sesi vardı.Selim bey ise doktordu.Çok konuşmaz , soğuk ve mağrur görünüyordu.Akşam oluyordu kaymakam doktora selenerek :Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz? Eve gidecekmisiniz? Doktor cevap vermedi. Gitmeyin ya… Ne yapacaksınız boş evde.Akşam Sait ustada beraber yemek yeriz. Akşam sait ustanın lokantasına gittik. Kaymakama balık yasaktı fakat O,ise buna aldırmıyor ve usatadan balık istedi.Sofra açıldı.Kaymakam şiir söylemesini çok severdi.Arada bir ayağa kalkar ve şiir söylerdi. Birde bana sorduğunda ne diyeceğimi şaşırıyordum.Bilmiyorum efendim dediğimde kaymakam suratını astı. İzin verirseniz bu gece balıkla beraber bir iki kadehcik kaldıracam.Selim Bey gülümsedi:Orası belli , demek buraya içmeye geldiniz. Sonra kaymakam bana dönerek:Babanız varmı? Var efendim . İçki kullanıyormu ? Kullanıyor efendim dedim.
Bir az ara geçtikten sonra kaymakam yine ayağa kalakarak bildiklerinden yine bir kaç mısra söyledi.
Yemek bidikten sonra kaymakam beni kalacağım yere götürdü.Yolda gidereken kaymakam bana sokakları anlatıyordu.kalacağım yer bir ermenin evi idi . Dul bir kadın. Dar sokaklardan geçerek kalacağım yere geldik. Ev sahibinin ismi Matmazel Varvar idi.o elliyi geçmiş genç bir kadındı.Rum mahallesinden geçerek yavaş yavaş eve yaklaştık.Evin önünde siyah elbiseli bir kadın oturuyordu.Bu Matmazel Varvar idi. Bizi görür görmez ayağa kalktı.Kaymakam Mtmazeli görür görmez : Bu ne güzellik Vrvar diye seslendi.Bak sanba yeni kiracını getirdim. Kymakam Bey ayrıldıktan sonra eve girdik.Matmazel bana kalcağım odayı gösterdi.Odaya yerleştikten sonra üzerimi deyiştirmek istedim fakat, değiştireceğim elbise yok idi.Bunu üzerine Matmazel aşğıya inip ,bana üzerimi değiştirecek bayan elbisesi getirdi. Ben elbisemi değiştirip aşağıya indim. Varvar bana bakıp gülümseyerek: Güzel bir Matmazel oldunuz dedi.Doğan Haber Ajansı sonra koltuğa oturdum Matmazel ince sele : Siz daha çocuksunuz ne yaptınızda sizin başınıza bu iş geldi? Kymakam kaşla göz rasında Varvara bir şeyler söylediği anlaşılıuyordu.
Ertesi gün Uykudan uyanınca Mtmazelin sorusunu bende kendi kendime sordum.Evet bu yaşta okuldan alınarak sürgüne gönderilmemin sebebi ne idi.
Vücudum ve zihnim dinlenmişti. Mühendislik okulunda okumamla beraber bir iki tane de zayıfım vardı. Bir kaç ay sonra başlayacak olan sınavlardan geçeçeğimden şüphem yoktu.
O gün bir yazılı sınavımız daha vardı.Sorular çok kolaydı.Bu yüzden kendiminkin bitirip arkadaki arkadaşımada cevapları yazıp vermiştim.Arkadaşımın kağıtı dizlerinin üzerine koyup ara sıra bakması ve ağzı ile hecelemesi hem beni hemde kendini ele vermişti.Tabii ikimizinde notu sıfırdı.Üsteli ceza alcağımızda muhakaktı.akşama doğru beni müdür odasına çağırdı.Müdür odasında iki komiser vardı. Fakat buna bakmayarak müdürün çevresi sakin ve tatlı idi.Nerdeyse yüzüme bakmadı.
Kemal Bey yukarı çık harici elbiseni giy…. çantanızı da toplayın . ddemek mektebden atılıyoruz.Utanmayıb bir şeyler söylemek lazımdı.Müdür Bey nasıl olsa bir cahillik yaptım.Emin olun birinci defadır.Müdür bana bakrak: Ne birinci defa ? kopya işi efendim. Sen kopyamı çektin? Çok fena sizden hiç beklemezdim.Fakat bunun kopya ile alkası yok idi.Bu beylerle bir yol gideceksiniz. Nereye? Bu defa kekelemek sırası ondaydı: Merak edişlecek bir şey yok çocuğum… Ban emniyetiniz vardı tabii.Ertesi gün karanlık bir binanın önünde durduk.Polisler benim kayıtlarımı yaptıktan sonra gittiler. Bir kaç gün sonra babam geldi.Babamala orada konuştuktan sonra beni buraya Milasa gönderdiler. Milas’tan bir daha kurtulmamak korkusunu içimden bir türlü atmıyordum.Rum sokağında bir kaç kızla tanıştım.Maryanti,Eleniça,Rina , Miyeris Panelopiça . Bu kızlarla beraber olurken kendimi büyük gibi gösteriyordum, diğer mahalle çocuklarından farklı görüyordum.Kızlar ben mahalledeyken yanıma yaklaşır, bol bol sohbet ederdik.Fakat bir gün kilisede bir eğlence düzenlenmişti.Kiliseni gezerken kenarda oturmuş bir kıza gözlerim takıldı.Dışarı çıktım .Rina’da ya nıma geldi. Arka tarafada kızlar ateş üzerinden atlıyorlardı, onlara doğru yaklaştık.Az önce kilisede gördüğüm kızda ordaydı.Yavaşça ona yaklaştım onula sohbet etmek istedim fakat,türkçeden anlamadığı için söylediklerim cevapsız kaldı.Ertesi gün Rinay’la sokakta buluştuk.fırsat bulup o kız hakda bir az bilgi almak istedim.Rina bana o kızın türk olduğunu söyledi.Bir türk kızı neden benimle konuşmadı?. Aradan uzun zaman geçti.Bir gün yine caddade gezerken evin önünde bir araba gördüm.Yavaş yavaş eve doğru yaklaştımBu gelenler annem ve babamdı.Bu beni çok mutlu etmişti.Annem rahatsızdı o yüzden fazla kalmayacaklarını söyledi.Annem hala bana çocuk gözüyle bakıyordu.Mtmazelle oturup konuştular.Nihayet vakitleri doldu.Ve günün bir sabahında annemle babam gitmek için hazırlanıyorlardı.annem ve babam yola çıktılar ve ben onların arkalarından atla geliyordum, onları Çeşme başına kadar uğrluyacaktım.fakat babam buna izin vermedi.Annem gil uğurladıktan sonra eve doğru atı koşturmaya başladım.Eve döndüm ve hastalığımın yeniden başladığının farkına vardım.Kaymakamla görüştüm oda bana kendisinin okuduğu bir romanı verdi. Bu roman okuduğum kazada ayağımı kırdığım güne kadar sürdü.Daha sonra tedavim içi doktorgilin evinde tedaviye devam edecektim.Bu arada dün gece evde baya gürültü vardı ve bu gürültü yüzünden uyuyamamaıştım.Ertesi gün doktor yanıma geldi ve halimi sordu ve bende buradan kurtulmak için halimin çok iyi olduğunu söyledim.Varvar hanımda benim ziyaretime gelmişti.Kaymakamda geldi.Kaymakam Varvar’I burda görünce:Kız ben bu işten şüphelenmeye başladım diye Varvar hanımla dalga geçmeye başladı.Akşam doktorun kızkardeşi gelmişti baya gürültü vardı.Selim Bey akşam çok kızmıştı.Ertesi gün Selim Beyle ablası yanıma geldiler.Selim Bey’,n kızkardeşi Afife hanımda onlarla beraber geldi.Doğrusunu söylemek gerekirse ben Afifeden hoşlanmaya başlamıştım.Doktorgilde kalmam bittikten sonra eve döndüm.Varvar kapının önünde oturuyordu beni görünce kaltı ayağa yanıma geldi.Bir az şikayetlendikten sonra ben odama çıktım.Aradan bir kaç ay geçtikden sonra yine Varvar beni kapının önünde karşıladı ve Afife hanımın onlara gitmediğim için beni suçladığını söyledi.Bu benim için bir fırsatdı.Afifeyi görebilecektim, yine sohbet edecektik.Uzun zaman geçti ve en sonunda beb yine İstanbula dönesi oldum.Afifeyi ise hala aklımdan çıkaramıyordum.İstanbulda Afifede bizimle idi.Annele çok iyi anlaşıyorlardı.Hiç bir anne kızıyla böyle anlaşamazdı.Bir gün annemlerle bahçede oturuyorduk.Annem uykusu geldiği için eve çıktı.Afifeyle ben yanlız kalmıştık..Akşam uzun bir sohbet ettik.Fakat zaman öyle getirdiki, bir gün Afifeyi tamamen görmeyecektim.Gitmezden önce bana onu vapurad uğurlamak içinban yalvardı, fakat ben onu uğurlamağa gitmedim.Söylediğim gibi Afifeyi son zamanlarda sıs sık hatırlıyoum ve şimdi eriştiğim zirveden geriye baktığımda peri diye kabul ettiğim gittikçe asılları çiğnediğini görüyorum




Alt 16-11-2008 #52

evla

Aktif Üye

Ana - Özet - Maksim Gorki

KİTABIN ÖZETİ:

Nilovna Rusya’nın bir kasabasında yaşayan bir işçi eşidir. Kocası onu evde sürekli kullanıyor ve oldukça sık döverdi. Kasabadaki diğer evlerdeki durum da pek farklı değildir. Kasabada kimse birbirine yakın değildir. Herkes birbirini nedensiz bir kinle izlemektedir. Kocasının ölümüyle Nilovna’nın tek yakını oğlu Pavel kalır. Pavel içki içmeyi dener, içki pek hoşuna gitmez. Sonraları ise kendini sosyalizme verir ve boş zamanlarında bol bol kitap okumaya, arkadaşları ile bazı toplantılara katılmaya başlar. Ana ise endişeli ve biraz da meraklı bir halde onları izlemektedir. Onu en çok endişelendiren onların Hıristiyanlık hakkındaki düşünceleri ve oğlunun yakalanma ihtimalidir. Önce onlarda kalmaya başlamış olan Andrey, sonraysa oğlu tutuklanır. Oğlunun tutuklanmasındaki en büyük etken oğlunun fabrika müdürüyle yaptığı tartışma ve ortaya çıkan bildirilerdir. Oğlunun hapse girmesinden sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle Nilovna fabrikada bir işe girer ve bildirileri içeri sokarak onların devamlılığını sağlar. Bu sıralarda Andrey de hapishaneden çıkar ve Ana’ya gizliden gizliye okuma yazma öğretmeye başlar. Bu sayede Ana’nın Andrey’e duyduğu sevgiyi ve güveni artar. Ayrıca Ana oğlunun kendine hiç söylemediği bazı yanlarını Andrey’den öğrenir. Oğlunun Saşa’yı sevdiğini fakat dava uğruna evlenemediğini öğrenmesi, özellikle bunu başka birinden duyması iyice moralini bozar.
Pavel hapisten çıktıktan sonra da evlerine yapılan baskınlar devam eder. İspiyoncu Isay’ın öldürülmesinden sonra daha da sıklaşır. Fakat herhangi bir tutuklama olmaz. Bu sırada, Pavel ve arkadaşları 1 Mayıs hazırlıklarına devam etmektedirler. Ana, Pavel’in işçi bayramında bayrağı taşıyacağını öğrenir bu ise Pavel’in tutuklanıp kürek yada sürgün cezasına çarptırılacağı anlamına gelmektedir. Ana daha bilinçli olmasına rağmen, Pavel’in bu inadını saçma bulmaktadır. Ama oğlunu vazgeçiremeyeceğinin farkındadır. 1 Mayıs’ta bildirilerin de etkisiyle herkes sokaklara dökülür ve yürüyüşe geçerler. Askerle karşılaşılınca ise grupta Pavel, Andrey ve birkaç yoldaş kalır. Askerler onları yaka paça yakalayıp hapsederler.
Kendisi için en iyisinin kente gitmek olduğuna karar verilir. Kentte, Nikolay isminde bir gencin yanında kalmaya başlar. Fakat eskisi gibi boş boş evde oturmak değil, fabrikada olduğu gibi dava için, oğlu için bir şeyler yapmak istemektedir. Oğlunun arkadaşı olan Rıbin isimli birinin kasabadayken köylere gidip onları uyaracağı bilinmektedir. Rıbin efendi takımına büyük kin duymaktadır. Pavel ve Andrey ise devrimin kansız bir şekilde yapılması taraftarıdırlar ve Rıbin’in halkı isyana sürükleyeceğini düşünmektedirler. Pavel ve arkadaşları hem bu kini kıracak hem de insanları, ezenlere karşı uyaracak bildiriler yayınlamayı planlarlar. Ana görevi üzerine alır. Köylere giderek, Rıbin’e kitap ve bildiri taşımaya başlar. Bu sayede dağıtımda Rıbin’den de faydalanmış olurlar. Ana Rıbin’in insanın sinirini bozan sözlerini sevmemekle beraber onun insanların acılarını gördüğünü ve halk için çalıştığının farkındadır.
Bu gezilerden birinde köyde çalıştığı fabrika tarafından adeta kanı emilmiş hasta bir gençle tanışır. Bu gencin anlattıkları henüz kafasında canlandıramadığı sömürülmenin canlı kanıtıdır, artık kendini işine daha fazla vermeye başlar. Bu, Nilovna’nın gördüğü burjuvazi tarafından çürütülmüş ilk kişiydi. Daha sonraları sürekli evlerine gelen bir yoldaşın zatüreye yenik düşmesine, bir başkasının kafasının kılıç kabzasıyla acımasızca ezilmesine şahit olur. Köye gittiği günlerden birindeyse Rıbin’in polislerce acımasızca dövüldüğünü görür. Bu tecrübelerin etkisiyle burjuvazinin gücünün yine halktan geldiğini, halkı halka kırdırarak insanları korkuttuğunu fark eder. Bu kafasındaki, halkı bilinçlendirmenin bir çözüm olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Ayrıca bu tür tecrübeler kazanması ve inancının artması, kendine güvenilir ve içten konuşmalar yapabilmesine yardımcı olur. İnsanların kendisini dinlemeye başlaması ve onları etkileyebildiğini görmek Nilovna’nın çok hoşuna gider.
Mahkeme günü gelir. Ana; mahkemeden çok korkmakta savcının ve yargıcın, sorgulayıcı ve aşağılayıcı sorular sorup oğluna hakaret edeceği fikrini bir türlü kafasından atamamaktadır. Mahkeme düşündüğü şekilde gitmez. İlk bölümde savcı yalnızca onları bazı yüzeysel laflar kullanarak suçlar. Ana Oğlu ve arkadaşlarının ise pek korkmadıklarını kolayca anlar. Oğlu Rusya’da büyümekte olan kapitalist düzenden ve insanların sömürülmesini konu alan etkileyici bir konuşma yapar, fakat yargıç tarafından susturulur. Diğerleri ise mahkemeyi tanımayarak ifade vermeyeceklerini söylerler. Hepsine sürgün cezası verilir. Ana bu karara sevinir. Çünkü ona, oğlunun sürgünün ilk yıllarında kolayca kaçabileceği söylenmiştir. Mahkemeden sonra arkadaşları Pavel’in konuşmasının basılmasına ve dağıtılmasına karar verirler. İtirazlara karşın, Nilovna oğlunun konuşmasının dağıtımını üstlenir. Köye giderken trende bir hafiyenin peşinde olduğunu fark eder. Hafiyenin üzerine yürümesiyle bağıra bağıra insanların acılarını ve sistemin aşağılık yanlarını anlatmaya başlar. Bir yandan da oğlunun konuşmalarını etrafındaki aç beyinlere dağıtmaktadır. Sonunda kan revan için tekmelerle tokatlarla tutuklanır.




Alt 16-11-2008 #53

evla

Aktif Üye

İhanet Noktası - Özet - Dan Brown

KİTABIN ÖZETİ:

NASA uydusu, Kuzey Kutbu’nda buzların derinliklerine gömülü az bulunur bir nesnenin varlığını belirleyince herkes şaşkına döner. Uzun süredir yeni arayışlar içinde bocalayan Uzay Dairesi bu buluşu bir zafer olarak niteler. Bu durum, ABD uzay politikası ve eli kulağındaki başkanlık seçimlerini derinden etkileyecek bir zaferdir aynı zamanda.
Oval Ofis’in yeni sahibinin kim olacağı belli değildir, ama Başkan, Beyaz Saray Gizli Servis Analizcisi Rachel Sexton’ı, bu yeni buluşun gerçekliğini kanıtlaması için Milne buzuluna gönderir. Karizmatik bilim adamı Michael Tollan ve uzmanlardan oluşan bir ekip eşliğinde Rachel akla hayale gelmeyen ve tüm dünyayı korkunç ihtilaflara sürükleyecek bilimsel bir sahtekarlığı ortaya çıkarır.

Rachel, Başkan’la iletişim kurmadan önce, Michael ile birlikte ölümcül görev gücünün saldırısına uğrar. Gerçeği gizlemek uğruna hiçbir engel tanımayan esrarengiz bir güç kırıcı ve suikastçılardan oluşan özel ekip onları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
Ekibin, ölümcül olduğu kadar ıssız bir ortamda canlarını kurtarmaya çabalarken, hayatta kalabilmek için tek bir umutları vardır: Bu korkunç tuzağın perde arkasında kimin olduğunu bulmak. Gerçeği öğrendiklerinde ise akıllara durgunluk veren bir ihanet ile karşılaşacaklardır.

Ünlü yazar Dan Brown, İhanet Noktası ile okuyucularını çok gizli ulusal keşif dairesinden kuzey kutbunun devasa katmanlarına ve oradan da tekrar Beyaz Saray Batı Kanadı’nın buram buram güç kokan koridorlarına taşıyor.
Bilim, tarih ve politikayı harmanladığı ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar’dan sonra, Brown hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlatan her köşenin ardından şaşırtıcı sürprizlerle dolu müthiş bir gerilim romanı ile bir kez daha okurlarıyla buluşuyor. İhanet Noktası, ustaca yazılmış bir gerilim romanı.




Alt 16-11-2008 #54

evla

Aktif Üye

Kiralık Konak - Özet - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

KİTABIN ÖZETİ:

Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört anlamını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu




Alt 16-11-2008 #55

evla

Aktif Üye

İnce Memed - Özet - Yaşar Kemal

KİTABIN ÖZETİ :

Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan Dikenliözü’ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk’tur. Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar. Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır. Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular. Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz.
Köyün yağız delikanlılarından Memed günlerdir Abdi Ağa’nın tarlasını sürmektedir. Artık dayanamayacağını anlayınca herşeyi bırakıp Kemse Köyü’ne gider ve Süleyman’a sığınır. Memed’in bu yaptığı aslında bütün köy ahalisinin hayalidir. Memed kışı Kesme Köyü’nde geçirir. Anasını ve köyünü özlemiş olmasına rağmen dönmemekte kararlıdır. Bir gün köyden bir tanıdık onu görür ve bu haberi hemen Abdi Ağa’ya yetiştirir. Bunu öğrenen Abdi Ağa Süleyman’ın kapısına dikilir ve Memed alıp köye götürür. O yaz Memed hasatı yapar ve Abdi Ağa’nın topraklarını sürer. Abdi Ağa ise ceza olarak ona hasatın beşte birini verir. O kış Memed ve anası çok zorluk çekerler.
Memed arkadaşı Mustafa ile ilk defa kasabaya giderler. Yolda iyi, mert bir eşkiya olan ve hayranlık duydukları Kara Ahmet’le karşılaşırlar. Kasabadaki yaşam Memed’i çok etkiler. Ağaların olmadığı herkesin hür olduğu bu hayat özlemiyle Memed sevgilisi Hatçe’yi kaçırmak için köye gider ve barber kaçarlar. Abdi Ağa’nın yeğeninin nişanlısı olan Hatçe ile Memed’in kaçmalarının ardından Ağa’nın adamları ve yeğeni onları yakalamak için izlerini sürerler. Nitekim bulurlar. Aralarında çatışma çıkar. Abdi Ağa’nın yeğeni ölür, Memed yaralanır ve kaçar. Hatçe ise yakalanır. Memed’in sığınacak bir yeri olmadığı için Deli Durdu denilen bir eşkiyanın çetesine sığınır. Çetenin yaptığı haksızlıkları gören Memed Deli Durdu’dan nefret eder.
Bu sırada Abdi Ağa Hatçe’yi cezalandırmak için ona bir tuzak kurar. Yeğenini Hatçe’nin öldürdüğüne jandarmaları ikna eder ve Hatçe hapishaneye düşer.
Eşkiyalığa iyice alışan Memed zulmetmeye dayanamaz ve çeteden ayrılıp yeni dostlar bulur ve onlarla gezmeye başlar. Bir gece köye geldiğinde anasının öldüğünü duyar ve Hatçe’nin başına gelenleri öğrenir. Ardından Abdi Ağa’nın izini sürmeye başlar.
Bu arada Abdi Ağa Memed’i ortadan kaldırmak için bir tuzak kurar. Memed ise kasabada Hatçe’yi bulur ve bir yolunu bulup onu ve arkadaşını hapishaneden kaçırmayı başarır. Köylüleri de Abdi Ağa’ya karşı gelmeleri hususunda yüreklendirir. O kış köylüler Abdi Ağa’ya hasatlarından bir buğday tanesi bile vermezler.
Abdi Ağa Ankara’ya telgraf çeker ve Memed’in gizlendiği yeri ihbar eder. Jandarmalar Memed’i kıstırırlar. Aralarında çatışma çıkar. Tam bu sırada Hatçe doğum yapar. Memed eşi ve çocuğu için teslim olur fakat bu esnada Hatçe vurulur. Memed’in dünyası yıkılır. O sırada çıkan afla serbest kalır. Doğan çocuğunu Hatçe’nin hapishane arkadaşı alır ve Gaziantep’in bir köyüne götürür.
Olaylardan Abdi Ağa’yı sorumlu tutan Memed köye gelir ve Abdi Ağa’yı vurur. Bu duruma sevinen köylü bayram eder. Memed ise atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.
O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.




Alt 16-11-2008 #56

evla

Aktif Üye

Osmanlı'nın Çöküşü - Özet - Joseph Pamiankowiski

1.BÖLÜM
Balkan harbi sırasında İngiliz ve Fransızların, Almanya’nın dostu Osmanlıların yenilmesini istemeleri, yazara büyük bir savaş çıkacağı kanaati vermiş. Türk ordusunun büyük bir ıslaha gereği vardı. Almanların Türk ordusunu ıslah için bir takım çalışmaları vardı. Fakat Rusya bundan rahatsızdı. Enver Paşa kumandanlığa getirilmişti. Padişahın bu haberi gazetelerden öğrendiği rivayet edilirdi. Enver Paşa Bosnalı bir Müslüman aileden gelir. Kibirli ve tecrübesiz oluşu Osmanlı’nın 1. Dünya savaşındaki mağlubiyetinin sebeplerindendir.
Enver Paşa, göreve gelir gelmez ordudaki bütün yaşlı ve tecrübeli paşaları görevlerinden aldı. Bu olay ordudaki dengeleri alt üst etti. Kendine muhalif olan bütün subayları tasviye etti. Askerlerin maddi durumu kötüydü, maaş alamıyorlardı.
Almanlar Osmanlı’yı kullanarak bir takım emellerine ulaşmak istiyordu. En büyük emeli Afganistan, İran ve Osmanlı’yı kullanıp İngilizlerin elinde bulunan Hindistan’a bir koridor açıp burayı eline geçirmekti.
O tarihlerde Almanya’dan işçiler getirtilip Osmanlı’da çalıştırılmıştı. Savaş sırasında Osmanlı’da faaliyetler gösteren Almanların sayısı 18-20 bin civarında idi. Zengin Mısırlı aileler Boğazı kapmışlardı. Şehrin içi sıcak fakat Karadeniz’den esen rüzgarlar havayı biraz serinletiyordu.
2.BÖLÜM
Dük Franz Ferdinand ve karısı bir Sırp genci tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Avusturya-Macaristan imparatorluğu Sırbistan’a savaş açtı. Rusya Sırbistan’ın yanında yer aldı. Böylece savaş başlamış oldu. Türkiye İngilizler’den kaçan Göben ve Breslav adlı iki Alman gemisini alarak gemilere Yavuz ve Midilli adını verdi. Neden böyle bir şey yapılmış ve İngilizler ve Fransızlara tavır alınmıştı?
Türkiye kapitülasyonların kalkmasını istiyordu. Kapitülasyonlar çok zararlı idi. Bu devletler çok düşük vergi veriyordu. Suç işleyen bu ülkelerin vatandaşları sadece kendi konsolosluklarında yargılanıyorlardı.
Türkiye parasını verdiği, İngilizlere sipariş ettiği Sultan Osman ve Reşadiye adlı iki gemiyi İngilizlerden alamıyordu. İngilizler bu iki gemiye el koydu. Bu olay İstanbul’da İngilizlere karşı büyük infial uyandırdı. Ülkeden uzaklaştırıldı. Bu olaylar üzerine Çanakkale Boğazı’na mayınlar döşendi ve 35 metre derinliğe varan bir ağ boğaza çekilerek, Çanakkale Boğazı 27 Eylül 1914’ te milletler arası ulaşıma kapatıldı. Sebep olarak da Çanakkale Boğazı önünde demirleyen İngiliz donanmasının bir Türk deniz muhribinin tahrip edilmesi gösterildi.
Enver, Talat ve Cemal Paşaların emriyle 28 Ekim günü Almanlar’dan alınan bu iki gemi Yavuz ve Midilli Rusya’nın Sivastopol ve Novorisk limanlarını bombaladılar. Bunun için Osmanlı Almanlarla 30 Milyon pound karşılığı borç aldı. Bu olaydan ne Padişahın ne de Sadrazamın haberi yoktu. Sadrazam bu olaydan dolayı Rusya’dan özür diledi. Rusya bu özürü bütün Alman subayların ülkeden çıkartılması karşılığında kabül edeceğini söyledi. Fakat İngilizler böyle bir şeye karşı çıkarak, İzmir limanına gitmekte olan iki Türk ticaret gemisine saldırıda bulunarak gemilerden birini de zaptettiler. Bunu bahane gösteren Paşalar savaşa karar verdiler.
3.BÖLÜM
Osmanlı, itilaf devletleri vatandaşlarına medeni devletlerde görülmeyen bir dürüstlük içerisinde muamele etti. Türkiye’den ayrılmak isteyenler tren ya da gemi ile memleketlerine gönderiliyor, kalmak isteyenler de kalmakta serbest idiler.
Osmanlı ordusu 1910’dan beri savaş halinde idi. Bu savaşlar 1910 daki Arnavut ve Şam’daki ayaklamalar, 1911 Trablusgarb savaşı ve Yemen ve Arnavutluk’daki isyanlar, 1912 Balkan harbi. Bu savaşlardan en büyük zararı Türk halkı görmüştür.
Savaş tüm şiddeti ile devam ederken itilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçmeyi denediler. İlk başta denizden sadece donanma ile geçmek istediler. Fakat gemiler denizdeki akıntı ve tecrübesizlikten dolayı bir türlü hedef tutturamadılar. Buna bir de Osmanlı bataryalarındaki erlerin şahane hedefi bulan atışları eklenince itilaf kuvvetleri boğazı geçmeyi başaramadı (18 Mart 1915) Bunun üzerine itilaf devletleri karada taarruza geçtiler. Fakat bunda da başarılı olamadılar. 9 ay süren savaşlar sonucunda her iki tarafta takribi 250şer bin zayiat verdiler.
Doğuda Ermenilerle, Güneyde İngilizler ve İranlılarla savaşılmıştı. Savaşlar sırasında Ermenileri doğuya İran’a doğru sürdü. Bu sürgün sırasında 250-300 bin civarında Ermeni yolda öldü. Ermenilerin amacı savaşlardan faydalanarak Ermenistan devletini kurmak istiyorlardı.
1915’larda Türkiye’de hayat pahalılığı hakimdi. Gerekli maddeler buğday, kömür, gaz ve petrol dışarıdan ithal ediliyordu. Fiyatlar 4-5 misli birden arttı. 1915-1916 yıllarında Arap halkı da çok sefildi. Bir çok kişi açlık ve soğuktan ölüyorlardı. Anadolu’da durum bundan farklı değildi.
Kuzeyden Erzurum ve Trabzon dahil doğu Anadolu Rusların elindeydi. Halk çok zor durumdaydı. Halk büyük kafileler halinde zor şartlar halinde altında bu yörelerden iç Anadolu’ya göç ediyorlardı. Halkın çoğu açlıktan ve hastalıktan telef oldu.
İngilizlerin kışkırtmasıyla Arabistan’da Osmanlı’ya karşı isyan başladı. Osmanlı güçsüz olduğu için yöre halkının ihtiyaçlarını yukarda da belirttiğim gibi karşılayamıyordu. Bundan yararlanan İngilizler orada Ermenilere para, yiyecek makam vaad ederek onları kendi tarafına çekmeyi başardı.
Güçlenen İngilizler Bağdat’ı aldılar. Buna sinirlenen Almanlar ve Türkiye, Berlin’de buluşarak büyük bir ordu hazırlayıp Bağdat’ın tekrar geri alınmasına karar verdiler. Fakat bu ordu tam anlamıyla hazırlanamadı. O zamanki şartlar gerçekten çok kötüydü. Bunun üzerine hazırlanılması düşünülen ordu, Sine cephesine kaydırıldı. Bu ordu sayıca fazlaydı. Fakat ellerinde yeterli tüfek yoktu. 75-80 bin kişilik orduya 15 bin tüfek düştüğü düşünülürse durumun vehameti daha iyi anlaşılır. Sonuç olarak bu cephede de Türk ordusu Şam’a çekilmek zorunda kaldı. Savaşın en ilginç yanlarında birisi de Osmanlı ordularının başında hep Alman komutanların olması idi.
4.BÖLÜM
Doğuda Bolşevik devrimi sonucunda Rus ordularında bir gevşeme oldu. Bunun üzerine Ruslar barış antlaşması yapmak zorunda kaldı. Brest Litowsk antlaşması imzalandı. Ruslar Doğu Anadolu’dan çekildi. Bunu fırsat bilen Osmanlı Kars, Ardahan ve Batum’u geri aldı. Bu olaya Ermeniler ve Gürcüler karşı çıktı. Bu kargaşa ortamından yararlanmak isteyen Osmanlı Gürcistanı’da almak istedi. Bunun üzerine saldırıya geçti. Fakat Almanlar bu durumdan çok rahatsız oldu. Çünkü Almanların Hindistan’a gitme hayalleri burudan geçiyordu. Almanlar Bakü petrol kuyularını ele geçirmeyi ve Kafkasya’daki bütün hammaddeleri elde etmeyi ve Kafkasya ‘dan İran’a, Ortaasya, Afganistan ve Hindistan’a giden yolu açmayı istiyordu. Almanlar, Eğer Türkiye Gürcistan’a girmekte diretirse ittifakı bozacakları tehdidini bile savurdular. Bu durum üzerine Türkiye bütün Kafkas ülkelerini Türkiye’ye çağırarak bir antlaşma yapmayı önerdi. Fakat Almanlar bir takım gizli planlar yaparak Rusya ve Gürcistan’ın anlaşmasını sağladı. Bu durum Türkiye’nin aleyhine idi. Bunun üzerine Türkiye’de Almanlar’a karşı bir öfke başlardı. Fakat daha sonraları İngilizler’in başlatmış oldukları yeni taaruzlarla bu durum hafifledi. Savaş gittikçe kötüye gidiyordu ve sonunda Türkiye itilaf devletleri ile 30 Ekim 1918’de Mondoros Mütarekesini imzalamak zorunda kaldı. Bu anlaşmaya göre:
1) Çanakkale ve İstanbul boğazları açık tutulacak.
2) Boğazlarda ve İmparatorluğun stratejik önemi olan yerleri itilaf devletleri tarafından işgal edilebilcekti.
3) Türk ordusu derhal terhis edilecek.
4) İran, Suriye, Irak, Kilikya ve bütün Arabistan tahliye edilecek.
5) Bütün Alman ve Avusturya Macaristan tabeası asker ve sivil kişiler Türkiye’yi bir ay içinde terk edeceklerdi.
Bu antlaşmadan sonra Talat Enver ve Cemal Paşalar İstanbul’u terk ederek kaçtılar. İtilaf devletleri İstanbul’u işgal etti. Yazar da İstanbul’u gemi ile terk etmek zorunda kaldı.




Alt 16-11-2008 #57

evla

Aktif Üye

Büyük Ümitler - Özet - Charles Dickens

Kitabın Özeti :

Genç Pip,tetim bir çocuktur;ablası ve ablasının kasaba demircisi olan iyi kalpli kocası tarafından yetiştirilir.
Tek başına bir hayat süren Pip,genelde civardaki ormanlar arasında dolaşır,zaman zaman ölmüş anne ve babasının mezarlarını ziyaret ederek ağlar.Bir gün ormanda dolaşırken önüne iriyarı bir adam çıkar ve kendisi- ne derhal yiyecek getirmezse onu öldüreceğini söyler.Bu adamın hapishaneden kaçan biri olduğu anlaşılmaktadır;zira ayaklarını bağlayan zincirleri kesmek için Pip’ten bir eğe getirmesini de ister.
Adamın bu isteğini reddetmeyecek kadar dehşete düşen Pip ablasının mutfağından bir tabak etli hamur çalar ve alet kutusundan da bie eğe alarak mahkumun kendisine rastladığı yere gider.Burada başka bir yabancı adam daha görür birincisi ile şiddetli bir kavgaya tutuşmuştur. Ã*********kinci adam sonunda sisler arasında kaybolur.Aradan uzun zaman geç- meden adı Abel Magwitch olan hapishane kaçkını tekrar yakalanır;fakat hapishaneye götürülmeden önce Pip’e, kendisine yardım ettiği için iyilik yapacağını söyler.
Pip,bu hadiseyi çabucak unutur.Çok geçmeden Bayan Havisham,Pip’in ablasından Pip’ii Satis evine gondermesini rica eder.Uzun bir zaman önce Bayan Havisham,evlilik gününde kocası olacak adam tarafından reddedilmiştir.Kadın,o günden bugüne,odalardaki bütün saatleri durdur- muştu ve şimdi vesayeti altındaki güzel fakat kibirli Estella ile yaşamak- tadır.Düğün gecesinin sabahında yenecek kahvaltı masadaki pasta ile birlikte küflenmiş vaziyette durur.Pip,Bayan Havisham’ıı ziyaret ettiği zaman,onun bu herkesten ayrı davranışlarına hayret eder.
Yapayalnız bir hayat süren Bayan Havisham Pip’ten,sık sık gelerek vesayeti altındaki Estella ile oynamasını ister.Estella,Pip’in canını sıkar ve Bayan Havisham da,kızın Pip’ii kızdırmasını teşvik eder.Estella’ya kızmasına rağmen,Pip,onun derin tesiri altındadır;Estella onun şimdiye kadar gördüğü kızlar arasında en güzelidir.
Çalışkan bir kimse olduğundan Pip,birgün demirci dükkanındaki sınırlı hayattan kurtulacağını bilir.Bu fırsat da kısa bir zaman içinde gerçekleşir. Bir gün Bay Jaggers adında kendini beğenmiş bir avukat gelerek ismini belirtmeyen birinin Pip namına para yatırdığını ve onun Londra’ya giderek bir centilmen olmasını istediğini söyler.Bu habere çok sevinen Pip,paranın Bayan Havisham’dan geldiğini,kendisinin böylece,Estella için arzu edilir bir koca olarak yetişmesini istediğini sanır.
Pip,Londra’da,Herber Pocket adında Bayan Havisham’ın uzaktan bir akrabası ile arkadaşlık eder.Pocket,Londra’yı iyi bilen zarif bir gençtir. Pip için kiralanan odalardan birinde yaşar.Avukat Jaggers,Pip’in sorularını cevaplandırmaz.Kendisine yardım edenin kim olduğunu söylemez,zamanı gelince öğreneceğini söyler.
Pip,çok geçmeden,Londralı şık bir aylak olur.Bentley Drumle adında tahammül edilmezcesine kibirli bir avukatla tanışır ve Londra sosyetik hayatının bütün girdi çıktılarını o kadar iyi öğrenirki,sadık arkadaşı basit Joe Gargery’nin kendisini ara sıra ziyaret etmesinden rahatsızlık duyar.
Bununla beraber Joe ayrıldıktan sonra Pip,ona kaba muamele yaptığından dolayı pişmanlık duyar.Bir defa Bayan Havisham’ın ricası üzerine,Pip,Joe ile birlikte Havisham’ıi ziyaret eder.Yaşlı Havisham ve vesayetindeki Estella,Pip’in,mutevazi bir hayattan nerelere geldiğini hayretle görürler.Bayan Havisham,daha da ileriye giderek, Pip’e, Estella’ya aşık olmasını beklediğini söyler.Pip’in de istediği budur.
Estella Londra’ya gelir.Çok geçmeden,esmer güzelliği ve sosyetik tavırlarından dolayı aralarında Bentley Drumle’nin de bulunduğu gençler ona kur yapmaya başlar.Kız,gerçi ara sıra Pip’ii görürse de Pip’e aşık olmadığı bellidir.
Yirmi birinci yaş gününde Pip’ii çocukken ormanda ettiği hapishane kaçkını Magwitch hayrete boğarak ziyaret eder.Kaba,zihnen hiçbirşeyl meşgul olmadığı hissini uyandıran bu adam,ilk önce titiz Pip üzerinde tiksinti uayandırır;ama Pip’in gizli hamisi olduğu açıkladığı zaman Pip dehşete düşer.Magwitch,Pip’e,gönderildiği yerde çok para yaptığını ve şimdi kendisinin bir oğlu kabul ettiği Pip’in nasıl bir genç olduğunu görmek için gizlice Londra’ya geldiğini söyler.Tek isteği Pip’in kendisinin başaramadığı tarzda bir centilmen olmasıdır.Ã*********ngiltere’ye Provis nikiyle gelmiştir.Eğer polis onun mahkumları kolonisinden kaçtığını ögrenirse ölüme mahkum edileceğini söyler.
Bu çıkmaz Pip’ii sersemletir.Magwitch’e minnettarlık duyması gerektiğini bilirsede bu yarı vahşi adama sempati duyamayacak cooldur. Hamisinin Bayan Havisham olmaması da onu büyük bir hayal kırıklığına uğratır.Genede Pip,Magwitch’e yardım edeceğini söyler ve Magwitch de ormanda kavga ettiği kimsenin,baş düşmanı Arthur Compeyson olduğunu belirtir.Pip de Herbert Pocket’den Compeyson’un Bayan Havisham’ı1 düğün gününde terkeden adam olduğunu ögrenir.
Kendi hamisinin Bayan Havisham olduğunu sanmakla düştüğü ahmaklığa kızan Pip,yaşlı kadını azarlamak için kasvetli eve birkez daha gider.Kadın da,Pip’e işkence yapmaka istercesine,Estella’nın,yakın bir zamanda Bentley Drule ile evleneceğini söyler.Bayan Havisham Pip’in bu derece kızgın olacağını beklememektedir.Kendisinin terkedilmesinden bu yana bütün erkeklerden intikam almaya yemin etmiştir.Pip’in Estella’ya beslediği duyguları istismar etmek suretiyle,bu yeminini yerine getirmiş olmuğunu sanır.

Estella’nın evlenmesinden sonra Pip Havisham’ın evini tekrar ziyaret eder.Binada bir yangın çıkar.Pip,Bayan Havisham’ı1 kurtarmaya çalışır,fakat çok geç kalmıştır.Ev,mazinin toz ve eşyası ile dolu olduğundan çabucak yanar.Bayan Havisham alevler ortasında can verir.
Londra’ya dönen Pip,Magwitch’in gerçekte Estella’nın babası olduğunu öğrenir;annesi de muhtemelen,Avukat Jaggers’in ev işlerine bakan garip kadındır.Daha da hayret uyandırıcı bir haber Compeyson’un da Londra’da olduğu ve Magwitch’i2 öldürmek için fırsat kolladığıdır.Pip, Herbert Pocket’in yardımı ile,hamisini ingiltere’den Fransa’ya kaçırmak ister.ardından,kendisi de Fransa’ya gidecektir.Fkat vapura biner binmez, Compeyson kendilerini yakalar.iki düşman yumruk yumruğa şidddetli bir kavgaya tutuşur,Magwitch Compeyson’u öldürür.Bu suçundan dolayı, eski mahkum tekrar tutuklanır ve yargılanmasını beklediği sırada hapishane de ölür.
Son zamanlarda başına gelen bu olaylarla Pip hastalanır ve eski sadık arkadaşı Joe Gargery kendisine bakar.Pip’in ablası ölmüştür ve Joe da kendisini seven kocası üzerinde hakimiyet kurmak istemeyen Biddey ile evlenmiştir.Pip nihayet bu mütevazi,sadık Joe ya dudak bükmekte ne kadar haksız olduğunu anlar.Joe ile birlikte,onun demirci dükkanına döner ve hastalık harici döneminde,kendisine kötü muamele ettiği için Joe’dan özür diler.
Estella’yı kaybedişini hala hazmedemeyen Pip Herbert Pocket ile birlikte Londra’da bir iş kurar.Seneler sonra bir zamanlar Bayan Havisham’ın evinin durduğu yeri son bir defa ziyaret eder.Orada Estella’yı görür.Beraberce bir zamanlar,çocukken oynadıkları bahçede dolaşırlar.Estella,şimdi dul bir kadındır.Sosyetik köklerinden ötürü evlendiği haşin Bentley Drumle,vahşetle muamele ettiği atının bir çiftesi ile ölmüştür.Drumle ile geçirdiği hayatı ve tek başına yapayalnız süren dulluk hayatı,bir zmanaların soğuk ve kibirli Estella’sını yumuşatmıştır. Elele bahçede yürürlerken Pip ve Estella artık birbirini hiç bir zaman terkedemeyeceklerini anlarlar.Hikayenin sonunda herkes mutlu olur !




Alt 16-11-2008 #58

evla

Aktif Üye

Ankara - Özet - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Kitabın Özeti :

Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Boş zamanlarında Hatice Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan birisine dönüşmüştür. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Ankara’nın çehresi değişmiştir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.




Alt 16-11-2008 #59

evla

Aktif Üye

Aşk-ı Memnu - Özet - Halid Ziya Uşaklıgil

KİTABIN ÖZETİ:

Roman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.

Bir gün toplanıp pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır, onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar.

Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir.

Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.




Alt 16-11-2008 #60

evla

Aktif Üye

Ateşten Gömlek - Özet - Halide Edip Adıvar

KİTABIN ÖZETİ:

İzmir’in işgalinde Yunanlıların, kocasını ve oğlunu öldürmeleri üzerine önce İstanbul’a gelen ve sahip olduğu Türklük şuuru ve mücadele azmiyle İstanbullu gençlerin bilinçlenmesini sağlayan Ayşe’nin uyandırdığı heyecana kapılan subaylar Anadolu’ya geçerler. Çeteler düşmanla savaşmaktadır. Bu savaşta Ayşe hasta bakıcı Peyami ise çeviricidir.

Ayşe kendisini seven ve evlenme teklif eden İhsan’a cevabını ancak İzmir alındıktan sonra vereceğini söyler. Peyami ise sevgisini Ayşe’ye açıklayamamaktadır. Cephede İhsan şehit düşer, Ayşe de ileri hatlar giderek orada can verir. Peyami ise kafasına aldığı kurşunla hastahanede ölür.

Peyami’nin ölümünden sonra doktorlar Peyami’nin notlarını araştırarak Ayşe adında birisinin kolorduda görev yapmadığını ve İhsan isminde birinin de alay komutanı olmadığını fark etmişlerdir.




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:30 .


aaaaaaaaaaaaaaaaa